Top Shorts Uluslararası Kısa Film Festivali

Kısa Film Yönetmenleri Derneği’nin yeni projesi olan Top Shorts Uluslararası Kısa Film Festivali, 27 – 29 Ocak 2020 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştiriliyor. Etkinlik, 110’dan fazla sektör profesyonelinin birlikte jüri üyeliği yapacağı, Türkiye’nin en geniş jürili kısa film festivali olacak. Top Shorts jürisi aralarında Ebru Ceylan, Onur Ünlü, Gökhan Tiryaki, Damla Sönmez gibi isimlerin bulunduğu, alanında en uzman ve yetkin 100’den fazla yönetmen, yapımcı, senarist, görüntü yönetmeni, oyuncu ve film akademisyeninden oluşacak. Ulusal ve yabancı kategorilerde  ödüller verilecek finalist filmler festival boyunca İstanbullu sinemaseverlerle buluşacak.

Top Shorts Uluslararası Kısa Film Festivali yazısına devam et

1. Kapadokya Film Festivali

Nevşehir Belediyesi önemli bir uluslararası organizasyonu daha hayata geçirmeye hazırlanıyor. Belediye, Türkiye’nin önemli turizm merkezlerinden olan Kapadokya’yı sinema sektörünün cazibe merkezlerinden biri haline getirecek Kapadokya Film Festivali için çalışmalara başladı. 29 Mayıs – 03 Haziran 2020 tarihleri arasında ilki gerçekleştirilecek Kapadokya Film Festivali, bölgenin eşsiz coğrafyası ve kültüründen aldığı ilhamla, yurt içi ve yurt dışından seçkin filmler ve çok sayıda önemli sinemacıyı Nevşehir’de bir araya getirecek. Nevşehir Belediye Başkanı Rasim Arı, festivalin ulusal sinemaya katkı sunmanın yanında, Nevşehir’e sosyal, kültürel ve turizm alanında da önemli yararlar sağlayacağını ifade etti. Kapadokya Film Festivali için yoğun bir çalışma süreci başlattıklarını söyleyen Festival Direktörü Suat Köçer, ilki yapılacak olan festivalin Nevşehir’in yanı sıra, Türk sinema sektörüne de yeni ve güçlü bir soluk getireceğini söyledi.

1. Kapadokya Film Festivali yazısına devam et

Hababam Sınıfı: Yaz Oyunları’nın İlk Tanıtımı Yayınlandı

Geçtiğimiz yıl Hababam Sınıfı Yeniden ismiyle yeni Hababam Sınıfı serisinin ilk filmini çeken Hann Media, bu sene de Hababam Sınıfı: Yaz Oyunları filmi için soluğu Kıbrıs’ta aldı. Eski seride Deli Bedri rolüyle Hababam severlerin karşısına çıkan Mehmet Ali Erbil ise yeni Hababam serisinde sinemaseverlere büyük bir heyecan yaşattı. Beyaz sakal ve saçlarıyla dikkat çeken Mali, filmin ilk teaserına sesiyle hayat verdi.

  • Basın Bülteni
  • Teaserı izlemek için tıklayınız.
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

Kendi Yolumda Filminin Çekimleri Tamamlandı

Ömer Faruk Sorak’ın yönettiği Kendi Yolumda filminin Adana’da 6 hafta süren çekimleri tamamlandı. Oyuncular ve set ekibi filmin bitişini Adana Hayal Kahvesi’nde verdikleri bir parti ile kutladılar. 06 Mart’ta vizyona girecek filmde Gökhan Özoğuz, Gökçe Bahadır, Tamer Levent, Okan Çabalar, Erkan Can, Ferit Aktuğ, Çağatay Aras, Suzan Aksoy, Tuncer Salman, Özkan Ayalp ve Hakan Özoğuz’un da yer aldığı zengin ve güçlü bir oyuncu kadrosu eşlik ediyor.

