14. İstanbul Uluslararası 1001 Belgesel Film Festivali Başladı

14. İstanbul Uluslararası 1001 Belgesel Film Festivali dün akşam Beyoğlu Belediyesi Gençlik Merkezi’nde düzenlenen bir törenle başladı. Dünyanın dört bir yanından festivalin konuğu olarak Türkiye’ye gelen yönetmenler ve yapımcılar katıldığı açılış töreninde bir konuşma yapan Belgesel Sinemacılar Birliği Başkanı Hasan Özgen ise festivalde gündelik yaşamda es geçilen, farkına varılmayan, bazen bilerek ötelenilen, bazen nedeni belirsiz bir öfke ile anlamamak için direnilen binbir insanlık hallerinden kesitler sunulacağını söyledi.

  • Basın Bülteni
  • Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    14. İstanbul Uluslararası 1001 Belgesel Film Festivali Başladı yazısına devam et
  • Paradoks Film Sine-Analiz Seminerleri: Film Analizi ve Filmlerle Birlikte Düşünme

    SİYAD üyesi felsefeci – sinema yazarı Metin Gönen eğitmenliğindeki Sine-Analiz Seminerleri, sinemayı hem bir sanat olarak ele alıp filmleri kendi özgün sinematografik operasyonları içinde inceliyor; hem de bu film analizlerini, “filmlerle birlikte” düşünme çalışması olarak, kavramların aydınlatıcı ışığında ele alarak, düşünce tarihinin temel metinleriyle birlikte nitelendiriyor.
    Sine-Analiz’de düşüncenin rasyonelliğine sinemanın heyecanını katan yaratıcı bir sentezle çağımızın güncel sorunları üzerinde sinematografik fikirlerle düşünme çalışması yapılıyor.

  • Basın Bülteni
  • Web Sitesi
  • Yüksek çözünürlüklü afişe haberin devamından üzerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Paradoks Film Sine-Analiz Seminerleri: Film Analizi ve Filmlerle Birlikte Düşünme yazısına devam et
  • Altyazı Dergisi’nin Mehmet Açar’dan Karşılaştırmalı Film Analizleri Semineri Başlıyor

    Altyazı Aylık Sinema Dergisi, Sinema Seminerleri, Ekim ayında, eğitmenliğini Mehmet Açar’ın yapacağı Karşılaştırmalı Film Analizleri ile devam ediyor. Boğaziçi Üniversitesi Mithat Alam Film Merkezi’nde düzenlenecek seminer 23 Ekim 2011 Pazar günü başlayacak, 8 haftada toplam 32 saat sürecek. Seminere katılmak için öncelikle ön kayıt yaptırılması gerekiyor. Ön kayıt işlemleri ücretsiz ve online olarak yürütülüyor. seminer@altyazi.net adresinden istenecek olan ön kayıt formunun doldurularak mail ya da faks ile iletilmesi ön kayıt yerine geçecek.

  • Basın Bülteni
  • Yüksek çözünürlüklü görsele haberin devamından üzerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Altyazı Dergisi’nin Mehmet Açar’dan Karşılaştırmalı Film Analizleri Semineri Başlıyor yazısına devam et
  • Eski Boksör Oğluyla Buluşunca

    Çelik Yumruklar (Real Steel)
    Yönetmen: Shawn Levy
    Hikâye: Richard Matheson
    Senaryo: John Gatins
    Müzik: Danny Elfman
    Görüntü: Mauro Fiore
    Oyuncular: Hugh Jackman (Charlie), Dakota Goyo (Max), Evangeline Lilly (Bailey), Anthony Mackie (Finn), Kevin Duran (Ricky), Hope Davis (Debra Teyze), James Rebhorn (Marvin)
    Yapım: Touchstone-DreamWorks (2011)

    Shawn Levy’nin “Çelik Yumruklar” bilimkurgusu, Hollywood’un klâsik filmlerimden ilham almış, gösterişli ve muhteşem IMAX bir film. Sinemaseverler, tıpkı üç boyutlu filmlerdeki gibi bu filmin atmosferinin içinde oluyorlar.

