Memduh Şevket Esendal
Sen kendin, ‘Ben Valantino’ya benziyorum,’ demiyor muydun? Daha dün bana söylüyordun!”
“Ben benziyorum, demedim. Çocuklar beni Valantino’ya benzetiyorlar, dedim.”
“Senin bir sözün bir sözüne uymuyor ki! Valantino’ya benziyorum diyordun, şimdi babama benziyorum, diyorsun.”
“E, ne olur? Belki babam da gençliğinde Valantino’ya benziyordu.”
…..
Dün kendin, ‘Ben Valantino’ya benzerim,’ diyordun. Bugün dönmüş, ‘Babama benzerim,’ diyorsun. Sen bir daha Valantino’ya benzerim de de, bak ben sana ne derim.”
“Sen ne dersen de. çocukların hepsi bana, ‘Valantino Sâlâh! diyorlar. İstersen Silindir’i sana getireyim, sor! Hem Valantino’ya benziyorum hem babama…”
…..
Doktor’a sordu:
“Siz babamın gençliğini tanırsınız,” dedi. “Babam hiç Valantino’ya benzer miydi?”
“Kızım, ben babanın gençliğini bilirim ama Valantino’yu tanıyamadım!” (Memduh Şevket Esendal, Bütün Öyküleri, Everest Yayınları, 1. Basım: Şubat 2025, Sayfa 369)
*****
“Aaa Valantino’yu bilmiyor musunuz? ‘Elmas Rüyası’nı oynayan!”
Salâ ilave etti:
“‘Kumar ve Sevda’yı oynayan!”
Anlaşıldı ki bu Doktorun da dünyadan haberi yok. Bütün âlem Valantino için öldü bayıldı, arkasından bir sürü kız kendini öldürdü, Avrupa birbirine girdi, Doktor daha adını işitmemiş…
…..
“Gördün mü,” dedi, “sen boş yere inat edersin. Kim olsa seni Valantino’ya benzetiyor.”
“Ben Valantino’ya benzemiyorum, demedim ki!”
…..
Bu vesile ile Sevim Hanım, Doktor’la barışmış oldu. Sevim Hanım, babasına benzer, Salâ da Valantino’ya. Sevim Hanım’ın babası da Paşa’ya benzer. Sözün sonu budur. Nâdir Hanım’a hiç benzeyen yok. Halbuki Nâdir Hanım’a sorulsa, bu kız pekâlâ kendisine benzer. Oğlan da, erkek çocuktur, olabilir ki babasını andırsın. Valantino ne bildikleri ne de tanıdıkları! Bari bu memleketin adamı olsa… Gebeyken yüzüne bakılmış olur da!.. Doktor da kırk yıllık adam, o da oğlanı Valantino’ya benzetti! (Memduh Şevket Esendal, Bütün Öyküleri, Everest Yayınları, 1. Basım: Şubat 2025, Sayfa 370)
*****
SİNEMA buraya
*****
Sen iş peşinde koştuğunu söylemesen, ben seni şu sinemaya gitmiş sanacaktım.” (Memduh Şevket Esendal, Bütün Öyküleri, Everest Yayınları, 1. Basım: Şubat 2025, Sayfa 435)
*****
Torunun iki hafta sinemaya gitmesin. (Memduh Şevket Esendal, Bütün Öyküleri, Everest Yayınları, 1. Basım: Şubat 2025, Sayfa 441)
*****
Yemeği yiyip sinemaya gideceklermiş.
…..
Kız, sinemada bir arkadaşına rast gelmiş, onlara gitmişler, gramofonu kurup, saat üçe kadar dans etmiş, eğlenmişler. (Memduh Şevket Esendal, Bütün Öyküleri, Everest Yayınları, 1. Basım: Şubat 2025, Sayfa 446)
*****
Sinemalarda her gün oladuran bu kaçışlar kendi başına gelince ona hem acı hem biraz yabancı geldi. (Memduh Şevket Esendal, Bütün Öyküleri, Everest Yayınları, 1. Basım: Şubat 2025, Sayfa 447-448)
*****
Filmlerde bu barışların ne güzelleri ne ateşlileri vardır. Demiryolu, deniz kazaları olur. Oğlan kaçmıştır ama gene karısını sever. Onun için, onun bir resmini kurtarmak uğruna kendini bir trenden aşağı yahut bir suya atar. Karısı hastabakıcı olur. Kocası kendini bilmez. Sonra ayrılır. Barışırlar. Biz, güzel bir bitiş için bir deniz kazası, bir uçak kazası yapamazdık. Bunun için bizim bitiriş sönük oldu. Güvey karısını sinema kapısında beklemiş. (Memduh Şevket Esendal, Bütün Öyküleri, Everest Yayınları, 1. Basım: Şubat 2025, Sayfa 448)
*****
“Ben gazetede çalıştığını istemiyorum,” dedi, “matinelere gidemiyoruz.” Gece yarısı eve geliyor! Saat dokuza bile yetişemiyoruz. Ben diyorum ki hiç olmazsa, beşte evde bulunsun!” (Memduh Şevket Esendal, Bütün Öyküleri, Everest Yayınları, 1. Basım: Şubat 2025, Sayfa 450)
*****
Bizim kız boyalı, yapma suratlı, moda konuşur, sinema konuşur, dans bilir bir salon kadını olmak istedi, onu da oldu.
…..
