Sanatçılar Özel Uçakla Adana’ya Geldi

18. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali için Adana’ya özel bir uçakla gelen sanatçıları Adana Büyükşehir Belediye Başkan vekili Zihni Aldırmaz havaalanında çiçeklerle karşıladı. Gelen sanatçılar arasında Yılmaz Erdoğan, Yılmaz Köksal, Kuzey Vargın, Süleyman Turan, Safa Önal, Yılmaz Atadeniz, Mine Soley, İrfan Atasoy, Nükhet Duru, Nuri Bilge Ceylan, Yusuf Sezgin, Yavuz Karakaş, Nur Süer, Şerif Sezer, Umut Sezgin gibi isimler vardı. Sanatçılar otellerine çekildikten sonra, bazıları Nuri Bilge Ceylan’ın fotoğraf sergisini gezdi. Gece ise Mimar Sinan Amfi Tiyatro’da sanatçılar seyircileri selâmladı. (Haber: Muharrem Erdemir.)

  • Basın Bülteni
  • Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Sanatçılar Özel Uçakla Adana’ya Geldi yazısına devam et
  • Korku Evi

    Jim Sheridan’ın yönettiği ve Rachel Weisz, Naomi Watts, Daniel Craig ile Marton Csokas’ın oynadığı Korku Evi (Dream House), 30 Eylül 2011’de Pinema Film dağıtımıyla Pinema Film tarafından vizyona çıkarıldı.
    Will, başarılı bir yayımcıdır. İşini bırakır, karısı ve iki kızıyla New England’ın sessiz bir kasabasına yerleşir. Ancak yeni evlerine yerleştikten bir süre sonra bu evde bir anne ve çocuklarının öldürüldüğünü öğrenirler. Bütün kasaba katilin hayatta kalan baba olduğuna inanmaktadır. Will olayı araştırmaya başlar. Tek yardımcısı ölen anne ve çocuklara çok yakın olan, komşuları Ann Peterson olur.

  • Basın Bülteni
  • Fotoğraflar
  • Web Sitesi
  • Fragman
  • IMDb
  • Gizem Ertürk Yazıyor
  • Paradoks Film Yönetmenlik Atölyesi 09 Ekim’de Başlıyor

    Akademisyen ve SİYAD üyesi sinema yazarı Metin Gönen’in hazırlayıp yönettiği Paradoks Film Yönetmenlik Atölyesi, 4 aylık görsel ve pratik dersleriyle yoğun bir temel sinema eğitimi ve yönetmenlik programı 09 Ekim 2011′de KargArt Sanatsal Etkinlik Salonu’nda başlıyor.
    Özgün ve zengin programıyla atölye, sinema dilini, film estetiğini, çekim açılarının, plân kompozisyonlarının, sinematografik anlatım odaklarının ve mizansenin temel teknik-estetik operasyonlarını öğrenmeyi, fikirlerini bir filme dönüştürmeyi arzulayan tüm sinemaseverlere açık olarak hazırlandı.

  • Basın Bülteni: 1 / 2
  • Web Sitesi
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Paradoks Film Yönetmenlik Atölyesi 09 Ekim’de Başlıyor yazısına devam et
  • Adana’nın Yolları Altın Koza

    17 – 24 Eylül tarihleri arasında düzenlenen 18. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali, gerçek anlamda jürinin büyük hayal kırıklığıyla sona erdi. Jüri, “Altın Koza”ya uzak bir filme büyük ödülü vererek şereflendirdi.

