Her Şeye İyi Gelen İhtiyar

Stajyer (The Intern)
Yönetmen-Senaryo: Nancy Meyers
Müzik: Theodore Shapiro
Görüntü: Stephen Goldblatt
Oyuncular: Robert de Niro (Ben), Anne Hathaway (Jules), Christina Scherer (Becky),
Anders Holm (Matt),René Russo (Fiona), Adam DeVine (Jason), Wallis Currie-Wood (Kiera),
Christine Evangelista (Mia), Annie Funke (Ali),Christina Brucato (Emily), JoJo Kushner (Paige)
Yapım: Warner Bros (2015)

Hollywood’un mizah yüklü yönetmenlerinden Nancy Meyers’in “Stajyer”i insana iyi gelen filmlerden. Bu film, yaşlı insanlara ve tecrübeye saygıyı çoğaltacak belki.

Kırk yılı aşkın telefon idaresinde rehber baskı bölümünde çalışmış Ben Wittaker, emekli olduktan sonra sudan çıkmış balık gibi olmuş. Biriktirdiği uçak puanlarıyla bedava dolaşmış durmuş. 42 yıl yıllık karısı sekiz yıl önce kendini yalnız bırakıp göçüp gitmiş bu dünyadan. Torunları da var. Arada bir istemeyerek sevişmek zorunda olduğu kendi gibi yaşlı bir kadını da idare edip gidiyor. Şimdi yetmiş yaşında ve koca bir boşluğun ortasında. Yapacak
hiçbir şey yok. Koskoca evde yalnızlıktan da bunalmış. Hayatını geçirdiği büyülü Brooklyn’de caddeden geçerken bir ilana gözü çarpıyor. İlanda, internet üzerinden giysi satan bir şirket yaşlı insanları stajyer olarak işe alınacağı yazıyor. Ama onun da koşulları var. O da teknoloji. Artık insanlar “tweet” atıyorlar, “facebook”ta arkadaş oluyorlar, birbirleriyle konuşacaklarına cep telefonlarıyla kısa mesajlar atıyorlar. Elbiselerini ve başka ihtiyaçlarını internetten sipariş ediyorlardı. 2015 yılının dünyası böyleydi işte. Kibirliklerin, iletişimsizliklerin ve yalnızlıkların dünyasıydı bu zamanlar.

İnternet ticaretinde sıfırdan yaratan Jules Ostin, şirketin patronu. Sürekli koşturuyor. Çalışanlarının çoğu bilgisayarın başında sipariş alıyor bu işyerinde. Elbise depoları da var. Jules, Matt’le evli ve Paige adında da küçük bir kızları var. Ben, Jules’la çalışmaya başlıyor. Hep erken kalkmaya alışmış düzenli Ben, yatmadan önce iki çalar saatini erken saate ayarlıyor. Ben’in evinde her şey düzenli ve tertemiz görünüyor. Yatağı bile. İşe gidiyor. Burası ona
yabancı bir mekân değil. Kırk yıl bu binada çalışmış. Jules, bu binayı almış. İlk günden, Jules dışında herkes Ben’e ısınıyor. Ben,
görmüş geçirmiş ve gençlerde pek olmayan sabrı var. Buna hayat tecrübesi deniyor. Ben’in gözü hep Jules’un üzerinde. Ben, pencereden dışarı bakarken, Jules’un şoförünün gizlice içki içtiğini görüyor. Korumacı Ben işe el koyuyor ve Jules’un şoförlüğünü yapmaya başlıyor. Jules, Ben’in sıcaklığını hissetmeye başlıyor. Bir insana yakından bakınca uzaktan görülmeyenler fark ediliyor muydu? Önyargılar böyle mi yıkılıyordu?

1949’da Pensilvanya’da doğan yönetmen Nancy Meyers, 1998 yapımı “The Parent Trap-Komik Tuzak” komedi filmiyle yönetmenliğe geçti. Asıl bilinen filmi, 2000 yapımı “What Women Want-Kadınlar Ne İster?” yapıtıydı. Bu filmde, kadınların ne istediği insanı tuhaf yapıyordu güldürürken. En Son Meryl Streep’i yatağa sokan 2009 yapımı “It’s Complicated-İlişki Durumu: Karmaşık” vardı. Meyers, melodramlarında insanları gerçeken güldürebilen yönetmenlerden. Meyers, 2015 yapımı “The Intern-Stajyer” filminde insan sıcaklığı verirken, gerçek anlamda güldürüyor. Sinemanın ağır işçilerinden koca Robert de Niro, bu filmde komedi tarafını da ortaya koyuyor. Metot oyunculuğunun önemli isimlerinden De Niro, bu filmde sanki oraya kahve içmeye gelmiş bir insan sanki. Çok rahat ve ilham vericiydi.

Ben, işyerinde herkese iyi geliyor. Hayatının sonbaharında, işyerindeki masöz Fiona’yla aşka düşüp yalnızlığından bir nebze kurtuluyor. Ama her şeyden önce Jules’a terapi gibi geliyor Ben. Birçok şey darmadağın olup gidecekken, Ben’in varlığıyla her şey yoluna giriyor sanki. O, iyi bir gözlemci ve dinleyiciydi. Jules, iş yoğunluğundan kocasını ve evini ihmal ediyor. Sevişmeye bile zaman kalmıyor hayatında. Matt, belki de bu yüzden karısını aldatmış oluyor. Ama herkes için doğru yol vardır. Aile kutsaldır.

Yakın çekimlerin yoğun olduğu filmi, televizyon estetiğine yakın bulduk. Hatta “dolly”ye takılı çekimleri de. Ama kamera biraz açıldığında film de sinemaya yaklaşıyor elbette. Bilgisayar, tablet, akıllı telefon ve televizyon ekranlarının başında daha çok vakit harcayan seyircileri yabancılaştırmak istememiş sanki yönetmen. Mutlu sonla biten, insana kendini iyi hissettiren ve de güldüren bir film bu. Yaşlıların tecrübesine ve kendilerine saygı sunuyor film. Çünkü bir gün herkes yaşlı olacak.

(17 Eylül 2015)

Ali Erden

ailerden@hotmail.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir