31 Ekim 2008 Haftası

“Mustafa”, tarihi -politik- sosyolojik boyutları itibariyle bir uzun metrajlı belgesele sığamayacak büyüklükteki bir dönemin en önemli mimarını, doğrudur, samimi biçimde, ona “Mustafa” diyebileceğimiz bir yakınlıkla ve hiç bilmediğimiz yönlerden de bakarak, yeniden kolektif bilincimize -kalp atışlarımızın ritmini hızlandıracak bir heyecanla- sunuyor. Ancak… O’nun yaşamındaki yüzlerce olayın her biri farklı dramatik filmlere konu olabilecekken, bu filmde -neredeyse- birkaç cümlede sıçrayarak geçmesi, genel anlamda bir ‘tatminsizlik’ duygusu yaratıyor. Hem “Mustafa” ama hem de, kaçınılamaz biçimde tüm rütbeleriyle “Gazi Mustafa Kemal Paşa” ve “Atatürk” var. Yani kronolojik yaşamı… Peki, salt “Mustafa” nasıl olurdu? Can Dündar, iyi bir belge toplayıcı, derleyici ve sunucu olsa da, büyük bir sinemacı değil. “Mustafa”, sadece “Mustafa” için büyük sinemacılar gerek!

“Zor Karar”, her kiralık katil öyküsünde olduğu gibi, bastırılmış duygular açığa çıkıp karakteri başkalaştırıyor; film de dramatik sonla vuruyor: Kentimiz, ‘kirli’, tehlikeli, tahrik edici Bangkok ve yönetmen biraderler, karanlık hikâyelerinde enfes bir renk (siyah-koyu yeşil egemenliği) seçimiyle izleyicinin ruhunu mengeneye sıkıştırmayı başarmışlar. Not: “Zor Karar”ı kusursuz bir projeksiyonda izlemeniz şart! Ben MARS Cinebonus Astoria’da izledim ve çok memnun kaldım.

“Rüya”, zaman-mekân-insan-doğa ve doğaüstünün birbirine -sanki- görünmez bir iple bağlı olduğuna dair, aşka dair, tutku ve sadakate dair ama sinema olarak zevksiz, büyük perdede izlemeniz için bir gereklilik sunmuyor; Kim Ki Duk, sinemasını -acilen- gözden geçirmeli!

“Mükemmel Bir Gün”, Ferzan Özpetek’in -bir tür- yeni bir başlangıç yaptığı, Roma’da birbirine teğet geçen hayatların 24 saatine giriverdiğimiz, ancak ‘bildik!’ gibi ilerlerken yanıtsız sorularla şoke eden, sersemleten film: Konu insan olunca yanıtlar olmuyor çoğu kez ve mutluluklar, bazen, sadece, külâhta bir dondurmayı tatmak gibi ‘anlarda’ yaşanıyor; ben kendi adıma allak bullak çıktım.

“Düşes”te, özgürlük kavramının yürekleri sardığı 18. yüzyıl sonlarına doğru, mutlak güç sahibi bir erkeğin, duygularına gem vurması ve erkek çocuk dünyaya getirmesi şart olan kadınını zenginlik içinde tutsak ettiği etkili öykü, aslında, çok incelikli biçimde, kadın kadar erkeğin de kanatlarını açarak uçması gerekliliği üzerine kurulmuş: Enfes bir yapıt ve insan özgürlüklerine hâlâ gem vuran çağın belirleyici güçleri üzerine düşünmeye de kapılar açıyor; kaçırmanız affedilemez!

(29 Ekim 2008)

Ali Ulvi Uyanık

aliuyanik@superonline.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir