Murat Şeker: Festivallerde Kaza ile Ödül Alırsak Sıkıcı Damgası Yeriz!

Son günlerin en çok izlenen yerli yapımı “Çakallarla Dans 2”yi yönetmeninden dinlemek için, sevgili sinema yazarı arkadaşım Murat Tolga Şen’i de yanıma alarak, düşüyoruz yollara. Yolda epey dedikodu yaparak SugarWorkz’e geliyoruz. Balkonda bizi filmin senaristlerinden Ali Tanrıverdi karşılıyor coşkuyla. Tamam diyorum galiba röportaj iyi geçecek. Kapıdan girdiğimizde içerdeki aile ortamını ve huzuru hissediyoruz. Herkes işinde gücünde… “Filmi çektik hadi artık biraz dinlenelim” diyen yok! Hepsi yeni projeler için uğraşıyor. Yönetmen Murat Şeker tüm içtenliğiyle başlıyor anlatmaya… Gizlisi saklısı yok, ne geçiyorsa içinden onu söylüyor. Bir ara Ali Tanrıverdi’ye dönüyor, “Sen neden oradasın, hadi katıl bize!” diyor. Yapımcı kardeş Hülya Şeker sıcacık çaylarıyla ve gülümseyen yüzüyle ısıtıyor içimizi. Kısacası biz aslında onlara misafirliğe gitmiş oluyoruz ve işte ortaya da böyle bir sohbet çıkıyor. Yazması bizden okuması sizden!

Türk Halkı Çakalları sevdi. Nedir bu filmi diğerlerinden ayıran?

Murat Şeker: Türkiye’de mizah filmlerinde sıkıntı var. Ve biz de Çakallarla Dans serisini biraz da bu yüzden yaptık. Nalına mıhına dokundurarak, risk alarak bu filmi çektik. İlk filmin senaryosuna bakın meselâ, bizim filmde anlattığımız birçok durum gerçekte yaşandı. Şike skandalı da bunların başında geliyor. Çakallarla Dans 2’de de kobaylar ve AVM’ler üzerinde durduk.

Bu konuyla ilgili nasıl çalışmalar yaptınız peki?

Ali Tanrıverdi: Murat Abi Cumhuriyet Gazetesi’nde çıkan bir haberi getirdi. Türkiye’de 893 kişinin kobay olarak kullanıldığı ve öldükleri yazıyordu haberde. Sonra bir araştırma yaptık. Brezilya, Çin, Amerika gibi ülkelerde bu sayının çok daha fazla olduğunu öğrendik.

Murat Şeker: İlâç deneylerinde birçok insan ölüyor. Birçoğu hasta olduğu için bunu mecburiyetten kabul ediyor, ama bir o kadar insan da 100 – 150 dolar gibi bir paraya bu işi yapıyor. Bizim Çakallar da şartlı tahliye için olmak için kabul ediyorlar…

Böyle zor bir konuyu komediyle birleştirmekte çok kolay değil ama…

Ali Tanrıverdi: Bence filmin en büyük etkisi, dipnotlarda olan mevzular. Bizim aldığımız olumlu eleştirilerin neredeyse yarısı o ince göndermeler için yapılıyor. Biz bu kobay olayını tabiri caizse “kör göze kör parmak” yapsak belki de insanlara itici gelecekti. Komediyle bu durumu birleştirince herkesin daha da iyi görebileceği bir şey çıktı ortaya.

Murat Şeker: Biz ikinci filmde gişe baskısını da hissettik. Montajda birçok şeyi çıkarmak zorunda kaldık. Çok daha sert bir film olacaktı. İlk filmin önermesinde de bu filmde de çakalların yaptıklarına dikkat ettik. Adamlar suç işlediler ama sonunda hapishaneyi de boyladılar.

Sinema seyircisini sadece İstanbul, İzmir, Ankara’dan ibaret görmeyip oyuncularla birlikte birçok şehri de gezdiniz.

Bursa, Adana, Kuşadası, İskenderun, Antakya birçok yeri dolaştık evet. Biz gizli bir halk kahramanımız olduğunu biliyoruz, özellikle genç nesilde bu var ve çok güzel bir durum. Farklı bir duygudaşlık bu çünkü bizim filmimizde hayran olunacak bir yıldız yok.

Ama karakterler çok sevildi.

Murat Şeker: Evet karakterler seviliyor ama asıl konseptin kendisi ilgi çekiyor. Yani “Çakallarla Dans” diye bir olgu var. Gençler filmi ilgiyle izliyor. Farklı şehirler gezmenin bize faydası bu durumlara canlı canlı şahit olmamız. “Of” çeken de oluyor, şarkılara eşlik eden de. Meselâ geçenlerde İskenderun’da oyuncularla birlikte filmin ortasında aniden içeri girdik. Seyirciler çok şaşırdı. Çok güzel bir andı.

Seyirci Türk sinemasına sahip çıkıyor bu sevindirici bir durum.

Murat Şeker: Evet seviyor, sahip çıkıyor ama seyirci sinemada eğlenmek istiyor. Meselâ Çakallarla Dans’ı biz Antalya Film Festivali’ne yarışma filmi olarak yollayabilirdik. Ödül vermezlerdi ama yarışma filmi olurdu. Ama ben de şu korku başladı; “Festivallerde kaza ile ödül alırsak sıkıcı damgası yeriz!”. Bu arada vermezler ama Murat Akkoyunlu o performansa ödülü hak eder.

Nasıl bir performanstır ondaki zaten. O attığı takla neydi öyle? Kaç tekrar yaptınız?

Murat Şeker: Murat gerçekten döktürüyor. Taklayı zaten tiyatro oyununda da atıyordu. Adam deli yani. 2 tekrar yaptık, zaten bir sahnede de güldük diye kesmek zorunda kaldık.

Peki Sanat filmleri için neler söyleyeceksiniz?

Murat Şeker: Dünya’da çok iyi örnekleri olsa da minimalist Türk sinemasının en büyük sorunu finale giden yolda merak unsurunun göz ardı edilmesi. Yaşamın sıradanlığını ve dingiliğini anlatmaya çalışırken sıkıcılığa doğru gidiyorlar. Türkiye’deki yaşam o kadar değil. Anadolu bile kendi içinde dinamiği olan bir yer. Türkiye’de ketum insan sayısı azdır. Biz neşeli, heyecanlı insanlarız. Benim için Fellini vardır meselâ. Her filmi bir olay. Yaptığı filmler uçuk kaçık, kendi içinde gelgitleri olan, diğer taraftan da yaşam sevincini de içinde barındıran işler. Ama maalesef asık suratlılık ve ciddilik bu toplumda pirim yapıyor. Gülmek bir zafiyet gibi görülüyor.

Siz de hayata gülümseyenlerden ve gülümsetenlerdensiniz o zaman bu tarz işler size uymaz mı yani?

Murat Şeker: Beni az çok tanıyanlar nasıl olduğumu bilirler. Hareketli, hızlı bir adamım. Asık suratlılığın ve ciddiliğin pirim yapmasını tamamen kınıyorum.

Ali Tanrıverdi: Biz zaten senaryoda 10. sayfada sıkılmaya başlarız. Sonrası da saçma olur.

Peki diğer filminiz de yolda. “Akıllı Köpek Max”. Bu proje nasıl oluştu?

Murat Şeker: Biz Ali ile başka bir çocuk filmi senaryosu yazdık zaten. Ama o daha drama – komedi bir iş. Çakallardan sonra bu filmi çekmeyi düşünüyorduk. Focus Film’den teklif gelince senaryoyu da beğenince hazırı varsa hemen gidip çekelim dedim. Şu kadarını söyleyebilirim; “Türkiye’de ilk defa doğru düzgün bir çocuk filmi çekildi.”

Olumlu mesajları olan bir film mi?

Murat Şeker: Çocuklara özgüven aşılayacak bir film bu. Köpekle olan dostluğu ile çocuğun kendini aşma hikâyesini anlattık.

Bu filmde de futbol var mı peki?

Murat Şeker: Olmaz mı. Kahramanımız Deniz, mahalleye sonradan gelen bir çocuk ve son gelen kaleye geçer. Başarısız da bir kaleci olur. Sonrasında gelişen olaylar ve Deniz’in Max ile dostluğu anlatılıyor.

Filmlerinizde sizi görmeye alıştık. Bunun devamı gelecek mi?

Murat Şeker: Geldi bile.

Nasıl yani?

Murat Şeker: Mehmet Bahadır Er’in yeni filmi Sev Beni’de oynuyorum. Ushan Çakır ve Güven Kıraç ile birlikte oynadık. Ben de yan karakterlerden biri oldum. Film bir aşk filmi ama benim olduğum sahnelerden gülme komasına gireceksiniz.

Merak ettik şimdi.

Murat Şeker: Daha fazla detay veremem…

Cidden sürpriz oldu ama bize şimdi.

Murat Şeker: Bahadır ile ben okuldan arkadaşız. Onun ilk yaptığı film “Goy Goy” diye bir filmdi. Film 50’ye yakın ödül aldı. Orada da ufak bir rolüm vardı. “Sen bana uğurlu geldin hadi gel bu filmde de oyna.” dedi. Bence oyuncu psikolojisinden çok fazla uzaklaşmamak için kamera önüne geçmek lâzım. Oynamak kolay iş değil. Sete gidip oyuncu tarafında beklemek de ayrı bir durum. Ben bir taraftan da ajanlık yapıyorum yani. Oyuncu gözünden yönetmeni görmeye çalışıyorum.

Murat Tolga Şen’e teşekkür ederiz.

(20 Aralık 2012)

Yeliz Bozkurt

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir