Paris’te Aşkın Binbir Hali

Aşk Sanatı (L’Art d’Aimer)
Yönetmen-Senaryo: Emmanuel Mouret
Görüntü: Laurent Desmet
Oyuncular: François Cluzet (Achille), Frédérique Bel (Achille’in Komşusu), Pascale Arbillot (Zoé), Julie Depardieu (Isabelle), Judith Godrèche (Amélie), Laurent Stocker (Boris), Élodie Navarre (Vanessa), Gaspard Ulliel (William), Ariane Ascaride (Emmanuelle), Emmanuel Mouret (Louis), Ariane Ascaride (Emmanuelle), (Philippe Magnan (Paul), Stanislas Merhar (Laurent), Philippe Torreton (Anlatıcı)
Yapım: Moby Dick Films (2011)

Ruhta aşkın müziğini arayan yönetmen Emmanuel Mouret’nin “Aşk Sanatı” filmi, modern zamanlarda aşkın hallerini gösteriyor. Bölümlerden oluşan bu film, karakterlerinin çoğunun da yollarını kesiştiriyor.

Tınılarıyla insanları büyüleyen piyanist Laurent, o müziğin peşine düşüyor. Yani aşkın müziğinin. Sık sık kadınlarla olan Laurent, o tınıları bir türlü ruhunda duyamıyor. Aşkın müziği Mozart’ın “Piyano Sonatı No 16” mı, yoksa Brahms’ın “3. Senfoni Op. 90” mıydı?. İkisi birden olabilir mi? Senfoni, Brahms’ın Clara’ya duyduğu karşılıksız aşkını anlatıyor, belirtelim. Başlarda skeç gibi olan film, hikâyeler geliştikçe doğal seyrine giriyor ve birçok karakterinin yollarını film boyunca kesiştiriyor. Seyirci filmi bir anlatıcının yorumlarıyla takip ediyor. Bir yıldır sevgilisi olmayan ve sevişememekten bulanıma girmiş Isabelle, soğuk yatağında bir rüya görüyor. En yakın arkadaşı Zoé’nin kocasıyla yatma hayali. Rüyasında Zoé, sağlık harcamalarından tasarruf yapabilmek için her insanın sevişmesinden yana. Yoksa insanlar, psikolojik sarsıntı yaşayıp psikiyatristlere gidiyor ve anlamsız biçimde vergi yükü getiriyor halkın üzerine. Rüyasından uyanan Isabelle, buluştuğu Zoé’yle konuşuğunda tıpkı rüyasındaki gibi kocasıyla yatmasını söylüyor. Rüyayla gerçek farklı. Isabelle düşünmek için ayrılıyor ve film başka hikâyeleri gösteriyor. Achille dairesindeyken kapısı çalıyor. Hiç görmediği kapı komşusu güzel genç kadını karşısında görüyor. Elbette olanlar oluyor. Anahtarlarını dairesinde unutmuş ve çilingir çağırmak için Acille’in telefonunu kullanan kadın, sevgilisinden yeni ayrılmış. Aşkın ateşini de Achille’in içine atıveriyor. Küçük bunalımlar yaşayan genç kadın, tüm dişi görüntüsü ve dişi sesiyle Achille’in sabrını sınıyor sürekli. İlişkide doğallığı arayan kadın, Achille’in sabrını üst noktaya taşıyor ve olanlar da oluyor.

Aşkta liberallik olur mu?

Hikâyenin başka bir yerinde genç çift, William ve Vanessa var. Bu ilişkide sadakat ve kıskanma öne çıkıyor. Birbirlerine karşı açık liberal bir ilişki bu. En azından teorik olarak. İşyerinden Louis, Vanessa’yla yatmak için sürekli ısrar ediyor. William, pişmanlığın vicdan azabından daha yakıcı olduğunu düşünüyor. Vanessa’yı bir gecelik macera için teşvik ediyor. Latin Amerika’ya gidecek Louis, bir daha göremeyeceği Vanessa’yla bir defa olarak onu unutacağını sanıyor belki de. Louis, Vanessa’ya aşık olunca işler farklı gelişiyor. Vanessa’yı cesaretlendiren William, kendisinin de biriyle olacağını söylüyor. Bu hikâyenin finali seyirci için eğlenceli. Hikâyeye Amélie ve Boris giriyor filmin bir yerinde. Boris’in kitabevi var ve en yakın arkadaşı Amélie’ye karşı engelleyemediği cinsel istek duyuyor. Bu anlarda kadın zekâsı öne çıkıyor. Amélie, evlerinin yakınında epeydir görmediği Isabelle’le karşılaşıyor. Bir yıldır sevişememiş Isabelle de kitapçı. Amélie’nin aklına bir fikir geliyor: Boris’le Isabelle’i yatakta buluşturmak. İkisi de birbirini görmeyecek. Otelde her şeyi ayarlayan Amélie, bu iki dostuna iyilik yapıyor. Bir de Emmanuelle var. Orta yaşını aşmış Emmanuelle, sevdiği kocası Paul’ü aldatmamak için ondan ayrılmayı düşünüyor. Son zamanlarda Emmanulle’de tarif edilemez cinsel patlama başlamış ve fantaziler kuruyor bu ateşle sürekli. Sonunda aşk kazanıyor.