Korkut Akın Yazıyor: Hayvan Dostlarımızın da Ruhu Var: Dolittle

Sadece insanları öne çıkarsak da bu dünyada çiçekler, ağaçlar kadar hayvanlar da yaşıyor ve onları -asla- göz ardı etmemeliyiz. Dr. Dolittle tam da bunu izletiyor bize… Doktor Dolittle, hayvanlarla iletişim kurabilen biri olsa da, eşini kaybettikten sonra inzivaya çekilir. İngiltere Kraliçesinin yardım talebini kıramaz ve yeniden sıvar kolları… Bu arada alabildiğine iyi niyetle kendisinden yardım almaya geleni de “çırak” olarak kabul eder. … Devamı… »

Bayi Toplantısı’ndan İlk Afiş

Senaryosunu İbrahim Büyükak’ın yazdığı, yapımcılığını BKM’nin, yönetmenliğini Bedran Güzel’in üstlendiği sezonun en iddialı komedisi Bayi Toplantısı’ndan ilk afiş yayınlandı. Başrolde İbrahim Büyükak, Onur Buldu, Doğu Demirkol, Büşra Pekin ve Safa Sarı’nın yer aldığı film, üç beyaz eşya satıcısının katıldıkları bayi toplantısında yaşadıkları birbirinden komik maceraları konu alıyor. Namık, Sadık ve Adem hayatlarının sıkıntılı dönemlerini yaşarken yolları bir bayi toplantısında kesişir. Beklenmedik olaylar sonucu kendilerini bir soygun planının içinde bulurlar. İlk tanıtımı önümüzdeki günlerde yayınlanacak olan Bayi Toplantısı, 21 Şubat’ta gösterime girecek.

17. Geleceğin Sineması

Sinema öğrencilerinin iyi bir kısa film yapabilmeleri için gerekli maddi ve ayni imkânları yaratabilmek adına gerçekleştirilen Geleceğin Sineması’na başvurular başladı. Öğrencilerin hayallerini gerçekleştirmelerine imkân sağlamayı amaçlayan etkinlik bu yıl 17. kez düzenleniyor. Geleceğin Sineması ile hayata geçen filmlerden birçoğu gerek Türkiye’de gerekse de uluslararası festivallerde birçok festivalden ödüllerle dönerek bu konuda yaptığı çalışmaların karşılığını alabilmiş nadir festivallerden biri olarak kabul ediliyor. Türkiye Sinema ve Audiovisuel Kültür Vakfı tarafından bu yıl 10 projeye 6 bin TL maddi destek ve danışmanlık hizmeti verilecek.

17. Geleceğin Sineması yazısına devam et

Karlar Kralı Norm 2: Macera Devam Ediyor

Tim Maltby ile Richard Finn’in yönettiği ve Fatih Özacun, Uğur Taşdemir, Ali Çorapçı ile Özgür Özdural’ın seslendirdiği animasyon film Karlar Kralı Norm 2: Macera Devam Ediyor (Norm of the North: Keys to the Kingdom), 14 Ocak 2022′de CJ ENM dağıtımıyla Filmartı Film tarafından vizyona çıkarıldı.
Profesörün uçağı, önemli bir tarihi eseri korumaya çalışırken yardımsever Kral Norm’un evinin yakınlarına düşer. Kral Norm ve yardımcısı fareler, bu eseri kötü niyetli arkeolog Dexter’dan kurtarmak ve ait olduğu müzeye götürmek için söz verirler. Kral Norm, zamana karşı başladığı yarışı Dexter’dan önce bitirip, sözünü tutabilecek midir?

  • Basın Bülteni
  • Fotoğraflar
  • Fragman: 1 / 2
  • IMDb

Karlar Kralı Norm 2: Macera Devam Ediyor yazısına devam et

Işık ile Pervane

İlk filminden beri takip ettiğiniz (Maborosi, 1995) ve çok takdir ettiğiniz bir Uzak Doğulu yönetmenin ilk kez ülkesi dışında, Avrupalı oyuncularla farklı bir dilde film çektiğini duyduğunuzda ne düşünürsünüz. Başta kuşkuyla yaklaştığımı itiraf etmeliyim. Çağdaş Japon sinemasının büyük ustası Hirokazu Kore-eda’nın halen bizde de gösterimini sürdüren son çalışması ‘Saklı Gerçekler / La Vérité’den söz ediyorum.

Hikâye, kamera güneşli bir Paris sonbaharında ünlü Fransız diva Fabienne Dangeville’in şatoyu andıran malikanesine süzülürken başlıyor. Kızı, Amerikalı oyuncu damadı ve küçük kız torunu, onun hayatını anlattığı –filmin ‘Hakikat’ anlamına gelen özgün ismiyle aynı adı taşıyan- anı kitabını kutlamak için ta New York’tan gelmişlerdir. Yıllar sonra bir araya gelen ana-kızın, kitapta yazılandan çok daha farklı geçmişleri üzerine tartışmaları, Fabienne’in rol aldığı, yine bir ana-kız hikâyesi üzerine kurulu bilim-kurgu filminin set çalışmaları süresince devam edecektir.

Bu kısa özetten yola çıkarak, Ingmar Bergman imzalı ‘Sonbahar Sonatı’na benzer bir ana-kız hesaplaşması akla gelebilir. Lakin, aile ilişkilerini tüm filmografisinde incelikle irdelemiş olan Kore-eda, aşırı duygusal bir yüzleşme ya da fırtınalı bir hesaplaşmanın izini sürme niyetinde değil. İlerlemiş yaşına rağmen -‘Gündüz Güzeli’ne nazire- ‘Paris Güzeli’ lâkaplı Fabienne’in böylesine bir yüzleşmeye girmeye oralı değildir zaten. Hayatını dilediği gibi yaşamış, yıldız oyunculuk kariyeri her zaman ön planda olmuştur. O bir oyuncudur, gündelik hayatın saf gerçeğini sergilemeyi gereksiz bulur. Yıldızların üzerindeki büyülü dünyasında ihtişamını sürdürme derdinde olmuştur hep. Rol aldığı filmin ana karakteriyle ilgili olarak ‘ben de hep uzayda olmak isterdim, yeryüzünde yaşamak istememiştim hiç’ demesi bu açıdan anlamlıdır. Defalarca aldattığı kocasını daha sonra kapı önüne koymuş, kızı ile hiç ilgilenmemiş, en parlak rolünü elinden aldığı yetenekli yakın dostunun hayatını mahvetmiş bir kadındır o. Kitabında değil belki ama yüzyüze bunları itiraf etmekten çekinmez.

‘Vincennes Ormanındaki Cadı’ karakterini bile isteye üstlenmiştir. Seversiniz, sevmezsiniz, ancak Kore-eda tüm narsistliğiyle, sözünü sakınmayan bir karakter olarak resmetmiş Fabienne’i. Ne fazla ne eksik. Perdedeki savaşı hep kazanmıştır Fabienne. Bu yüzden yalnızlığına katlanmayı da öğrenmiştir. Annesinin görkemli kariyerinin gölgesinde kalmış olan Lumir onu ‘mutlu aile tablosuyla’ yenmeyi aklından bile geçirmemelidir. Kızı ile duygusal bir yakınlaşma anını bile oyunculuk performansı için kullanmayı düşünür yaşlı diva. O ışıklı bir yıldızdır. O’na hayranlıkla, sevgiyle yaklaşan pervaneler mutsuz olmaya mahkûmdur.

Japon sinemacı, gerçek bir diva olan Catherine Deneuve ile çalışmış. İlerlemiş yaşı ve aldığı kiloları umursamaksızın hayatının rolünü oynuyor ‘Paris Güzeli’. Filmin girişinde Fabienne ile yapılan röportajda Deneuve samimi duygularını ifade ederken, çağdaş Fransız oyuncularından hiçbirinin onun oyunculuk genini miras almadığını kibirle dile getiriyor. Brigitte Bardot’dan söz edilirken çekinmeden burun kıvırıyor.