    Ülkemizin güzel ve sıcak şehirlerinden Adana’da düzenlenen 18. Uluslararası Altın Koza Film Festivali, festival boyunca süren güzelliklerinin yanında büyük ödülünü görülmeye değer bir film olmasına rağmen, büyük ödülü sürpriz filme verdi. Onur Ünlü’nün yönettiği “Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikâyesi” filmi “Altın Koza”yı kazandı. Jürinin büyük sürprizi oldu bu. Yönetmen Derviş Zaim, oyuncu Beste Bereket, Prof. Bülent Vardar, oyuncu – senarist Ebru Ceylan, reklâmcı – müzisyen Selim Demirdelen, oyuncu Taner Birsel, yazar – oyuncu – sunucu Yekta Kopan’dan oluşan jürinin tercihi bu yönde oldu. Yönetmen Ünlü’nün “Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikâyesi”, polisiyeyle komediyi iç içe geçiren, zaman zaman insanı gülmekten midesine kramp indiren bir filmdi. Jüri şunu düşünmüş olabilir: Bu lânet festivallerde ne komedi, ne de polisiye filmler ödül alabiliyor, gelin biz de bu ikisini içinde barındıran bir filme ödülü verelim, demiş olabilir. “Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikâyesi”, dışarıdan bakınca mutlu bir ailenin cinayetle başlarına gelen traji-komik bir hikâyeyi anlatıyordu. Sinemaskop çekilmiş bu filmin görselliği iyiydi. Ama bazı anlarda televizyon dizisi tadı veriyordu görüntüler. Oyuncu performansları da göz dolduruyordu. Bu filmdeki belden aşağı küfürlere, Adanalı sinemasever hanımlar daha çok gülmüştü. Filmdeki diyaloglar da biraz daha işlense iyi olurmuş sanki.

    “Altın Koza”yı gerçekten hak eden ve geleceğe kalma ihtimali olan filmler de vardı. Özcan Alper’in “Gelecek Uzun Sürer”, büyük ödülü alamasa da festivalin önemli ödüllerini aldı. Türkiye’deki ağıtları toplayan müzikolog Sumru’nun Diyarbakır’a yolculuğunu anlatan, görselliği ve müzikleriyle insanı çarpan “Gelecek Uzun Sürer”, festivalde uzunca alkışlanan filmlerdendi. O Ermeni kilisesindeki sahneler insanı çarpıp gidiyordu. Estetik açıdan araştırmalar da yapan bir sinemaskop çekilmiş filmdi bu. Diyarbakır şehri başroldeydi filmde. Hakkari’deki final bölümü ve karlar belleklere yerleşiyordu. Sumru’yu oynayan Gaye Gürsel’in ödül alamaması da sinemamız adına büyük bir kayıptı. “En İyi Erkek Oyuncu” dalında ödül kazanan Durukan Ordu’nun canlandırdığı karakter de önemliydi. Godard’ın “A Bout de Souffle – Serseri Aşıklar” filmine ve bu filmdeki Michel’e hayran Ahmet, filme derinlik ve anlam katıyordu. Erdoğan Kar’ın yönettiği “Kadife” filmi ödül kazanamadı. Film, iyi niyetli ama fazla didaktikti. Kafamıza vura vura mesaj verme gayretindeydi. Filmden ne Kürtler, ne de Türkler memnun kaldı gibi. Sinemamızın gelişmeye başlayan hikâye anlatma ve estetik arayışlarının uzağındaydı bu film, maalesef.

    Büyüleyen Adana’da filmler…

    Adana’nın sıcağı başka yerlere benzemiyor. Alevin içindeymiş gibi hissediyorsunuz. Ama, filmden filme koştururken halkın sinema heyecanı insanı serinletiyor. Nuri Bilge Ceylan’ın “Bir Zamanlar Anadolu’da” filminde insanların sıkılmaması, hatta Yılmaz Erdoğan’ın esprilerine bile gülmesi de iyiydi. Sinemaskop çekilmiş bu filmde, gece boyunca süren bir cinayet araştırmasını anlatıyordu. Kırıkkale’nin bir ilçesinde savcıyla beraber polis ve jandarma, öldürüldükten sonra gömülmüş cesedi arıyorlar. Zaman zaman mizahın öne çıktığı filmde, gerçekten cinayeti kimin işlediği hakkında emin olamıyorsunuz. İnsanı sıkmayan bol konuşmalı bu filmde sinemaseverler unutulmaz fotoğraflarla göz göze geliyorlar. Güzel kızları ve iyi insanları çok olan Adana’da Çinli genç bir yönetmen Li Ruijun da vardı. 2010 yapımı “Lao lu Tou – Koca Eşek” filmi, Çin’e ve sosyalizmine eleştiri getiren filmdi. Dingin anlatımı, uzun plan-çekimleri ve müzikleriyle etkiliyordu. Çin hükümeti, 1964 yılında köylülere tarla vermiş. Günümüzdeyse o tarlaları geri almak istiyor kimyasal fabrikası kurmak için. Köylülerin ezelden beri “Koca Eşek” dedikleri 84 yaşındaki ihtiyar, anne-babasının mezarının çöl kumlarıyla kaybolmaması için yaptığı çabayı gösterirken Çin’deki değerlerin yok oluşunu da gösteriyor. Nerdeyse birçok kapitalist ülkede olmayacak şeyler bu “sosyalist” ülkede oluyor. Hastalanan “Koca Eşek”, parası olmadığı için hastaneye alınmıyor. Filmde bir şeyin altı daha altı çiziliyordu. Çinliler, bir çocuk sahibi olabildikleri için genelde erkek çocuk istiyorlar nesillerinin sürmesi için. Filmde, “Koca Eşek”in hiçbir oğlundan fayda gelmiyor. Sadece, kocası uzaklara gitmiş kızı hep yanında. Filmden sonra yönetmen, bir soru üzerine Nuri Bilge Ceylan filmlerini çok sevdiğini ve bu filmini yaparken Ceylan’ın 1999 yapımı “Mayıs Sıkıntısı” filminden ilham aldığını söyledi. 1983 doğumlu yönetmen Ruijun, salonda az seyirci olmasına üzülse de, filmini çocukların izlediği için mutlu olduğunu söyledi.

