Afedersiniz, Sinyor Sordi!

“Federico Fellini: ‘Maestro 100 Yaşında’” yazım geçtiğimiz Haziran ayında bu sütunlarda yayımladığından beri vicdanım rahatsız. Sanki işimi eksik yapmışım ya da yarım bırakmışım gibi.

Neden derseniz, 1939-40 yıllarının başında karınlarını doyurmak için Via Frattini’deki mandırada bir tabak spagettiyi bölüşen, beş parasız iki genç adam olarak geceleri Roma sokaklarını arşınlayıp, yıldızlara bakarak, biri “dünyanın en iyi yönetmeni”, diğeri “İtalya’nın en büyük aktörü ve sinemacısı” olma hayalleri kuran, üstelik de bunu gerçekleştiren ikilinin diğer yarısı Albero Sordi’yi henüz yazmadım diye. Çünkü bu yıl, yani 2020, yalnızca Fellini’nin değil, Sordi’nin de 100. doğum yılı.

Ama Sordi 15 Haziran 1920 doğumlu olduğu için henüz geç kalmış sayılmam.

Geçtiğimiz haftalarda İtalyan Rai 1 kanalında yayınlanan eski starlara, şarkıcılara, yazarlara dönük bir televizyon programına katılan üç davetliden, (yaşadığımız bu korona virüs salgınından beri her yerde bir eskiyi arayış, eskiye dönüş özlemi var nedense) önceden anketle belirlenmiş saptamaya göre, İtalyan sinemasının vefat etmiş ya da artık aktif olarak sinema yapmayan efsane oyuncularından ilk on sırayı alan isimleri bulmalarını istediler.

Birinci sırayı Sophia Loren kimseye kaptırmamış. Ancak Loren’in arkasında ünlü yapımcı eşi Carlo Ponti’nin gücünü unutmamak lazım. Alberto Sordi ikinci sıraya oturmuş. O nedenle onun erkek efsane oyuncuların birincisi olduğu kolaylıkla söylenebilir.

Beni en memnun eden ama biraz da şaşırtan, Gina Lollobrigida, Claudia Cardinale ve Vittorio Gassman gibi çok ünlü isimler listede gerilerde kalırken, Virna Lisi’nin üçüncü sırayı alması oldu. Bu zarif ve güzel kadının, hak ettiği gibi, iyi oyuncu olarak da kendisini kabul ettirmiş olmasına çok sevindim.

Sırasıyla, Toto dördüncü, Anna Magnani beşinci, Marcello Mastroianni altıncı, “Postacı” filminin unutulmaz postacısı Massimo Troisi yedinci, Nino Manfredi sekizinci, Monica Vitti dokuzuncu sıradaydı. Ünlü yönetmen Vittorio De Sica da, oyuncu olarak, onuncu sıradan, ilk 10’a girmeyi başarmıştı.

100. doğum yılı nedeniyle İtalyan televizyonlarında şu aralar hafta en az bir iki Alberto Sordi filmi yayınlanıyor. Rai 3 kanalında “100 di questo Sordi” diye bir sinema kuşağı da yayında.

Ayrıca Sordi’yi Luca Manfredi’nin yönettiği, kısa sürede milyonlarca kişi tarafından izlenen, 2020 yapımı, “Permette? Alberto Sordi”* (Pardon? Alberto Sordi) adlı biyografik TV filmiyle de anıyor İtalyanlar.

Film, 1937 – 1957 yıllarında, 17 – 37 yaşlarını süren Alberto Sordi’nin hayatından 20 yıllık bir kesit sunuyor ve tüm engellere, engellemelere rağmen, adım adım, düşe kalka sinemada başarıya doğru yürüyüş öyküsünü ekrana taşıyor. Bitiş jeneriğinde ise Sordi’nin artık ünlü ve sevilen bir aktör olarak kabul edildiğini müjdeleyen, 1954 yapımı “Roma’da bir Amerikalı” filminden spagetti makarnayı çatalladığı sahnelerin görüntüsü akıyor.

Kadim dostu Fellini’nin yanı sıra, Sordi’nin hayatının kadını olarak nitelenen ve bir röportajında “evlenebileceğim tek kadındı”* dediği Andreina Pagnani’yle dokuz yıl süren ilişkisi ile ailesiyle sıkı bağları filmde geniş yer tutuyor.

Film, Milano’da lüks Continental Otel’de teşrifatçı olarak çalışan, 17 – 18 yaşlarındaki Alberto Sordi’nin, “müşterileri rahatsız ettiği ve işe geç geldiği” gerekçesiyle işinden kovulması ve aynı anda baskın Roma lehçesi yüzünden devam ettiği oyunculuk akademisinden de atılmasıyla başlıyor.

Sordi’nin rahatsız ettiği iddia edilen hatırlı müşteri, yönetmen – oyuncu Vittorio De Sica. Otele her geldiğinde Sordi bir bahaneyle onun yanına gidip kendini hatırlatıp oyuncu olma hayalinden söz etmeye çalışıyor. De Sica da son derece züppe bir tavırla ona, “Bu suratla olmaz yavrucum. Sen kendine dublaj falan gibi başka alanlarda iş ara” diyor.

Diksiyon hocası tarafından “Boşuna uğraşıp zaman kaybetme. Bu lehçeyle senden asla aktör olmaz,” iddiasıyla Akademi’den de gönderilen Sordi istemeye istemeye Roma’daki baba evine dönmek zorunda kalıyor.

Filmde anlatılana göre, Sordi ile Fellini Roma’da ilk kez bir sinemada tesadüfen karşılaşıyorlar. Ardından, ailesi tarafından üniversitede hukuk okusun diye Rimini’den Roma’ya gönderilen Fellini’nin, o sırada yaptığı iş olan, çizgi roman karelerini çizerken mekân tuttuğu Via Frattini’deki mandırada ikinci kez yine tesadüfen rastlaşıyorlar ve kısa sürede ayrılmaz ikiliye dönüşüyorlar.

Filmin başlarında ilginç bir anekdot var. Fellini Sordi’ye “Bu akşam seni çok özel bir yere götüreceğim,” diyerek kolundan tutup onu bildiği bir falcıya götürüyor.

Falcı kadın, Fellini’ye, “Sen çok büyük başarılar kazanacaksın, büyük adam olacaksın. Hayatına iri yarı, beş demir adam girecek ve işinde sana çok yardımcı olacaklar,” diye övgüler yağdırıyor. Kartları yorumlamayı bitirince de “Tabii ki senden para almayacağım,” diyor. Fellini’nin ağzı kulaklarında.

Sıra Sordi’ye geliyor. Falcı kartları açıyor. Yüzünü ekşitiyor. “Senin işin zor. İlerlemek istediğin yolda önüne çok engeller çıkacak. Ama herşey senin elinde. Düştüğün yerden kalkabilirsen, başarıya gidersin. Yoksa düştüğün yerde kalırsın,” diyor. Sordi’nin morali bozuluyor, yüzü düşüyor.

Falcı bir de fal için ondan 20 liret isteyince, dışarı çıktıklarında Sordi, “Cebimde bir yirmi liretim vardı. Şimdi o da gitti. Yiyecek alacak param kalmadı,” diyerek yanında kıkır kıkır gülen Fellini’ye iyice öfkeleniyor.

Alberto Sordi aktör olma yolunda zorluklarla karşılaşıp -çünkü ona “bu suratla olmaz” diyen tek kişi Vittorio De Sica değil- morali bozulduğunda Fellini daima, “Unutma, falcı ‘herşey sana bağlı, düştüğün yerden kalkarsan başarırsın’ dedi,” diyerek Sordi’yi ateşliyor, tekrar mücadeleye yönlendiriyor.

Fellini yabancı film dalında ilk Oscar ödülünü 1957 yılında, 1954’de çektiği “Sonsuz Sokaklar’la (La Strada) alıyor.

Filmde Fellini, elinde bir şişe şampanya, Oscar aldığı müjdesini vermek ve birlikte kutlamak için, Sordi’yi geceleri buluştukları meydana çağırıyor ve Oscar kazandığını bildiren mektubu uzatıyor. Mektubu okuyan Sordi, “Bak işte falcının sana söyledikleri çıktı. Falcının sözünü ettiği, o sırada ne olduğunu anlayamadığımız iri yarı demir adam, bu Oscar heykeli. Demek ki bunun gibi dört tane daha kazanacaksın,” diye yorum yapıyor.

Bu falcı anekdotu gerçek mi, yoksa dramatik unsur olarak mı biyografik filme eklenmiş, bunu doğrulama imkânım yok. Ancak Fellini’nin spiritualizme çok meraklı olduğu bilinen bir gerçek.

Milano’dan Roma’ya döndükten sonra Sordi şansını ilk olarak Cinecitta’da figüranlık işleriyle deniyor. Hatta 1942 yılında bir savaş filminde önemli bir rolde oynuyor. Ama beklediği kapılar açılmıyor.

Roma Operası’nda müzisyen olan babası, oğlunun aktör olma hayalinden bir türlü vazgeçmediğini görünce, “Oğlum,” diyor “ben de gençken keman sanatçısı olmak istiyordum ama keman çalmak isteyen çoktu, rekabet çok yoğundu. Vazgeçtim. Tuba çalan yalnızca iki kişiydik, onun için hiç işsiz kalmadım. Sen de evine ekmek götürmek istiyorsan dublaj işine yönel.”

Sordi istemeye istemeye de olsa, babasının ısrarı üzerine Laurel Hardy’nin italyanca dublajı için MGM’in açtığı yarışmaya katılıyor ve kazanıyor. Dünyada Laurel yani Ollie Hardy’i en iyi seslendiren kişi kabûl edilen Sordi, 1939 – 1951 yılları arasında 40’dan fazla Laurel ve Hardy filminde dublaj yapıyor. Ayrıca dublaj işini bırakacağı 1956 yılına kadar Anthony Quinn, Robert Mitchum, Pedro Armendariz gibi çok sayıda ünlü oyuncuya da sesini veriyor. Radyoda başarılı programlar yapmaya başlıyor.

Bu arada sinema oyunculuğu hayalinden hiç vazgeçmeyen Alberto’ya önemli destek İtalyanların komedi ve drama oyunculuğu üstadı Aldo Fabrizi’den geliyor. Hani Rosselini’nin yönettiği “Roma Açık Şehir” filminde nazilere baş eğmeyen o unutulmaz rahip.

Fabrizi komedi oyunculuğunun incelikleri, zamanlaması, vurguları konusunda Sordi’yi eğitiyor. Yeni oluşturduğu kumpanyada onu sahneye çıkarıyor. Radyo programlarının yanısıra, müzikhollerde ve varyete şovlarda sahne almaya başlayan Sordi giderek komedi şovların aranan ismi oluyor. Ama küçük küçük rollerde oynamasına rağmen sinemada bir arpa boyu yol alamıyor.

Aynı yıllarda yani 40’lı yılların başında Alberto Sordi’nin hayatına çok önemli bir başka isim giriyor: Andreina Pagnani.

İtalyan tiyatrosunun “prima donnası” diye tanımlanan Pagnani, Sordi’den 14 yaş büyük, 1906 doğumlu. 16 film de çeken Pagnani, Greta Garbo’dan, Marlene Dietrich’e, Rita Haywoth’dan Bette Davis’e hemen hemen tüm ünlü Hollywood yıldızlarına sesini veren, aranılan bir dublaj sanatçısı ayrıca.

Pilot olan kocasını 1933 yılında bir kazada kaybeden bu çok güzel, zarif, şık, zengin ve ünlü kadınla Sordi önce arkadaş, ardından kısa sürede sevgili oluyorlar. Sanatçılar, oyuncular, kültür insanlarından oluşan geniş bir çevresi olan Andreina Pagnani, Sordi’nin hayatında bir nevi “Pygmalion” rolü oynuyor. Onu çevresine tanıtıyor, oturması, kalkması giyinmesiyle ilgileniyor, ufkunu genişletiyor. Sordi Andreina’nın çok güzel döşeli evine taşınınca, spor arabalar, şık tatillerle farklı bir yaşam başlıyor.

Ancak Sordi, dindar katolik orta halli bir aileden geliyor. Çok düşkün olduğu öğretmen annesi, “O bizden biri değil,” diyerek bu ilişkiyi onaylamıyor. Öğretmen olan ikiz ablaları da öyle. Ve filme bakılırsa, anne, ölmeden önce oğlundan Andreina’yla evlenmeyeceği sözü vermesini istiyor.

Beraberlikleri boyunca, tiyatro ve sinemada zaten parlak bir kariyeri olan Pagnani’ye güzel teklifler gelirken, Sordi’nin içine girdiği yeni ortama rağmen hâlâ sinemanın kapılarının aralanmaması, ikilinin ilişkisini zaman zaman ciddi geriyor. Hatta Andreina’yı, “Sinemacılar seni istemiyorsa, ben ne yapayım,” dedirtecek duruma getiriyor filmde.

50’li yılların başında Sordi’nin bir kaçamağı ilişkinin sonunu getiriyor. Andreina, Sordi’ye sürpriz yapmak için seyahatinden bir gün önce dönünce, onu birlikte sahneye çıktığı dans partneriyle yakalıyor. Sordi’yi terkediyor.

Filme göre, Sordi’nin ısrarına ve ikisinin de çok üzülmesine rağmen Andreina Pagnani kararından dönmüyor. 1942’de, Sordi 22, Andreina 36 yaşındayken başlayan güzel bir ilişki, filmden anlaşıldığına göre sıradan bir kaçamak yüzünden, dokuz yıl sonra sona eriyor.

Bu arada tutulan komedi şovlarından yola çıkarak çekilen bir iki filmle adı duyulmaya başlayınca, Sordi’ye hiç beklemedik yerden teklif geliyor.

17 yaşından beri ona, “Bu suratla olmaz yavrucum. Sen kendine dublaj falan gibi başka alanlarda iş ara” diyen Vittorio De Sica, Sordi’ye ortak film yapmayı öneriyor.

1951’de “Mamma mia, che impressione!” adlı komedi filmi yapıyorlar ama film tutmuyor. (Ancak İtalyan sinemasının bu iki dev ismi ileriki yıllarda birlikte başarılı işler yapıyorlar.)

Ardından Fellini, yazıp yöneteceği “Beyaz Şeyh” adlı ikinci filminde, şeyhi Sordi’nin oynamasını yapımcılarına kabûl ettiriyor. Ama ticari açıdan iş yapmayan bu romantik komedi de Sordi’ye aradığı başarıyı getirmiyor.

Şans nihayet Sordi’nin yüzüne, bir yıl sonra 1953’de, yine Fellini’nin, Rimini’deki gençlik günlerinden yola çıkarak çektiği üçüncü filmi, bir türlü büyümek istemeyen bir arkadaş grubunu anlattığı “I Vitelloni” filmiyle gülüyor.

Sordi canlandırdığı hayalperest, kırılgan, hafif efemine karakterle bir eleştirmenin dikkatini çekmeyi başarırken, komedi – drama dalındaki film Venedik Film Festivali’de Gümüş Aslan ödülü alıyor. Özgün senaryo dalında Oscar’a aday oluyor.

Bir yıl sonra 1954’de “Un Giorno in pretura” filminde canlandırdığı, gölde yüzerken elbiseleri çalındığı için gizli saklı evine gitmeye uğraşırken, çıplak dolaştığı, göle çıplak girdiği gerekçesiyle hakim karşısına çıkarılan vatandaş karakteri, halk arasında öylesine popüler oluyor ki, Sordi birkaç filmde daha benzer karakterleri oynuyor.

Bu filmlerden biri de, pek çok İtalyanın içinde kendini bulduğu “Roma’da Bir Amerikalı.”

On yedi yıl “sinema” diye uğraşıp didinen Sordi, bu filmlerden sonra, İtalyanların “Bizim Gibi Bir İtalyan” diye bağırlarına bastıkları “Albertone”lerine dönüşüyor.

“Ben hırsızı da, dolandırıcıyı da, gangsteri de oynarken, onlar kendilerini nasıl görüyorlarsa onları öyle oynarım, kötü adamlar olarak değil. Çünkü onlar kötü şeyler yaparlar ama kendilerini kötü olarak görmezler. Tersine kendi yaptıklarının işin doğrusu olduğunu zannederler. Bu şekilde oynayınca çelişki daha iyi ortaya çıkar, daha iyi sergilenir. Kötü şeyler yapanı bir de sen kötü diye vurgulayarak oynarsan, abartı olur, işin ayarı kaçar,” diye doğal oyunculuk tekniğini tanımlıyor Alberto Sordi.*

Oynadığı karakterlere, komediyse hafif bir dramatik hava, dramsa küçük bir komedi unsuru katıyor. O çok eleştirilen “baskın Roma lehçesini” de oyunculuğunun önemli bir komedi unsuruna dönüştürmeyi başarıyor.

Hiç evlenmiyor Alberto Sordi. Andreina Pagnani’den sonra adının başta Silvana Pampanini, Prenses Süreyya, Shirley McLaine, soprana Katia Ricciarelli gibi birçok ünlü kadınla anılmasına rağmen, Andreina’dan başka hiçbir ilişkiyi doğrulamıyor ve kabullenmiyor.*

Özel hayatını kamera ışıklarından uzak tutuyor. İkiz ablalarıyla aynı evde oturuyor, kendi dünyasında içe dönük bir yaşam sürüyor. “O benim hayatım” dediği sinema için yaşıyor, gitme vakti gelene kadar.

Sordi’nin filmografisinde*, 1937 – 1998 yılları arasında oyuncu olarak 152, senaryo yazarı olarak 48, yönetmen olarak 19, yapımcı olarak 2 film sıralanıyor. 1964’de “Il Diavola” filmiyle aldığı bir Altın Küre, Berlin Film Festivali’nden 1972’de bir Gümüş Ayı, İtalya’dan 12 David di Donatello ve Venedik Film Festivali’nden bir Altın Aslan ve iki özel ödülü var.

“Bu suratla olmaz”, “bu lehçeyle asla olmaz” diye uzun yıllar sinemada kapılar yüzüne kapanan Sordi, sonunda, küçük küçük ya da büyük büyük dolandırıcılıkları, hiç beklenmedik anda ortaya çıkan kahramanlıkları, çapkınlıkları, sakarlıkları, kurnazlıkları yani hataları sevaplarıyla İtalyanların, özellikle de İtalyan erkeğinin sinemadaki “en başarılı yüzü” kabûl ediliyor, sadece komedi değil, aynı zamanda drama dalındaki filmleriyle de.*

Ailesinin, dostlarının, hayranlarının “Albe”si, 24 Şubat 2003’de 83 yaşında vefat ettiği zaman, “Bizim Gibi Bir İtalyan” dedikleri sevgili “Albertone”lerini uğurlamak için Roma’da cenaze ayinin düzenlendiği Aziz John Lateran Bazilikası’nın dışında bir milyondan fazla kişi toplanıyor.

Yarı aç yarı tok gezen bir genç adam iken, yıldızlara bakarak hayal ettiği gibi, İtalya’nın uluslararası üne sahip en önemli oyuncularından ve sinemacılarından biri olarak dünyamıza veda ediyor Alberto Sordi.

* “Permette? Alberto Sordi”: TV film. Yıl, 2020. Yön. Luca Manfredi, Oyuncular: Edoardo Pesce (Sordi), Pia Lanciotti (Andreina), Alberto Paradossi (Fellini), Francesco Foti (De Sica), Pasquale Petrolo (Fabrizi)

Kaynakça:

(20 Ağustos 2020)

Çiğdem Kömürcüoğlu

Hayallerin Peşinde, 21 Ağustos’ta Sinemalarda

Amerika’da geçtiğimiz yılın en çok hasılat yapan sürpriz bağımsız filmlerinden Hayallerin Peşinde, 21 Ağustos’ta sinemalarda gösterime giriyor. Transformers ve Fury filmlerinin yıldızı Shia LaBeouf ile Grinin 50 Tonu serisi ile müthiş bir çıkış yakalayan Dakota Johnson’ın başrollerini paylaştığı Hayallerin Peşinde (The Peanut Butter Falcon), SXSW’da İzleyici Ödülü’nü kazandı ve Ulusal Eleştirmenler Birliği’nden de yılın en iyi on bağımsız filminden biri seçildi. Hayallerin peşinde çıkılan bu macera dolu yolda LaBeouf ile Johnson’a, Bruce Dern, John Hawkes ve Thomas Haden Church gibi Oscar adayı ünlü ve tanınmış oyuncular da eşlik ediyor.

Meral Niron’u Kaybettik

Sinema, tiyatro ve dizi oyuncusu Meral Niron, 13 Ağustos 2020 Çarşamba günü Ankara’da hayatını kaybetti. Dostlar Tiyatrosu, Ankara Sanat Tiyatrosu gibi topluluklarda rol alan sanatçı, özellikle TRT’de yayınlanan Bizim Evin Halleri adlı TV dizisindeki Sakız karakteriyle tanındı. 2012 yılında sinema ve tiyatro oyuncusu Sadri Alışık anısına verilen tiyatro ödüllerinden Onur Ödülünün sahibi oldu. Meral Niron’un oynadığı sinema filmleri arasında Sürü, Ve Recep Ve Zehra Ve Ayşe, Acıların Kadını, Düğüm, Aşka Zaman Yok, Hayroş, Baharda Hüzün gibi filmler var. Merhumeye tanrıdan rahmet, kederli ailesine sabırlar dileriz.