Eve Yeni Biri Geliyor

Aramızda Bebek Var (Un Heureux Evénement)
Yönetmen: Rémi Bezançon
Roman: Eliette Abecassis
Senaryo: Vanessa Portal-Rémi Bezançon
Görüntü: Antoine Monod
Oyunvular:Louise Bourgoin (Barbara), Pio Marmaï (Nicolas), Josiane Balasko (Claire), Thierry Frémont (Tony), Gabrielle Lazure (Edith), Daphne Bürki (Kathia), Anaïs Croze (Daphné)
Yapım: Gaumont (2011)

Fransız yönetmen Rémi Bezançon’un Brüksel’de çektiği “Aramızda Bebek Var”, hamileliğin ve sonrasının tüm evrelerini, içine mizah da katarak sinemaseverlere gösteriyor. Ebeveyn olmak iyidir.

Nicolas, videocuda çalışıyor. Nicolas, üniversitede doçent olmak için felsefe doktorasını hazırlayan Barbara’yla bir anda göz göze geliyor. Bir başka gün Barbara dükkâna Nicolas’nın çalıştığı dükkâna geliyor. Nicolas ona Wong Kar Wai’nin 2000 yapımı “Fa Yeung Nin Wa-Aşk Zamanı” filminin DVD’sini uzatıyor. Ustayı ve bu filmini seven kadına aşık olunur. Nicolas da öyle oluyor. Barbara, Gus Van Sant’ın 1995 yapımı “To Die For-Sonsuz İhtiras” filmini de seviyor. Hem aşk hem de gerilim. Elbette başka filmler de var. Nicolas, bilimkurgu ve bilgisayar oyunları tutkunu. Bir de Quentin Tarantino’nun izinden gidebilmeyi hayal ediyor. Tarantino bile videocu dükkânından çıkıp büyük yönetmen olmamış mıydı?

Barbara’nın annesi Claire tam bir 68 kuşağı. “Otlu çay”la eski günleri anıyor. Claire, aşık olup sevdiği adamdan iki çocuk sahibi olmuş sonsuza kadar özgür bir kadın. Nicolas’yla ailesini ziyarete gittiklerinde kızının hamile olduğunu hemen anlıyor Claire. Gün gün karnı şişen Barbara’nın değişken hava gibi ruhunda da sürekli değişmeler olmaya başlıyor. Sevecenken ardından sinirli olabiliyor. Yönetmen, kadınlardaki hamilelik döneminin her durumunu yansıtmak istemiş. Kadınların gebe kaldıklarında dünyevi zevklerden de elini eteğini çekmediğini fark ettiriyor. Onlar da hamileyken de cinsel istek duyuyorlar. Nicolas, karnı şiş Barbara’yla sevişirken suçluluk da hissediyor. Orada biri var diye herhalde. Filmi, Barbara’nın anlatımıyla izliyorsunuz. Barbara, gerçek anlamda Nicolas’ya nerede aşık olduğunu da kafası karışık olarak seyircilere anlatıyor. Barbara’yla Nicolas’nın aşkı videocu dükkânında mı başlamış, yoksa Nicolas’nın bebek istemesiyle mi? Kadınların ne zaman aşık hissettiklerini anlayamıyoruz elbette. Film, yatakta karnı şiş Barbara’nın üzerine açılıyor ve onun anlatımıyla bu aşkın ve hamileliğin her şeyi seyircilere ulaşıyor. Hatta bebek doğduktan sonra ilişkinin sarsılması bile. Barbara’yı canlandıran Louise Bourgoin’ın şişkin karnı görünüyor, hatta bebeğin tekmeleri bile fark ediliyor. Sevişme sahneleri gibi çok gerçekçi Barbara’nın hamileliği de. Ama bu gebelik bilgisayarın marifetiyle oluyor tabii ki. Bourgoin, hamile bir kadının psikolojik ve sosyolojik her şeyini keşfetmiş ve gerçekten bir gebe kalmış kadın gibi.

Bir stüdyo filmi…

Filmin hikâyesi Brüksel’de geçiyor. Hastane ve doğum sahnesi gerçek mekânlarda gerçekleşirken, Barbara’nın rüyasında yüzdüğü derin sular ve diğer iç mekânlar Antwerp’teki stüdyoda kurulan setlerde çekilmiş. Bu yer “sulu stüdyo” diye ün salmış Avrupa’da. Çok gelişmiş bir film stüdyosu burası. “Mutlu Bir Olay” anlamına gelen sinemaskop çekilmiş Rémi Bezançon’un 2011 yapımı “Un Heureux Evénement-Aramızda Bebek Var”, yazar Eliette Abecassis 2005’te yayımlanmış ve çok satanlar listesine girmiş otobiyografisinden uyarlandı. Bebek Léa’nın doğumu anı filmin en muhteşem ve çarpıcı anı. Bebeğin, annesinin memesinden iştahla süt emmesi, gecenin bir yerinde kurulu saat gibi çığlıkları, kusuşları, altını kirletmeleri ve birçok şey belgesel gibi.

“Aramızda Bebek Var” filminde Fransız şarkıcı Anaïs Croze da Daphné rolüyle görünüyor. Sesini belki seversiniz. Ama her övgüyü Fransız sinemasında yeni yeni fark ettiğimiz Louise Bourgoin’a yolluyoruz. Barbara karakteri gerçekten çok zorlu ve bu onu başarmış. Böyle bir rolü ülkemizde oynayacak bir oyuncuyu bulmak çok zor. Barbara’nın su içinde yüzdüğü sahnede, kadınların okyanus kadar derin olduğunu düşünüyorsunuz. Her daim keşif ediyorsunuz. Bourgoin’la Christophe Blanc’ın 2010 yapımı “Blanc Comme Neige-Tehlike Zinciri” filmindeki Michele karakteriyle fark etmiştik. Luc Besson’un 2010 yapımı “Les Aventure Extraordinaires d’Adele Blanc-Sec/Adele’in Olağanüstü Maceraları” ve Gilles Marchal’ın 2010 yapımı “L’Autre Monde-Karanlık Cennet” buralarda da biliniyor. Yönetmen Bezançon, 1971 Paris doğumlu. Fransız yönetmenin 2005 yapımı “Ma Vie en l’Air-Havada Aşk Var” filmini sevmiştik. İnsanı güldürmeyi de başaran bu mizahı güçlü “Aramızda Bebek Var” filmi görülmeli.

(01 Haziran 2012)

Ali Erden

ailerden@hotmail.com

Ömer Faruk Sorak, Selin’le Dünden Bugüne Programı’nda

World Travel Channel ekranlarında yayınlanan Selin Kök’ün sunduğu Selin’le Dünden Bugüne Programı’na katılan ünlü yönetmen Ömer Faruk Sorak’ın açıklamaları büyük ses getirecek. Ünlü yönetmen yeni projelerini ve hayallerini Selin’le Dünden Bugüne Programı’nda anlattı. Sınav ve Aşk Tesadüfleri Sever hariç diğer filmlerinin, kendisiyle çalışmak isteyen kişilerin taleplerinin karşılanması olduğunu belirten yönetmen Aşk Tesadüfleri Sever için Amerika’dan ve Avrupa’dan filmi birebir çekme istekleri geldiğini ve filmin Love is Like Coincidences ismiyle yabancı versiyonunun çekimine başlanacağını açıkladı.

  • Basın Bülteni
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Ömer Faruk Sorak, Selin’le Dünden Bugüne Programı’nda yazısına devam et
  • Ahmad Abdalla, SineMardin’de

    Son dönemin ilgi odağı haline gelen fotoğraf makinesi ile sinema filmi çekmenin öncülerinden biri olan Ahmad Abdalla, 2010 Kartaca Film Festivali En İyi Film Ödüllü alan Mikrofon filmiyle SineMardin’e konuk oluyor. Tamamen Canon 7D fotoğraf makinesiyle çekilmiş ilk uzun metrajlı filmi olan Mikrofon, Mısır’ın çok kültürlü liman kenti İskenderiye’nin altını üstüne getiren müzikal bir yolculuğu konu alıyor. Mardinli sinemaseverlerle bir araya gelecek olan Abdalla, fotoğraf makinası ile filmini nasıl çektiğini sinema severlerle paylaşacak.

  • Basın Bülteni
  • Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • 2. Uluslararası Engelsiz Film Festivali’nin Kapanış Gecesini Tuğrul Tülek Sunacak, Ece Uslu Ödül Verecek

    Bu yıl 2. Uluslararası Engelsiz Film Festivali’ne oyunculardan da inanılmaz destek var. 21 – 26 Mayıs tarihlerinde gerçekleştirilmekte olan festivalde Tuğrul Tülek kapanış gecesinin sunuculuğunu üstlenecek.
    Engellilik, iş göremezlik konularında kısa ve uzun metrajlı filmlerle farkındalık yaratmak amacıyla düzenlenen festival kapsamında oyuncu Ece Uslu de ödül vermek üzere sahneye çıkacak. Toplumda oluşmuş tabuları, kısa ve uzun metrajlı filmlerle yıkmayı amaçlayan Engelsiz Film Festivali’ne dikkat çeken her iki oyuncu festivalde yerlerini alacak.

  • Basın Bülteni
  • Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    2. Uluslararası Engelsiz Film Festivali’nin Kapanış Gecesini Tuğrul Tülek Sunacak, Ece Uslu Ödül Verecek yazısına devam et
  • Kardeş, (Kuzen), Baba – Oğul / Kız ve Eş Yönetmenler

    Sinemamızın ilk yönetmenlerinin daha önce sinema deneyimi olamazdı, uzun bir süre, tiyatro deneyiminden geçmiş kişiler yönetmenlik yapmışlardır. Sinemamız -kendince- kurumlaşınca, film çeken yönetmenlerin çoğunluğu, uzun veya kısa süreli bir asistanlık döneminden geldiler. Daha sonra zaman zaman okullu kişiler yönetmenliğe başladı. Şimdilerde kısa filmden veya televizyondan gelenlerde buna eklendi. Ama tüm bunların dışında, çoğunluğun içinde azınlık da olsalar, kardeş, kuzen, baba – oğul / kız veya eş (karı / koca) olan yönetmenlerde filmlerini çektiler. Yönetmenlerimiz, diğer (tüm) özellikleri ile daha kapsamlı araştırmaları hak etseler de bu kısıtlı grup içine giren yönetmenleri -sayılan özellikler bakımından ayırt edebildiklerimi- aşağıda, belirli bir genel kurala bağlı olmadan saymaya çalıştım, hatalarım varsa düzeltilmesi dileği ile…

    KARDEŞ YÖNETMENLER

    ÇETİN KARAMANBEY (1922) – METİN ERKSAN (1929)
    Soyadları farklıdır ama kardeştirler. Karamanbey, geçiş dönemi yönetmenlerindendir, Erksan ise sinema dönemi yönetmenlerinin arasında ilginç yönetmenlerdendir. Karamanbey 1948 – 1970 arasında 24, Erksan 1952 – 1977 arasında 35 film çekmiştir. Erksan, sinema çalışmalarının ilk yıllarında belgesel filmler çektiği gibi, daha sonra TV filmleri de çekmiştir. Görüntü yönetmenliğinden sonra iki filmde yönetmenlikte yapan Mengü Yeğin, kardeşlerin yeğeni olmaktadır.

    ENVER BURÇKİN (1914) – SELAHATTİN BURÇKİN (1922)
    Enver Burçkin aslında bir görüntü yönetmenidir, 1953’de tek filmini çekmiştir, 1954’de ilk filmini çeken Selahattin Burçkin ise 1967’ye kadar altı film yönetmiştir. Enver Burçkin yönettiği tek filmde görüntü yönetmenliğini de yapmıştır, ayrıca kardeşi Selahattin Burçkin’in çektiği filmlerinde görüntü yönetmenliğini yapmıştır.

    HADİ HÜN (1907) – AGÂH HÜN (1918)
    Her ikisi de tiyatrocu (Muhsin Ertuğrul) olan Hün Kardeşler sinemada oyuncu olmanın yanında yönetmenlikte yapmışlardır. Hadi Hün, tek yönetmenliğini 1946’da yaparken Agân Hün çektiği altı filmi 1955 – 1963 yılları arasında çekmiştir.

    ATİLLA TOKATLI (1932) – ERDOĞAN TOKATLI (1940)
    IDHEC (Fransa)’da öğrenim gören Atilla Tokatlı sadece iki (1960, 1964) film yönetmişken, Erdoğan Tokatlı 1965’den itibaren 1993’e kadar 25 film yönetmiştir. Atilla Tokatlı’nın yönettiği ilk film sinemamızın hâlâ muamma filmlerinden biri olan “Denize İnen Sokak”tır. Erdoğan Tokatlı’nın yönettiği ilk film, Son Kuşlar da sinemamızın ilginçliği devam eden filmlerindendir.

    ORHAN ATADENİZ (1920) – YILMAZ ATADENİZ (1932)
    Sinemamızın, “klâsik” kurgu ustası olarak adı hâlâ anılan ustası, yönetmenliği de deneyecektir. 1951 ve 1952 yıllarında dört film yöneten Atadeniz, 1952’de Tarzan İstanbul’da filmini yönetir. Bu filmi yönetirken kendi çektiği sahnelerin arasına ustaca 1932 yapımı Tarzan’ı, Johnny Weismüller’in oynadığı “Tarzan, The Ape Man” filminden sahneler de yerleştirir. 1974 yılında Tarzan Korkusuz Adam filmini çeken Kunt Tulgar’da Atadeniz’in kullandığı 1932 yapımı Tarzan filminden parçaları filmine ekleyecektir. Ağabeyinin yanında, kurgu alanında bir süre çalışan sonradan yönetmen asistanlığı yapan Yılmaz Atadeniz de 1963’den başlayarak serüven ağırlıklı filmlerde 1997 yılına kadar yönetmenlik yapmış, 92 film yönetmiştir.

    İLHAN ARAKON (1916) – AYDIN ARAKON (1918)
    İlhan Arakaon da Enver Burçkin gibi bir görüntü yönetmenidir ve 1955’de tek filmini yönetmiştir. Aydın Arakon ise geçiş dönemi yönetmenleri arasında anılır, ilk filmini 1949, son filmini ise 1970 yılında çekmiştir. Aydın – İlhan kardeşlerin yönetmen – görüntü yönetmeni olarak birlikte çalışmaları Aydın’ın ilk filmi ile başlamış, Senin İçin’de (1957) bitmiştir. Bu arada 1954 (1) ve 1956 (2) çekilen filmlerde kardeşler birlikte çalışmamışlardır.

    NEJAT OKÇUGİL (1929) – CEVAT OKÇUGİL (1931)
    Nejat Okçugil görüntü yönetmenliğinden 1966 yılında yönetmenliğe geçmişken, Cevat Okçugil yönetmenliğe 1960 yılında başlamıştır. Cevat yönetmenliği 1994 yılına kadar 66 filmle sürdürürken, Nejat 1976 yılına kadar 35 film yönetmiştir. Okçugil kardeşlerin yönetmen – görüntü yönetmeni olarak birlikte çalışmaları Nejat’ın yönetmenliğe başlaması ile yavaş yavaş sona ermiştir. Okçugil-lerin yaptığı bazı filmlerde yönetmen olarak V. Okçugil adının geçmesi ise, bir çeşit aile içi çalışmadır. “V.” adı açık şekli ile Vasıf’tır. Vasıf Okçugil kardeşlerin babasının adıdır, ve kardeşlerin birinin çocuğuna da verilmiştir, bu nedenle bazı filmlerde V. Okçugil adı kullanılmıştır. Yine bu şekilde kullanılan Ahmet Okçugil adı da bir perdelemedir. Ahmet, Cevat Okçugil’in ön adıdır ve kaynaklara Cevat Okçugil’in yönetimi ile geçen “bir” filmin afişlerine Ahmet Okçugil adı yazılmıştır.

    HİCRİ AKBAŞLI (1922) – VELİ AKBAŞLI (1936)
    1950’de oyunculuğa başlayan Hicri Akbaşlı ilk filmini 1952’de çeker.1966’ya kadar 23 film yönetir. Veli Akbaşlı ise sadece iki film (1965 ve 1967) yönetir. Veli Akbaşlı, 1958 yılından itibaren Hicri Akbaşlı’nın bazı filmlerinde kendi adı ile senaryolar yazmaya başlamasının yanında Atilla Dinçer adı ile oyunculuk da yapmaya başlar.

    ASAF TENGİZ (1929) – FEHMİ TENGİZ (1932)
    Asaf Tengiz, 1958’de hem asistanlığa başlayıp hem de ilk filmini çekti, 1973’e kadar 20 film yönetti. Son dönem filmlerinde Hazret-li filmler ağırlık kazandı. Fehmi Tengiz ise sinemaya oyuncu olarak girdi, 1969 ve 1970’de birer film yönetti 1974’de ise Yavuz Özkan’ın başladığı Uygunsuzlar filmini tamamlayarak yönetmenliği bıraktı.

    İ. NECİL OZON (1924) – A. URAL OZON (1929)
    İ. Necil Ozon, sinemamızın yapımcılarındandır, 1955 yılında başladığı yapımcılığının yanı sıra aynı yıl tek filmini yönetti. A. Ural Ozon senaryo yazarı olarak başladığı sinemada 1957’den 1967’ye kadar 6 film yönetti.

    REMZİ A. JÖNTÜRK (1936) – MEHMET AYDIN (JÖNTÜRK) (1944)
    1964 – 1987 yılları arasında 68 filmin yönetmenliğini yapan Remzi A. Jöntürk, oyunculuk dahil sinemanın çekim içi ve dışı bir çok dalında çalıştıktan sonra yönetmenliğe geçti, Afrodit filminin çekimleri sırasında bir trafik kazasında öldü. Kardeşi Mehmet Aydın, Remzi A. Jöntürk de dahil pek çok yönetmene senaryolar yazdıktan sonra yönetmenliğe geçti, 1987 – 1990 yılları arasında yedi filmin yönetmenliğini yaptı.

    TANJU GÜRSU (1938) – TEMEL GÜRSU (1945)
    Tanju Gürsu, Artist Dergisi’nin yarışması sonucu sinemaya girdi, uzun süre oyunculuk yaptıkdan sonra 1975 – 1976 yıllarında dört film yönetti. Temel Gürsu, sinemanın üretim sürecindeki çalışmalarından sonra çeşitli yönetmenlere asistanlık yaptı ve 1970 yönetmenliğe başlayarak 1990’a kadar 86 film yönetti.

    TOLGAY ZİYAL (1939) – ALPAY ZİYAL
    Tolgay Ziyal, 1968 – 1977 yılları arasında sekiz film yönetmesine rağmen 1965’de başladığı asistanlığa, çektiği filmler arasında ve sonrasında devam etti. Alpay Ziyal ise bir kısmı kardeşine ait filmlerde yaptığı “yapımcılığın” yanında 1969’da Feridun Kete ile ortaklaşa yönettikleri bir filmde yönetmenliği de denemiştir.

    İSMAİL GÜNEŞ (1961) – MEHMET GÜNEŞ
    1978’de başladığı asistanlıktan sonra 1986’da başladığı yönetmenlikte 2012 yılına kadar yedi film yönetti. Mehmet Güneş ise 2008 yılında Türk Usulü ile yönetmenliğe başladı.

    YAĞMUR TAYLAN (1966) – DURUL TAYLAN (1969)
    Diğer kardeş yönetmenlerden farklı olarak çektikleri filmlerde birlikte çalışan Taylan Kardeşler, TV için çektikleri bir kısım dizi, filmlerden sonra 2003 yılında yönetmenliğe başlamışlardır. Kardeşlerin bazen TV için tek başlarına çektikleri filmler de olmasına rağmen, şimdilik sinema çalışmaları ortaklaşa olmaktadır.

    KUZEN YÖNETMENLER

    SÜREYYA DURU (1930) – NEJAT DURU (1932)
    Yapımcı kardeşler Naci Duru (>Süreyya Duru) ve Nazif Duru (>Nejat Duru) çocukları olan Süreyya ve Nejat, babaları gibi yapımcı olmanın yanında yönetmenlik de yapmışlardır. Süreyya Duru, 1961 – 1988 arasında 50, Nejat Duru 1959 – 1962 arasında 2 film yönetmişlerdir. Süreyya Duru son filmi Ada’nın çekimi bitmeden vefat edince kalan filmin çok az bir kısmı başta kızı (Dilek – ?) olmak üzere film ekibi tarafından tamamlanmıştır.

    BABA – OĞUL (- TORUN) / KIZ YÖNETMENLER

    VEDAT TÜRKALİ (1919) – BARIŞ PİRHASAN (1951) – YUSUF PİRHASAN
    Asıl adı Abdülkadir Pirhasan olan Vedat Türkali sinemaya senaryo yazarı olarak başlamış ve önde gelen senaryo yazartlarından biri olmuştur. 1965 ve 1972 yıllarında üç film de yönetmiştir. Barış Pirhasan ise edebiyattan sinemaya geçerek önce senaryolar yazmış, 1989’da yönetmenliğe başlamıştır. (torun / oğul) Yusuf Pirhasan ise 2011 yılında babasının (Barış Pirhasan) yazdığı senaryo ile yönetmenliğe başlamıştır.

    RENAN FOSFOROĞLU (1918) – FERDİ MERTER FOSFOROĞLU (1939)
    Tiyatronun ve sinemamızın eski oyuncularındandır, 1954 – 1955’de iki film yönetti, Ferdi Merter ise tiyatro oyuncunun yanı sıra zaman zaman senaryolar yazdı 1971’de tek filmini çekerek, yönetmenler arasına girdi.

    HULKİ SANER (1921) – ADNAN SANER (1947) !!!!!
    Kimya mühendisi, operacı, sinemada -önce- müzik direktörü, yapımcı, yönetmen. Hulki Saner 1958’den 1987’ye kadar 70 film yönetir. Turist Ömer tip-lemesini beyazperdeye yerleştirir. Yurt dışında sinema eğitimi görmüş olan Adnan Saner senaryolar yazdıktan sonra 1966’da yönetmenliğe başlar, yönettiği ilk filminden sonra, yarım kalan bir filmi tamamlayarak yönetmenliğini sürdürür. (Adnan Saner, Hulki Saner’in eşinin ilk kocasından olan oğludur ve Hulki Saner tarafından nüfusuna geçirilip büyütülmüştür.)

    HİDAYET PELİT (1936) – BÜLENT PELİT (1965)
    Hidayet Pelit 1952’de oyuncu olarak girdiği sinemada 1970’de yönetmenliğe başladı, 1995’e kadar 18 film yönetti. Bülent Pelit, babasının filmlerinde çocuk oyuncu olarak sinemaya başladı, çocuk oyuncu olarak tiyatro ile ilgilendi 2001’de tek filmini çekti. Daha önce TV filmi ve video filmleri çekmişti.

    ERTEM EĞİLMEZ (1929) – FERDİ EĞİLMEZ (1946)
    Sinemaya yapımcı olarak giren, Ertem Eğilmez 1964’de yönetmenliğe başlar ve 1988’e kadar 44 film yönetir. Son filmi Arabesk’i tamamlayamaz, film ekibi ile bu filmi tamamlayan Ferdi Eğilmez, İtalya’da sinema eğitimi görmüş olarak 2004 ve 2005 yılında birer film yönetecektir.

    LEVENT KIRCA (1948) – OĞULCAN KIRCA
    Tiyatrodan gelen Levent Kırca, sinemada çok az oyunculuk deneyiminden sonra 2001 ve 2002 yıllarında birer film yönetti, oğlu Oğulcan Kırca ise gösterime çıkarılmayan ilk filminden sonra, seyirciye ulaşan ilk filmini 2011’de çekti.

    TUNCA YÖNDER (1938) – NİSAN AKMAN (1958)
    Tiyatro oyunculuğu ve TV.de yönetmenlik yapan Tunca Yönder, TV için çektiği dizi-filmleri sinema filmine dönüştürdükten sonra doğrudan sinema filmleri yönetmenye devam etti. Kızı Nisan Yönder, sinemada oyuncu ve kamera asistanı olarak çalıştıktan sonra 1986 ve 1987’de üç filmin yönetmenliğini yaptı. 1987’de çektiği Dünden Sonra Yarından Önce filmin bazı sahnelerini eşi Eriş Akman çekmiştir.

    İSMET ALKAYA (HAYAL) – YASEMİN ALKAYA (1964)
    İsmet Alkaya, sinemamız kaynaklarında geçen adı ile İsmet Hayal, yapımcılığını da yaptığı tek filmi 1953’de yönetmiştir. Kızı Yasemin Alkaya oyunculuğun yanı sıra belgesel film (5. Kat) ile başladığı yönetmenliğini 2008 yılında yönettiği filmi ile babasının izinde sürdürmektedir.

    EŞ (KARI – KOCA) YÖNETMENLER

    ALİ HABİB ÖZGENTÜRK (1945) – IŞIL ÖZGENTÜRK (1948)
    Tiyatronun çeşitli biçimlerinde çalıştıktan sonra, belgeseller ve kısa filmler çekti, senaryo yazılımlarına katıldı, yönetmenlere asistanlık yaptı, senaryo yazarlığından sonrada ilk filmini 1979’da çekti, film çekimlerine devam etmektedir. Işıl Özgentürk yazarlığının (roman) yanında, sinemada asistanlık yaptı, senaryolar yazdı, 1991 yılında tek filmini çekerek Ali Özgentürk’ün ardından adını yönetmen-ler listesine yazdırdı. Halen “senaryo atölyeleri” ile sinema çalışmalarını sürdürmektedir.

    ERİŞ AKMAN (1947) – NİSAN AKMAN (1958)
    Önce Nisan Akman’ı (Yönder) yukarıda Tunca Yönder’in kızı olarak da yazdım, orada da Eriş Akman’ın eşi olduğunu belirttim. Nisan Akman oyunculukla başladığı sinemada sonradan yönetmenliğe geçti ve 1986 – 1987 yıllarında üç film yönetti. Daha sonra TV dizilerinde yönetmen olarak çalışmaya devam ediyor. Eriş Akman ise yurt dışında tiyatro yönetmenliği ve oyunculuğu eğitimi aldı. Yurda dönünce oyunculuk, senaryo yazarlığı, sinemada asistanlık yaptı. Eşi Nisan Akman’ın çektiği filmlerin senaryolarını yazdı, aynı zamanda oyunculuk da yaptığı Dünden Sonra Yarından Önce filminin bir kısmını çekti (1987). 2003 yılında gösterime çıkmamış tek filmini yönetti.

    (01 Haziran 2012)

    Orhan Ünser

    Scott, İnsanın Doğuşunu Araştırıyor

    Prometheus
    Yönetmen: Ridley Scott
    Senaryo: Jon Spaihts-Damon Lindelof
    Müzik: Marc Streitenfeld
    Görüntü: Dariusz Wolski
    Oyuncular: Noomi Rapace (Elizabeth), Michael Fassbender (David), Charlize Theron (Meredith), Idris Alba (Janek), Guy Pearce (Weyland), Logan Marshall-Green (Charlie), Sean Harris (Fifield)
    Yapım: Fox (2012)

    İngiliz usta Ridley Scott’ın “Prometheus” filmi, zihnindeki Tanrı imgesiyle tartışarak yaradılışı sorguluyor. İnsanların yeryüzüne Tanrı mı, yoksa başka güçler mi yolladı? Bu üç boyutlu filmde zihinler karışık.

    Kamera, buz çağının sonunda buzları eriyen dünyanın üzerinde uçarken, eriyen buzlar görkemli şelalelerle su gezegenine dönüştürüyor dünyayı. Şelâlede, insansı bir yaratık uzay aracına bakarak bir şeyi içiyor ve parçalanarak çağlayana düşüyor. Film, 2089 yılına gidiyor. Dünyanın bir köşesinde Elizabeth ve Charlie’nin öncülüğünde bir arkeolog grubu mağaranın içinde resimler buluyorlar. Bilim dünyasında bir devrim yaratabilecek bu keşif, atalarımızın yaradılışı üzerine yeni teoriler mi geliştirecek. Film, bu defa 2093 yılına gidiyor. Weyland şirketinin Prometheus adındaki uzay gemisinde arkeologlar Elizabeth ve Charlie’yle beraber bir grup insan derin uykudan uyandırılmak üzereler. Android David, Elizabeth’in rüyasını izliyor önce. Çocuk Elizabeth, babasıyla ölüm üzerine konuşuyor rüyasında. David, adaşı büyük yönetmen David Lean’ın 1962 yapımı “Lawrence of Arabia-Arabistanlı Lawrence” filmini seyretmeyi seviyor. Hatta repliklerini bile konuşmaktan hoşlanıyor bu filmin. Geminin kaptanı Janek. Şirketin yöneticilerinden biri de Meredith Vickers. İnsanın yaradılışına takılmış şirketin sahibi de Peter Weyland. Eski Türkçede Serendiz, Arapçada Zuhal denilen bir gaz devi Saturn gezegenine benzer bir gezegenin Ay’ına iniş yapan Prometheus gemisi ve mürettabatı, Noel arefesinde hemen uyduyu keşfe çıkıyorlar. Girdikler mağara bazı şeyleri de uykusundan uyandırıyor. Tuhaf yaratıklar görünmeye başlıyor bu gotik mekânda. Elizbeth’in sevgilisi Charlie’den hoşlanmayan android David, kimse farkına varmadan yerdeki sıvıdan bir şeyler alıyor, gemide Charlie’nin içkisiyle karıştırıyor. Gece Elizabeth’le seviştikten sonra Charlie’de tuhaf değişmeler de başlıyor. Elbette Elizabeth de birden hamile kalıyor ve içindeki “şey” hızla büyüyor. Sonra da aksiyon çoğalıyor hikâyede. Film bittiğinde hikâyenin devam edeceği hissine de kapılıyorsunuz. Belki de devamı hemen gelir.

    Geçmişe selâm…

    Prometheus, Yunan mitolojisinde anne-babası üzerine spekülasyon yapılan zeki ve kurnaz bir Titan. Zeus’un gözüne giren ve Olympos’ta ölümsüzlüğe ulaşan Prometheus, Zeus’tan atalarının intikamını alabilmek için gözyaşlarıyla yoğurduğu çamurdan ilk insanı yarattı. İngiliz yönetmen Ridley Scott, 2012 yapımı bu üç boyutlu “Prometheus” bilimkurgusunda insanın yaradılışına yolculuk yapıyor. İnsanı dünyada yaratan uzak bir gezegendeki ölü uykusuna yatmış insansı yaratıklar mı, yoksa tapındığımız göksel Tanrı mı? Yönetmen, bu filminde semavi olan inaçları zihninde tartışıyor gibi. Ama şunu da hatırlatmalı: İsviçre’deki CERN deneyleri, “büyük patlama”yı yaratarak evrenin oluşumunu araştırıyor. Belki de Tanrı’yı arıyorlar. Scott’ın “Prometheus” filminde az da olsa Tanrı ve yaradılış üzerine kuşku hissediliyor.

