Sevgi Sakarya (Tiyatro oyuncusu ve yazarı olan sanatçı sadece Tunç Başaran’ın yönettiği Uçurtmayı Vurmasınlar adlı sinema filminde rol aldı.)
Lale Mansur (Başka Dildeki Aşk’taki Kadife.)
Umut Sanat Filmcilik, 22 – 24 Temmuz 2011 Haftasonu (Weekend) Box Office listesi için tıklayınız.
Türk Sinemasının 1960’lardaki çocuk oyuncularından Hilal Esen’i 25 Temmuz 2011 Pazartesi günü sabaha karşı Dalaman’da kaybettik. Sinemamızın ilk kadın yönetmenlerinden Feyturiye Esen’in kızı olan Hilal Esen, Gönül Ferman Dinlemez, Çiçeksiz Bahçe, Şafak Yıldızı ve Canım Benim gibi filmlerde oynamıştı. Prof. Dr. S. Ruken Öztürk, 2004 yılında Om Yayınları’ndan çıkan Sinemanın Dişil Yüzü: Türkiye’de Kadın Yönetmenler adlı kitabında Esenlerin hikâyesini de yazmıştı. Bugün Zincirlikuyu Camii’nde kılınacak ikindi namazını müteakip Hasdal Mezarlığı’nda toprağa verilecek olan merhumeye tanrıdan rahmet, kederli ailesine sabırlar dileriz.
Onu ilk kez “Lord of the Rings / Yüzüklerin Efendisi”nin unutulmaz Gollum’u olarak tanımıştık. Andy Serkis, “Kıymetlimisss!” derken, bizim de tüylerimizi ürpertiyordu. Yüzünün neye benzediğini sadece üçüncü filmde, yüzük uğruna bir başkasını öldürdüğünde gördük. Oyunculuk tarihiyle ise pek ilgilenmedik. Şahsen ben, onca çabaya, zahmete, yorgunluğa rağmen yaptığının ne derecede oyunculuk sayılacağını da kestirememiştim açıkçası. Film Akademisi de kestiremedi herhalde ki, Serkis’i Gollum rolüyle Oscar adayı yapmadılar.
Sonra, gene Peter Jackson’ın yönettiği “King Kong”un Kong’u oldu. O güne kadar gördüğümüz en kişilik sahibi Kong’du. Jackson’ın yapımcısı olduğu ve Steven Spielberg’in yönettiği Tenten filmi “The Adventures of Tintin: Secret of the Unicorn”da da Kaptan Hadok’u oynayacak. Bu filmlerin özel efektlerini Peter Jackson’ın şirketi Weta Digital gerçekleştirdi. Weta’nın kullandığı teknolojide ne kadar ilerleme kaydettiğini ise, Serkis’in belki Gollum’dan bile daha duygusal bir performans sunduğu “Rise of the Planet of the Apes / Maymunlar Cehennemi: Başlangıç”ta fark ettik. Artık performansları bilgisayar marifetiyle ‘yakalanıp’ filme dahil edilen oyuncular da ‘live-action’ oyuncularla aynı sahnede, yanyana oluyor. Bu da, her iki tarafa kolaylık sağlıyor tabii.
Ne var ki, Serkis’in Maymunlar Cehennemi hikâyesinin başlangıcını anlatan Rupert Wyatt filmindeki performansı, sadece performans yakalama teknolojisindeki gelişmelerle açıklanamaz. Ermeni asıllı İngiliz aktör “Rise of the Planet of the Apes”de, maymunların lideri olan Caesar’ı oynuyor. Bu arada, maymunları oynayan diğer aktörlerin de başarılı olduğunu hemen belirtelim. Ama, çekim aşamasında filme adını vermiş olan Caesar, filmin başkahramanı.
