Sadi Çilingir tarafından yazılmış tüm yazılar

Düşbaz Yayınları Haziran Kitapları

Düşbaz Yayınları, 2026 Haziran ayında satışa sunacağı kitapbını açıkladı. Ayça Çakmaz’ın Ölümün Elinden Kurtarılan Şeyler adlı kitabı 2026 Haziran ayında satışa sunulacak. Kitabın arka kapağındaki tanıtım yazısında şöyle deniyor: “Şartlar ne olursa olsun iyi olmayı seçtiği için iyi kalabilen insanlar döndürecek bu dünyayı. Şimdi al çocuklarımızı kanatlarının altına. Bu köprülerin altından çok sular akacak, tüm çamlar gün gelip bardak olacak, ama biz mücadeleden hiç vazgeçmemiş insanlar ilelebet iz bırakacağız. İnan ve parla sevdiceğim, biz bu savaştan sağ çıkacağız.” Çakmak, Yeniden Doğsam: Aynı Yolda Yürür müyüm  adlı ilk kitabı ile tanındı.

Düşbaz Yayınları Haziran Kitapları yazısına devam et →

Minyonlar ve Canavarlar Filminin Kylian Mbappe’li Yeni Fragmanı Paylaşıldı

Kylian Mbappe’li yeni fragmanı paylaşılan Minyonlar ve Canavarlar 02 Temmuz’da yalnızca sinemalarda gösterime giriyor. Minyonlar ve Canavarlar. Minyonların Hollywood’u nasıl ele geçirdiğinin, film yıldızı olduklarının, dünyaya canavarlar saldıklarının ve ardından yarattıkları kaosu durdurmak ve gezegeni kurtarmak için nasıl yeniden bir araya geldiklerinin gürültülü, çılgın ve tamamen gerçek sevimli hikâyesini anlatıyor.

  • Basın Bülteni
  • Yeni fragmanı izlemek için tıklayınız.
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

Minyonlar ve Canavarlar Filminin Kylian Mbappe’li Yeni Fragmanı Paylaşıldı yazısına devam et →

Uluslararası Gastronomi Film Festivali Başlıyor

Uluslararası Gastronomi Film Festivali; Uluslararası Klazomenai Kısa Film Yarışması, Sine Sınıf, Gastro Sınıf, Tasty Cinema, Gastronomi Filmleri Seçkisi, söyleşiler ve gastronomi – kültür dolu etkinliklere 3 gün boyunca ev sahipliği yapacak. Gösterimlerden ustalık sınıflarına, yarışmalara ve söyleşilere uzanan programıyla festival, gastronomiyi yalnızca bir mutfak pratiği olarak değil; kültür, hafıza ve hikâye anlatımının güçlü bir unsuru olarak ele alacak. Sinemacıları, Akademisyenleri, şefleri ve gastronomi profesyonellerini bir araya getirecek olan etkinlikler, festivalin çok katmanlı yapısını gözler önüne serecek.

Uluslararası Gastronomi Film Festivali Başlıyor yazısına devam et →

Dondurmam Gaymak: Gapital

Eyüp Boz’un yönettiği ve Cengiz Bozkurt, Okan Çabalar, Atakan Çelik ile Mehtap Bayri’nin oynadığı Dondurmam Gaymak: Gapital, 16 Ekim 2026’da CJ ENM dağıtımıyla Unik Film tarafından vizyona çıkarıldı.
Amerika’da başarılı bir finans kariyeri sürdüren Kamil, oğlunun isteği ve merhum Ali Usta’nın vefat haberiyle çocukluğunun geçtiği Ula’ya dönmek zorunda kalır. Kasabaya geldiğinde Ali Usta’dan yadigâr kalan Nasip Dondurmaları’nın borç batağına saplandığını ve itibarını kaybettiğini görür. Amerika ile çocukluğunu geçirdiği Muğla arasında tercih yapan Kamil, Ali Usta’nın mirasını ve kasaba ruhunu dev markalara karşı korumak için kolları sıvar.

  • Basın Bülteni
  • Fragman
  • IMDb

Dondurmam Gaymak: Gapital yazısına devam et →

Kalplere Dokunan Kadın

Yönetmen ve yapımcılığını Nurgül Bayram’ın üstlendiği Kalplere Dokunan Kadın belgeseli, Cumhuriyet’in yetiştirdiği öncü bilim kadınlarından, Türkiye’nin ilk kadın kardiyoloji uzmanı Prof. Dr. Sabahat Kaymakçalan’ın yaşam öyküsünü konu alıyor. Yönetmen Nurgül Bayram, belgesel ile Prof. Dr. Sabahat Kaymakçalan’ın yaşam öyküsü üzerinden Türkiye’de tıbbın ve kardiyolojinin gelişim serüvenini tarihe kaydetmeyi ve bu mirası gelecek kuşaklara aktarmayı amaçladığını belirtiyor. Yapay zekâ destekli sinematik canlandırmaların yer aldığı Kalplere Dokunan Kadın belgeseli izleyiciyi 1950’li yılların hastanelerine ve tıp dünyasına götürüyor.

  • Basın Bülteni
  • Fragman

Kalplere Dokunan Kadın yazısına devam et →

Doğum Günü Partisi

Miguel Angel Jimenez’in yönettiği ve Willem Dafoe, Vic Carmen Sonne, Emma Suarez, Joe Cole, Christos Stergioglou, Antonis Tsiotsiopoulos, Elsa Lekakou ile Francesc Garrido’nun oynadığı Doğum Günü Partisi (The Birthday Party), 10 Temmuz 2026’da Bir Film dağıtımıyla Bir Film tarafından vizyona çıkarıldı.
70’lerin sosyete dünyasında geçen ve Panos Karnezis’in romanından uyarlanan filmde Aristotle Onassis’e benzer bir Yunan milyarder olan Markos Timoleon, kızının 25. doğum gününü özel adasında kutlamaktadır. Ancak görkemli davet, Markos’un gücünü tehdit eden ve hayatını altüst edecek beklenmedik olaylara sahne olur.

  • Basın Bülteni
  • Fragman
  • IMDb
  • Ferhan Baran Yazıyor

Doğum Günü Partisi yazısına devam et →

Türkiye’de Çocuklar Ne Zaman Ailenin Sigortası Oldu?: Kendi Çocukluğunu Kaybeden Yetişkinler

Çalışan gençlerin aile bütçesine katkı sunmak zorunda kalması ve üniversite çağındaki gençlerin eve bakmasının yeniden tartışıldığı bir dönemde, Yazar Uzman Klinik Psikolog Hatice Keltek, “Manevi Değer” filmi üzerinden Türkiye toplumunun en derin meselelerinden birine dikkat çekerek “Türkiye’de bazı çocuklar evl^ft olarak değil, taşıyıcı olarak büyüyorç” dedi.

Cannes Film Festivali’nin galasında, 19 dakika ayakta alkışlanan film; yıllar sonra cenaze için aynı çatı altında buluşan iki kız kardeş ve onları terk etmiş bir babanın hikâyesini anlatırken, aslında milyonlarca insanın sessizce taşıdığı aile yüklerini görünür kılıyor. Keltek’e göre film yalnızca bir aile dramı değil; Türkiye’de nesilden nesile aktarılan duygusal borçların, ebeveyn sorumluluklarının çocuklara devredilmesinin ve “iyi evlât” olma baskısının psikolojik sonuçlarını da gözler önüne seriyor.

“Türkiye’de Bazı Çocuklar Evlât Olarak Değil, Taşıyıcı Olarak Büyüyor”

Filmde Nora karakterinin çocuk yaşta ailesinin duygusal yükünü üstlenmek zorunda kaldığını belirten Keltek, bunun Türkiye’de oldukça yaygın bir tablo olduğuna dikkat çekti.Keltek şunları söyledi:

“Bir değeri taşımak insana ne zaman ağır gelir? O değeri taşımayı kendisi seçmediyse. Tercih değil de zorunluluksa. Çocuklukta üstlenilen bazı sorumluluklar kişiyi olgunlaştırmaz; tam tersine kendi çocukluğunu yaşayamayan yetişkinlere dönüştürür. Türkiye’de birçok insan evlat olarak değil, ailenin yük taşıyıcısı olarak büyüyor.”