    Shawn Levy’nin yönettiği 2011 yapımı “Real Steel – Çelik Yumruklar”, Richard Matheson’ın 1956’da yazdığı kısa bilimkurgu hikâyesi “Steel – Çelik”ten uyarlanmış. Ama, Hollywood’un klâsikleşmiş filmlerinden de epeyce ilham almış. Levy’nin filmi, King Vidor’un Frances Marion’ın hikâyesinden 1931’de çektiği siyah-beyaz “The Champ – Şampiyon”dan etkiler taşıyor. Hatta, Franco Zefirelli’nin melodramı tepeye çıkarttığı 1979’daki ikinci çevrim “The Champ – Şampiyon”un mendil ıslatan anlatımından çok beslenmiş Levy. Baba-oğul hikâyesini anlatan Menahem Golan’ın 1987 yapımı “Over the Top – Kartal” filmi de ilham ötesi ilham vermiş yönetmen Levy’ye. Boks anlarındaki dramatik düşüş ve yükselişler Sylvester Stalone’un “Rocky” filmlerini hatırlatıyor. Tüm bunlar olurken bu bilimkurgu filmi “Çelik Yumruklar” kendi çapında gerçekten çarpıcı bir yapıt. IMAX gösterimle, üç boyutlu olmamasına rağmen insanı mekânlarının içine alan görselliği üst düzeyde bir film bu. Karanlık atmosferde bile en derindeki nesneler bile algılanıyor. Gerçekten görüntüdeki derinliğe ancak IMAX olarak dokunabiliyorsunuz. Işık düzenlemeleri de sanki bir fotoğraf sanatçısının vizöründen yansıyor gibi.

    Robot boksörler zamanı…

    Yıl 2020… Hayatta genelde kaybetmiş boksör eskisi Charlie Kenton, yıllar sonra oğluyla karşılaşıyor. Terk ettiği sevgilisi ölünce velayet sorunları çıkıyor. Oğul Max’in velayetini zengin teyze Debra istiyor. Her zaman paraya ihtiyacı olan Charlie, 11 yaşındaki oğlunun bir yaz boyunca kendisinde kalması için Debra’nın kocasından rüşvet bile alıyor. Başlarda araları soğuk olan baba-oğulun hikâye derinleştikçe, özellikle gözleri yaşartan geniş final bölümünde aralarındaki buzlar eriyor ve sevgi kazanıyor. Parasızlıktan eski boksör robotları satın alan Charlie, oğluyla hırsızlık için girdiği hurdacıda, Max Atom adında robotu buluyor. Yağan yağmurlar altında uçuruma doğru yuvarlanan Max’i toprağın altında unutulmuş Atom kurtarıyor. Robot Atom bir boksör değil. Boksör robotlar için eğitim robotu. Babasını zor da olsa ikna eden Max, Atom’u hayatlarına ve zaferlerine katıyor. Bir de Bailey var. Bailey’le Charlie beraber büyümüşler. Bailey, alttan alta Charlie’ye vurgun olsa da Charlie başka kadınlara gitmiş ve üstelik bir de oğlu olmuş. Zaferler çoğaldıkça altta kalmış aşk da dışarıya çıkıyor ve herkes için mutluluk anları çoğalıyor. Filmin final bölümündeki boks maçı, Apollo’yla Rocky’nin maçı gibiydi. 1968 doğumu yönetmen Levy, 2006 yapımı iki filmiyle sinemasevererlerin belleklerine yerleşti. “Night at the Musuem – Müzede Bir Gece” ve “The Pink Panther – Pembe Panter” filmleri gerçekten iyiydi. Blake Edwards ve klâsik “Pembe Panter” tutkunu olmamıza rağmen Levy’nin filmini beğenmiştik. 1968 doğumlu Avustralyalı oyuncu Hugh Jackman’ı perdede seyretmek muhteşem. Jackman, bu filmde oynayabilmek için birçok projeden vazgeçmiş. “Çelik Yumruklar” filminin bir seriye dönüşmesi muhtemel.

    (Bu yazı 07 Ekim 2011 tarihli Taraf Gazetesi’nde yayınlanmıştır.)