Caesar, Alzheimer’e deva olacak bir ilâç bulmak için şempanzeler üzerinde deneyler yapan Will Rodman’ın (James Franco) evinde büyüttüğü bir maymun. Alzheimer meselesi Rodman için çok önemli, çünkü babası Alzheimer eşiğini aşmış durumda. Genç bilimadamı çalıştığı şirket, iğne yaptığı bir maymunun sapıtması üzerine bütün ‘kobay’ları öldürmeye karar verince, o maymunun yavrusu Caesar’ı kaçırıp ölümden kurtarıyor. Evinde büyütüyor, ilâç ve ders veriyor. Ta ki Caesar büyüyüp artık evde tutulamaz hale gelene, akıllı bir yaratık olarak olaylara müdahale edene kadar.
Serkis, Caesar’a, hem güçlü bir lider olarak inandırıcılık kazandırmış, hem de insanın içini sızlatan bir ‘çocuk’ yaratmış. Bütün çocuklar gibi, Caesar da büyüdükçe etrafını beğenmiyor, kendisine ve akranlarına yapılan haksızlıklara başkaldırıyor. Bir yandan da, babası bildiği, onu bağrına basmış Will’e karşı derin bir sevgi besliyor. Ne yazık ki Will, küçük Caesar’ını başkalarına, kötü niyetli kişilere, kurumlara karşı korumaktan aciz. John Lithgow gibi çok yetkin bir aktörün varlığına rağmen, “Maymunlar Cehennemi: Başlangıç”tan benim aklımda kalan Caesar ve bakışları oldu.
1964 doğumlu İngiliz aktör Andy Serkis’in babası Serkissian, Irak’ta çalışan bir doktor olduğu için, oğlunun ilk on yılı Bağdat ile Londra arasında gidip gelerek geçti. Ressam olmak istiyordu, görsel sanatlar eğitimi gördü. Tiyatrolar için sahne tasarımları gerçekleştirdi, setler inşa etti. Derken, bir öğrenci yapımında oyunculuk yapmasını istediler, Barrie Keefe’nin oyunu “Gotcha” ile sahneye çıktı.
Sonra da hem oyunculuk yaptı, hem de sahne tasarımı. Resmi eğitim göreceğine, kendini sahneye vurmayı tercih etti. 1985’ta Lancaster’deki Duke’s Playhouse’da profesyonel olarak oyunculuğa başladı. Uzun süre turneye çıkan tiyatrolarda, sırf oynamanın coşkusu için, parasız çalıştı. Ama bu sayede, pek çok popüler oyunla hemen hemen bilinen her tiyatroda seyirci karşısına çıkma fırsatı buldu. 1989’da da, Manchester’deki Royal Exchange Tiyatrosu’nda “Macbeth”te rol aldı. 1990’larda ise Serkis artık Londra sahnelerinde boy gösteriyordu. “King Lear”in Soytarı’sı oldu. “Mojo”da Potts’ı oynadı ve büyük övgü aldı. Televizyona ilk kez 1987’de çıktı, gene 90’lı yıllarda önde gelen pek çok İngiliz mini dizisinde oynamıştır.
Lâfın kısası, bizim ilk kez Gollum olarak gördüğümüz adam, öylesine seçilmiş biri değil, çok yetenekli, çok tecrübeli bir aktördü. “Yüzüklerin Efendisi” üçlemesinin bu unutulmaz karakterini oynamak için dört yıl çalıştı ve Akademi, bilgisayarla yaratılmış karakterine harcadığı emeği oyunculuktan saymasa da, başka yerlerden ödüller aldı. Üzerinde işaretleyiciler olan daracık bir CGI giysisiyle oynuyor, kameralar da onun her nüansını yakalıyordu. “Return of the King / Kralın Dönüşü”nde ise bir sahnede yüzünü görüyorduk. Bu sahne, onun yüzüğü en başta nasıl ele geçirdiğini, bunun için bir başka hobbiti nasıl öldürdüğünü gösteriyordu. Serkis, Gollum ve Smeagol’un seslerini çıkarmak için üç kedisinin boğazlarından tüy topları çıkarırken nasıl hırladıklarını taklit etmiş.
