Halkın Portakalı Kısa Film Yarışması Dünyaya Açılıyor

Antalya Büyükşehir Belediyesi ve Antalya Kültür Sanat Vakfı işbirliği ile yapılan Halkın Portakalı Kısa Film Yarışması dünyaya açılıyor. Bu yıl 3.sü düzenlenecek Halkın Portakalı Kısa Film Yarışması, önümüzdeki yıl Filmini Çek Ödülünü Kazan sloganıyla Antalya sınırlarını aşıyor. Yarışmaya, yurtiçi ve yurt dışından büyük katılım hedefleniyor. 7’den 70’e “Sinemada ben de varım” diyen ev hanımından kuaföre, doktordan bakkalına kadar binlerce amatör sanatçı, çektikleri kısa filmlerle büyük ödül için yarışacak. 48. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali, amatör yeteneklerin önlerini Halkın Portakalı Kısa Film Yarışması ile açmayı hedefliyor.

  • Basın Bülteni
  • Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Logoya haberin devamından üzerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Halkın Portakalı Kısa Film Yarışması Dünyaya Açılıyor yazısına devam et
  • Bir Salgın Dünyayı Kaosa Sürüklerken

    Salgın (Contagion)
    Yönetmen: Steven Soderbergh
    Senaryo: Scott Z. Burns
    Müzik: Cliff Martinez
    Görüntü: Steven Soderbergh
    Oyuncular: Marion Cotillard (Leonora), Matt Damon (Mitch), Kate Winslet (Erin), Jude Law (Alan), Gwyneth Paltrow (Beth), Laurence Fishburn (Ellis), John Hawkes (Roger), Elliott Gould (Ian), Jennifer Ehle (Ally), Daria Strokous (Irina)
    Yapım: Warner Bros (2011)

    Sinemanın gerçekten önemli yönetmenlerinden Steven Soderberg’in “Salgın” filmi, alttan alta dev ilaç şirketlerine eleştiri getirirken, gerilim sinemasının imkânlarından yararlanarak nefesleri kesiyor.

    Kameramanlığını da yönetmen Steven Soderbergh’in yaptığı 2011 yapımı fütüristik “Contagion – Salgın” filmine “tıbbi gerilim” deniliyor. Yönetmenin adı önemli olunca Hollywood’un ünlüleri bu filmde yer almak için yarışmış sanki. Sinema okullarına karşı olan 1963 doğumlu Soderbergh’i, 1989 yapımı “Sex, Lies and Videotape – Seks Yalanları” filmiyle tanımıştık. 1991 yapımı siyah-beyaz ve renkli “Kafka” filminde, bu büyük yazarın metinlerindeki atmosferi Kafkaesk ruhla yansıtmıştı Soderbergh. 2000 yapımı “Traffic – Trafik” filmiyle “En İyi Yönetmen” dalında Oscar da aldı. Soderbergh, “Ocean’s” seri soygun filmlerini de yaptı. Che ve devrimlerini bile iki bölümde anlatmıştı 2008 yılında: “Che Part One: The Argentine – Che 1: Arjantin” ve “Che Part Two: Guerilla – Che 2: Gerilla…” 2009 Filmekimi’nde gösterilen “Che” filmleri, ne yazık ki vizyon şansı bulamadı. DVD’si bile yayımlanmadı. Bu iki bölümlü filmin yazıları kendimize hatıra şimdi. Soderbergh’in en önemli özelliği, bağımsız bir yönetmenmiş gibi filmlerini çekebilmesi. “Salgın” filminin bütçesi 60 milyon dolar, belirtelim.