Fransız sinemasının bir diğer yıldız oyuncusu Juliette Binoche, Deneuve’ün yıldız personasına hizmette kusur etmeden, hayatı boyunca sevgi açlığı çekmiş Lumir’in kederli edilgenliğini sade bir performansla aktarıyor. Ve Kore-eda, kendisine kilometrelerce uzak bir coğrafyada ve kültürde evrenseli yakalamayı biliyor. Ana-kız ilişkisi ve yıldız sanatçının kabullenilmiş kibirli yalnızlığı meselesini, duygusal patlamaları törpüleyerek ve ustaca kullandığı mizahı elden bırakmadan anlatmasını biliyor. Yine güneşli bir gün Paris kışa hazırlanırken, hem Kore-eda’yı hem tam rolünü bulmuş Deneuve’ü alkışlayarak ayrılıyoruz sinema salonundan.

(24 Ocak 2020)

Ferhan Baran

[email protected]

Kadere Çalım Atan Adam

Bir laboratuvarın soğutucusundan dışarı sızan kaçan kesik elin ait olduğu bedeni bulmak için yapamayacağı şey yoktur. Paris’in arka sokaklarının barındırdığı beklenmedik tehlikeler onu yıldırmaz. Bu girişten bir korku filmi üzerine yazdığım gelmesin aklınıza. Canlandırma sinemasının son dönemdeki en iyi örneklerinden birinden söz etmek istiyorum bu yazımda.

Meraklısının 2008 yapımı kısa animasyonu ‘Skhizein’* ile tanıyıp bağrına bastığı Jérémy Clapin’in geçtiğimiz yıl Cannes’da dünya prömiyerini yapmış ve büyük ilgi görmüş ilk uzun metrajı ‘Bedenimi Kaybettim / J’ai Perdu Mon Corps’. Bedenleriyle sorunu olan karakterlerin fantastik öykülerini anlatmayı seven Fransız sinemacı, bu kez uzun süre Jean-Pierre Jeunet ile çalışmış, ünlü ‘Amélie’nin senaristi Guillaume Laurant’ın ‘Mutlu El / Happy Hand’ isimli romanından yola çıkmış. Film, Naoufel’in hikâyesini anlatıyor. Göçmen genç, küçük yaşta, anne ve babası ile birlikte piyanist ve astronot olma hayallerini de yitiriyor. Pizza dağıtıcısı olarak hayatını sürdürürken sesinden aşık olduğu Gabrielle ile sıradan hayatını değiştirmeyi, kaderine çelme atmayı deneyecektir genç adam.

Peki, kesik el ile Naoufel’in ilişkisi nedir ve olaylar nasıl gelişecektir. Film tüm bunları geriye dönüşler ve koşut kurguyla aktarıyor. Naufel’in çocukluk döneminde görüntü siyah-beyaz’a dönüşüyor. Kesik elin zemine yakın gerilimli serüveni, Naoufel‘in Gabrielle’e duyduğu derin tutkunun şiirselliğine karışıyor. Büyülü gerçekçi evreninde, peri masalına dönüşen bir hayatta kalma mücadelesini, saf ve kırık bir aşk hikâyesiyle buluşturuyor Clapin. Kesik elin aksiyon yüklü macerası ile Naoufel’in durgun yaşamının tezatını mükemmel bir biçimde kaynaştırıyor.

Ustalıkla oluşturduğu görsel dünyasında, diyaloga çok fazla yer vermiyor yönetmen. Buna karşılık ‘ses’ faktörünü öne çıkarıyor ve kaynak aldığı romandan farklı olarak hikayesini ‘sesler’ üzerinden yönlendiriyor. Naoufel çocukluğundan beri ‘ses’e karşı duyarlıdır. Piyano ya da viyolonselden yayılan ezgilerin yanı sıra, çevresi ile babasının hediyesi ses kayıt cihazı vasıtasıyla ilişki kurması (öykü dijital çağ öncesi 90’larda başlıyor), ya da aşık olduğu genç kızın önce sesiyle buluşması bu açıdan raslantı değil. Bedeni arayış serüveninde zemine, kaldırıma yakın bir güzergahta ilerleyen kesik eli bekleyen tehlikeler de, farelerin saldırı çığlıkları, sineğin vızıltısı, metro ya da arabaların gürültüsü benzeri ses efektleriyle vurgulanıyor.