    Ödüllerle dönen Cemil Ağacıkoğlu’nun “Eylül” filminine neden “Eylül” dendiğini kimseler bilemedi. Önemli fotoğraf sanatçısı ve klip yönetmeni Ağacıkoğlu’nun çektiği “Eylül” filmi, görselliği çarpıcı, az diyaloglu ve modern insan üzerine etkileyici bir yapıttı. Açık uçlu veya insanı boşlukta bırakan finali de iyiydi. Ama, genelde eleştirmenler filmin hikâyesini seyirciye ulaştıramadığını söylüyorlardı. Bakalım film vizyona çıktığında ne diyecekler? Gazeteci – yönetmen Ruhi Karadağ’ın yarı belgeseli “Simurg”, ölüm oruçlarını anlatıyor. 1996’dan 2000 yılındaki “Hayata Dönüş”e kadarki. Ölüm oruçlarını yaşayanların çoğu yurtdışında yaşıyor. Bazıları vefat etmiş. Onların gençliklerinini oyuncular canlandırmış. Oyuncular, geçmişte bu olayları yaşamış insanlara öyle benziyorlar ki. Son bölüme kadar o karakterlerin eylemleri gerçekleştirenler sanıyorsunuz. Bu yarı begesel, “Adana Halk Jürisi” ödülünü aldı. En büyük ödüllerden biri bu. Gösterim bittikten sonra halk bu belgeseli ayakta alkışlamıştı.

    Türkiye’nin Schindlerleri…

    Bir başka önemli belgesel de “Türk Pasportu”ydu. Carpıcı canlandırmanın olduğu bu belgeseli Burak Arlıer yönetmiş. En çok alkış alan belgesellerden olan “Türk Pasaportu”, II. Dünya Savaşı’nda Nazilerin llerinde kurtarılmış Türk Musevilerini anlatıyor. Röportajlar, trenle İstanbul’a gelmiş o zamanlar çocuk olan ve hâlâ hayatta olan Yahudilerle yapılmış. Yönetmen, röportajdaki bazı anlatılan şeyleri canlandırmayla perdeye aktararak insanları o ana götürüyor. Bu çarpıcı belgeselin Ekim ayında vizyona çıkma ihtimali var. Ebette Woody Allen. Üstadın 2011 yapımı “Midnight in Paris – Paris’te Geceyarısı”, edebiyattan resme, müzikten Paris’e kadar birçok şeye adanmış. Hollywood’dan sıkılmış ve 1920’lerin tutkunu Gil’in geceyarısı kilisenin çan sesiyle hayallerinin zamanına gidiyor. Orada Ernest Hemingway, F. Scott Fitzgerald, Zelda Fitzgerald, Getrude Stein, Picasso, Dali, Bunuel ve birçoğuyla tanışıyor. Hatta Cole Porter’ı canlı performansıyla dinliyor. Cole Porter onu, şimdiki zamanda eski plâk satan dükkânda çalışan hayatının aşkı Gabrille’i tanımasına neden oluyor. Gabrielle de Paris’te yağmurun altında yürümekten hoşlanıyor. Film, Paris’in bir sanat eseri olduğunu hissettiriyor. Caz tınılarıyla başlayan film, sabit açılarla Paris’in en güzel anlarını fotoğraflıyor. Bu filmin tadı sinema perdesinde çıkıyor. Filmin kameramanı da Darius Khondji. Annesi Fransız, babası İranlı Khondji’yi Jean-Pierre Jeunnet – Mark Caro ikilisinin ortak yönettiği filmlerden hatırlayabilirsiniz. Görüntüler çarpıcı, müzikler muhteşem. Adanalı sinemaseverler bu filmde çok güldüler, çok eğlendiler.