Filmin hikâyesi Paris’te geçiyor. Yönetmen, aşk kadar büyüleyici Paris’i seyircilerine yaşatabiliyor. Paris ve aşk, sanki birbirlerini tamamlıyorlar. 1970 yılında Marsilya’da doğan oyuncu, yönetmen ve senarist Emmanuel Mouret’yi ülkemizde tanımayanlar çoğunlukta. Büyük oyuncu Gerard Depardieu’nün oyuncu kızı Julie Depardieu’yle François Cluzet’yi seyretmek müthiş keyif ayrıca.

(06 Temmuz 2012)

Ali Erden

ailerden@hotmail.com

Ereğli 1. Uluslararası Kısa Film Festivali

Ereğli 1. Uluslararası Kısa Film Festivali, 13 – 15 Temmuz 2012 tarihleri arasında düzenleniyor. Organizasyon olarak benzer festivallerden farklı bir çizgi oluşturmak ve bu çizgide bir ekol olmak için yola çıkan festival, Anadolu Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği (ANFODER), Ereğli Sanat Merkezi ve Ereğli Dağcılık ve Tenis Kulubü (ERDAK) tarafından oluşturulan bir platform tarafından gerçekleştiriliyor. Festival bünyesinde yapılacak olan kısa film yarışmasına katılım 31 Mayıs 2012’de sona erdi. Ön elemeyi geçen filmler ve festivalde gösterilecek filmler 01 Temmuz 2012 Pazar günü açıklanacak.

  • Basın Bülteni
  • Web Sitesi
  • Diğer haber, bağlantı ve yüksek çözünürlüklü afişlere haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Ereğli 1. Uluslararası Kısa Film Festivali yazısına devam et
  • Hüzün Yüklü Margot Aşka Giderken

    Bu Dans Senin (Take This Waltz)
    Yönetmen-Senaryo: Sarah Polley
    Müzik: Jonathan Goldsmith
    Görüntü: Luc Montpellier
    Oyuncular: Michelle Williams (Margot), Luke Kirby (Daniel), Seth Rogen (Lou), Sarah Silverman (Geraldine), Vanessa Coelho (Tony), Jennifer Podemski (Karen)
    Yapım: Joe’s Daughter (2011)

    Kanadalı oyuncu ve yönetmen Sarah Polley “Bu Dans Senin” filminde kadınları yan yollara girmeden yansıtıyor. Hatta mahremiyetin ötesine geçerek.

    Film, ocağın başında tatlı yapan Margot’nun üzerine açılıyor. Yönetmen, Margot’yu pencereden yansıyan ışığın yardımıyla sanki belgesel tadında yansıtıyor. Filmin girişiyle final bölümü birbirlerini tamamlıyor. Ardından Margot, elinde valiziyle yollara düşüyor. Bir süre de olsa seyircinin zihni karışıyor. Her şeyi toparlamak için bir zaman geçmesi gerekiyor filmde. Toronto’ya doğru bu yolculukta, Margot’yla Daniel’in yolları kesişiyor. Yönetmen, Margot üzerine zihin karıştırmayı da sürdürüyor. Uçakla, Nova Scotia’daki Louisbourg’a dönüyorlar. Rastlantıyla evleri de karşılıklı Margot’yla Daniel’in. Filmin hikâyesi, Kanada’nın Nova Scotia şehrine bağlı Louisbourg kasabasında geçiyor. Bu ada, Atlantik Okyanusu’nda. Açıklarında da Kuzey Kutbu var. Bölgeye Cape Breton Adası deniliyor. Körfezi de bulunan Louisbourg’un kalesi öne çıkıyor. Yönetmen, filminde bu güzel kasabanın güzelliklerini yansıtabilmiş perdeye. Kasabanın mimarisi gerçekten büyüleyici. Rengarenk taraçalı, yani verandalı müstakil evleri insana huzur veriyor. İşte bu huzur dolu kasabada Margot’nun hüzünleri var. Margot, Lou’yla evli. Lou, tavuk yemekleri kitabı yazan bir yazar. Bu yüzden evde bol bol tavuk tüketiliyor. Yönetmen, sürekli aralarında oyun oynayan Margot’yla Lou’nun sevişmelerini hiç göstermiyor. Hatta ima bile etmiyor. Sanki birbirlerini eğlendirmek için bir aradalar. Ama aralarında küçük sorunlar da var. Zaman zaman bu su yüzüne çıkıyor. Lou, şefkatli gibi görünse de kızabiliyor. Karşı komşu Daniel bir ressam. Çekingen olduğu için sergi açamıyor. Hayatını sürdürebilmek için kasabada çekçek işi yapıyor Daniel.