Ebeveynleştirilmiş Çocukların Görünmez Hikâyesi

Film boyunca Nora’nın kardeşini koruyan, aile içindeki çatışmaları göğüsleyen ve sürekli düşeni kaldıran kişi olduğuna dikkat çeken Keltek, bunun psikoloji literatüründe “ebeveynleştirilmiş çocuk” olarak tanımlandığını ifade etti.

“Anne-babanın üstlenmesi gereken duygusal sorumlulukları çocuk üstlenmeye başladığında roller değişir. Çocuk çocukluğunu yaşayamaz. Sürekli güçlü olmak zorunda hisseder. Yıllar sonra bile bir şey düştüğünde ilk refleksi onu tutmak olur. Çünkü hayatı boyunca düşeni tutarak var olmuştur.”

Travmalar Evlerden Çıksa Bile Duvarlarda Kalır mı?

Keltek’e göre filmdeki ev karakterlerden biri kadar önemli bir sembol. Üç kuşağın hikâyesini taşıyan evin, yalnızca fiziksel bir mekân değil, aynı zamanda aile hafızasının taşıyıcısı olduğunu belirten Keltek şu değerlendirmede bulundu:

“Travmalar yalnızca insanlarda yaşamaz. İnsanların kurduğu ilişkilerde, aile hikâyelerinde ve sembollerde yaşamaya devam eder. Bu yüzden bazı insanlar yıllar sonra bile çocukluk evine döndüğünde kendisini yeniden aynı duyguların içinde bulabilir.”

“Affetmek Bir Karar Değil, Bazen Yıllar Süren Bir İşlemdir”

Filmin finalinde baba ile kız arasındaki mesafenin tamamen kapanmadığını ancak yeni bir kapının aralandığını söyleyen Keltek, affetmenin çoğu zaman yanlış anlaşıldığını ifade etti.

“Affetmek tek bir anda gerçekleşen sihirli bir olay değildir. Özellikle ağır yaralanmalar söz konusuysa kişi önce yaşadıklarını anlamlandırır, yasını tutar, sınırlarını yeniden kurar. Affetmek çoğu zaman bir karar değil, uzun bir psikolojik süreçtir.”

Neden Bazı İnsanlar Görünür Olmaktan Korkar?

Filmde Nora’nın sahneye çıkmakta zorlanmasının da geçmiş travmalarla ilişkili olduğunu belirten Keltek, görünür olmanın herkes için aynı anlamı taşımadığını söyledi.

“Çocukluğu boyunca görünür olduğunda eleştirilen, cezalandırılan veya korku yaşayan bir kişi için sahne yalnızca sahne değildir. Bazen bir tiyatro salonu, çocukluk evinin yeniden kurulmuş hâlidir. Bu nedenle performans kaygısının altında çoğu zaman yalnızca heyecan değil, geçmiş deneyimler de bulunur.”

“Manevi Değer İnsanı Yücelttiğinde Değil, Onu Taşırken Kendini Kaybettirmediğinde Kıymetlidir”

Filmin merkezindeki asıl sorunun “Manevi değer nedir?” değil, “Bir insan ne kadar yük taşımalıdır?” sorusu olduğunu vurgulayan Keltek, sözlerini şöyle tamamladı:

“Manevi değerler kimliğimizi oluşturan önemli dayanaklardır. Ancak kişi taşıdığı değerin altında eziliyorsa, artık orada değer değil yük vardır. Bir değerin kıymeti, insanı kendinden uzaklaştırmasında değil; kendisi olarak kalmasına izin vermesinde saklıdır. Bugün hem aileler hem de bireyler için asıl soru şudur: Taşıdığımız şey gerçekten bizim seçtiğimiz bir değer mi, yoksa bize bırakılmış bir yük mü?”

(08 Haziran 2026)

Hatice Keltek

29. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali Başlıyor

02 – 07 Haziran 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan 29. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali, yarın Kült Kavaklıdere Sineması’nda yapılacak film gösterimleriyle başlıyor.  Ankara Devlet Opera ve Balesi Sahnesi’nde yapılacak açılış töreninde Onur Ödülü, tiyatro, film ve dizilerin usta oyuncusu Emel Göksu’ya takdim edilecek. Bilge Olgaç Başarı Ödülleri, Brezilya sinemasının feminist direnişçisi Lucia Murat’a, sinemamızın genç yapımcısı Dilde Mahalli’ye ve  oyuncu Melisa Sözen’e takdim edilecek. Genç Cadı Ödülü ise Kuru Otlar Üstüne filminde gösterdiği başarılı performansıyla tanınan 19 yaşındaki Ece Bağcı’ya verilecek.

29. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali Başlıyor yazısına devam et →

5. Kaş Uluslararası Film Festivali

5. Kaş Uluslararası Film Festivali (5th Kaş International Film Festival), “Kaş Bir Rüya” temasıyla perde açıyor. Festival, 10 – 14 Haziran’da Kaş’ta, 20 – 21 Haziran’da ise İstanbul’da Kadıköy Sineması’nda yapılıyor. Gösterim ve etkinliklere katılımın ücretsiz olacağı festivalin açılış filmi, En İyi Uluslararası Film Oscar’ına uzanan ve Cannes Film Festivali’nde En İyi Film Ödülü’nü alan Joachim Trier imzalı Manevi Değer (Sentimental Value) olacak. Festival boyunca Benhür Bolhava, Burak Serin, Ilgıt Uçum ve Oben Yılmaz’ın yer aldığı ön jürinin yaptığı değerlendirmeler sonucunda finale kalan 27 film, 4 farklı kategoride yarışacak.

  • Basın Bülteni
  • Tanıtım Filmi
  • Web Sitesi

5. Kaş Uluslararası Film Festivali yazısına devam et →

İçimizdeki Pencereler / Backrooms

Daniel Myrick ile Eduardo Sánchez ikilisinin birlikte tasarladığı 1999 yapımı ‘Blair Cadısı / The Blair Witch Project’, Maryland kırsalında üç sinema okulu öğrencisinin ardında bıraktığı tüyler ürpertici kaydın gerçek olduğuna dair pazarlama numarasıyla piyasaya sunulmuş ve hayli sansasyon yaratmıştı. Gerek ABD gerekse ülkemizde son haftanın en çok izlenen filmi ünvanına sahip olan ‘Backrooms’ ham görüntülerden oluşan, hareketli kamera ile çekilmiş buluntu bir video kaydı izlenimi veren sekansla açılıyor. Genç yönetmen Kane Parsons böylesine bir aldatmaca içinde değil kuşkusuz, kendisi yakın geçmişte youtube’da yayına girmiş ve özellikle genç izleyicinin ilgisini toplamış kısa filmlerinden yola çıkarak beyazperde için dört başı mamur bir gerilim-korku çabasına girişmiş.

İyice daraltılmış bir kadraj içinde soluk soluğa bir nefesin sarı labirentler içinde kayboluşunun monitörden izlendiğini görüyoruz önce. Genç adam canavara benzer bir yaratığı farkettiğinde deneyi görüntüleyen beynin kendisini bu girdaptan çekip çıkarmasını istese de makus kaderinden kaçamıyor. Bu ürkütücü girişin ardından Parsons’ın projeye kattığı ve iki değerli oyuncunun can verdiği ana karakterlere dönüyoruz. Danışan koltuğunda oturan Clark (Chiwetel Ejiofor) psikoloğu Mary Klein’a (Renate Reinsve) karısının onu kendi evinden kovduğu geceyi anlatmaktadır. Aslında mimar olan ama hayatını kazanabilmek için ‘Kaptan Clark’ın Osmanlı İmparatorluğu’ gibi tuhaf adı olan bir mobilya mağazasında ömür tüketmektedir. Geceleri mağazada yatıp kalkmakta olan Clark yalnızdır.

Voltajın her daim oynadığı, elektriklerin nedenini bulamadığı biçimde sürekli kesildiği dükkanında bir gece ana katın duvarından arka odalara geçişin olduğunu heyecanla keşfediyor. ‘The Window Within’ adlı kitabın yazarı Mary Klein’ın ‘hayallerimizi gerçekleştirmek için içimizde pencere açalım’ söylemine uygun bir gelişmedir bu sanki. Clark hayatının kontrolünü eline almayı başarabilecek midir. Bu arka odalar ona tasarladığı yolu özgürce seçme olanağı sunacak mıdır.