    Scott’ın bu filmi, 1982 yapımı “Blade Runner-Mahşerin Fedaisi” filmi gibi karmaşık ve karanlık olmasa da her şey usul usul gelişiyor, zihinlerde anlamlaşıyor. Bu filmin de “Mahşerin Fedaisi” gibi distopik yönleri var. Ama ustanın bu son filmi, onun 1979 yapımı “Alien-Yaratık” bilimkurgu filmine bir selâm gönderiyor. Bu filmin senaryo yazarlarından Damon Lindelof, Jon Favreau’nun 2011 yapımı western ve bilimkurgu karışımı “Cowboys and Aliens-Kovboylar ve Uzaylılar” filmininde senaryo yazarlarından biriydi. Diğer senarist Jon Spaihts, Chris Gorak’ın 2011 yapımı “The Darkest Hour-Karanlık Saat” bilimkurgu filminin senaryosunu yazmıştı. Polonyalı kameraman Darius Wolski’yi Gore Verbinski’nin “Karayip Korsanları” macera serisinin görüntülerinden hatırlayabilirsiniz. Filmin görselliği çarpıcı. Özellikle uydudaki mağara insanda klostrofobi hissi yaratıyor. Hatta ışık düzenlemeleriyle beraber gotik bir atmosfer yaratılmış. Gemide ışık düzenlemeleri daha parlak. İsveçli oyuncu Noomi Rapace, ünlü “Milenyum Üçlemesi”yle hayatımıza girmişti. İyi ki de girmiş. Alman oyuncu Michael Fassbender de son dönemlerde perdelerimizi kuşatan oyunculardan. Bu oyuncuyu François Ozon’un 2007 yapımı “Angel” filminde Esmé karakteriyle hatırlıyoruz önce. Guy Pearce’ı, ihtiyar Peter Weyland olarak tanımakta bir hayli zorlanacaksınız. Elbette Charlize Theron. Güzelliğin uç noktası. Güney Afrikalı o ve Hollandalı kanı taşıyor. Taylor Hackford’un 1997 yapımı “The Devil’s Advocate-Şeytanın Avukatı” filmiyle büyüledi. Sonra Patty Jenkins’in 2003 yapımı “Monster-Cani” filmiyle Oscar kazandı.

    (01 Haziran 2012)

    Ali Erden

    ailerden@hotmail.com

    2. Dersim Uluslararası İnsan Hakları Film Festivali Başladı

    Tunceli Belediyesi’nin düzenlediği 2. Dersim Uluslararası İnsan Hakları Film Festivali dün akşam Tunceli Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Salonu’nda yapılan açılış töreniyle başladı.
    Açılış töreninde konuşan Belediye Başkanı Edibe Şahin insan haklarının önemine sanatsal açıdan da dikkat çekmek için festivale önem verdiklerini ve festivali ileriki yıllarda daha da geliştirerek ve gençlere yönelik atölyelerle destekleyerek sürdüreceklerini belirtti. Açılış töreni sonrasında Orhan Eskiköy ve Zeynel Doğan’ın yönettiği Babamın Sesi adlı film gösterildi.

  • Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    2. Dersim Uluslararası İnsan Hakları Film Festivali Başladı yazısına devam et
  • Cannes Film Festivali’nde İstanbul Film Festivali ve Köprüde Buluşmalar Kokteyli

    65. Cannes Film Festivali’nin uluslararası ortak yapımları destekleyen endüstri bölümü Producers Network kapsamında, İstanbul Film Festivali ve yedi yıldır festival kapsamında düzenlenen Köprüde Buluşmalar tarafından 22 Mayıs 2012 Salı akşamı bir kokteyl verildi. Dünyanın en önemli sinema etkinliklerinden Cannes Film Festivali çerçevesinde düzenlenen kokteyl, başarıyla tamamlanan 31. İstanbul Film Festivali’ni, Türkiye sinemasının son yıllarda uluslararası alanda gösterdiği başarısını ve bu yıl Köprüde Buluşmalar tarafından desteklenen film projelerini kutlamayı amaçlıyor.

  • Basın Bülteni
  • Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Cannes Film Festivali’nde İstanbul Film Festivali ve Köprüde Buluşmalar Kokteyli yazısına devam et
  • Nizam Eren Sinema Atölyesi’nin Cumartesi Konuğu: Melih Ekener

    Sinema ve tiyatro oyuncusu, Hababam Sınıfı ve Maskeli Beşler serilerinden ve radyo programlarından tanıdığımız Melih Ekener, Nizam Eren Sinema Atölyesi’nde düzenlenen Cumartesi Sohbetleri’nin bu haftaki konuğu oluyor. Film yapımından, filmlerin pazarlanmasına, dağıtımdan, film eleştirisine dek çalışmalarını sürdüren Nizam Eren Sinema Atölyesi, her Cumartesi yolu sinema ile kesişen bir ünlüyü konuk ediyor. Bazen bir yönetmen, bazen bir oyuncu, filmlere müzik yapan bir sanatçı, bazen de bir senarist Cumartesi Sohbetleri’nin konuğu oluyor. Herkese açık ve ücretsiz olan sohbetlerin belirli bir teması yok.

  • Basın Bülteni
  • Web Sitesi
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Nizam Eren Sinema Atölyesi’nin Cumartesi Konuğu: Melih Ekener yazısına devam et