    Hollywood, çok az yönetmene özgürlük veren bir hayal ülkesi. 1918 yılında Hollywood’daki yerini alan Warner Bros’u, Albert, Sam, Harry ve Jack Warner kardeşler kurdu. İlk sesli filmi 1927’de Alan Crosland’ın yönettiği “The Jazz Singer – Caz Şarkıcısı” filmiyle bu stüdyo çekti. Warner Bros’un, ezelden günümüze etkileyici bir geleneği var. Bazı dönemler, “usta” dediği yönetmeni alabildiğine özgür bırakıyor. Hiç müdahale etmiyor. Bütçeyi aşsa bile saygısını daima sürdürüyor bu film stüdyosu. Bilebildiğimiz, 1942 yapımı “Casablanca – Kazablanka” filminin yönetmeni Michael Curtiz, bu stüdyonun ilk büyük ustasıydı. Bu stüdyo, 1938 yılında sinema tarihinin gerçek anlamda ilk renkli filmi “The Adventures of Robin Hood – Vatan Kurtaran Aslan” filmini Curtiz’e çektirdi. Daha sonra Stanley Kubrick geldi. Şimdi Clint Eastwood var. Warner Bros, geleneğini sürdürebilmek için Eastwood sonrasındaki “ustası”nı arıyor gibi. Belki de Soderbergh’tir bu.

    Salgın dünyayı kuşatırken…

    İlk gösterimini, bu yılki 68. Venedik Film Festivali’nde yapan “Salgın” filmi, bir virüsün nasıl katliamcıya dönüşeceğini gösteriyor. Film, ikinci günle başlıyor. Virüsün nasıl ortaya çıktığı ve yayıldığı final bölümünde bir kısa film tadında yansıyor perdeye. Bazı şeyleri kendinizin keşfetmesi daha heyecan verici olabilir. Film, Şikago’daki havaalanında açılıyor. Hong Kong’tan dönen Beth, Mitch’le evlenmeden önceki sevgilisiyle cepten konuşurken üzerinde bir halsizlik hissediyor. Bundan sonra film, dünyanın birçok şehrinden virüsün bulaştığı insanları gösteriyor belgesel gibi. Virüs, öksürükle başlıyor, insanın vücudunda kırıklık yapıyor, ateşini birden yükseltiyor. Bunlar çabucak oluyor. Hasta yatağa düşüyor. Ağzından köpükler geliyor. Ardından, aşı olmadığı için hasta çok geçmeden ölüyor. Minneapolis’teki evine geldiğinde Beth, oğlu Clark’a da virüsü bulaştırıyor. Karısı Beth ve üvey oğlu Clark’ı kaybeden Mitch Emhoff, büyüme çağındaki kızı Irina’yı virüsten korumak için uğraşıyor.

    Finalin ruhu var…

    Atlanta’da Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’nde Dr. Ellis Cheever, Mineapolis’teki Salgın İstihbarat Servisi’nden Dr. Erin Mears’la temasa geçiyor. Başlarda, Amerika’nın güvenliğinden sorumlu Anayurt Güvenlik Bölümü, bunu “biyosilâh” saldırısı olarak yorumluyor. Yönetmen filminin bir yerinde seyirciyi kuşkunun içine düşürüyor. Virüs kültürü üzerine araştırma yapan Pof. Ian Sussman’ın örnekleri bu virüsü mü yayıyor? Yoksa bu araştırmaları, virüsleri ve başka hastalıkları mı önleyecek? Dr. Ally Hextall, Prof. Sussman’ın genetik araştırmalarını mı saklamıştır? Her şey için finali beklemek gerekecek. Hikâyede bir de ana akım gazetelerine karşı olan ve internetteki blogunda ilâç şirketlerine savaş açan Alan Krumwiede de var. Polis, düzmece suçla Alan’ı tutukluyor. Ama okurları onu kefaretle hapisten kurtarıyor. Bir de Dr. Leonora Orantes var. Leonora, Dünya Sağlık Örgütü’nde epidemiyolojist. O da araştırmalar için Hong Kong’a gidiyor. Çünkü, Beth Amerika’ya geldiğinde virüsü de getiriyor. Görüntülerin ve kurgunun sakin olduğu bu filmde müzikler gerçekten muhteşem. Perdede ışık saçan Marion Cotillard da. Sinemanın önemli yönetmenlerinden Soderbergh’in “Salgın” filmi sinema tarihine kalabilir. Modern klâsiklere dahil olabilir. Filmin mekânları, Amerika’nın Illinois, Georgia, Minnesota ve Kaliforniya eyaletlerinin yanında Çin’in Hong Kong bölgesinden. Arada Londra ve Tokyo da görülüyor. Filmde birçok şehir ve hikâye var. Bizdeki yönetmenler, Soderbergh’in bu filmini görmeliler.

    (21 Ekim 2011)

    Ali Erden

    sinerden@hotmail.com

    48. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali Belgesel Jürisinden Açıklama

    48. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde belgesel film yönetmenleri tarafından, belgesellerin ve belgeselcilerin ötekileştirilmesinden bahseden açıklama üzerine festivalin belgesel jürisi de bir açıklamada bulundu. Açıklama şöyle: “Jüri üyeleri olarak basına iletilen bildiriden üzüntüyle haberdar olduk. İlgili yönetmenlerle şikâyetlerinin kaynağı üzerine görüştüğümüzde, yayımladıkları bildirinin içeriği konusunda mutabık olmadıklarını, farklı tereddütlerinin bulunduğunu ve pek çoğunun bildirinin son şeklini okumamış olduğunu öğrendik. Yarışma programındaki tüm filmler, …”

  • Açıklamanın devamı için tıklayınız.
  • Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Sinema Sektöründe Karşılaşılan Hukuki Sorunlar Çalıştayı

    FİYAB Film Yapımcıları Meslek Birliği’nin yürütücüsü olduğu ve İstanbul Kalkınma Ajansı tarafından finanse edilen Görsel – İşitsel Sektörde Telif Haklarının Hayata Geçirilmesine Destek Projesi başlıklı proje kapsamında Sinema Sektöründe Karşılaşılan Hukuki Sorunlar Çalıştayı gerçekleştiriliyor.
    BİLFİM – İstanbul Bilgi Üniversitesi Fikri Mülkiyet Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin moderatörlüğünde düzenlenen çalıştayda Sinema ve Telif Hakları alanındaki sorunların tespitinin, sinema sektörünün tüm aktörlerinin katılımıyla mümkün olabileceği belirtiliyor.

  • Basın Bülteni
  • Diğer basın bültenleri ve yüksek çözünürlüklü görsellere haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Sinema Sektöründe Karşılaşılan Hukuki Sorunlar Çalıştayı yazısına devam et
  • Altın Portakal Haykırıyor: Yeter! Kadına Şiddet Son Bulsun

    48. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali kapsamında, Antalya Büyükşehir Belediyesi Basın ve Halkla İlişkiler Danışmanı Akgün Keskin Sakarya’nın koordinatörlüğünde yapılan 1. Antalya Kadın Zirvesi, Dedeman Otel’de yapıldı. Zirveye akademisyenler ve sanatçılardan oluşan çok sayıda kişi katıldı. Gün boyu süren zirvede, “Kadına Yönelik Şiddet Neden Artıyor? Neler Yapmalıyız?” sorularının yanıtları arandı. Zirvenin ardından sonuç bildirgesi kamuoyuna açıklandı. Bildirinin tam metni şöyle: “Kadına karşı şiddet, insan haklarının en ağır şekilde ihlâli ve ayrımcılıktır. …”

  • Bildirinin devamı için tıklayınız.
  • Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Altın Portakal Haykırıyor: Yeter! Kadına Şiddet Son Bulsun yazısına devam et
  • Ümit Ünal’ın Son Filmi Nar’ın Türkiye Prömiyeri 48. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde Gerçekleşti

    Ümit Ünal’ın merakla beklenen yeni filmi Nar’ın Türkiye Prömiyeri 48. Uluslararası Altın Portakal Film Festivali’nin Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması kapsamında yapıldı. Festivalin en büyük katılımlı gösterimlerinden biri olan Nar’da, bir kadının kendi adaletini aramasıyla başlayan sürprizlerle dolu bir öykü anlatılıyor. Festivalin 6. gününde galası yapılan filmlerden diğeri Almanya’da yaşayan yönetmen Shiar Abdi’nin çektiği Meş (Yürüyüş) oldu. Günün son galasında, öldürülmesinin üzerinden üç yıldan fazla zaman geçmesine rağmen katili yakalanamayan Ahmet Yıldız’ın gerçek hikâyesinden kurgulanan Zenne gösterildi.