Yaklaşık iki yıl Yeni Zelanda’da ailesinden (aktris/şarkıcı Lorraine Ashbourne ile evli, üç çocukları var) uzakta kaldı. Sonra da post-prodüksiyon stüdyolarında Gollum’u perdeye getirebilmek için gerçekleştirilen karmaşık yaratıcı çalışmaların bir parçası oldu. Her sahne için iki versiyon çekti. Önce başka oyunculara, çoğunlukla Elijah Wood ve Sean Astin’e Gollum’un hareketlerini göstermek ve CGI sanatçılarına yardımcı olmak için onlarla oynuyordu; sonra da Wood ve Astin, sanki Gollum yanlarındaymış gibi hareketleri tekrarlarken repliklerini seslendiriyordu. Animatörler de insan gözüyle gereken rötuşları yapıyordu. Serkis Kong performansında da aynı teknikten yararlandı, onunla da ödüller aldı.
Bir yandan da, ‘geleneksel’ oyunculuğu sürdürüyor. Onu Jennifer Garner’la oynadığı “13 Going on 30”de (2004) Richard Kneeland olarak ve David Bowie’li “The Prestige”de (2006) Alley rolünde izledik. Brendan Fraser’ın ‘Gümüşdil’i oynadığı “Inkheart”ta Capricorn oldu. Televizyonda “Power of Art” belgesel dizisinde Vincent Van Gogh’a can verdi. Bilgisayar oyunlarını da ihmâl etmiyor. “Heavenly Sword” ile “Enslaved: Odyssey to the West”de de, hem oyuncu, hem dramatik yönetmen olarak çalıştı. Bir kez daha Peter Jackson ile biraraya geleceği “Hobbit”te hem malûm karakteri oynayacak, hem de ikinci ünite yönetmeni olacak. “Peter’in duyarlılığını kavradığım için,” diyor, “bir de, Orta Dünya’yı anlama meselesinde ortak bir tarihimiz var.”
Başka? İyi bir aile babası, eğlenceli olduğundan da eminiz. Hangi çocuk Gollum’un yanısıra iki tür maymun da olabilen bir babayı istemez ki? Çok yetenekli amatör bir ressam, ilk gençliğinden beri tutkulu bir dağcı. Balık yiyor ama, kırmızı et yemiyor. Lösemili çocuklar ve savaşın mahvettiği ülkelerden çocuklara hayat kurtarıcı tıbbi yardım sağlayan The Hope Foundation / Umut Vakfı yararına çalışıyor. Turkuvaz rengi gözleri var, Kuzey Londra’da oturuyor.
Ha, bir de “Yüzüklerin Efendisi”nde kullanılan yüzüklerden birini o kapmış. Diğeri, filmin Frodo Baggins’i olan Elijah Wood’da…
(02 Ağustos 2011)
Sevin Okyay
Tüm Şirketler, 22 – 24 Temmuz 2011 Haftasonu (Weekend) Box Office listeleri için tıklayınız. Bu listelerden alıntı veya kopyalama yapıldığında kaynak olarak Haftalık Antrakt Sinema Gazetesi‘nin gösterilmesi rica olunur.
Denizli Beyaz Sahne Sinemaları, 29 Temmuz – 04 Ağustos 2011 seansları için tıklayınız.
SİYAD – Sinema Yazarları Derneği iki yeni üyesine merhaba dedi. Akademisyen Aslı Daldal ve Yeni Film Dergisi’nden Özge Özdüzen derneğin yeni üyeleri oldu. Bu son üyeliklerle birlikte SİYAD – Sinema Yazarları Derneği’nin üye sayısı 92’ye ulaştı. SİYAD – Sinema Yazarları Derneği üyelik başvurularını yılda üç kez, Nisan, Ağustos ve Aralık dönemlerinde değerlendiriyor ve müracaat eden adaylara başvuru sonuçlarını bildiriyor. Sinema Yazarları Derneği’nin yeni üyelerini tebrik eder, başarılarının devamını dileriz.
Bursa Uludağ Üniversitesi Sinema Topluluğu, 27 Temmuz 2011 Çarşamba günü saat 16:00’da İİBF B Blok Bordo Salon’da gerçekleştireceği film gösteriminde 2008 İsveç yapımı, şimdiden kült bir film haline dönüşen 60 ödüllü, 115 dakikalık, Gir Kanıma (Let the Right One In) filmi yer alıyor. Oskar’ın hayatı, kendi yaşlarında bir çocuğun mahalleye taşınmasıyla değişir. Soğuktan pek etkilenmeyen bu beyaz yüzlü ve gizemli yeni komşu Eli ile Oskar arasında bir arkadaşlık gelişir. Eli’nin gelişiyle civarda cinayetler işlenmeye başlar. Arkadaşının vampir olduğunu öğrensede Oskar için arkadaşlık korkudan daha önemlidir.
Erdem Şimşek’in yönettiği, kuşların azalmasını konu alan Kalan Kuşların Şarkısı adlı kısa filmin Remaining Birds’ Song adlı İngilizce versiyonu Romanya’da International Film Festival Document.Art. isimli festivalden Best Ecological Documentary – Ex Aequo Ödülü aldı. “Ex Aequo” ifadesi ödülün iki filme paylaştırıldığını belirtiyor.
Kazanan filmlerin ödülleri 21 Temmuz 2011 akşamı yapılan ödül töreninde sahiplerine verildi. Nisan 2011 yapımı 7,5 dakikalık film daha önce Osmaniye 7. Özgür Film Festivali, Ulusal Belgesel Yarışması’ndan Özendirme Ödülü almıştı.
Arka Pencere Dergisi, 91. sayısında, kapağına Metin Erksan’ın Sevmek Zamanını yerleştiriyor. Tunca Arslan, Trendeki Yabancı köşesinde, büyük mizah ustası Oğuz Aral’ı ölüm yıldönümünde üstadın sinemayla ilişkisi üzerinden hatırlıyor. Vizyon filmleri eleştirileri arasında Üç, Kanıma Gir, Ölümüne Kaçış, Aşırıcılar, Kazananlar Kulübü ve İyi Günde Kötü Günde yer alıyor. Sapık köşesiyle devam eden derginin 91. sayısı, her sayıda olduğu gibi bir Alfred Hitchcock alıntısıyla nihayete eriyor: “Rebecca yıllara iyi dayandı. Nedenini bilmiyorum.”
Tüm Şirketler, 15 – 21 Temmuz 2011 Haftalık (Weekly) Box Office listeleri için tıklayınız. Bu listelerden alıntı veya kopyalama yapıldığında kaynak olarak Haftalık Antrakt Sinema Gazetesi‘nin gösterilmesi rica olunur.
Sinemamızın sevilen oyuncularından Özay Fecht, Kadıköy’deki stüdyosunda 06 – 07 / 13 – 14 / 20 – 21 / 27 – 28 Ağustos 2011 tarihlerinde 11:00 – 15:00 saatleri arasında Kamera Önü Oyunculuğu Workshop’larını sürdürüyor. Beden dili, doğal oyunculuk, karakter yaratma, ses kullanımı, oyunculuk teknikleri, mimik, kamera ölçekleri, monolog çalışmalarının yer alacağı eğitim programı ile öğrenciler sinema oyunculuğu alt yapısını oluşturmak veya geliştirmek için önemli bir pratik olanağı kazanacaklar. Workshop’lar hakkında [email protected] adresinden daha geniş bilgi alınabiliyor.
Zaman geldi kapıya dayandı, 2011 48. Antalya Film Festivali’ne günler kaldı. 1964 yılında -sessiz sedasız- başlayan, giderek ilgi odağı olmaya başlayan festivalin bu yıl bambaşka bir özelliği var: “Seçici kurul (jüri) tamamen kadınlardan oluşuyor.” Bunun bizde değil dünyada başka uygulaması var mı, -ben bilmiyorum ama bunu dünyada birçok ülkede yokken, seçme ve seçilme hakkını elde etmiş kadınlarımıza [“bizim kadınlarımıza” (N. H.)] “toplumca yeteri kadar değer verildiği” anlamında anlamamak lâzım, çünkü “kadın cinayetleri, hem de neler adına…” ortada. Ama tüm bunlar olayın ilginçliğine gölge düşürmemeli.
O zaman bakalım bu kadınlarımız kimlermiş: Müjde Ar (Bşk.), Handan İpekçi, Vahide Gördüm, Bergüzar Korel, Ayşe Kulin, Yaşar Seyman, Ayşe Arman, Annie Geelmuyden Pertan, Şevval Sam, Melis Behlil, Dr. Serpil Kırel.
(Sinema ile ilgili hazırlamaya çalıştığım her alandaki çalışanlara değin araştırmalarda/listelerde katılanların erkek/kadın olduğuna dair herhangi bir bilgi vermemeye özellikle dikkat ediyorum ama bu seçici kurulun kadınlardan oluşması belirtilmeden geçilebilecek bir konu değildir.)
Şimdi 1979 yılında neler oldu: Önce seçici kurul -Prof. Özdemir Nutku, Prof. Dr. Âlim Şerif Onaran, Süreyya Duru, Onat Kutlar, Emre Kongar, Hale Soygazi, TRT ve Antalya Belediyesi’nce seçilecek iki kişi daha… Bu seçici kurul, Adak (Atıf Yılmaz), Bebek (İhsan Yüce), Demiryol: Fırtına İnsanları (Yavuz Özkan), İsyan (Orhan Aksoy), Kanal (Erden Kıral), Seninle Son Defa (Feyzi Tuna), Sensiz Yaşayamam (Metin Erksan), Töre (Ümit Efekan), Vatandaş Rıza (Cüneyt Arkın), Yolcular (Yavuz Pağda), Yusuf ile Kenan (Ömer Kavur)… filmlerini değerlendirecekti. Fakat Demiryol: Fırtına İnsanları, Yusuf ile Kenan ve Yolcular filmlerini denetleme kurulu (sansür) engelleyince diğer yapımcılar da filmlerini çektiler ve Antalya Belediyesi de destekleyince 1979 16. Antalya Film Festivali yapılmadı. 1980’de aynı filmlerin değerlendireceği festival yapılacaktı ama 12 Eylül 1980 darbesinin getirdiği yasaklar nedeni ile filmler yine değerlendirilemediler.
Festival komitesi yapılan toplantıda, yapılamayan bu festivali yapmayı plânlamış. 79 ve 80’de değerlendirilemeyen 11 filmi bir araya getirmek acaba mümkün olacak mı? Eğer mümkün olursa değerlendirmesini hangi seçici kurul yapacak? “Bulabildiklerimizi gösteririz” deniliyorsa, bununla yetinilmeli mi? Filmlerin yönetmenlerinden, seçici kurul üyelerinden aramızdan ayrılanlar oldu, değerlendirme diğer kollarda da yapılacak mı? Tüm bu sorulara rağmen Antalya ’79’u anmak için yapılacak tüm girişimlere destek vermek gerekiyor. Uzun metraj filmler yarışamamıştı ama 79’un -“kısa film” olarak- Antalya galibi Tahtacı Fatma (Süha Arın) olmuştu, bir yerde onu (da) bulmak mümkün mü?
(30 Temmuz 2011)
Orhan Ünser