    Festivalin bir önemli armağını da “Sinema Müzesi”ydi. Yönetmen Ali Özgentürk, oyuncular Yılmaz Köksal, Tijen Par, Şerif Sezer, Altan Günbay gözümüze çarpanlardı. Ali Özgentürk’ün dediği gibi, sinemamız adına en iyi çabalardan biri olan bu müzenin kapsında örümcek ağları olmaz. Sıcak Adana’da güzel bir festival yaşandı. Belli aralıklar vermek zorunda kalan bu festival, umarız bir daha hiç ara vermez. Modernleşen Adana’da şu trafik kaosuna da, zor olsa da bir çözüm bulunur. Şalgamıyla, adıyla müsamma kebabıyla ünlü Adana unutulmaz şehirlerimizden.

    (27 Eylül 2011)

    Ali Erden

    sinerden@hotmail.com

    Bir Zamanlar Anadolu’da: Bu Toprakları ve İnsanlarını Yüreğinde Hissetmek!

    Hani uzun bir otobüs yolculuğuna çıkarsınız… Gecenin bir yarısından sonra yolcular uykuya yenik düşer ve eğer uyuyamayanlardansanız karanlığı tarar gözleriniz… Uzakta soluk ışıklar; ara sıra geçilen benzin istasyonlarında konaklamış kamyonlar; ay ışığı altında ağaçlıklar, tepeler, tarlalar, küçük kasabalar boyunca elektrik direklerinin aydınlattığı kırmızı tuğlaları açıkta ya da cepheleri aceleyle sıvanmış evler; devlete ait ruhsuz binalar… Sabah gün ağarırken camiye giden yaşlılar… Mahmur yüzler… Sabah çorbası için konakladığınız lokantanın enfes mercimek çorbası… Kötü ses düzeninde çalan türkü… Ve yolculuk boyunca pencereden gördüğünüz yüzlerin arkasına saklanmış hayat hikâyeleri… Yorgun gönüller, gerçekleşememiş hayaller, suya düşmüş umutlar, derinlere atılmış acılar, pişmanlık yüklü gözler, bir ışık arayan bakışlar, heba olduğu düşünülen yıllar…

    Nuri Bilge Ceylan, ‘duyulara’ ve kalbe, sonra beyne sızan filminde, Çehov’a saygılar sunsa da, bu topraklara sarılmış. Anadolu’nun, kavruk çocukların, tüm zaaflarına karşın kalbi -şükür ki- aklının önüne geçen ‘okumuş adamların’, çemberin dışına çıkamayıp rüzgâra karışacak güzel kızların, delikanlıların, günah işlese de, suçlu olsa da herkes gibi ‘kurban’ olan sert bakışlı katillerin, bizim filmimizi çekmiş. Yani aslında, ‘yalnız ve güzel’ sözünün arkasında durup, onun ‘Nuri Bilge Ceylan’ olmasını sağlayan ülkesine 157 dakikalık bir armağan vermiş. Diğer çalışmalarından farklı olarak fotoğraf estetiğini çok öne çıkarmadan, yalın, ıssız, büyülü bir öykü anlatmış. Bir cinayet soruşturmasının etrafında tüm bir dünya nasıl kurulur, karakterlerden yola çıkarak ‘çözümsüz insan ruhuna’ nasıl bakılır; neredeyse dersini vermiş. Bu filme ‘matematik kafasıyla’ gidecek olanlar sevmezler; hiç zahmet etmesinler… Aklınızın kapısını aralık bırakacak fakat yüreğinizi sonuna dek açacaksınız, işte o zaman çok seveceksiniz. Ben bu toprakların insanı olarak, kendimi gördüm ve ilginçtir, yönetmenin gösterdiklerinden çok göremediklerimle dâhil oldum filme. Tüm iyi yönetmenlerde olduğu gibi, Ceylan sadece aynayı tuttu… Aynanın arkasında ise tüm bir insan yaradılışı saklıydı.

    Kuşkusuz filmin eksileri var (oyuncular arası dengesizlik meselâ); hiç sorun değil. Nasıl ki, salona girerken iyi niyetlerini vestiyere bırakanlar, film izlerken ‘tweet’ atan magazin yazarlarının ukalâlıkları, Batı’daki seyircilerin / eleştirmenlerin düşünceleri, Oscar adaylığı vs. hiçbir ama hiçbir şey beni etkilemiyorsa, bu satırları okuyanlara önerim de, gidin ve Anadolu’da kaybolun. Lütfen dikkatle izleyin, kendinizi mutlaka görüp hissedeceksiniz.

    (27 Eylül 2011)

    Ali Ulvi Uyanık

    ali.ulvi.uyanik@gmail.com

    Altın Portakal’da Hüzünlü Bir Taksim: Hicâz

    48. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda yönetmen “Erdal Rahmi Hanay’dan hüzünlü bir Hicâz taksimi…” Erdal Rahmi Hanay’ın kendi senaryosundan Z Yapım adına çektiği Hicâz’da başrolleri Nilüfer Saltık, Memet Işık, Clarisse Gorokhoff ile Hakan Bozkan paylaşıyor. Yönetmenin ilk uzun metraj filmi olan Hicâz, aynı zamanda Hicâz, Sabâ, Nihâvend adları ile hazırlanan makam üçlemesi filmlerinin de ilki. Film, ruhu ya da bedeni modern çağın hastalıklarına kapılmış karakterler üzerine kurulu. Bunlar yalnızlık, çaresizlik, tüketim gibi günümüz hastalıkları.

  • Basın Bülteni
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • 3 Dalda Oscar Ödüllü Pan’ın Labirenti ve Merakla Beklenen Donnie Darko Türkiye’de İlk Kez Blu-Ray Olarak DVD’de

    Hellboy ve Blade II’nin ünlü yönetmeni Guillermo Del Toro imzası taşıyan ve eleştirmenlerce bir başyapıt olarak nitelendirilen Pan’ın Labirenti ilk kez Blu-Ray olarak DVD raflarında. DVD’nin esktralarında ise Yönetmenin Not Defteri, Guillermo Del Toro ile Söyleşi, Özel Efekt Karşılaştırmaları, Poster Galerisi, Fragman gibi zengin bir içerik bulunuyor. Yönetmenliğini Richard Kelly’in yaptığı, başrollerini Jake Gyllenhaal, Jena Malone ve Drew Barrymore’un paylaştığı ve sinemaseverlerin merakla beklediği Donnie Darko’nun DVD’si de ilk kez Blu-Ray olarak karşımıza çıkıyor, raflarda yerini alıyor.

  • Basın Bülteni
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    3 Dalda Oscar Ödüllü Pan’ın Labirenti ve Merakla Beklenen Donnie Darko Türkiye’de İlk Kez Blu-Ray Olarak DVD’de yazısına devam et
  • Zenne’nin Başarısı Adaletin Yolunu Aydınlatır mı?

    Öldürülmesinin üzerinden 3 yıldan fazla zaman geçmesine rağmen katili yakalanamayan Ahmet Yıldız’ın gerçek hikâyesinden kurgulanan Zenne, çarpıcı anlatımıyla büyük yankı uyandıracak. Film, yönetmenlerin yakın arkadaşı olan ve 2008 yılında cinsel kimliğini açıkladığı için öldürülen Yıldız’a adandı. M. Caner Alper ve Mehmet Binay’ın ilk sinema filmi olan Zenne’nin farklı anlatımı, görsel zenginliği, dansları, kostümleri, makyaj ve müzikleriyle dikkat çekmesinin yanı sıra, halen sonuçlanmayan Ahmet Yıldız davasını da gündeme getirerek büyük tartışma yaratması bekleniyor.

  • Basın Bülteni
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.