Angela Schalenec’in yönettiği ‘Karım Ağlıyor / Meine Frau Weint’ bir, hatta birkaç evlilik hikâyesi anlatıyor. 20 yıla yayılmış parlak kariyerine tanıklık etmiş olanlar, Alman auteur sinemacının duruşunu hiç değiştirmediğini, daha huzursuz, yaşanası çok daha zorlaşmış bir dünyada, uzun planları ve statik çerçeveleriyle insanoğlunun ezeli ebedi dertlerini soğukkanlı bir meydan okumayla neşter altına yatırmaya özen gösterdiğini çok iyi bilir. Buradan yola çıkarak kendisinden konvansiyonel bir anlatı beklentisine girmiyoruz.
Film, 40’lı yaşlardaki mavi yakalı Thomas’ın (Sırplı oyuncu yönetmen Vlamidir Vulevic) karısı Carla’dan (yönetmenin Berlinale’den en iyi senaryo ödüllü 2023 yapımı bir önceki uzun metrajı ‘Music’den hatırladığımız Fransız oyuncu Agathe Bonitzer) gün boyunca haber alamamıştır. Vinç operatörü olarak çalıştığı inşaatın ofisindeki kadın görevlilerle dertleşirken endişelidir. Yaklaşık 8 dakika sürecek olan ilk plan-sekansda demir bir sandalye üstüne oturmuş tedirgin Thomas’ı izleriz. Genç adam karısının kaza geçirdiğini öğrendiğinde hastaneye koşar. Bahçedeki bankın üzerinde kocasının omzuna yaslanarak ağlayan genç kadın kocasına beraberliklerinin gidişatını sorgulayacak gerçekleri ifşa edecektir.
Başta kocasıyla birlikte katıldığı dans dersleri Carla’nın hayatında yeni bir coşku sayfası açmıştır. Kocasını sever, hatta üzerine titrer, ama onun bu kadarı yeter deyip ileri sınıfa devam etmemesine üzülmüştür. Monoton dünyasını renklendiren dans derslerine tek başına devam etme kararı almıştır. Thomas’sız ilk derste kurs hocası ile dansetmek tatsız gelmiştir belki ama sonrasında tanıştığı öğrenci genç O’na yepyeni duygular tattırmıştır. Thomas karısına kiminle dans ettiğini sormamıştır bile. Okulunu bitirdikten sonra taşrada yaşamaya karar veren genç adam bir kır evine bakmaya giderken Carla ile birliktedir. Genç kadın belki de yeni bir hayata başlamanın eşiğindedir. Otoyoldaki lanet kazada arabaları bir tırın altında kaldığında Carla bir mucize eseri yara almadan kurtulmuş ancak genç çocuk hayatını kaybetmiştir.
Carla gözyaşları içinde bunları kocasına anlatır. Ne genç oğlanla yaşananları, ne de kazayı bizlere göstermez Chanelec, çünkü herşeyi ortaya döken konuşma eylemi önemlidir. Carla vasıtasıyla yönetmen bize dilin boşluğu doldurduğuna ikna eder. Alman sinemacı merkeze aldığı çift haricinde, onların iş arkadaşları arasına dalar, çocuklu çocuksuz evli ya da boşanmış ama arkadaş kalmış çiftlerin öykülerini, diyaloglar aracılığıyla izleyiciyle paylaşır, çağdaş birlikteliklerin kırılganlığını, farklı çiftlerin ifadeye zorlandıkları mesafeler boyunca çırpınışlarını dile getirir. Karşılıklı itiraflara bir ağaç gölgeliği, bir otobüs durağı, bir deniz kıyısında top oynayanların coşkusu, yeşilliğin ortasında çalmaya başlayan bando takımı ve aniden bastıran yağmur eşlik eder.
Çiftler bir yaz evinde bir araya geldiğinde, adeta toplu bir terapi seansı yaşanır. Carla artık katlanamadığını, Thomas karısına yardım edemediğini dile getirirken, bir başkası ‘seninle evlendiğimde hayatı net görmüştüm, eğer beni sevmeyi bırakırsan eskiden senin olduğun yeri doldurabilecek biri gerekir’ itirafını dile getirir. Coşkulu bir sahnede Leonard Cohen’in 1973 Yom Kippur savaşı sırasında insan ile Tanrı arasındaki diyalog anlaşmazlığından yola çıkarak, çarpışmalarda karşı karşıya gelen Mısırlı ve İsrailli askerlere ithaf ettiği ünlü ‘Lover, Lover, Lover’ şarkısının hızlı ritmiyle ördek dansı yaparak rahatlamaya çalışır yalnız kalpler. Lakin hayat devam etmektedir. Carla’nın arzulu arayışı sürecektir.
Dünya prömiyerini Şubat ayında Berlinale’de yapan ‘Karım Ağlıyor’ ülkemizde ilk kez İstanbul Goethe Enstitüsü’nün Kadıköy Sinematek / Sinema Evi’nde düzenlediği ‘Kino 2026 – Alman Filmleri Türkiye’de’ etkinliğinde seyirci ile buluştu. Schanelec sevenler ve de farklı bir sinema deneyimi yaşamak isteyenler buldukları yerde kaçırmasın.
(16 Mayıs 2026)
Ferhan Baran
ferhan@ferhanbaran.com



