yesilcam.gen.tr’den Ekrem Bora Anısına Klip

Türk sinemasıyla ilgili geniş ve farklı bilgiler barındıran yesilcam.gen.tr web sitesinin editörü Erhan Işık, 01 Nisan Pazar günü kaybettiğimiz sinemamızın efsane aktörlerinden Ekrem Bora anısına klip hazırladı. 04 Mart 1934 tarihinde Ankara’da doğan Ekrem Bora, Yıldız Dergisi’nin açtığı yarışma sonucunda sinemaya başlamıştı. Ünlü oyuncunun hatırlanan filmleri arasında Şafak Bekçileri, Suçlular Aramızda, Kumsaldaki İzler, Unutulmayanlar, Tapılacak Kadın, Sürtük, Dikkat Kan Aranıyor, Mazi Kalbimde Yaradır, Soğuktu ve Yağmur Çiseliyordu gibi filmler var.

  • Klibi izlemek için tıklayınız.
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    yesilcam.gen.tr’den Ekrem Bora Anısına Klip yazısına devam et
  • Lambdaistanbul, LGBTT Dayanışma Derneği Üyeleri Benim Çocuğum Belgeseli İçin Konser Organize Ediyor

    Yönetmenliğini belgeselci ve akademisyen Can Candan’ın üstlendiği Benim Çocuğum (My Child) isimli belgesel film için kamera karşısına geçen LİSTAG’lı aileler çekim bütçesindeki açığı kapatmak amacıyla bir kampanya başlattılar. Çocukları lezbiyen, gey, biseksüel, transseksüel veya travesti olan ailelerin hedefi toplayacakları desteklerle filmi bitirmek. Toplumda, ebeveyn, aile ve aktivist olmanın zorluklarını yaşayan aileleri konu alan belgesele destek vermek isteyen Lambdaistanbul, LGBTT Dayanışma Derneği üyeleri konser organize ediyor. Konser 06 Nisan’da İstanbul Live’de gerçekleşiyor.

  • Basın Bülteni
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Antrakt Sinema Matineleri’nde İkinci Dönem ve Yeni Programlar

    Antrakt Sinema Matineleri’nin 14 Ocak 2012′de başlayan, Sinema ve Televizyon Oyunculuğu, Senaryo Yazım Tekniği, Yapım, Temel Sinema Eğitimi konularında uyguladığı birinci dönemi 04 Mart 2012 tarihinde başarı ile tamamlandı. Katılımcılar katıldıkları oturumlar sonucunda kendi özgün senaryolarını ortaya çıkarmayı başardılar. Antrakt Sinema Matineleri, 14 Nisan 2012 – 03 Haziran 2012 tarihleri arasında uygulanacak ikinci dönem programı ile bu oturum yılını tamamlamayı hedefliyor.

  • Basın Bülteni
  • Web Sitesi
  • Yüksek çözünürlüklü görsellere haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Antrakt Sinema Matineleri’nde İkinci Dönem ve Yeni Programlar yazısına devam et
  • Haber Çalışanları Mesleki Kısa Film Çekti

    Muhabir, kameraman ve teknik ekip hem kamera önüne hem de kamera arkasına geçti. Ortaya mesleki eleştiri filmi çıktı. Medyanın kendi içerisinde ketum tutumunu eleştiren filme Staryer adı verildi.
    Yönetmen ve senarist koltuğuna oturan Serhat Doğan’a diğer muhabir arkadaşları, kameramanlar ve teknik ekip destek oldu. Siyah beyaz çekilen filmde medya çalışanlarının dışında pek kimsenin bilmediği komik olaylar bir stajyerin gözünden anlatılıyor. Kısa filmin çekimleri tamamlandı, montaj aşaması ise sürüyor. (Haber: Yeliz Bozkurt)

  • Basın Bülteni
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Haber Çalışanları Mesleki Kısa Film Çekti yazısına devam et
  • Arka Pencere Dergisi, Uygunsuz İşler Yapıyor

    Arka Pencere Dergisi, 127. sayısında, kapağına Marilyn Monroe’yu yerleştiriyor. SİYAD Başkanı Tunca Arslan, köşesinde yeniden FIPRESCI Başkan Yardımcısı görevine seçilen Alin Taşçıyan ve SİYAD – FIPRESCI ilişkisini yazdı. Vizyon filmleri eleştirileri arasında Titanların Öfkesi, Şansa Bak, Pamuk Prenses’in Maceraları, Büyük Mucize ve Kaos: Örümcek Ağı yer alıyor.
    İlginç toplamlara yer veren Ölüm Kararı köşesinde, Arka Pencere Dergisi Yayın Kurulu üyelerinin seçimleriyle, 31. İstanbul Film Festivali’nde kaçırılmaması gereken 11 film bir araya getiriliyor.

  • Basın Bülteni
  • Web Sitesi
  • Yüksek çözünürlüklü kapak fotoğraflarına haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Arka Pencere Dergisi, Uygunsuz İşler Yapıyor yazısına devam et
  • Hadi Al Götür Beni Hâlâ Benimmişler Gibi, Evime Yurduma…

    Yönetmenliğini Metin Avdaç’ın üstlendiği Sabah Yıldızı: Sabahattin Ali belgeseli geçtiğimiz günlerde galasını yaptı.

    Bu kez bahtı açık olsun!

    Usta kalemin hayatını, yaklaşık iki saatlik zaman diliminde, oldukça kapsamlı bir şekilde perdeye taşıyan film yalnızca Sabahattin Ali’ye değil bu ülkenin tüm kayıplarına adandı.

    Takip edenlerin TRT En İyi Belgesel Ödüllü Kara Altından Altın Mikrofon’a (T.P.A.O. Batman Orkestrası) filminden de hatırlayacağı Metin Avdaç, sadibey.com için Gizem Ertürk’ün sorularını yanıtladı.

    Merhaba sevgili Metin Avdaç, çalışmalarınızı başından beri takip etmiş ve zaman zaman da dahil olmuş biri olarak yönetmenlik yetinizin bu filmde oldukça geliştiğini görüyorum. Konuya hâkimiyetiniz, akış, anlatıcılık bu filminizde daha oturmuş gibi görünüyor… Bu konuda siz ne söylemek istersiniz?

    Çok teşekkürler öncelikle konuk ettiğiniz için. Evet, daha iyi plânlar, kadrajlar oluşturmaya başladım bu film ile… Bir proje üretirken bir adım daha ileri atmak önemli… Bu kendi açınızdan gelişmiş olduğunuzu gösterir ve elbette izleyiciyi de düşüneceksin, sizden yenilik bekler. Bu filmde de eksik ve yanlışlığımızı görebiliyoruz. Bunun nedeni de teknik malzeme ve personel eksikliğinden kaynaklanıyor. Bunları oluşturan neden de bütçenin yetersizliği. İmkânsızlıklara rağmen en iyi şekilde “Sabah Yıldızı” belgesel filmini yapmaya çalıştım.

    Sabah Yıldızı’nın hikâyesine dönecek olursak, Sabahattin Ali’nin hayatını belgeleme fikri nasıl çıktı ortaya?

    2010 yılında Afyon Kocatepe Üniversitesi’nin etkinliğinden İstanbul’a dönerken yolculuk sırasında fikir ortaya çıktı. Bir fotoğrafçı abimizle dönüş yolunda, yolculuk sırasında edebiyat ve sinemadan bahsederken birden aklıma Sabahattin Ali geldi. Ve Sabahattin Ali’nin televizyon harici yapılmış belgeseli yoktu. Yolculuk sırasında kararımı verdim ve hızlı bir şekilde araştırma ve çekimlere başladım. Kısaca fikir böyle ortaya çıktı.

    Sabahattin Ali’nin kızı Filiz Ali ve arkadaşlarıyla tanışmak sizi nasıl etkiledi? Üzerinden uzun yıllar geçmiş olsa o hüzün ve duygusallık hiç geçmemiş gibi. Neler yaşadınız çekimler sırasında?

