Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali’nin Basın Toplantısı 12 Eylül’de Yapılıyor

İstanbul Hukuk Fakültesi ve Başakşehir Belediyesi tarafından 23 – 30 Eylül 2011 tarihleri arasında düzenlenecek olan 1. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali’nin basın toplantısı 12 Eylül 2011 Pazartesi günü 12:00 – 15:00 saatleri arasında gerçekleştiriliyor. İstanbul Hukuk Fakültesi rektörlük binasının mavi salonunda düzenlenecek basın toplantısında festival programı ve merakla beklenen sürprizleri açıklanacak. Festival kapsamında gerçekleştirilecek olan Adaletin Terazisi Gençlerin Elinde konulu kısa film yarışmasının ön eleme sonuçları geçtiğimiz günlerde belli olmuş ve başvuran kısa filmlerden 10 tanesi ön jüri tarafından açıklanmıştı.

  • Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Yüksek çözünürlüklü görsele haberin devamından üzerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali’nin Basın Toplantısı 12 Eylül’de Yapılıyor yazısına devam et
  • Altın Portakal’da Uzun Koşu Başladı, Yarışacak Filmler Açıklandı

    48. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması dalında yarışacak filmler açıklandı.
    Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı ve AKSAV Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mustafa Akaydın, ulusal uzun metraj dalında festivale başvuran 45 film arasından 13 filmin yarışmaya seçildiğini bildirdi. Yarışmaya hak kazanan 13 filmden 1 filmin yönetmeni kadın. Festivale bu yıl başvuran 45 filmden 30’unun, yarışacak 13 filmden 9’unun yönetmenlerinin ilk filmi olduğunu vurgulayan Başkan Mustafa Akaydın son dönem Türk sinemasındaki gençleşme eğilimine dikkat çekti.

  • Basın Bülteni
  • Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Yarışacak filmler hakkında geniş bilgilere haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Altın Portakal’da Uzun Koşu Başladı, Yarışacak Filmler Açıklandı yazısına devam et
  • Hayat Ani Dünya Fani

    A Little Bit of Heaven – Bir Tutam Cennet
    Yön: Nicole Kassell
    Oyn: Kate Hudson, Gael Garcia Bernal

    Bu film fena halde sinirlerimi bozdu. İzledikten sonra ilk düşündüğüm şey, muhafazakârlığın sadece bizim ülkemizde değil tüm dünyada ciddi bir şekilde tırmanışa geçtiği. Üstelik kameranın arkasındaki kişinin bir kadının olduğunu düşündükçe “Sen de mi Brütüs?” demeden edemiyorum. Kendi hem cinsine garezin ne yahu?

    Nicole Kassell’in yönettiği “Bir Tutam Cennet”in başrollerinde ilginç bir ikili var: Kate Hudson ve Gael Garcia Bernal… Anlaşılan o ki yönetmen filminde harmanlamak istediği iki türü (dram ve komedi) yakalamak için birbirine siyah ve beyaz kadar zıt bu iki oyuncuyu seçerek başlamamış. Bernal zor, çetin ceviz, hafızalara kazınan rollerin adamı. Hudson ise romantik komedilerin, eğlenceli birkaç saat geçirmelerin, kendini iyi hisset filmlerinin kızı.

    Ancak bu her iki oyuncunun da kendi kulvarlarında çok başarılı olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Gelgelelim ikili bu filmde bir olmamış, olamamışlar. Kate Hudson yine bildiğimiz Kate Hudson fakat eküri Gael Garcia Bernal’in şu ana kadar elinde bulundurmuş olduğu cool adam imajını yerle bir ettiğini, karizmasını fena halde çizdirdiğini düşünüyorum.

    Filmin hedef tahtasında modern bir kadın var. Kızımız Marley Corbett gelecek vaad eden bir reklâmcı. Köpeğiyle yaşıyor, iş dışında içmeyi, eğlenmeyi, arkadaşlarıyla vakit geçirmeyi çok seviyor. Ancak henüz ciddi bir ilişki yaşamaya hazır değil, hovarda takılıyor. Kız kardeşi ise alabildiğine evli, evcil ve çocuklu. Yani kahramanımızın tam zıttı. Bu önemli bir ayrıntı, çünkü film boyunca gözünüze gözünüze sokulacak bilginiz ola!

    Birgün Marley kolon kanseri olduğunu öğreniyor ve ding dang dong! Ölüm çanları çalıyor. Bu ana kadar hayatını boşa harcadın, şimdi kalan zamana ne sığdırabilirsen sığdır bakalım. Aşkı bulmak falan bahane, evlenip çocuk yapmak şahane! Belki o iki lâf etmesini bilmez, sıkıcı doktorla evlenip hayat boyu onun eve dönüşünü bekleyecek, mutsuz olacak. Ama yok, bir kere aşık oldun mu, hop evlenip çocuk yapıp, bir ömür mutlu oluyorsun değil mi?

    Üzgünüm belki de iyi niyetli ama bu eli belinde parmak sallayıp hayat dersi vermeye çalışan filmler hiç hoşuma gitmiyor. Hatta daha samimi olayım, tiksiniyorum, midem bulanıyor. Tabii aşk, evlilik, çocuk falan güzel şeyler. Ama her şeyin zamanı, sırası var. Bunu melodramı kansere yakalanmış bir kadın üzerinden yapmayın n’olur, insanların psikolojilerini bozmayın.

    (15 Eylül 2011)

    Gizem Ertürk