    (07 Ekim 2011)

    Ali Erden

    sinerden@hotmail.com

    Muzaffer Tema … Tema Bey / de …

    Çocukluğumdan aklımda kalmış Muzaffer Tema’nın ismi, Ayhan Işık’tan önce; sanırım evde filmleri (rolleri) nedeni ile daha çok sözü edildiği için. Muzaffer Tema ilk kez Çığlık (Arakon / 1949) filminde oynuyor, öncesinde müzik eğitimi almış, müzik ile ilgili çalışmalar yapmış, Mesut Kara’nın söyleşisinden öğrendiğim, asker olmakmış niyeti. İşleri nedeni ile İstanbul’a taşınınca, dikkatini çektiği sinemacıların ısrarı ile hiç niyetli olmadığı halde, deneme filmi de beğenilince, ilk filmini çekiyor.

    O yıllar az sayıda film çekiliyor, salon sayısı az. Film sayısı ve salon sayısı 1951 den sonra artacaktır, tam bu yılda Tema, Reşat Nuri’nin popüler de olan romanı Dudaktan Kalbe’nin (Kâmil / 1951) sinema uyarlamasında bestekâr Kenan’ı oynar. Oynar da, aldığı eğitim gereği tutmasını bildiği keman nedeni ile değil de, yakışıklılığı ve rolün romantikliği ile -romantik rollerin oyuncusu olarak- popüler olur. Bu popülerliği bir yıl sonra oynayacağı Kanun Namına (Akad / 1952 ) ve Atatürk’ün Casusu İngiliz Kemal Lavrens’e Karşı (Akad / 1952 ) filmlerindeki olumsuz rollere karşın değişmeyecektir.

    Sinemaya girdiğinin hemen ertesinde bu filmlerdeki rolleri ile kral ünvanını alan, popüler olan Ayhan Işık’a karşın, her iki filmde de olumsuz rolleri ile (birincide filmin kahramanının karısını baştan çıkaran kişi ve ikinci filmde ise -aslında İngiliz Kemal ile hiç karşılaşmamış olan- “ingiliz casusu” Lawrence) popülerliğine halel getirmeyecektir.

    Yıllar, yeni filmler ile Muzaffer Tema’yı sinemamızın değişmezlerinden olma durumuna getirecektir. Başrol oyuncusu olma kartını zaman zaman tersyüz etse de popülerliği (sinemanın ilk jönü) elden bırakmayacaktır. Sinema da oyunculuğunun yanında yapımcılığı da yaparken 1961 yılında Vahşi Kedi’de tek yönetmenliğini yapacaktır.

    Oyuncuların o zamanlar Hollywood’a gitme düşleri vardı, Tema bunu gerçekleştirenlerden biridir. Burada iki filmde oynar, her ikisi de ülkemizde gösterilmiştir. Bunlardan ilki -ve en çok sözü edileni- A Certain Smile (Jean Negulesco) / Acı Tebessüm’dür. Tema bu filmde başrol oynayan Joan Fontaine ve Rossano Brazzi’nin yanında -küçük- bir rolde oynamıştır. Bir masada Fontaine ve Brazzi ile (başkaları da vardır) oturur ve Fontaine ile dans eder. (Ama bu filmin oyuncularından biri de Feridun Çölgeçen’dir.) Tema’nın diğer filmi Twelve to Moon (David Bradley) (Ayda Oniki Kişi)’dir. Burada ay’a giden bir grup içinde bir Türk bilim adamı olarak yer alır. Ay’a gidince orada araştırma yaparken, insan ilişkileri de biçimlenir. Tema gruptaki bir bilim kadını ile birlikte araştırma yaparken yakınlaşırlar. Bu yakınlaşmaları sırasında ay’ın sakinleri tarafından kaçırılırlar (veya kaybolurlar) ve bulunamadıkları için de ay’a giden grup onlarsız geri döner.

    Tema’dan önce Hollywood’a giden, bazı üçüncü ve dördüncü sınıf filmlerde oynayan Turan Bey isimli bir oyuncu vardır. Bu Turan Bey hakkında yeterince bilgim bulunmuyor. Türkiye ile ilişkisinin tam olarak ne olduğu, Türkiye de oyunculuk yapıp yapmadığı hakkında bilgim yok (araştırılması gerekir). Ayrıca kullandığı Turan Bey adının da doğru adı olmadığını düşünüyorum ama buna bakarak Muzaffer Tema da Hollywood’a Tema Bey olarak lânse edilmek istenmiş. Fakat serüveni uzun sürmediği için de bundan bir sonuç alınmadığı ortada. Geri dönmek üzere Türkiye’ye gelmesine rağmen geri gidememiş ve burada birbiri ardından filmler çevirmiş. Bir kısım evliliklerini bilmeme rağmen, 7 kez evlendiğini Mesut Kara’nın söyleşisinden öğrendim.

    Muzaffer Tema gerek oynadığı filmler, gerek filmlerdeki rolleri ile döneminin tam bir oyuncusu, Yeşilçam’ın ürettiği tam bir modeldir. Yeşilçam’ın bittiği -fakat sinemanın bitmediği- bir dönemden, filmlerin genel yapısındaki değişmeler nedeni Tema sinemadan uzaklaşmış, bir dönem yurt dışında bulunmuş, dönüşünde de Çeşme’ye yerleşmiştir.

    Muzaffer Tema, başrol ve romantik tip olarak başladığı sinemada, oyunculuğunun yanı sıra yapımcılık ve (bir film de) yönetmenlik ve senaryo yazarlığı da yaparak ve oyunculuğunu hep sürdürerek, Yeşilçam’ın otuz yıla yayılan (50’lilerden 80’lere) sürecinde, ilerleyen yaşı ile rollerini de değiştirerek, sistemin değerli taşlarından biri olmuş, gerek başlangıçta gerek sürecin dönem içine yayılan filmlerinde farklı ve değişik karakterleri rahatlıkla oynamış, starlığın kapısında başladığı sinemada -zamanla eski popülerliğini yitirse de- hiç bir zaman sıradan bir oyuncu olmamıştır.

    Onların kuşağı, Yeşilçam Ağacının dalları ve yaprakları, seyircileri ile birlikte yaşadıkları ve yaşattıkları süreçte yıldız oldular, popüler oldular veya sadece görüntüleri ile tanınan isimsiz kahramanlar… Oyuncusunun da, yazarının da, yönetmeninin de, görüntü yönetmeninin de iyisi vardı, kötüsü vardı fakat hepsi bir bütündü. Şimdi birçoğu bizlerden ayrıldı, kimi yaşama veda etti, kimileri çamın yeşilinin dışına gittiler. Yeşilçam’ı unutup gidenlerde oldu, içlerinde bir sızı gibi hep taşıyanlarda. 40’lı yılların sonunda sinemaya başlayan, 70’li yıllara kadar -arada Hollywood serüveni de olarak- sürdüren Muzaffer Tema, son dönemlerde önce Amerika’da, sonra Çeşme’de sinemayı uzaktan izleyerek -artık her türlü yapısı, eski biçimi değişmiş- bu yapının içine girmedi ama bu, O’nu hiç bir zaman Yeşilçam ÇINARININ olgun bir dalı olmaktan çıkaramayacaktır.

    (07 Ekim 2011)

    Orhan Ünser

    Yapı Kredi Kültür Sanat’ta Tolga Örnek Söyleşisi

    Yapı Kredi Kültür Sanat’ın aylık etkinlikleri kapsamında Adnan Tönel’in düzenlediği sinema söyleşilerinin Ekim ayı konuğu, son filmi Kaybedenler Kulübü ile adından söz ettiren yönetmen Tolga Örnek olacak. Tolga Örnek, Robert Koleji’nden sonra eğitimine İstanbul Teknik Üniversitesi Metalurji ve Malzeme Mühendisliği’nde devam etti. Amerika’da University of Florida’da malzeme bilimi üzerine yüksek lisans yaptı. Ardından American University Sinema Bölümü’nde yüksek lisans yaptı ve sonra yönetmenliğe adım attı. Şimdiye kadar belgesel dalında filmler yapmış olan yönetmen, Gelibolu adlı belgeseliyle gündeme gelmişti.

  • Basın Bülteni
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Yapı Kredi Kültür Sanat’ta Tolga Örnek Söyleşisi yazısına devam et
  • Anadolu Kartalları’nın Yeni Fragmanı Nefes Kesiyor

    Türk Hava Kuvvetleri’nin 100. kuruluş yıldönümünde gerçekleştirilen, başrollerini Engin Altan Düzyatan, Çağatay Ulusoy, Özge Özpirinçci, Hande Subaşı, Alpay Atalan ve Ekin Türkmen’in paylaştığı Anadolu Kartalları filminin son fragmanı tüm Türkiye sinemalarında izleyicilerle buluştu. Fragmanda filmden aksiyon dolu savaş uçağı ve hava çekim sahnelerinin yanı sıra, beş pilot adayı arkadaşın arasındaki rekabet, hırs, azim ve duygu dolu anlar da yer alıyor. 28 Ekim’de gösterime girecek olan Anadolu Kartalları filminin tüm afiş ve görsel konsept çalışmaları Emrah Yücel tarafından gerçekleştirildi.

  • Basın Bülteni
  • Yeni fragmanı izlemek için tıklayınız.
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Yılın İddialı Filmi Labirent’in Çekimleri Tamamlandı

    Başrollerini Meltem Cumbul ve Timuçin Esen’in paylaştığı Tolga Örnek’in yeni filmi Labirent’in çekimleri geçtiğimiz günlerde tamamlandı. Mardin ve İstanbul’daki çekimlerin ardından Frankfurt’a giden ekip, filmin Almanya’da geçen sahnelerini Türk ve Alman oyuncuların katılımı ile gerçekleştirdi. Çekimlerde Alman Polis Teşkilatı’nda görevli polislerin de rol aldı. 23 Aralık 2011 tarihinde vizyona girecek olan Labirent, sinema tutkunları tarafından şimdiden merakla beklenmeye başlandı. Film, istihbarat ve terörizmi, doğu ile batı arasında geçiş yolu olan bir ülkenin bakış açısından anlatıyor.

    Türkan Şoray, Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde Derslere Başlıyor

    Sinemamızın sultanı Türkan Şoray, Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde ders vermeye başlıyor. Türkan Şoray adını duyan ve ders almak isteyen öğrenciler şimdiden sınıfı doldurdu. Ekim – Nisan ayları arasında ders verecek olan ve çok heyecanlandığı belirten Türkan Şoray, sinema için elinden geleni yapacağını söyledi. Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde ders veren ünlü isimler arasında yönetmen, yapımcı ve senaryo rekortmeni Safa Önal da bulunuyor. Türkan Şoray için 44 adet senaryo yazdığını söyleyen Önal, Türkan Şoray’la birlikte görev yapacağı için çok heyecanlandığını belirtti. (Haber: Muharrem Erdemir.)

  • Basın Bülteni
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Türkan Şoray, Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde Derslere Başlıyor yazısına devam et
  • Antalya Festivale Hazırlanıyor

    Antalya’da festival hazırlıkları tüm hızıyla devam ediyor. Antalya Büyükşehir Belediyesi ve Antalya Kültür Sanat Vakfı işbirliğiyle 08 – 14 Ekim tarihlerinde düzenlenecek 48. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali için kentin dört bir yanı görsel materyaller ve Altın Portakal heykelleriyle donatılıyor. Festivalin yönetildiği Antalya Kültür Merkezi, Büyükşehir Belediye binası, tramvaylar, alt ve üst geçitler, festival afişiyle giydiriliyor. Kentin önemli noktalarına, ana kavşaklara, parklara Venüs heykelleri yerleştiriliyor, refüjler, caddeler, duraklar afişleriyle kaplanıyor.

  • Basın Bülteni
  • Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Antalya Festivale Hazırlanıyor yazısına devam et
  • Sinema Laboratuarı’nda Ümit Kıvanç’ın Yeni Filmi 16 Ton Konuşulacak

    14. İstanbul Uluslararası 1001 Belgesel Film Festivali kapsamında geçen yıl başlatılan Sinema Laboratuarı bu yıl 01 Ekim Cumartesi günü, Beyoğlu Gençlik Merkezi’nde gerçekleştiriliyor.
    Bilkent Üniversitesi, İletişim ve Tasarım Bölümü Öğretim Üyesi – Yönetmen Ersan Ocak, Gazi Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf ve Video Bölümü Öğretim Görevlisi – Yönetmen Kurtuluş Özgen, Yazılımcı Koray Löker ve Araştırmacı – Yazar Alkım Özaygen tarafından kurgulanan Sinema Laboratuarı’nda, sinema alanında dünyada yapılan denemelerle ortaya çıkan yenilikler görüşülecek ve tartışılacak.

  • Basın Bülteni
  • Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Senaryo Buluşmaları 2011, Ekim Ayında Başlıyor

    Yapımlab tarafından düzenlenen Senaryo Buluşmaları 2011′de, sinemanın ustaları, sinemaya senaryo penceresinden bakmak ve senaryo yazmak isteyenler ve tüm sinemaseverlerle bir araya geliyor. Etkinlik, atölye ve seminer olarak iki ayrı formatta yapılacak. Üç Maymun, İklimler, Bir Zamanlar Anadolu’da gibi filmlerin yapımcısı Zeynep Özbatur Atakan tarafından kurulan Yapımlab bünyesinde gerçekleşecek olan Senaryo Buluşmaları 2011′de Ahmet Haluk Ünal tarafından verilecek Temel Tasarım Senaryo Atölyesi ve sinema dünyasının önemli isimlerinin konuk olacağı seminer programı sinemaseverlerle buluşacak.

  • Basın Bülteni: 1 / 2
  • Web Sitesi
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Senaryo Buluşmaları 2011, Ekim Ayında Başlıyor yazısına devam et
  • 5. İstanbul Uluslararası Mimarlık ve Kent Filmleri Festivali Başlıyor

    5. İstanbul Uluslararası Mimarlık ve Kent Filmleri Festivali 03 Ekim’de başlıyor. Festival kapsamında yapılan yarışmada yarışan filmlerin 24’ü festival gösterim programına alındı. Ulusal kategoride yer alan 6 film ise bu yıla özgü olarak İnsan Öyküleri bölümünde gösterilecek. Gösterimleri, Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nin Karaköy’deki Prof. Orhan Şahinler Sinema Salonu ve Kadıköy’deki Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde yapılacak. Yarışmada kazananların ödülleri ise 09 Ekim Pazar günü saat 19:00’da gerçekleştirilecek ödül töreninde sahiplerini bulacak.

    5. İstanbul Uluslararası Mimarlık ve Kent Filmleri Festivali Başlıyor yazısına devam et

    Şangay’da Casuslar Savaşı

    Şangay (Shanghai)
    Yönetmen: Mikael Haftsröm
    Senaryo: Hossein Amini
    Müzik: Klaus Badelt
    Görüntü: Benoit Delhomme
    Oyuncular: John Cusack (Paul), Li Gong (Anna), Yun-Fat Chow (Anthony), David Morse (Richard), Ken Watanabe (Tanaka), Franka Potente (Leni), Christopher Buchholz (Karl), Jerey Dean Morgan (Conner), Rinko Kikuchi (Sumiko)
    Yapım: TWC-Phoenix (2010)

    İsveçli yönetmen Mikael Haftsröm’ün 2. Dünya Savaşı’ndaki Şanghay’da geçen casusluk filmi “Şangay”, bir zamanların casus filmlerine selâm gönderen bir kara film.

    İkinci Dünya Savaşı yıllarında Şanghay. Yıl 1941. Deniz İstihbarat Servisi’nden ajan Amerikalı Paul Soames, Japonların elinde işkence görürken film, bu olaydan iki ay öncesine dönüyor. Servisten arkadaşı Conner öldürülmüş Paul, Conner’ın katillerini ararken Japonya’nın Çin tarafından işgâli ve şiddeti de perdeden yansıyor. Şanghay, hâlâ diğer Çin şehirlerinden biraz daha serbest. Burada Alman, İngiliz, Amerikalı ve Japon ajanlar cirit atıyor. Paul, “İngiliz içkisi içeceksin, Alman casuslara yanaşacaksın, Japonlardan uzak duracaksın” diyor. Paul, Şanghay’da Conner’ın gizemli cinayeti onu, dışarıdan bakınca derin ilişkişkilere götürüyor. Önce, Çinli nüfuzlu Anthony-Anna Lan-Ting çiftiyle tanışıyor. Gagsterlerin başı Anthony’nin yakınındaki Japon Yüzbaşı Tanaka, Anthony’nin karısı Anna kadar gizemli. Bu arada Çin direnişçileri de Japonlara suikastler düzenlerken, Japonlar da Çinlileri acımadan katlediyorlar. Şanghay, tam anlamıya casus ve direniş şehri. Filmin en derininde de güzel Sumiko var. Onun uğruna trajediler de yaşanıyor. Anna, bir gizemin içinde direnişin ruhu sanki. Bir de Leni var. Leni, kendisini ihmâl ettiğini düşündüğü mühendis kocası Karl’dan ruhen uzaklaşmış mutsuz bir kadın. Paul’e yaklaşıyor, ama zaman casuslar devri.

    Kara film ruhu…

    1960 doğumlu İsveçli yönetmen Mikael Haftsröm, 2005 yapımı “Derailed – Raydan Çıkanlar” ve 2007 yapımı “1408” iki gerilim ve yaratıcılık yüklü filmleriyle sinema belleklerine yerleşti. Yönetmenin filmlerinde alttan alta ahlâkçılık ve suçluluk duygusu da fark ediliyor. Yönetmenin 2010 yapımı “Shanghai – Şangay”, eski zamanların casusluk filmlerine bir saygı sunuşu gibi. Filmin estetiği kara filmlerin kasvetli atmosferiyle buluşuyor. Karanlıkta uzayan gölgeler, durmaksızın yağan yağmurlar, ıslak dış mekânlarda yansıyan ışıklar, sinemaskop görüntülerle insanı büyülüyor. Filmin hikâyesi ve görselliği gerçekten birinci sınıf. Haftsröm’ün filmini seyrederken, Carol Reed’in 1949 yapımı siyah-beyaz “The 3rd Man – Üçüncü Adam” casusluk kara filmindeki dışavurumcu ışık düzenlemelerinden ilham almış gibi. Gece atmosferindeki görüntülerdeki derinlik sanaseverleri büyülüyor “Şangay” filminde. “Soğuktan Gelen Casus” olarak da bilinen Martin Ritt’in 1965 yapımı siyah-beyaz “The Spy Who Came in from the Cold – Utanç Duvarında Casusluk” filmindeki gece atmosferleri de Hafström’e ilham vermiş gibi. “Şangay” filmine müzikleri yazan yeni gözdemiz Alman besteci Klaus Badelt’in müzikleri, özellikle piyano, derinde çello tınılarının işitildiği besteleri, “Utanç Duvarında Casusluk” filmindeki besteci Sol Kaplan’ın tınılarının ruhuyla buluşuyor. “Şangay” filminde bu muhteşem görüntüleri hazırlayan Fransız Benoit Delhomme, sinemanın önemli kameramanlarından. Bu kameramanı, Vietnamlı bir başka usta Tran Anh Hung’un filmleriyle tanımıştık. Hafström de iki filminde ona güvenmiş. Asıl büyü, göründüğü andan itibaren perdede ışık saçan Gong Li’ydi. Zhang Yimou’nun filmlerinde güzelliğini ve muhteşem oyunculuğunu sundu. “Şangay” filmin yapımcısı, bu filmin Şanghay’da çekilmesi için Çin hükümetinden izin almış, ama sonra bu izin iptâl edilmiş. Bu yüzden Bangkok’ta kurulan setlerde “Şangay” filmi çekilebilmiş. Hafström’ün, bir zamanların casusluk filmlerine selâm gönderdiği “Şangay”, birinci sınıf bir casusluk kara filmi. Böyle filmleri sinema perdesinde görmeyi ne çok özlemişiz.

    (Bu yazı 07 Ekim 2011 tarihli Taraf Gazetesi’nde yayınlanmıştır.)

    (07 Ekim 2011)

    Ali Erden

    sinerden@hotmail.com

    Skyturk TV En Heyecanlı Yeri Programı’nda Altın Koza

    Skyturk TV.de yayınlanan En Heyecanlı Yeri, bu hafta 427. bölümünde sinema yazarı Murat Erşahin ile Murat Özer’i ağırlıyor ve kendileriyle 18. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nde neler olup bittiğini ve ulusal yarışma filmlerinin öne çıkanlarını konuşuyor. Programda, Filmekimi’ne ayrılmış özel geniş bir bölüm de var. Filmekimi’nin 10. yılını Festival Direktörü Azize Tan ve Direktör Yardımcısı Kerem Ayan anlatıyor. Ceylan Özçelik’in hazırlayıp sunduğu En Heyecanlı Yeri programı Cuma 00:15, Cumartesi 20:10 ve Salı 18:10’da Skytürk TV.de yayınlanıyor.

  • Basın Bülteni
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Skyturk TV En Heyecanlı Yeri Programı’nda Altın Koza yazısına devam et