Ankara sinemalarında onu görmüş olacaksınız. Yahut göreceksiniz. Saçları, o altın bilezikler gibi yalnız sarısına boyalıdır. Suratının allığı, aklığı başka sürülmüş ve üstünde çalışılmıştır. Kirpikleri rimelli, kaşlar kaytandır. Dudakları, giydiğine göre, yu vişne şurubu kırmızısını yahut narçiçeği alı. Kış geleli kara kürk palto giyiyor. Böyle bir bayanla yanında, karaca kuruca bir delikanlı -bugünlerde koyu renkli bir paltosu, tepesi basık şapkalardan yeşil bir şapkası var- görürseniz biliniz ki bu bizim kızla Tata’sıdır. Film değiştiği günleri kaçırmazlar. (Memduh Şevket Esendal, Bütün Öyküleri, Everest Yayınları, 1. Basım: Şubat 2025, Sayfa 453-454)
*****
Birtakımı: “Gidip istasyonda oturacaksın, orada sinema var mı?” (Memduh Şevket Esendal, Bütün Öyküleri, Everest Yayınları, 1. Basım: Şubat 2025, Sayfa 483)
*****
Metrodan, fünikülerden, otomobillerden, ne olursa olsun oyuncaklardan, evde sinema göstermekten hoşlanıyor. (Memduh Şevket Esendal, Bütün Öyküleri, Everest Yayınları, 1. Basım: Şubat 2025, Sayfa 505)
*****
Aradan ne kadar geçti bilmem, Bir gün Nesibe’yi sinemanın giriş yerinde gördüm. (Memduh Şevket Esendal, Bütün Öyküleri, Everest Yayınları, 1. Basım: Şubat 2025, Sayfa 543)
*****
Sinemadan dönüşte evdekilere söyledim. (Memduh Şevket Esendal, Bütün Öyküleri, Everest Yayınları, 1. Basım: Şubat 2025, Sayfa 544)
*****
Arkadaşları hem sinemasına yahut tiyatrosuna gider, hem de, “Kim bilir gene ne dalgası vardı, bizi evden aşırdı!” diye dedikodu eder; kalkar bara, pastacıya gidip yer, içer, faturasını da doktora yollarlar. (Memduh Şevket Esendal, Bütün Öyküleri, Everest Yayınları, 1. Basım: Şubat 2025, Sayfa 562)
*****
“Yok devenin başı… Sen gelsene, bize gidelim. Seni sinemaya götürürüm. Hadi!” (Memduh Şevket Esendal, Bütün Öyküleri, Everest Yayınları, 1. Basım: Şubat 2025, Sayfa 590)
Mehmet Aycı
Ölüler de sevişir sade filmlerde değil
Kefenin: Kariyerin, numaran, etiketin! (Mehmet Aycı, Bir Kuş Penceremize, Muhit Kitap Yayınları, 1. baskı, Ekim 2020, Sayfa 39)
*****
Bütün ağaçlar
Tanrı’nın kar filminin
Figüranları… (Mehmet Aycı, Bir Kuş Penceremize, Muhit Kitap Yayınları, 1. baskı, Ekim 2020, Sayfa 46)
*****
Paraya dönüşebilir ne varsa dünyada
Ne kadar hikâye varsa filmi hak eden
Toplanıp depolanıyor Batı’nın kalbinde
Milyonlarca çocuğun kanıyla kirleniyor
Yağmalanacak müze kaçırılacak yazma (Mehmet Aycı, Bir Kuş Penceremize, Muhit Kitap Yayınları, 1. baskı, Ekim 2020, Sayfa 65)
*****
Eviniz yandı diyelim, Allah etmesin
İtfaiye Meydanı’ndan eski yeni eşyalar
Masanın çekmecesinden filmler, çizimler
Eski Ulus binaları, antika fotoğraflar
Antika altınsa sayar bizim milletimiz
Müzelerde sahtesi, bırak şu tedaiyi! (Mehmet Aycı, Bir Kuş Penceremize, Muhit Kitap Yayınları, 1. baskı, Ekim 2020, Sayfa 67)
*****
Yine arkadaşımız olan, arkadaşımızın arkadaşı olan, ancak kahve müdavimi olmayan bürokrat, şair, siyasetçi, sanatçı başka arkadaşlar kahveye şöyle bir uğradıklarında büyü bozuluyordu¹⁷.
¹⁷Burada Prof. Dr. Kurtuluş Kayalı’yı istisna tutmalıyım. Kahveye iki defa geldi ve her iki gelişinde de o gidene kadar arkadaşlarımızın bir kısmı oyun kurmadı, oyun oynanan tarafa gitmedi. Kayalı ile Türk düşüncesi, Sezai Karakoç, Kemal Tahir, Haldun Taner, Türk sineması, düşünce dergileri, dönüşümün Türk dizilerine yansıması gibi geniş bir yelpazede konuşuldu. Hoca’dan istifade edildi. Hatta mümkünse kalabildiği kadar kalsın istendi. Kayalı ayrıldıktan sonra kare kuruldu. Kurtuluş Kayalı portresi için bkz. Mehmet Aycı (2015), iki Yüz, Ankara: Cümle Yayınları. (Mehmet Aycı, Kahveden Gelir Sesi, İdealKent Yayınları, 1. Baskı, 2023, Sayfa 15-16)
*****
Yine de çarşamba günleri öğleden sonra ve cumartesi pazar günleri kuşlukla ikindi arası çarşı izinli olduğumuz o kısacık zaman aralığında, Adalar’da²⁴ dolaştıkları, Arı Sineması’nda veya Kılıçoğlu Sineması’nda film seyrettikten²⁵, rahmetli Muhittin Beyazıt’ın Kitap Bank’ından “al götür, oku getir”²⁶ kampanyalı ucuz kitaplar, çizgi romanlar aldıktan sonra vakit kalırsa arka sokaklarda üst devrelerin ve öğretmenlerin uğrama ihtimali zayıf olan bir kahve bulup bir iki el pişti, okey, king, üç beş sekiz gibi kağıt ve taş oyunları oynardık.
²⁴Şehrin ortasından geçen Porsuk çayının her iki tarafı. Sağlı, sollu kahveler, lunapark ve lokantalar bulunurdu. Kılıçoğlu Sineması da Adalar’daydı. Porsuk, o yıllarda kumaş fabrikalarında üretilen kumaşın rengine göre akardı; kırmızı, mavi, yeşil, siyah…
²⁵Arı Sineması’nda romantik drama, filmler oynardı. Pek tercih edilmezdi. Kılıçoğlu Sineması’nda vizyondaki son filmler oynardı, ağırlıklı olarak aksiyon ve bilimkurgu filmleri burada seyrederdik. Bir de “üç film birden” oynatan, sıradan filmlerin ortasına erotik ve porno başka filmler ekleyen Doğan ve Şan sinemaları vardı. Kimin Arı sinemasına, kimlerin Kılıçoğlu’na ve kimlerin Doğan ve Şan sinemalarına gittiği öğrenci profili hakkında da ipuçları verirdi. (Mehmet Aycı, Kahveden Gelir Sesi, İdealKent Yayınları, 1. Baskı, 2023, Sayfa 20-21)
*****
Masa örtülerindeki yanıklarda çocuk okutmanın, ev geçindirmenin, iş huzursuzluğunun ve huzurunun, iç huzursuzluğunun ve huzurunun, bir parti oyun oynamadan önce, bin bir meşgaleyle boğuşurken bir parti oyun esnasında beyaz bir sayfaya dönüşecek olan, oyundan sonra yine adeta bir bilimkurgu filmindeki ekranlar gibi rakamlarla, harflerle, şifrelerle, hayatın her yüzünün akacağı, zihinlerin, insan hallerinin, o hallerin dal budak salan hallerinin ateşten ağaçlarının ucundan dökülen küçük ateş meyvelerinin izlerini görüyorum.³⁶
³⁶”Oyun daima, (…) yaşamın hafiflemesini sağlamaktadır; yalnızca dünyevi olan geçici bir çözümü, hatta neredeyse varoluş yükünün ağırlıklarından kurtulmayı sağlamaktadır. O bizi fiili bir durumdan çekip çıkarmakta, bizi esir alan rahatsız edici ve bunaltıcı bir durumdan kurtarmaktadır; bizlere seçim yapmak durumunda kalmış olmanın eziyetini yaşatmayan olanakların içinden uçup geçerken duyduğumuz bir fantezi mutluluğu bahsetmektedir.” Eugen Fink (2025), Bir Dünya Semboli Olarak Oyun, [çev. Necati Akça], Ankara: Dost Kitabevi Yayınları, s. 22-23. (Mehmet Aycı, Kahveden Gelir Sesi, İdealKent Yayınları, 1. Baskı, 2023, Sayfa 29-30)
*****
Bay bay hepiniz: Yenmekte olan oyuncunun tam oyun bittiği anda rakibe ezgili olarak söylediği söz. Organize İşler⁸⁴ filmindeki Bye Bye Happines repliğinden bozma.
⁸⁴Yönetmenliğini Yılmaz Erdoğan’ın yaptığı 2005 yapımı Türk filmi. (Mehmet Aycı, Kahveden Gelir Sesi, İdealKent Yayınları, 1. Baskı, 2023, Sayfa 85)
*****
Evde Claudia Schiffer mi bekliyor?:⁸⁵ Erken eve gitmek isteyen oyuncuya takılmak için söylenen söz.
⁸⁵Claudia Schiffer (1970-) Alman manken. “Evde Hülya Avşar mı bekliyor?” şeklinde de kullanıldı. (Mehmet Aycı, Kahveden Gelir Sesi, İdealKent Yayınları, 1. Baskı, 2023, Sayfa 91)
*****
İhtiyarlara Yer Yok⁸⁷ Oyuncunun yaşça kendisinden büyük oyuncularla kare kurmayacağını belirtir söz. Oyuncu yaşça kendinden büyük rakipleri yendiğinde de kullanılır.
⁸⁷Ethan Cohen’in 2007 yapımı filmi. Cormac McCarthy’nin “İhtiyarlara Yer Yok” adlı romanından aynı adla uyarlanan Amerikan suç ve gerilim filmi. (Mehmet Aycı, Kahveden Gelir Sesi, İdealKent Yayınları, 1. Baskı, 2023, Sayfa 96)
*****
Lö disiplin: Oyuncunun dikkatli oyna anlamında ortağını uyarması. Hal ve Gidiş Sıfır⁸⁸ filminden replik.
⁸⁸Fransız yönetmen Jean Vigo’nun 1933 yapımı filmi. “Zero de Conduite” (Mehmet Aycı, Kahveden Gelir Sesi, İdealKent Yayınları, 1. Baskı, 2023, Sayfa 101)
*****
Ölü ozanlar derneği⁹¹ Okeyde oyuncunun bitebileceği taşların çıkması durumunda söylediği söz.
⁹¹Ölü Ozanlar Derneği; Yönetmen Peter Weir’in 1989 yapımı filmi. (Mehmet Aycı, Kahveden Gelir Sesi, İdealKent Yayınları, 1. Baskı, 2023, Sayfa 103)
*****
Sanatçıyız biz: Çok güzel oynuyoruz anlamında ortakların birbirine söylediği söz. Çalgı Çengi⁹² filminden replik.
⁹²Selçuk Aydemir’in yaptığı 2010 yapımı Türk filmi. (Mehmet Aycı, Kahveden Gelir Sesi, İdealKent Yayınları, 1. Baskı, 2023, Sayfa 105)
*****
Sikerler kâmil: Bizi yenerler veya sizi yeneriz anlamında kullanılan söz. “Gemide”⁹³ filmindeki Erkan Can repliği.
⁹³1998 yapımı Serdar Akar filmi. (Mehmet Aycı, Kahveden Gelir Sesi, İdealKent Yayınları, 1. Baskı, 2023, Sayfa 106)
*****
Kahve arkadaşlarımdan birinin¹⁰⁷ doktora tezi yazımı yaklaşık on yıl sürdü.
…
Jürideki hocalardan Kurtuluş Kayalı’yı da aldık.
¹⁰⁷Faruk Nafiz Fazlıoğlu, “Türk Sinemasında Loser Karakterlerin Dönüşümü”, Ankara: Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Tezi [Basılmamış]. 2019. (Mehmet Aycı, Kahveden Gelir Sesi, İdealKent Yayınları, 1. Baskı, 2023, Sayfa 135)
*****
Oyunculardan biri “Evde Claudia Schiffer mi bekliyor?” maddesine itiraz etti. Bunun aslının ve yaygın kullanımının “Evde Angelina Jolie¹¹⁴ mi bekliyor?” olduğunu söyledi.
¹¹⁴ Angelina Jolie (1975-) Amerikalı film oyuncusu, yönetmen. (Mehmet Aycı, Kahveden Gelir Sesi, İdealKent Yayınları, 1. Baskı, 2023, Sayfa 145-146)
Milan Kundera
Bir Amerikan kovboy filminin gösterildiği sinemanın gişesinde durdu ve iki bilet aldı. (Milan Kundera, Ayrılık Valsi, Can Yayınları, 10. basım, Temmuz 2023, Sayfa 22)
*****
Sonunda sinemaya gittiler. (Milan Kundera, Ayrılık Valsi, Can Yayınları, 10. basım, Temmuz 2023, Sayfa 25)
*****
Küçük odasında, bitirmediği ve ilgisini çekmeyen bir polisiye roman duruyordu, sinemada daha önce izlediği bir film oynuyordu, Richmond’un lobisindeyse sürekli açık bir Televizyon vardı. (Milan Kundera, Ayrılık Valsi, Can Yayınları, 10. basım, Temmuz 2023, Sayfa 90)
*****
Onlar sinemacıylı, mikrofonla sahneye çıktığı zamanlardan bu yana tanıdığı arkadaşlarıydı.
En uzunları, yönetmen olan onu hemen kolundan tuttu: “Buraya bizim için geldiğini düşünmek ne güzel olurdu…”
…
“Ne yazık!” diye devam etti yönetmen.
…
“Vay canına!” dedi kameraman (yırtık kazak giymiş genç adamdı bu). (Milan Kundera, Ayrılık Valsi, Can Yayınları, 10. basım, Temmuz 2023, Sayfa 139)
*****
“Kahvaltıya geç kaldım, bana servis yapmadılar, havuzda da şu aptal filmciler vardı. (Milan Kundera, Ayrılık Valsi, Can Yayınları, 10. basım, Temmuz 2023, Sayfa 141)
*****
Arkasını döndü ve yırtık kazaklı kameramanı tanıdı.
…
“Bu güzel hanımefendi sayesinde bu sabah küçük bir porno film çekebildik,” dedi kameraman, elini uzatan ve belli belirsiz adını mırıldanan kadına Ruzena’yı takdim ederek. (Milan Kundera, Ayrılık Valsi, Can Yayınları, 10. basım, Temmuz 2023, Sayfa 141)
*****
Üç sinemacıyla kalıp ertesi sabah gizlice eve gitmek ne muhteşem olurdu.
…
“Hay sıçayım,” dedi kameraman. (Milan Kundera, Ayrılık Valsi, Can Yayınları, 10. basım, Temmuz 2023, Sayfa 158)
Murat Erşahin
Bir de imla kılavuzu, takvim, hatta iki takvim, telefon defteri, sinema dergisi, bir mum, kağıt bıçağı, bir bardak altlığı, bir çay bardağı, bir resim sergisi davetiyesi.
Sokaklarda, evde, orada, burada, sinemada, tiyatroda, havada karada bir yabancıyım sanki. (Murat Erşahin, Adam Mutsuz ve Orta Yaşlıydı, Hayalet Kitap, 1. baskı, Mayıs 2008, Sayfa 11)
*****
Öğlen uykularını asla sevemedim ve günün en güzel vakti eminim ki bir sinemanın, 11.00 matinesi. (Murat Erşahin, Adam Mutsuz ve Orta Yaşlıydı, Hayalet Kitap, 1. baskı, Mayıs 2008, Sayfa 17)
*****
Bir sinema fuayesinde olmak istedi o an. Beş dakika arada, alaska frigocuyla kısa bir diyalog sonrası filme geri dönebilirdi. (Murat Erşahin, Adam Mutsuz ve Orta Yaşlıydı, Hayalet Kitap, 1. baskı, Mayıs 2008, Sayfa 21)
*****
“Evet” dedi, “dededen kaldı. Burada eskiden bir köşk vardı, sinema yapılmadan önce”.