    Filiz Ali ile tanışmamız Ayvalık’ta oldu. Orada genç müzisyenlerin eğitimleri için kurmuş olduğu müzik akademisinde görüştük. İlk karşılaşmamızda bir garip haldeydim. Sabahattin Ali’nin kızı ile tanışmak anlatılmayacak bir duygu… Halet Çambel, R. Nuri İleri, Bella Eskenazzi ve öğrencisi Mustafa Tanrıkul’dan Sabahattin Ali’yi dinlemek… Onlara dokunduğumda sanki Sabahattin Ali’nin bedenine dokunma gibi bir his doğdu. Sabahattin Ali’nin aşık olduğu Ayşe Sıtkı’ya yazmış olduğu mektuplara dokunmak, anlatılmaz bir duygu. Çekimler sırasında anladım ki Sabahattin Ali bu ülkede anlatılmak istenmemiş. Sabahattin Ali ismini yüzeysel bırakmışlar toplum içerisinde. Özellikle hep vurguluyorum bu ülkenin eğitimcilerinden pek azı biliyor. Sabahattin Ali’nin şiirlerinden bestelenmiş şarkıları biliyorlar, edebiyatçı ve siyasal kimliğini bilmiyorlar. Eğitimciler bu insanları bilmiyorsa toplumun nerede olduğunu görebiliriz. Sabahattin Ali’nin isminden korkup da, kendi el yazısıyla yazmış olduğu ismini kitaplardan kesip çıkarmışlar İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi öğretim görevlileri. Çok utandım insanlığımdan. Ne acı şey, insanın isminden korkuyorlar. O dönemin görevlilerine zavallı diyorum.

    Sabahattin Ali’nin sizin için anlamı nedir? Hayata bakışı mı, siyasi duruşumu mu, kalemi mi sizi en çok etkileyen?

    Sabahattin Ali benim için, bu ülkenin insanının aydınlanmasını, özgürlüğünü ve ülkenin bağımsızlığını istediği için katledilmiş bir kahraman. Sabahattin Ali’nin edebiyatçı yönü ve siyasal duruşu iki yönü de etkilemiştir beni. Sabahattin Ali’nin cesur yazıları çok etkilemiştir. Bugün bu kadar sert yazıları yazacak pek yazar göremiyorum. Cesur kalemi vardı.

    En sevdiğiniz Sabahattin Ali öyküsü nedir mesela?

    Birçok eserini severim. Etkilendiğim eserlerinden söz edersem, “Değirmen”. O öyküde aşktaki eşitliği görüyorsunuz. Bir çingene delikanlısıyla, bir Yörük kızın aşkı anlatılır. Kızın bir kolu yoktur, bu yüzden çingene delikanlısına aşkını ifade edemez. Çingene delikanlısı “Çingene” oluşundan dolayı eziklik hisseder. Ve kıza kavuşmak için kolunu değirmende çarklar arasına koyar ve kolunu kaybeder. İşte aşkta ben böyle eşitliği görüyorum. Sabahattin Ali bu öyküyü Edremit’teki mahallesindeki değirmenden, çingenelerden esinlenerek yazmıştır. Belgeselin başlarında değirmenden bazı kalıntıları görürüz.

    Bu belgeselin oldukça uzun bir süreçte ve zorluklarla tamamlandığını biliyorum. Bundan sonraki süreçte belgeseli neler bekliyor? Meselâ vizyona girme ihtimalinden bahsetmiştiniz, bence de kesinlikle bu film vizyonda seyirciyle buluşmalı. Çünkü Sabahattin Ali’yi hiç tanımayan insanların bile bu filmden çıktıktan sonra bir kitapçıya gidip birkaç Sabahattin Ali kitabı soracağına, bir iki satır okuyacağına, bu büyük kalemle tanışma fırsatı yakalayacağına eminim…

    Kesinlikle bu filmi izleyen Sabahattin Ali’yi daha çok tanımak isteyecektir. Gerçekten çok zor koşullarda çektim. Az da olsa destek verenler oldu. Buradan destek verenlere teşekkürlerimi iletiyorum. Belgesel filmi 35 mm.ye aktarıp Türkiye sinemalarında gösterme mücadelesine gireceğim. Yurtiçi ve yurtdışı film festivallerine göndereceğim. Bakanlığa başvuracağım, destek isteyeceğim. Belki bir kampanya başlatacağım filmin 35 mm.ye aktarılması için, çünkü bunu yapacak ekonomik gücüm yok! Dileğim sonbaharda film vizyona girer.

    Belgesel, Sabahattin Ali’ye adanmış gibi görünse de aslında özgürlük yolunda hayatını kaybeden tüm insanlara, faili meçhul cinayetlere ve Cumartesi annelerine de ait. Filmi izleyenler de bunu görecektir. Bu konuda ne söylemek istersiniz?

    Sabahattin Ali 1948 yılında öldürüldüğünde 41 yaşındaydı. Bu ülkenin bağımsızlığını, aydınlanmasını isteyen birçok insan gibi katledildi. Hepsi genç, enerji dolu insanlardı… TBMM tutanaklarında onyedibin insan faili meçhule kurban gitmiş. Bu resmi kayıtlar. Ya olmayanlar… Hâlâ bu insanların bir mezarı yok! Çok acı değil mi? Cumartesi annelerini es geçemezdim bu filmde. Onların acısına bir nebze ortak olmak istedim. Ateş düştüğü yeri yakar. Evet filmi özgürlük yolunda hayatını kaybedenlere adadım. Yeter artık diyorum, ölümler olmasın. Barış ve özgürlük istiyoruz. Geçen gün okuduğum haberde 103 yılda 103 gazeteci ve yazar öldürülmüş. Ne yazık, utanmalıyız. İşte bu yüzden bu filmi yaptım. Birileri artık ders alır umarım.

    Siz bir projeyi yaparken başka bir projenin de hesaplarını, plânlarını yaparsınız kafanızda… Bundan sonrası için de eminim bir şeyler vardır aklınızda…

    Gizem, iyi tanımışsın beni. Evet var. Yıllardır hayalini kurduğum biraz otobiyografi, biraz kurmaca bir film için öykü yazımı içindeyim. Kısmet olursa 2013 sonu “motor” diyeceğiz. Ondan öncesi şimdilik bir şey yok.

    Çok teşekkür ediyor, bu anlamlı ve cesur iş için sizi ve ekibinizi kutluyorum.

    Ben teşekkür ederim, ekip arkadaşlarım adına da.

    NOT: Yazı Başlığı: Teoman – Çoban Yıldızı

    (10 Nisan 2012)

    Gizem Ertürk

    Jake ve Jill, Hollywood’un En Kötü Filmi Seçildi

    Adam Sandler’in başrolünü oynadığı Jack ve Jill filmi, Amerikan sinemasının en kötülerine verilen Ahududu Ödülleri’nin (Razzie Award) hepsini kazanarak rekor kırdı. Filmde hem aile babası Jack’i hem de Jack’in belâlı ikiz kızkardeşi Jill’i canlandıran Sandler, En Kötü Erkek ve En Kötü Kadın Oyuncu Ödüllerine lâyık görüldü. Sandler, aynı zamanda En Kötü Çift ve En Kötü Senaryo Yazarı ödüllerini de aldı. Film, Razzie’nin 32 yıllık tarihinde bütün ödülleri toplayan tek film oldu. Daha önce Oscar ödüllerinden önce dağıtılan Ahududu Ödülleri, bu yıl 01 Nisan 2012 Pazar günü sahiplerini buldu. (Haber: Serpil Boydak.)

  • Basın Bülteni
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • SİBB – Sinema Blogları Birliği Büyüyor

    Blog ve blog yazarları olarak sinema bloglarının ve sinema üstüne yazılarını sanal alemde blogları aracılığıyla paylaşan blog yazarlarının etkinliğini, bilinirliliğini ve prestijini artırmak amacıyla geçtiğimiz günlerde SİBB – Sinema Blogları Birliği ismi altında güç birliği yapılmıştı. Birliğin amacı farklı bloglardan internete akan yaratıcı üretim enerjisinin ve sinema birikiminin adaletli ve verimli biçimde emek sahiplerine geri dönüşümünü sağlamaktı. Bugün itibariyle oluşuma katılan blog sayısının 23, yazar sayısının 52’yi bulduğu bildiriliyor.

  • Basın Bülteni
  • Web Sitesi
  • Diğer bağlantı, basın bülteni ve yüksek çözünürlüklü logoya haberin devamından üzerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    SİBB – Sinema Blogları Birliği Büyüyor yazısına devam et
  • Mevsim Çiçek Açtı, 05 Nisan’da Avrupa’da, 06 Nisan’da Türkiye’de Gösterime Giriyor

    Ali Levent Üngör’ün yönettiği ve 05 Nisan’da Avrupa’da, 06 Nisan’da Türkiye’de gösterime girecek olan Mevsim Çiçek Açtı’nın başrollerinde Turgay Tanülkü, Mehtap Bayrı, Onur Şan, Deniz Oral ve Mehmet Özgür yer alıyor. Erden Demir’in yapımcısı olduğu filmde Yavuz Bingöl ise misafir oyuncu. Aralık 2011’de Nürnberg’de çekilen filmde, 50 yıl önce Almanya’ya doğru ekmek davası uğruna yollara düşen emek serüvencilerinin hikâyesi anlatılıyor. Ali Levent Üngör, Avrupa’da yaşayan Türklerin hayallerine kavuşmak uğruna kazandıklarının yanı sıra kaybettikleri değerlerin muhasebesini yapıyor.

  • Basın Bülteni
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • 31. İstanbul Film Festivali’nde 03 Nisan Salı

    Sinemaseverlerin Polonya denince aklına gelen isimlerden Kieslowski’nin öğrencisi Greg Zglinski 31. İstanbul Film Festivali’ne 03 Nisan Salı günü Cesaret adlı filmiyle konuk olduyor. Filmin oyuncularından Robert Wieckiewicz, Atlas Sineması’nda 13:30 seansında gösterilecek filminin hemen ardından festival takipçileriyle bir kez daha buluşarak izleyicilerin sorularını yanıtlayacak. Gün içinde Fitaş 4′te Aramızda Bebek Var, Şeytan Adası’ndan Kaçış, Sade Bir Hayat; Atlas Sineması’nda Yas; Fransız Kültür Merkezi’nde basın gösterimi olarak Yasak Aşk ve Kilimanjaro’nun Karları adlı filmler gösterilecek.

  • Basın Bülteni
  • Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    31. İstanbul Film Festivali’nde 03 Nisan Salı yazısına devam et
  • 9. Paris Türk Filmleri Festivali’nin Açılışı Paris Göç Müzesi’nde Yapıldı

    30 Mart – 08 Nisan 2012 tarihleri arasında yapılmakta olan 9. Paris Türk Filmleri Festivali, Paris’in ünlü Göç Müzesi salonlarında 29 Mart’ta yapılan açılış seromonisiyle başladı. Büyükelçilik ve Paris Kültür Müşavirliği yetkilileri, UNESCO Türkiye Büyükelçisi ve seçkin bir davetli topluluğunun katıldığı açılışta, Fransız Film Yönetmenleri Derneği (SRF), Türk Sinema Vakfı (TÜRSAV) temsilcileri de yer aldı. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü ve Paris Belediyesi’nin katkılarıyla yapılan festival açılışında Serra Yılmaz ve Jean Pierre Thorn birer konuşma yaptı. (Haber: Aydın Sayman.)

  • Basın Bülteni
  • Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    9. Paris Türk Filmleri Festivali’nin Açılışı Paris Göç Müzesi’nde Yapıldı yazısına devam et
  • TMMOB Mimarlar Odası Belgesel Sinema Kulübü, Mimar Kemaleddin Belgeselini Gösteriyor

    TMMOB Mimarlar Odası Belgesel Sinema Kulübü’nün bu haftaki etkinliğinde 06 Nisan Cuma günü Orhan Şahinler Sinema Salonu’nda saat 18:30’da Veysel Cihan Hızar tarafından yönetilen 2009 yılı yapımı, 20 dakikalık Mimar Kemaleddin adlı belgesel gösterilecek. Türk mimarisinin gelişmesinde büyük katkıları olan, “Taşa gönülden bir şey koymazsan heykel olmaz, yapıya tarihin içinden bakmazsan eser olmaz” diyen Kemaleddin Bey’in İstanbul’daki eserlerinin ve yaşam öyküsünün anlatıldığı belgesel sonrasında Prof. Dr. Afife Batur’la bir söyleşi gerçekleştirilecek.

  • Basın Bülteni
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğrafa haberin devamından üzerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    TMMOB Mimarlar Odası Belgesel Sinema Kulübü, Mimar Kemaleddin Belgeselini Gösteriyor yazısına devam et
  • Gecikmiş Cevaplar

    sadibey.com’da yayınlanan, 01 Şubat 2009 tarihli yazımda 1950 yılında yapılan bir Güzellik Kraliçesi yarışmasına katılan adayların Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlanan tanıtıcı fotoğraflarındaki adlarını (soyadlarını) 88 isim olarak sıralamıştım. Aslında yazıda da belirtildiği gibi katılanlar daha fazla idi ama o kısıtlı (dar) araştırmada ancak o isimlere ulaşabilmiştim. İşin başından başlamak gerekirse, o yazıda da anlattığım gibi, elime geçen Cumhuriyet Gazetesi’nde Neriman Köksal’ın katıldığı yarışmayı merak ederek -o gazetenin tarihi (15.6.1950) üzerinden hesap ederek- Atatürk Kütüphanesi’nin arşivindeki gazeteleri tarayarak bu listeyi çıkarmıştım. Orada da belirttiğim gibi tanıdık gelen isimler hakkında o yazıyı yazmıştım. Fakat daha fazla bilgi araştırmasına girmedim. O nedenle:

    10 Aralık 2009: Sn. T. Arslan Bartu’nun sorduğu “yarışmanın İstanbul’da nerede yapıldığı, hangi otel ve hangi salon da olduğu” şeklindeki sorularına cevap vermem mümkün değil. Gazeteleri tekrar ve yeniden tarayarak bu mekân araştırmasına girişmek gerekir.

    05 Şubat 2010: Sn. Ziya …..’nın istemi ise, Yıldız Erdem, Mine Coşkun ve kardeşi ile İnci İzmirli’nin fotoğraflarının yayınlanmasıdır. Yukarıda açıkladığım gibi ben o listeyi isim olarak gazeteden almış idim. Gerçi hemen hepsinin fotoğrafları da yer alıyordu, onlar kütüphane arşivinde kaldı ama sn. Ziya Beyin andığı isimler sonraki yıllarda gerek sinema, gerek müzik alanında gösterdikleri faaliyetler nedeni ile o yıllarda yayınlanan Yıldız Dergisi’nde birçok kereler fotoğrafları (ve haklarında yazılan yazılar) ile yer almışlardır. Yıldız Dergisi, 50’li yıllarda yayınlanan bir magazin, sinema, müzik dergisi idi.

    08 Mart 2012: Sn. Selen ….., Güler Arıman Toron’un 1950 yılının Türkiye Güzeli seçildiğini, katıldığı Avrupa Güzellik Yarışması’nda ise Avrupa 5.si olduğunu ve halen 81 yaşında (Allah uzun ömür versin) İzmir’de yaşadığını yazıyor. Ben, bu not için yazı(mı)yı incelediğimde Güler Arıman Toron ismine rastlayamadım, belki gözümden kaçtı. Güler Duman ismi vardı. Sn. Toron’un 1950 yılında Türkiye Güzeli olduğunu hatırlamıyorum (hatırlamam da mümkün değil, o yıl 4 yaşında idim) ama Türkiye Güzeli olarak Avrupa Yarışmasına Katılmış ve 5. olmuş olabilir. Yazım nedeni ile 1950’de katınılan Gazete Yarışması hatırlanmış olursa bu beni ancak sevindirir -ve eğer 81 yaşında olduğu belirtilen Güler Hanım hâlâ yaşıyorsa bu sevincimi daha da artıracaktır. Kendisine sağlık dileklerimin iletilmesini isterim…

    07 Nisan 2012: Sn. İpek Orgut, Fahire Kozikoğlu (Sağcı) Hanımefendinin 85 yaşında ve İstanbul Fenerbahçe’de yaşaması benim için yine bir sevinç kaynağıdır. O günlerin, bu eski yarışmacısı içinde sağlık dileklerimin kendisine ulaştırılmasını dilerim.

    (10 Nisan 2011)

    Orhan Ünser