Clark’ın ertesi gün mağaza çalışanlarıyla giriştiği deneyde geçmişin travmalarıyla hesaplaşması kaçınılmaz olur. Kendisinden haber alamadığı danışanını iş yerinde ziyarete giren Mary de, son tahlilde aynı koridorlar ve labirentler içinde kendi varoluş ve psikolojik korkuları ile yüz yüze gelecektir.

‘Backrooms’ anlatılmasından ziyade görülmesi, mümkünse iyi bir projeksiyonda deneyimlenmesi gereken bir çaba. İzleyiciyi klostrofobik bir alemde David Lynchvari bir bilinçaltı yolculuğa çıkaran çizgi dışı bir performans örneği. Genç sinemacı kolaycı pop çözümlere yönelmeden bir Lynch olgunluğuna erişebilir mi, onu zaman gösterecek ama bu haliyle ‘Backrooms’ çok sağlam oyuncuları, Parsons ve yapım tasarımcısı Danny Vermette’in Salvador Dali esinli buluşları ve özellikle son yarım saatte doruğa çıkan gerilimi ile merakla izleniyor. Filmin gerek bizde gerekse dışarda sinema salonlarını ayakta tutan genç izleyiciyi (ben de hafta ortası bir gündüz seansında tamamen gençlerden oluşan Kadıköy Sineması ana salonunda izledim) neden bu denli çektiği ise, günümüz dünyasında despot rejimlerden bunalmış gençlerin hayallerine ulaşmak için farklı pencereler açmaları söyleminden etkilenmiş olmalarındandır belki de.

(07 Haziran 2026)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Sarı Zarflar’a Alman Film Ödülleri’nden (Lola) İki Büyük Ödül

Berlin’den Altın Ayı ödülü ile dönen ve 2027 Oscar aday adaylığı tescillenen, İlker Çatak imzalı Sarı Zarflar filmi Alman Film Akademisi’nin üyelerinin oylarıyla belirlenen Alman Film Ödülleri (Lola) gecesinde En İyi İkinci Film Ödülü olan Gümüş Lola’yı kazandı. Film ayrıca, Marvin Miller imzalı besteleriyle En İyi Film Müziği Ödülü’nün de sahibi oldu. Sarı Zarflar’ın başrollerinde Özgü Namal, Tansu Biçer, Leyla Smyrna Cabas, İpek Bilgin, Aziz Çapkurt ve Jale Arıkan oynuyor.

Sarı Zarflar’a Alman Film Ödülleri’nden (Lola) İki Büyük Ödül yazısına devam et →

Sinematek’te Yeni Hafta: 02 – 07 Haziran 2026

Sinematek / Sinema Evi, 28 Nisan – 03 Temmuz 2026 arasında melankoliyi gösterişsiz bir sinema diliyle anlatan Fransız yönetmen Louis Malle’e adanmış seçkiden ve dünya sinemasından yeterince görünürlük bulamamış, World Cinema Project kapsamında restore edilen filmleri seyirciyle buluşturuyor. 03 Haziran 2026 Çarşamba günü ise Azgelişmişliğin Anıları gösterimi sonrasında Çiğdem Öztürk bir sohbet gerçekleştirecek.

Sinematek’te Yeni Hafta: 02 – 07 Haziran 2026 yazısına devam et →

Ferhan Baran Yazıyor: Beni Dünyadaki Her Şeyden Daha Çok Sevsin / Saplantı

‘Saplantı / Obsession’ 04 – 11 Eylül 2025 tarihleri arasında gerçekleştirilen 50. Toronto Film Festivali’nin (TIFF) kült korkular, sınırları zorlayan absürt güldürüler ya da yüksek tempolu aksiyonlara ev sahipliği yapan ‘Geceyarısı Çılgınlığı / Midnight Madness’ seçkisinin gözdelerinden biriydi. Film, bir müzik mağazasında çalışan utangaç Bear’in (Michael Johnston) aynı iş yerinde çalışan alımlı Nikki’ye (Inde Navarette) olan ilgisini bir türlü … Devamı…»