…
Sinemanın yıkılmakta olan görkemli giriş merdivenini izliyordum. Kaç defa inip çıktım bu merdivenden kim bilir? Geniş, upuzun, görkemli merdiven. Beni bulunduğum yerden bambaşka bir hayal diyarına götüren sihirli basamaklar.
Merdiven biter bitmez o kocaman kapı ile karşı karşıya kalırdınız. Camlarında hayranlıkla seyrettiğim, her hafta değişen film afişlerinin asıldığı kapının arkasında geniş bir giriş yer alırdı. Ve hayallerinize bilet kesen gişe. Gişede uzun süre aynı kadın oturmuştu. Güler yüzlü, nazik biriydi. “Mümkünse sıra başı olsun” ricasını gülümseyerek yerine getirip, iyi seyirler dilerdi her defasında. Sonra içeri girerdiniz. Duvarlardaki afişleri dikkatlice inceler, üzerlerindeki isimleri ezberlerdiniz. Oyuncular, senarist, görüntü yönetmeni, kurgucu, yapımcı ve yönetmen. Afişlerin kapladığı koca duvarın hemen yanında büfe dururdu. Gofretler, meşrubatlar, kağıt mendiller ve mısır… En sevdiğim şey koko’ydu. Alaska, Frigo’dan bile daha çok severdim koko’yu. Büfeden değil, beş dakika arada salona giren Alaska Frigocu’dan alışveriş ederdim. Film bitip dışarı çıkarken sinemanın o hiçbir şeye benzemeyen uhrevi kokusunu içime çekerdim. Rutubet, talaş, mısır patlağı karışımı bir kokusu vardı sinemanın… (Murat Erşahin, Adam Mutsuz ve Orta Yaşlıydı, Hayalet Kitap, 1. baskı, Mayıs 2008, Sayfa 31-32)
*****
Saat 13.45’ti ve film ilgimi çekti. Gişedeki kadın ne kadar kırılgan gözüküyordu…
…
Film güzeldi; çıktığımda ıslık çalarak yürüdüm bir süre. (Murat Erşahin, Adam Mutsuz ve Orta Yaşlıydı, Hayalet Kitap, 1. baskı, Mayıs 2008, Sayfa 33)
*****
Sinemanın önünde durdum. Film hâlâ değişmemiş, sanırım üç haftadır gösteriliyor. İnsanlar işlerindeyken ben bu sinemanın önündeyim, sanırım benim de işim bu filmlerin değişip değişmediğini kontrol etmek. Aslında çok ciddi bir iş bu, birinin yapması gerek.
…
Tüm dükkânlar yerli yerinde, gerçek hayat iki haftada bir değişmiyor, sinemayı bu yüzden seviyorum.
…
Tuvalete mi, sevgilisiyle -belki de gişeci kızla- buluşmaya mı belki de bankaya gitmiştir ama sanırım büyük olasılıkla kapıda kalmış birinin kapısını açıyordur, işini yapıyordur yani. (Murat Erşahin, Adam Mutsuz ve Orta Yaşlıydı, Hayalet Kitap, 1. baskı, Mayıs 2008, Sayfa 38)
*****
Evet, aşk bitmemeliydi; kız, gişeden çıkmamalıydı; hep gişede kalmalıydı. “On bir matinesine bir bilet, mümkünse sıra başı olsun lütfen”e karşılık veren bir çift güvercin bakışıydı o, aşka açılan bir kapı, el örgüsü bir kazak, küf kokulu salonda bir film kahramanı, tenin o tedirgin karşı koyması, her şeyi unutturan dokunuş…
…
O gişedeydi, gazete okuyordu, kendisini görmesinden korkarak karşı kaldırıma, gişeyi görebileceği bir apartman boşluğuna girdi. Bir süre daha kızı seyretti, kız telefonla konuştu, güldü, birkaç kişiye bilet kesti, saçını düzeltti, karşısındaki duvarda asılı afişe daldı.
…
Onu gişeden dışarı çıkarmak her şeyi gerçek kılacaktı; kızın, sahafın, lokantadaki kadınların, ailesinin, sokaktakilerin yaşamı fazlasıyla gerçekti zaten, kendisininki de…
…
Bu resmin bir parçası olmayacaktı gişedeki kız. (Murat Erşahin, Adam Mutsuz ve Orta Yaşlıydı, Hayalet Kitap, 1. baskı, Mayıs 2008, Sayfa 41)
*****
Defalarca baktığım vitrin, örücü Hasan usta, tatlıcı dükkanı, Aret’in kafesi, mısırcı Recep, yer gösterici Levent bey… Levent bey mutsuz. ‘İş yok’, diyor. ‘İki matineyi iptal ettik. Saat üç oldu, halen gelen giden yok. Anlamadım ben bu işi’. (Murat Erşahin, Adam Mutsuz ve Orta Yaşlıydı, Hayalet Kitap, 1. baskı, Mayıs 2008, Sayfa 43)
*****
Diş ağrıları, sırt sıvazlamaları, elektrik kesintileri, sinema salonları, yaylı yataklar, yaysız yataklar, yer yatakları, iyi kitaplar, kötüleri, keyifsiz sohbetler, kabızlık, sperm ziyanlığı, vapurlar, gece yolculukları, raflar, çinkolar, doğu, batı, önüm arkam denizler, ortada su şişeleri… (Murat Erşahin, Adam Mutsuz ve Orta Yaşlıydı, Hayalet Kitap, 1. baskı, Mayıs 2008, Sayfa 48-49)
*****
Uykuya dalmadan önce, filleri, eski sevgilisinin yün beresinin kokusunu ve ‘Kazablanka’ filminin final sahnesini düşündü. (Murat Erşahin, Adam Mutsuz ve Orta Yaşlıydı, Hayalet Kitap, 1. baskı, Mayıs 2008, Sayfa 50)
*****
Takvimdeki bütün bu günler, merhabalar, kırılganlıklar, yarım kalmış sevişmeler, börekler, kahveler, eski terlikler, oyun kağıtları, mikadolar, Amasya elmaları, kadınbudu köfteler, deniz, bebekler, tren garları, hüzünlü melodiler, şiirler, aşklar, pazarlar, salılar, beyaz perde, gemi yolculuğu, vedalar, çiş, ter, gözyaşı, tıbbi atıklar, çöp torbaları, semizotu salatası, enginar ve bir ömrü oluşturan o güzel kelimeler… (Murat Erşahin, Adam Mutsuz ve Orta Yaşlıydı, Hayalet Kitap, 1. baskı, Mayıs 2008, Sayfa 53)
*****
Yıkılan tüm sinema salonları alıp götürüyordu bizden bir sürü parçayı.
…
Jules ve Jim’dik o zamanlar; sokaklar bizi tanırdı.
…
16:45 matine çıkışıydı hayat. De Sica her daim haklıydı ve tütün vazgeçilmezdi kış akşamları tekel kanyağının yanında.
…
Rüzgârlı sokağın başındaki duvara dayanır filmlerden, kitaplardan konuşurduk.
…
Dört ortalı harita metod defterleri ve yıkılmış sinema salonları üzerine yemin ederim ki inanın mutluyduk.
…
Onunla gideceğim filmleri, ona seçeceğim kitapları, yapacağımız tartışmaları, aramızdaki olası uzaklaşmaları düşünüyorum arada bir; içim eziliyor. (Murat Erşahin, Adam Mutsuz ve Orta Yaşlıydı, Hayalet Kitap, 1. baskı, Mayıs 2008, Sayfa 54-55)
*****
Sinema salonları, kitapçı rafları, çay bahçeleri, muhallebici vitrinleri, dokunulmamış duyarlıklar, inilmemiş merdivenler, tırmanılmamış yokuşlar, dayanılmamış çınar ağaçları, okşanmamış çocuk kafaları, öpülmemiş dudaklar, gidilmemiş uzaklar, yazılmamış öyküler sizi bekliyor… (Murat Erşahin, Adam Mutsuz ve Orta Yaşlıydı, Hayalet Kitap, 1. baskı, Mayıs 2008, Sayfa 57)
*****
Onaltıkırkbeş matinesinden çıkıyorum; ben o eski benim. (Murat Erşahin, Adam Mutsuz ve Orta Yaşlıydı, Hayalet Kitap, 1. baskı, Mayıs 2008, Sayfa 58)
*****
İnsanlar neden hep kendilerini seviyorlardı, başkaları bu kadar mı kötüydü veya kendilerini iyi yapan şey neden başkalarını etkilemiyordu ve Gündüz Güzeli ne güzel bir film ismiydi. (Murat Erşahin, Adam Mutsuz ve Orta Yaşlıydı, Hayalet Kitap, 1. baskı, Mayıs 2008, Sayfa 59)
*****
Beni bekleyen hücreme dönmek için sabırsız bir istek duyuyordum, akşama makarna yiyecektim, en kolayı oydu, ardından biraz yürüyüş yapardım, şu yeni filme mi gitseydim acaba? (Murat Erşahin, Adam Mutsuz ve Orta Yaşlıydı, Hayalet Kitap, 1. baskı, Mayıs 2008, Sayfa 60)
*****
Bugün sinemaya gidilecekti, günlerden cumaydı ve yeni bir film girmişti bugün gösterime. Bay Mandarin’in en sevdiği sinemadaydı film üstelik.
– Bir tam bilet, mümkünse sıra başı olsun lütfen…
…
Bay Mandarin filmi beğenmiş olarak sinemadan çıkarken rutubet kokan havayı iç cebine doldurmak isteğine karşı duramadı ama hava iç cebe dolamadı; böyle bir fizik yasası yoktu. (Murat Erşahin, Adam Mutsuz ve Orta Yaşlıydı, Hayalet Kitap, 1. baskı, Mayıs 2008, Sayfa 62)
*****
Sen sinemada bıraktığımızı düşünüyordun, ben lokantada. (Murat Erşahin, Adam Mutsuz ve Orta Yaşlıydı, Hayalet Kitap, 1. baskı, Mayıs 2008, Sayfa 77)
*****
Akün sinemasındaki yer göstericiler bile biliyordu onu ne çok sevdiğimi. (Murat Erşahin, Adam Mutsuz ve Orta Yaşlıydı, Hayalet Kitap, 1. baskı, Mayıs 2008, Sayfa 78)
*****
Dönemin ünlü sinema yıldızları gibiydi verdiği pozlar. (Murat Erşahin, Adam Mutsuz ve Orta Yaşlıydı, Hayalet Kitap, 1. baskı, Mayıs 2008, Sayfa 85)
*****
Beyazperde aşklarıydı onlar.
…
Hemen hemen her ülkenin sinemasında bolca örneği vardı bu kadınların. -isim vermek isimlerini unuttuklarımıza saygısızlık olur.- (Murat Erşahin, Adam Mutsuz ve Orta Yaşlıydı, Hayalet Kitap, 1. baskı, Mayıs 2008, Sayfa 87)
*****
Günün birinde bir film afişinde, bir kitap sayfasında veya bir sohbet ortasında ‘geri dönebilmek için neler vermem ki’ gelir çatar.
…
‘Gilda gibi bir kadın asla olmadı’ der film afişi. Tek teselliniz, uzandığınız divandan duvardaki afişe bakıp, gülümsemek olacaktır.
…
Hayalinizi, kim bilir belki de bir zamanlar yaşamınızı dolduran o kadınlar sonuna dek bir nesne, bir koku, bir şaka veya bir özlem gibi bir yerlerde çıkar karşınıza, mesela kirliye attığınız pantolonun cebinde bir sinema bileti olarak veya sarıya çalmış bir fotoğrafın köşesinde elinizi tutarken. (Murat Erşahin, Adam Mutsuz ve Orta Yaşlıydı, Hayalet Kitap, 1. baskı, Mayıs 2008, Sayfa 88)
Münir Göker
O zamanların Rita Haywort’u gibi. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 10)
*****
İnce topuklu elbiseleri ile yalının ahşap merdivenlerinden inerken bir müzikalde şifon kıyafetiyle havada süzülen bir aktris gibidir. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 16)
*****
Milyonlarca sayfa yazılmış bir konu hakkında İsa’dan önce ve sonra en çok konuşulan, duyulan, yazılan, çizilen, tiyatrosu ve sineması yapılan aşk kavramını, Dev’den öğrendikleriyle ne güzel özetlemiş annem. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 18)
*****
Yönetmen Coppola’nın o muhteşem “Kıyamet” filmi sinemalarda değildi. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 22)
*****
Az konuşur, bulmaca çözer, TV.lerde iyi filmleri işaretler, yeri gelince İnönü hayranlığını belirtirdi. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 23)
*****
Şimdilerde çanak antenlerle dizi film seyrediyordur sekiz katlı Münir Bey apartmanının sakinleri. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 39)
*****
Zaten küçük bir kasaba. Televizyon ve sinema yok. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 45)
*****
Babamın bu tür egoist, katı yanı vardı. Visconti filmlerindeki kontlar gibi. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 46)
*****
Sadece Irak’la ilgili savaş filmlerinde ve Irak savaşını anlatan fotoğraflarda gördüğüm, eni benim mütevazı Ford Taunus’un boyundan fazla kocaman tekerlekleriyle savaş tipi bir hilkat garibesi. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 53)
*****
Hanımının seyrettiği tüm DVD.lerde Çarli adı geçen tüm filmleri hemen çöpe atıyordu. Charlie’nin Melekleri, Charlie’nin Yolu, Charlie Ne Yapıyor? Hatta gözünde mit olan Al Paçino’yu bile Çarli rolünde görmemek için seyretmiyordu. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 59)
*****
“… İstese Çarli’nin Melekleri’ni bile getirir buraya!” (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 62)
*****
Bizler ise (Yenikapı grubundaki bohem ve serseri hayat yaşayanlar) sanat, edebiyat, sinema, şiir düşünmekten doğal olarak bu olayların çok dışında kalmıştık.
…
Şan Sineması’nda bir hafta Klasik Türk Müziği, diğer hafta Klasik Batı Müziği konserleri olurdu. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 66 – 67)
*****
Sonra başını, kasıntı Yeşilçam jönleri gibi bize döndürdü. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 70)
*****
Boğuk ve genizden gelen sesiyle beni uzaklara götüren Yves Montand’ın Les Feullise Mortes’de söylediği gibi sonbahar yapraklarının ölümünü seviyorum.
…
Paris’e her gittiğimde mutlaka uğrarım Per La Chaise mezarlığına ve Yves Montand’ın mezarı başında o muhteşem şarkıyı mırıldanırım: (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 77)
*****
Yaşamın odak noktalarında yanılmış, Yeniçağa ayak uyduramamış, zamanının büyük kısmını şiir, sinema ve yazmaya çizmeye ayırmış var olmak felsefesini savunmuş bir insanın bıkkınlığı içinde, parkta, tahta bir bankta böyle bir insanla konuşmak ihtiyacındaydım: (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 80)
*****
Penguen filmi seyreder çocuklarıyla, Facebook’ta Dostoyevski hakkında konuşur. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 84)
*****
Tam konuşmaya ve anlaşmaya başlamışken flütçü kızla, üstelik çalmaya başlamışken Gardel’den nefis bir tango, E-Sur filminin fon müziği olarak… (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 90)
*****
Picasso, Utrillo, Degas, Jacob gibi ressamlar; yazar ve sinemacı Coçteau, heykeltraş Branceni ve ilk aşkı şair Beatris Hasting ve diğerleri. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 96)
*****
Mahir geriye dönüşle Paris ve Yves Montand’ın buğulu sesinden o muhteşem şansonu hatırladı. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 77)100)
*****
O kadar ki babasının karşı koymasına rağmen bir de filmde oynamıştı. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 102)
*****
“Sonsuzluk ve bir gün kadar.” Bu söz nice filmlere konu olmuş. “Sonsuzluk ve bir gün,” ya da “Yarın ne kadar sürecek?”
… Çevrilen tüm filmleri izledi. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 103)
*****
Kader ağlarını örüyordu Yeşilçam filmlerindeki gibi. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 105)
*****
Lila adını benim için gözde olan Portes de Lila (Lale Sokağı) filminin yakışıklı aktörü Jean Marais’e benzediği için koymuştum.
…
Kitaptaki figüran hikâyesini o bana anlatmıştı. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 108)
*****
Jean Gabin veya Warren Betty’ye benzer ve o zamanların hippi saçlarıyla, tek kanallı siyah beyaz TV.de izlemiştim kendisini. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 109)
*****
Karşısındakine ender hak verdiği anlarda Al Pacino gibi onun gözüne bakar, bir süre düşünür, sonra başını arkaya atarak zaten kasıntı duruşunu iyice katı hale dönüştürürdü.
…
Artık yaşlanıyorduk, yaşadıklarımız film şeridi gibi gözümün önünden geçti. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 110)
*****
Son dönem Amerikan artistleri gibiydiler. Biri Julia Roberts diğeri Nicole Kidman. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 111)
*****
Hele Barselona’ya gitme hikâyesi var ki akıllara seza, komedi filmi olur. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 112)
*****
Kimileri Hapishaneden kaçış filmlerini birkaç kez izlemesini öneriyor, kimileri evden tünel kazmasını salık veriyorlar, bazıları da koro halinde şu yanıtı veriyordu: (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 118)
*****
Kavanoz Altan, senaryoyu bir aktör gibi uyguladı. Adeta o zamanların ünlü Amerikan aktörleri gibi oynadı. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 119)
*****
İstersen İstanbul’a davet et, Emek Sineması’nda iş buluruz kıza. Yer gösterici elimi istemeden bırakırken üzgün bir tavırla: (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 121)
*****
İleriki yıllarda, atışmalarımız, dostlarımız sinemacıları bile gülmekten kırardı adeta:
…
Ancak filmlerde görülür bu sahneler. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 122)
*****
Çalışmalarımız bazen trajikomik boyutlara ulaşır, sohbete katılan entelektüel kişiler, sinemacılar, sanatçılar bu diyalogların hiç bitmemesini isterlerdi.
…
Kitaplardan ezbere kalan, biat eden köylü halktan farklı olarak, filmlerden gördükleriyle kendilerini özdeşleştiriyorlardı.
…
Sinema yönetmeni Galatasaraylı dostları vardı ama asıl onda şeytan tüyü bulunmaktaydı mebzul miktarda. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 123)
*****
Kavga sırasında zırt kapı, Kavanoz’un en suratsız, bir o kadar da ünlü, yönetmen arkadaşı Apo geldi, Bağrışmaları anlayamadı ünlü yönetmen. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 124)
*****
Yüzlerce macera filmine imza atmış, senaryo yazmış, ayrıntılı cinayet senaryoları ile eleştirmelere şapka çıkartmış olan Apo şaşırdı.
… Kemal çalan hali ile Rita Hayworth’a benzerdi rahmetli annem.
… Asık suratlı Apo, kendi filmlerine bile gülmezdi. En Ünlü komedyenlerle birlikte onlarca film yapmıştı.
… Ulan dallamalar. Ben artık şu andan itibaren konulu sinemayı bırakıyorum. İkinizle dizi film çekeceğim. Artiste falan ihtiyacım yok. Annesini kaybetmiş. Aristokrat. Rita Hayworth. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 125)
*****
Hız filmlerindeki gibi araba kullanıyordum. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 126-127)
*****
“Bodrum artık trenin son vagonu, oradan kaçmaya kalan santimler yetmez…” diyecektim ki, geçenlerde seyrettiğim bir film, ünlü Woody Allen filmi “Radyo Günleri” yine beni geçmişe götürdü. İçimde kıpırdayan geçmişin yıldızları, illaki eski İstanbul’u yaz diye ısrar etmekteler. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 128)
*****
Anıların yoğunlaştığı o güzelim ahşap salon yerine lüks bir sinema salonu geçti adeta. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 129)
*****
Radyo Günleri, 1987 ABD yapımı eski bir radyo programlarını çağrıştıran gençliğimizdeki nostaljiyi özetleyen, dramatik komedi filmi. Film Allen’in radyonun altın günlerine nostaljik bakış ve bugünkü medyanın eleştirisi. İki dalda Oscar adayı olan film, henüz TV’nin günlük hayatımıza girmediği II. Dünya Savaşı yıllarında (bizde çok daha sonra doğal olarak) New York’un Brooklyn bölgesinde kalabalık ailesi ile yaşayan Musevi çocuk Joe’nun hikâyesidir.
…
Vurdulu kırdılı, dakikada on kişinin öldüğü sadist, macera ve makaslı testereli filmler yoktur. En rağbette program bizim de gençliğimizde, çocukluğumuzda izlediğimiz Maskeli Süvari’dir. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 130)
*****
Visconti filmlerindeki oyuncular aritokrat bir reveransla Suavi Bey’i selamladı.
…
Hikayeler mi, senaryolar mı?.
…
Suavi Bey gençliğinde takma ad kullanarak hikâye ve senaryo yazarmış. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 134)
*****
Wagner’ın Bavyera Kralı Ludwig ile yaşadığı sıra dışı ilişki birçok filme konu olmuştur. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 141)
*****
Davacı şair-yazar mesajı aldığını belirleyen bir baş eğmesiyle, Amerikan filmlerindeki duruşma sahnelerindeki Al Pacino gibi rahat bir tavırla stajyer avukatların sırasına döndü. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 149-150)
*****
Bir de yönetmen Raci var. Ünlü bir yönetmen. Sürekli para sıkıntısı içinde kaliteli filmler yapmaya uğraşır. Bilir ki ahalimiz Recep’li filmlerden başkasına yüz vermez. Ancak taviz vermediğinden herhalde işi tutturamaz. Piyasada çok iş yapan vurdulu kırdılı, ya da İvedik cinsi filmlerden benim gibi eski bir sinefil olarak nefret eder. Zaman zaman Baytekin, Killing, Örümcek Adam ve Süpermen gibi filmlerin ikinci versiyonlarının Türkiye’de yapıldığını ve bunların dünyanın en kötü filmleri seçildiğini konuşur, güleriz. Ancak Yönetmen Raci’nin kaliteli filmler yapma için krediye ihtiyacı vardır. Bankalardaki tüm hakkını kullandığı için bana başrol için nakit para, ikinci derece rol için ipotek hatta kaşarlanmış baba rolleri için senet kabul edeceğini zarif bir şekilde rica etmiştir.
…
Böylesine sıkıntılı ve kredisi açılmış bir ilkyaz günü, biraz mavra için arayayım dedim Yönetmen Raci’yi.
…
“… Hangi rolde oynatacaksın beni? Keş para. Jön falan isterim. …”
…
Yönetmen Raci’nin sesine pek benzemiyor ama.
…
“Raci kusura bakma ben yönetmen Raci’yi arayacaktım. Yanlışlık oldu. Bir film için kredi lazımmış da…”
…
“… Ne filmler çekeriz senle. İstersen Visconti tarzı sanat filmi. İstersen Aşk-ı Memnu gibi dizi film… Sen de başrolde.”
…
Benim belleğim bisikletçi Raci ve Yönetmen Raci’yle meşgul olduğundan, bariton dilencinin aryasının tümünü dinleyemedim. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 153-154)
*****
Bariton dilenciye, Yönetmen Sadi ile bisikletçi Sadi’ye, 5 TL verirseniz tanıyıp parayı kabul etmeyen, Çiçek Pasajı’ndaki Kör Udi Durmuş’a… (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 155)
*****
Ortadan uzun, tıknaz yapısı ve yeşil gözleri bir dönemin macera filmlerindeki, Jeff Chandler ile Burt Lancester karışımı bir fiziği vardı. Hatta birebir Visconti’nin Leopar filmindeki Lampedusa kontu (Kitabın yazarı Lampedusa filmdeki karakter karışmış olabilir mi?!) (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 156-157)
*****
Onlarca nitelikli film çekmiş bir yönetmen hastane köşelerinde ölüyor, bir diğeri reklam filmleri çektiği için para banyosu yapıyordu. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 159)
*****
Bendeniz ise bankada birkaç kuruşum olduğunu düşünerek, emekli maaşımın artık yetmeyeceği kuşkusuyla, ellerim cebimde şöyle insanı güldürecek ve özellikle Marchello’nun oynadığı bir İtalyan filmi ararken:
“Sırası mı ulan yazar efendi şimdi bu şiirin?” diyordum. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 160)
*****
Hukuk Fakültesi Sinema Kulubü’nün (İstanbul’un ilk sinema kulübü) kurucularındandı. 60’lı yıllarda Rus yönetmen Mark Donsky’un Maksim Gorki üçlemesi festivalini yapmıştı Hukuk Fakültesi amfisinde… “Çocukluğum”, “Benim Üniversitelerim”, “Ekmeğimi Kazanırken”… Ancak tango deyince bütün renkler maviye maviye çalar, ince masmavi kelebekler gibi sarışın Françoise Hardy’e benzeyen sevgilisiyle tango yapardı. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 163)
*****
Mâhir, Hâkim Baba’nın büyük baskısına rağmen Yenikapı’da hikâyelere konu olacak; şiir, sinema, sanat ve tangoların ön planda olduğu serserilik yıllarını yaşamış, âşık olmuş, babanın ve genç yaşta evlendiği sevgilisinin zoruyla girdiği Hukuk Fakültesini ihmal etmiş, askerlik bitiminde, babasının ve karısının zoruyla çalıştığı mesleki kuruluşa itilmişti.
Evet, ne Danimarkalı Hamlet olabilmişti, ne Mançalı Don Quijote, Shakespeare ve Cervantes’i filmlerde seyredip okuyarak, tangosuz ve şiirsiz bir zoraki yaşantıyı sürdürmeye çalışıyordu.
…
“Ulan hiç olmazsa yaşlı olanların Fehmi Ege’yi veya Sevdim Bir Genç Kadını tangosunu bilmeleri gerekir, neden tümüyle Recep İvedik ve dizi filmler toplumu olduk?” diye düşünüyordu.
…
Lila diye çağırdığı arkadaşı (çok sevdiği Fransız filminin adı: Porte De Lila-Lale Sokağı) Yugoslav göçmeni idi. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 165)
*****
Lila, Amerikan filmlerindeki kötü aktörler gibi kasılıp, başını arkaya atarak kendinden emin tavırla yanıt verdi: (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 166)
*****
Tango filmlerini anlattı kıza, Solanas ve Saura.
…
Kız tanıyordu bu parçayı: “El Sur (Güney” dedi hafifçe. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 168)
*****
Ertesi gün, tango yorgunluklarını Saint Michelle’deki özel gösterim yapan sinemalarda giderdiler. Mahir sinema yazarlığı yapıyordu. Kızın da biraz bilgisi vardı. Arjantin sineması üzerine güzel laflar ettiler.
…
Tango odaklı filmlerine gittiler. Özellikle Carlos Saura’nın. O yıllar yeni vizyona giren, büyük Arjantin sinemacısı Solonas’ın El Sur (Güney) filmini el ele izlediler kıyıda kalmış bir sinemada. Sinemanın adı Andre des Art idi. Hâlâ belleğinde gri saçlı adamın. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 170)
*****
Kafelerden birisinde, caz eşliğinde Yves Montand’dan, Sonbahar Yaprakları’nı birlikte söylediler. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 171)
*****
Hani Broadway müzikal gösterilerinde veya 1960’ların müzikal filmlerinde, Fred Aster (Astaire), Gene Kelly falan, güzel bir sisli dumanla gökten inerler ya sahneye, işte öyle bir sisti. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 174)
*****
Birden gökyüzünden onlarca tango yapan kadın erkek onlarca dansçı, müzikal filmlerdeki gibi inmeye başladılar gökyüzünden küçük meydana. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 174-175)
*****
Ne atlı karınca gibi, ne film şeridi gibi, ne de kader çarklarının dönmesi gibi.
…
Belki de Batı Yakasının Hikâyesi’nde Amerikalı jönün Porto Rikolu sevgisiyle (sevgilisiyle) dönmesine benzetilebilirdi. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 176)
*****
Böyle bir canlandırma filmi hatırlıyordu Mahir. Walt Disney yapımı idi. Yaşlı kondüktör çocukları treniyle Mutluluk Ülkesine götürüyordu. O ülkede yalnızca gökkuşağı vardı gündüzleri. Geceleri de binlerce parlayan yıldız. Okyanusları aşıyordu mutluluk treni, Gobi çölünü, Himalaya dağlarını, Tibet’in göz alabildiğine bozkırlarını, Ruzya steplerini, denizleri, okyanusları, çağlayanları ve yaşamın en coşkulu akan ırmaklarını. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 177)
*****
Ayrılıkların, yaşanmamış aşkların, acıların ve hüzünlerin ayrıntıları vardır. Romanlarda, hikâyelerde, tiyatrolarda ve sinemalarda görürsünüz. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 178)
*****
TV’lerdeki saçma sapan dizilerden, evlenme programlarından, sadece şiddet içeren üçüncü sınıf Amerikan filmlerinden ve artık bunaltan günlük haberlerden (belki siyaseti hiç sevmediğim için) kaçıp ya Fransız mezzo adındaki kanalı, ya TRT 1’in belgesel kuşağını, ya da klasik müzik kanallarını izliyorum. Bu zaman aralığında seyrettiğim Fransız filmi Tous Les Soleils (Bütün Güneşler) filminde öğrencilerine bilgisayar dersi veren profvsörün ağzından şu sözler döküldü tane tane: (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 180)
*****
Evet filmdeki bilgisayar profesörünün o lafları içimi ürpertti.
…
Şimdilerde vefat eden iki büyük Fransız oyuncu harikalar yaratıyordu sahnede. Anouk Aime ve Philip (Philippe) Noiret. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 181)
*****
“Münir, bu kızla tango yapmayı ister misin?” diyerek adeta Carlos Saura filmlerinden fırlamış nefis bir İspanyol güzelinin resmini göndermiş. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 181)
*****
Çünkü filmlerimiz böyle. Testere konulu filmler her gün bilgisayarlardan indiriliyor gençler tarafından. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 182)
*****
Dünya edebiyatının ünlü yazarı Franz Kafka’nın (post modern veya Recep İvedik gençliği futbolcu falan sanmasın sakın. Dünya edebiyatına damgasını vurmuş çok ünlü Çek yazar) Milena’ya Mektuplar adlı başeseri yanında. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 182-183)
*****
Hani bir zamanlar hit Fransız artisti vardı Pascale Petit gibi. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 190)
*****
Hani yüzlerce kez Godot’yu Beklerken’i oynayan bir aktör gibiyim. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 194)
*****
Aynı oyunu oynayan aktör gibi.
…
Veda gecelerinin tanınmış aktörü gibi sahnedeyim. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 195)
*****
Al Pacino’nun bir filminden hatırlıyorum. Ötenazi konusunda çalışan bir doktoru oynuyor. Büyük usta sıkıntılı hayatının kurtarıcısı olarak Bach’ı gösteriyordu.
‘Benim kurtarıcım Bach’ diyordu filmde. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 197)
*****
Pacino gelişmiş bir ülkenin doktoru rolünde. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 198)
*****
Gülün Adı filmindeki katolik rahiplerine benzerdi Cek Yüksel. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 201)
*****
Gıdasızın niyeti o zamanlarda moda deyimiyle Humphrey Bogard pardesüsü almak idi, ancak o kalın yakalı kruvaze pardesüyü almaya bütün Yenikapı’nın parası yetmezdi. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 205)
*****
Biraz yaşı geçmiş Rita Hayworth’a benzettiler bizimkiler. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 206)
*****
Gıdasız yakın dostu Muzo için “Ülkemizin yetiştirdiği en önemli aktörlerden birisidir” der.
…
Muzo Yenikapı’da çekirdekten başlamıştır aktörlüğe, ancak çok önemli bir eserde oynamamıştır.
…
İsmail Dümbüllü yetiştirmesidir. Münir Özkul’un birkaç oyununda, ikinci ve üçüncü derecede rollere çıkmıştır. Eli sıkılığı, inanılmaz sempatikliği ve meddaha varan usta oyunculuğu ile ün yapmıştır Yenikapı’da.
…
Yenikapı bohemi bitince Gıdasız’ın ticari başarısından dolayı ondan maddi destek istemiş, Şehri Sanat Merkezi’ni kurarak genç tiyatro ve sinema meraklılarına dersler vermeye başlamıştır. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 210)
*****
Erdoğan o dönemlerde Robert Redford’un kopyası. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 212)
*****
Erdoğan zafer kazanmiş bir Spartaküs heyecanı ile Olga’ya sarıldı. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 214)
*****
Bugünkü manken şarkıcıların, botokstan yüzleri görünmeyen eskimiş starların, kalbi teklediği anda dizi film gibi boyalı medyanın baş köşesini işgal eden arabesk şarkıcıların gazetesinden kovulduktan sonra hasta olduğu günlerde hastane parası bulamayan ünlü şairlerin yerine Zeki Müren’i kim hatırlamaz? (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 221)
*****
Benim savruk yaşantım, şiir, sanat ve sinema merakım ve kitap peşinde koşmam, Yenikapı’daki bohem yaşantım hakim olan babamı rahatsız ediyor biraz. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 222)
*****
Şiir, sanat, sinemadan ve kitaplar peşinde koşmaktan pek bir şeyler olmayacağını anlar gibiyim. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 223)
*****
Amerikan filmleri gibi, hayatımın en güzel yılları İTO’da geldi geçti.
…
Birlikte çalıştığım insanların bir kısmı üç boyutlu, bazıları sinematografik, bazıları silik, bir kısmı entelektüel, derinliği olan, politik, ağırbaşlı, çok konuşan, kaprisli, gençleri çekemeyen, verici, baba, karizması olan yapıları vardı.
…
Çok sevdiğim bir Fransız filminden alıntı yapıyordum onu çağırırken. Port De Lila – Lale Sokağı idi filmin adı. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 227)
*****
Bak Şakir Bey (Eczacıbaşı), sen de tanıyorsun. Asım Bey. Fena mı, hem varlıklılar, hem de sinemaları ve senfoni orkestraları var. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 229)
*****
Şiirde, sinemada fayda yok. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 230)
*****
Yazar bu düşüncelere dalmış, belki de hüzünlü eylül ayını Turgut Uyar’ın bir şiiri ile perdeleyecekken uzun boylu, Ornella Mutti gözlü, nefis bir kız, tüm boş sıraları atlayıp yazarın karşısına oturdu.
…
Tam karşısına oturup, ellerini Angelina Jolie gibi kavuşturup, kibarca ayak ayaküstüne atarak yazarın dehşetli bakışları arasında ilk sözü şu oldu: (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 233)
*****
Aile De Sica’nın Milano’da hayatını sürdüren ailelerden birisiydi sanki. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 234)
*****
Aile Pietro Germi veya Monicelli gibi İtalyan yönetmenlerin filmlerinde sıkça görülen gürültücü İtalyan ailesinin tıpkıbasımı gibi idi. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 235)
*****
Pietro Germi’nin filmlerini seyredip gülmeye ihtiyacı vardı. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 240)
*****
Ve ne yapsam içimde eski sinemalar. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 242)
*****
O zamanlar (1964 yılları falan) Ses Dergisi Artist yarışmasına katılmışız. Ben kazanamadım. Önal finale kaldı galiba? Hem de Tarık Akan ve Ediz Hun gibi starların arasında. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 246)
*****
007 filmlerindeki ajanı aratmazdı. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 255)
*****
Bir tiyatro sahnesi veya birçok çekimi yapılmış -özellikle Kurosava’nın- (Kurosawa’nın) Kral Lear filminden bir sahne değildi bu gördüğüm. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 257)
*****
Trabzon’a indiğim anda sanki bir bilim kurgu filminde gibiydim. (Münir Göker, Bedia, Cinius Yayınları, 1. baskı, Nisan 2013, Sayfa 269)