Bu özenli ses kullanımı, Dan Levy’nin son derece yaratıcı müzik çalışmasıyla desteklendiğinde tadına doyulmuyor. Salonlar çocuklar için yapılmış sayısız çizgi filmle dolup taşarken, yetişkin sanatseverlerin Clapin’in görsel ve işitsel açıdan tamamlayıcı usta işi çabasına ilgisiz kalmamasını, bu farklı ve ilginç sinema deneyimini kaçırmamasını tavsiye ediyorum.

* Skhizein: 13 dakikalık bu ilginç animasyon örneğini Internet’ten izleyebilirsiniz.

(23 Ocak 2020)

Ferhan Baran

[email protected]

Bad Boys: Her Zaman Çılgın

Sinema en başından beri heyecan veren eğlence aracı, güzel sanatların arasında olsa da… Buna da bağlı olarak neşeli, bol hareketli (yeni dilde söylersek aksiyonlu) filmler çok seviliyor. Sadece bizde değil, bütün dünyada böyle. Bad Boys’un ilk hafta hasılatına bakarsanız daha kolay anlaşılır bu durum… Açılışı 59 milyon dolar, haftanın diğer günlerini de eklediğinizde rekora gideceği kesin.

Peki, ne var filmde? Hiçbir şey. Ama unutmayın ki, insanın gündelik yaşam içerisinde bir sürü sorunla doldurduğu beynini boşaltması gerekiyor. Giriyorsunuz sinemaya, ışıklar sönüp de perde aydınlandığında yansıyan görüntüye dalıp çocuğun harçlığını, doğalgazın pahalılığını, işsizliği, karı-koca dırdırını, patronun bağırtılarını unutuyorsunuz… ya da derslerin zayıflığını; aşık gençleri unutmayalım, karşılık bulamadıkları aşklarını… Değmez mi? Değer muhakkak ki! Hem de öyle değer ki, sınır bile dinlemez.

Bad Boys’u oluşturan ikili, artık sıkılmış emekli olmak için birbirleriyle iddiaya tutuşmuştur. Tam o sırada Mike Lowery öldürülmek istenir. Zorlu bir tedavi sonrasında ölümden döner. Emekli olmak isteyen arkadaşı Marcus Burnnet’i ikna eder ve intikam almak için silah kuşanırlar. Karşılarındaki uyuşturucu baronesidir ve gözlerini kırpmadan insan öldürebilirler. Zaten kendilerini yakalayan ve mahkûm eden polisten savcıya, yargıçtan tanıklık edenlere kadar herkesi öldürürler. Tabii ki Bad Boys, zorlu ve çetin mücadele sonrasında çeteyi temizleyecektir. Ancak spoiler olmasın diye es geçtiğim bir nokta var ki, Mike’a yakışıklılığı ve kuşkusuz sevimliliği nedeniyle polis ekip başı da, uyuşturucu çetesinin başı da âşıktır. Gerisi size kalmış.

Hatırlar mısınız, bir zamanlar “Gırgır” mizah dergisi vardı ve vinyetinde “Geçim derdini, can sıkıntısını, aşk yarasını, karı-koca kavgasını şipşak keser. Her derde devadır, gırgır da gırgır” yazardı. Bad Boys için “Gırgır”ın sinema hali diye düşünebilirsiniz…

İyi seyirler…

Bad Boys: Her Zaman Çılgın
Yönetmen Adil El Arbi, Bilall Fallah
Oyuncular Will Smith, Martin Lawrence, Vanessa Hudgens…
24 Ocak’tan itibaren gösterimde…

(23 Ocak 2020)

Sadi Çilingir

[email protected]

Aslı Gibidir

Çilingir Sofrası (Sadi Bey’in Facebook Günlükleri):

Telefonları ile dikey hareketli görüntü çekip sosyal medyada paylaşan sinema sektörü mensuplarını alenen kınıyorum. Yatay hareketli görüntüyü koruması gereken önde gelen kullanıcılar sinema sektörü insanlarıdır. Vatandaş bu furyada korkarım dikey hareketli görüntüye iyice alışacak, yatay hareketli görüntülü filmleri yadırgamaya başlayacak ve filmleri de dikey perdelerde, dikey görüntüyle izlemeyi talep etmeye başlayacak. Hareketli görüntülerinizi ve naklen yayınlarınızı yatay çerçeveyle yapmaya özen gösterin, özen gösterin, özen gösterin. Dikey görüntülü paylaşımlara beğeni koymayın, beğeni koymayın, beğeni koymayın. (27 Şubat 2019)

Atilla İlhan’ın “Ben sana mecburum” dizesinde sanki İstanbul’un da payı var gibime geliyor. Genelde İstanbul’u terk edip, Anadolu’nun bağrına doğru yelken açanlar giderlerken hep “Artık İstanbul’da yaşanmaz, trafik, kargaşa, kaos, vs., vs.” diyerek gidiyorlar; sonra bir bakıyorsun her yıl birkaç kez İstanbul’a gelmeden yapamıyorlar. O nedenle Atilla İlhan’ın “Ben sana mecburum” dizesinde sanki İstanbul’un da payı var gibime geliyor. (27 Şubat 2019)

Sadık Aslan’ın “Soğuktu ve Kar Yağıyordu” adlı romanı Dorlion Yayınevi tarafından satışa sunulmuş. Tanıtımında geçen, “İnce ince kar yağıyordu Ankara’ya. Sanki kar, bütün kötülükleri ve karanlıkları beyaza dönüştürmeye çalışıyor da Ankara direniyordu buna.” paragrafı, bir müziksevere doğal olarak Cem Adrian’ın “Kar yağmış yollara, örtülmüş izler… Sen yoksun ya, böyle ıssız Ankara, sensiz Ankara.” dizelerini; bir sinemasevere de doğal olarak Engin Ayça’nın 1990 yılı yapımı, başrollerini Türkan Şoray ve Ekrem Bora’nın paylaştığı o güzel “Soğuktu ve Yağmur Çiseliyordu” filmini hatırlatıyor. Roman, adının ilhamını… (28 Şubat 2019)

“Bir Yıldız Doğuyor”un yeniden gösterime girmesine bakarsak Oscar rüzgârı diyeceğim ama değil, çünkü eski zamanların nitelemesiyle sinema sezonunun tam ortasında, filmlerin hafta bulmakta göbeklerinin çatladığı zaman aralığında, bizimkiler “Müslüm” ve “Aslı Gibidir” de, yeniden vizyona girdi. Her halükârda neşesini bozmayan; iyi günde, kötü günde vur patlasın, çal oynasın televizyonu Flash TV.nin de kapandığı göz önüne alınırsa, görüntü sektöründe bu durum pek hayra alamet değil sanki. (02 Mart 2019)

Bir Varlık Hikâyesi: İhtiyarlara Yer Yok: Siz siz olun, biriktirdiğiniz dönüşüm malzemelerini caddedeki geri dönüşüm kumbarasına götürmek için evden çıktığınızda, önce malzemeleri atın, sonra alışveriş yapın. Bendeniz hata ettim, önce iki yufka aldım. Görenlerden “çöp biriktiren amca” damgasını yememek için, elimdeki şeffaf geri dönüşüm torbasını, yufkaların bulunduğu torba ile kamufle ettim. Sonra gittim, dalgınlıkla hepsini birden geri dönüşüm kutusuna bir güzel attım. Eve dönüşte baktım elimde yufka torbası yok, geri döndüm kumbaraya baktım. Yufka torbam dipte yatıyor, alamadım tabi ki. Hanımın menfi iltifatlarına muhatap olmamak için tekrar gidip iki yufka daha aldım. Dolayısıyla iki yufkaya dört yufka parası ödemiş oldum. Bunlar hep varlıktan oluyor ve tam burada o efsane tweeti akla getiriyor. Toplu taşıma vasıtalarında yer vermiyorlar diye gençlere sitem eden ihtiyarların, varlık kuyruğunda saatlerce bekleyebilmeleri de tanrının bir mucizesi olsa gerek. (02 Mart 2019)

Bir sosyal medya kullanıcısı çok güzel yazmış. Yatırımlar, paramızın 6 sıfırlı zamanındaki 20, 25 katrilyonlarla ifade edilirken, patatesin fiyatı günümüzdeki 6 sıfırsız 2, 3 liralarla telâfuz ediliyor diye. Eee çok doğrudur; İzmir’de belediyenin yaptığı ulaşım “zam”ları, İstanbul’a gelirken yolda gelirken değişime uğrayıp “fiyat ayarlaması” olmuyor mu? Cumhuriyetin ilk yıllarında kazma, kürekle yapılan yolların, günümüzde devasa iş makineleriyle yapılan yollarla mukayese edilmesi gibi. Vatandaş yemiyor yani… 15 liralık patlıcanı. Gidip tanzim satışından alıyor. (03 Mart 2019)

Yaşlılıkta da bir hikmet var, bazen işe yarıyor. TRT Müzik’te yayınlanan “Yeşilçam’dan Şarkılar” programında “Ben gamlı hazan sense bahar, dinle de vazgeç” şarkısının, Cüneyt Arkın ve Fatma Belgen’in oynadığı Erman Film yapımı “Alın Yazısı” adlı filmin şarkısı olduğu şeklinde ifade edildi. Oysa film 1972 yılı yapımı, şarkı ise Melahat Pars tarafından 1950’lerde bestelenmiş. Program yapanların, hele hele TRT.de program yapanların biraz araştırma yapmalarında ve daha dikkatli davranmalarında fayda var. (03 Mart 2019)

Zaman açısından ileride gibi görünüyoruz ama bizden öncekilerin şarkılarını, türkülerini söylediğimize; şiirlerini, romanlarını, hikâyelerini okuduğumuza göre bir bakıma onlardan ve o zamanlardan gerideyiz. (09 Mart 2019)

Hayatın içinden, ayniyle vaki, taze bir hikâye: Siz yine 25 kuruşluk poşete yatın kalkın dua edin. Malkara Can Güler Peynir Helvacısı’ndan peynir helvamı aldıktan sonra karşısındaki ünlü Vefa Bozacısı’ndan da 1 kilo boza alayım dedim. Kasadarın tepesindeki listede yazan 15 TL.yi tezgâha koydum. Kasadar “18 lira.” dedi. Tepeyi işaret ettim, “Orada 15 yazıyor.” dedim. “Evden kap getirirseniz öyle.” diye soğuk soğuk cevap verdi. Matematiksel hesaba göre, ünlü Vefa Bozacısı plastik kabı 200 gram bozaya satıyor. Geri götürüp 3 liramın iadesini talep etsem mi? Acaba? Siz yine 25 kuruşluk poşete yatın kalkın dua edin. (11 Mart 2019)

Sinema Yazarı vasfını haiz arkadaşlar her halükârda sinema salonunda film seyrini teşvik etmeli. Devran döndü, zaman değişti. Gönül, mısır hışırtısı ve telefon ışıltısı olmadan film izlemek istiyor ama öyle de olsa film seyrinde öncelik büyük perdeli sinema salonlarının olmalı. Evde yüksek teknoloji ekranlı TV.lerde Netflix ve diğer dijital imkânlarla film izlemeye öncelik veren yazar arkadaşların unvanlarını da dijitalleştirip Netflix Yazarı, Dijital Yazar, vs. gibi değiştirmeli. (12 Mart 2019)

(23 Ocak 2020)

Sadi Çilingir

[email protected]

Sinemacılık ve Filmcilik Yararına Bağımsız İletişim Platformu