  • Basın Bülteni
  • Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Ümit Ünal’ın Son Filmi Nar’ın Türkiye Prömiyeri 48. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde Gerçekleşti yazısına devam et
  • İstanbul’a Doğru Uzun Yolculuk

    Istanbul (Isztambul)
    Yönetmen-Senaryo: Ferenc Török
    Müzik: Lance Hogan
    Görüntü: Daniel Garas
    Oyuncular: Johanna ter Steege (Katalin), Yavuz Bingöl (Halil), Patraic Delaney (Andras), Erdinç Olgaçlı (Mehmet), Andor Lukats (Janos), Eszter Banfalvy (Juli), Reka Tenki (Zsofi)
    Yapım: Kuzey Film-Uj Budapest-Ripple World (2011)

    Macar yönetmen Ferenc Török’ün “Istanbul” filminde, terk edilmiş bir kadının nefes almak için çıktığı beklenmedik yolculuğu, onu yeni dünyalara götürüyor.

    Budapeşte’de 1971’de doğan Macar yönetmen Ferenc Török’ün 2004 yapımı “Szezon / Eastern Sugar – Doğu Şekeri” filmi, geçen yıl “Çağdaş Macar Sineması İstanbul’da” kapsamında gösterilmişti. Bu yönetmen, 2011 yapımı “Isztambul – Istanbul” filmini, bir kadına ve İstanbul’a adamış. Katalin, oğlu ve kızının babası Janos’un çocukları yaşındaki Juli’yle yaşamasından dolayı küçük bir bunalıma düşüyor. Evli kızı Szofi doğurmak üzere. Oğlu Andras arada kalmış bir genç. Saksıdaki çiçeği makasla doğradıktan sonra, gecenin bir yerinde elindeki makasla Budapeşte’nin sokaklarına çıktığında kendini hastanede bulan Katalin, hiç beklemeden otostopla yollara düşüyor. Kamyonla Romanya’ya gelen Katalin adını duyduğu İstanbul’a doğru yolculuğa çıkıyor. Bu yolculuk onu, depresyondan uzaklaştırıyor ve bilmediği kültürlere dokunduruyor. Otele yerleşen Katalin, otelin sakinlerinden inşaatta ustabaşı olan Halil’le yavaş, ama sağlam bir yakınlık kuruyor. Ardından gelen oğlu Andras, annesini sanki anlıyor ve onu almadan geri dönüyor.

    İstanbul’un sıcak yüzü…

    Filmi seyrederken, içinde yaşayan bizlerin fark edemediği etkileyici sıcaklıktaki İstanbul anlarıydı. İnsanlar ve şehir muhteşem. Güvenli. İnsanlarla kolay iletişim kurulabiliyor. Elbette tüm bunlar bir yabancının ilk başta gördükleri. Yönetmen Török, İstanbul’a Budapeşte’den daha içten ve sıcak bakmış. Budapeşte, sanki daha kasvetli ve insana kuşatılmışlık duygusu veriyor gibi. İstanbul, alabildiğine ferah ve insanı şefkatiyle hemen sarıyor. İstanbul, bizim Yeşilçam filmlerinde pek az görebildiğimiz estetik çarpıcılıkta yansıyor perdeye. 1973 Budapeşte doğumlu kameraman Daniel Garas, Török’ün filmlerinin gözü olmuş genelde. Bu filmdeki İstanbul fotoğrafları çok estetik. Mutfak kültürü de yansıyor az da olsa. Otel ve çevresi de insana güven veriyor. Yönetmen, otel ve çevresini Üskadar taraflarından seçmiş. Elbette olmazsa olmaz Boğaz kıyıları. Final bölümündeki Kapadokya görüntüleri de etkileyici. Oyuncu performansları da iyi. Johanna ter Steege, donuk ve sessiz Katalin’e derinlik katmış. Yavuz Bingöl de iyi bir performans ortaya koymuş. Katalin’le Halil’in iletişimi insana iyi geliyor. Halil, yarı Türkçe yarı İngilizce Katalin’i etkilemeyi başarıyor. 48. Antalya Uluslararası Altın Portakal Film Festivali’nde “Uluslararası Yarışma”ya katıldı ama ödül kazanamadı. Fonda duyulan müziklerin de etkileyici olduğu bu film görülmeye değer.

    (Bu yazı 21 Ekim 2011 tarihli Taraf Gazetesi’nde yayınlanmıştır.)

    (21 Ekim 2011)

    Ali Erden

    sinerden@hotmail.com