    Aşka doğru yolculuk…

    Margot ve Daniel arasında iletişim gelişmeye de başlıyor. Bir öğleden sonra barda martini içerken, Daniel’in kelimeleri Margot’yu belki de aşık ediyor ona. Yumuşak şiirsel kelimeler Daniel’in dudaklarında usulca değişip gri kelimelere dönüşüveriyor. Margot, çoğunlıkla mutfakta olan kocasını belki de zihninde değerlendirmeye başlıyor. Kocasının ailesini de seviyor. Lou’nun kız kardeşi Geraldine’in küçük kızı Tony ona çocuk özlemini gidertiyor. Elbette film tek çizgide gitmiyor. Çünkü hayat diye bir şey var. Margot, görümcesiyle de arada bir havuza gidiyor. Aralarda aile eğlenceleri oluyor. Ama hiçbir şey cinsel çekiciliğin yerini dolduramıyor. Margot, Daniel’e kasabanın otuz yıl sonrası için randevu verse de, deniz fenerine daha erken gidiyor kocasının izniyle. Geride sarsıntılar olsa da, Margot için bambaşka heyecanlar var ileride. Daniel’le Margot sevişirken perde yanıyor sanki porno sınırlarına gelirken. Yönetmen, filmindeki kadınlarını olduğu gibi gösteriyor. Havuzun duşunda her yaştan kadının çıplak vücudu dolaysız yansıyor. Michelle Williams, bir daha başka filmde böyle soyunmayacak belki. Filmin orijinal adı, Leonard Cohen’in şarkısından geliyor. “Take This Waltz” şarkısını filmin son jeneriğinde dinliyorsunuz. Biliyorsunuz, Cohen, Montréalli bir şarkıcı, besteci ve söz yazarı. Gerçek anlamda da bir şair. 1979 Toronto doğumlu yönetmen, oyuncu, senarist ve şarkıcı Sarah Polley, başrolünde Julie Christie’nin oynadığı 2006 yapımı “Away from Her-Ondan Uzakta” filmiyle biliniyor. Onu oyuncu olarak Adrien Brody’yle beraber 2009 yapımı Splice-Deney”, Jaco van Dormel’in 2009 yapımı “Mr. Nobody-Bay Hiçkimse” gibi filmlerden de hatırlayabilirsiniz.

    (06 Temmuz 2012)

    Ali Erden

    ailerden@hotmail.com

    Buz Devri 4: Kıtalar Ayrılıyor, Klak Sinema Programı’nda

    Bugün TV Klak Sinema Programı’nda bu hafta, sinema sezonunun ilk yarısı inceleniyor. Klak’ın geçtiğimiz 6 ay boyunca stüdyosunda yaptığı sohbetlerden çok özel bir kolaj; Yüksel Aksu ve Şahin Irmak ile Entelköy Efeköy’e Karşı, Ümit Ünal ve Erdem Akakçe ile Nar, Hakan Algül ve Necati Bilgiç ile Berlin Kaplanı sohbetleri sizleri bekliyor. Sevilen animasyon serisinin son filmi Buz Devri 4: Kıtalar Ayrılıyor; bu yazın heyecanla beklenen hiti İnanılmaz Örümcek Adam, hepsi Klak’ta. Klak Programı, 30 Haziran Cumartesi, 13:20’de ve 01 Temmuz Pazar, 15:20’de Kanaltürk’ün haber kanalı Bugün TV.de.

  • Basın Bülteni
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Buz Devri 4: Kıtalar Ayrılıyor, Klak Sinema Programı’nda yazısına devam et
  • 8. İstanbul Animasyon Festivali

    Bu sene 8.si gerçekleşecek olan İstanbul Animasyon Festivali’ne başvurular başladı. Festival kapsamında yapılacak yarışmaya, yapımı 01 Ocak 2010 tarihinden sonra tamamlanmış filmler katılabiliyor. Başvurular için son tarih 07 Eylül 2012 Cuma olarak belirlendi. Yılın en iyi filmlerinden oluşan yarışma filmlerine geçtiğimiz sene 44 ülkeden 550’nin üzerinde başvuru oldu. Geçtiğimiz senenin jürisi Baran Baran, Deniz Mutlu ve Emre Senan’dan oluşmuş ve IAF Büyük Ödülü, Sanni Lahtinen’in Chest of Drawers filmine verilmişti.

  • Basın Bülteni
  • Web Sitesi
  • Yüksek çözünürlüklü görsellere haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    8. İstanbul Animasyon Festivali yazısına devam et