10 Ekim 2008 Haftası

“Tropik Fırtına: Al Bakalım”, gerçek bir kaba güldürü örneği olarak, ‘film içinde film’ hikâyesini katmanlarla genişletip birkaç meseleyi anlatabiliyor ve yığınla saçmalık içinde bir şeyi asla yapmıyor, yani ‘kendi içinde saçmalamıyor’: Sinemada kabalığın ne denli zor olduğunun ve kolaya kaçmadan kotarmanın da herkesin harcı olmadığının kanıtı!

“Dehşet Treni”, kentin karanlık bölgesine çekerken izleyici, gerçek anlamda bir ‘sıra dışı deneyim’ yaşatıyor: Kamera kullanımı, renk skalası, görsel etkiler ve tabii ‘ön görselleştirme’nin nasıl önemli olduğunun ispatı bir yönetim, inanılmaz!

“Dinle Neyden”de, Batı’nın açgözlülük içeren yayılmacı siyasetinin gölgesinde, Mevlevihane’den genç Dervişin anlatımı ve yazdıkları, ‘hepimizin bir’ olduğu, gerçeğe ulaşarak mutlu olunacağı, bunun için de ‘aşk’ı, sabır, hoşgörü, vefa ile öğrenmemiz gerektiği felsefesine nüfuz etmemize yardımcı oluyor… Doğaldır ki, tasavvufun engin müziği içinde.

Tanrı aşkının, insan aşkının, tüm yaratılmışlara olan aşkın yaşayarak öğrenilmesine dönük yüzyılların ‘sonsuz sevgi’ akımının damıtılarak anlatıldığı bu 18. yüzyıl sonu hikâyesi, dingin olduğu ölçüde güçlü… Mevlana’nın öncüsü Mevlevi yolunun, dramatik bir kurgu içinde anlatılması, ancak bu kadar iyi olabilirdi.

Üç genç oyuncu Ahu Türkpençe, Alican Yücesoy ve Metin Hara, metne çok egemen bir yönetmen elinde tam da olması gerektiği gibi, vakur, incelikli, izleyene hem mesafeli ama hem de yakın bir oyun çıkarıyorlar; bravo! İnsan yaşamı gibi mevsimlere bölünmüş görüntü çalışması klâs. Eleştirilecek unsurlar ve bazı noktalar da var tabii: Giriş kısmının biraz fazla edebi kalarak sinema duygusunu geriye itmesi gibi, bazen kostümleri eğreti hissetmemiz gibi, Lale Mansur’un -aslında her filminde- rahatsız eden ön-üst diş protezlerinin baskın çıkması gibi, Burhan Öçal’ı kâhya gibi değil de Burhan Öçal hissetmemiz gibi. Fakat sonuçta, “Türk Sineması’na da bu yakışır” diyebileceğimiz türden bir çalışma olmuş “Dinle Neyden”. Tüm emek verenlerin yüreğine sağlık.

“Aşkın Peşinde” bir yaşamı heba edip de bulamayanlardansanız ve hala umudunuzu koruyorsanız ya da kaybetmenin acısına dayanamayacağınız için aşktan kaçanlardansanız, aşkın tüm değerlerin üzerinde yer alabildiğini unutmayın ve de bu filmi izleyin. Biliyorsunuz zaten, itiraf edin, her konuda çok güçlü ve dünyalara da sahip olsanız, aşk söz konusu olduğunda rahatlıkla kırılabilirsiniz. Aşkın yaşının gerçekten de olmadığının bu enfes öyküsünde, bu aşk konçertosunda, ‘dağları deviren’ bir kadroyla, aşkın ve güzelliğin tadına bir kez daha varın.

(08 Ekim 2008)

Ali Ulvi Uyanık

aliuyanik@superonline.com

Kısa Film “Ayak Altında” New York’ta

M. Cem Öztüfekçi’nin yazıp yönettiği kısa film Ayak Altında,Amerika’nın New York şehrinde yapılan New York Türk Filmleri Festivali kapsamında 04 Ekim 2008 günü saat 17:00’de gösteriliyor.
Filmin öyküsü şöyle: İbrahim karısı ve iki çocuğuyla yaşayan bir işçidir. Her günü aynı geçer, evden çıkar, işe gider, kahveye ve birahaneye uğrar. İbrahim gündüz vardiyasında çalıştığı zaman gece uyanır, gece vardiyasında çalıştığı zaman ise gündüz vakti uyumak zorunda kalır.

  • Basın Bülteni
  • Festival Web Sayfası
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.