Mehtap TV Perdeler Programı’na Bu Hafta Kutlukhan Kutlu Konuk Oluyor

Gösteri sanatlarının buluşma adresi Mehtap TV Perdeler Programı yine renkli bir gündemle ekrana geliyor. Cem Güler’in hazırladığı Perdeler Programı’nın bu haftaki konuğu Türk sinemasının sevilen eleştirmen yazarlarından Kutlukhan Kutlu. Kutlu ile Herry Potter ve uyarlama filmler üzerine yapılan keyifli söyleşi ekrana geliyor.
Gösterimler bölümünde ise 3 film var. İlk film önümüzdeki günlerde vizyona girecek bir Cem Yılmaz filmi Yahşi Batı, diğer film korku türü sevenler için d@bbe 2 ve bir kurmaca – animasyon yapım Alvin ve Sincaplar 2 ekrana geliyor. Perdeler Programı, Cumartesi günü saat 12:30’da Mehtap TV’de.

Atatürk’ün Hayat Hikâyesi, “Veda” ile Beyazperdede

Dünya sinema tarihinde Ghandi, De Gaulle, Mandela, Napolyon gibi büyük liderleri anlatan sinema filmlerinin yanındaki yerini alacak olan Veda, Zülfü Livaneli’nin yönetimiyle sinema filmi olarak beyazperdeye taşındı. Atatürk ile Salih Bozok’un Selânik’te çocukluktan başlayan arkadaşlıkları önce silâh arkadaşlığına, sonrada aynı ideallerin peşinde yürüyen yarım asırlık dostluğa ve ölene kadar süren kardeşliğe dönüştü. Veda, Salih Bozok’un anlatımıyla, Atatürk’ün hayatının dönüm noktalarının, vatan için ölüme meydan okuyan bir kuşağın komutanının hikâyesi.

  • Basın Bülteni
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • 01 Ocak 2010 Haftası

    “Adalet Peşinde”, somut kanıtlar ve yüzde yüz emin tanıklar olmadan suçluları mahkûm ettiremeyen hukuk sisteminde, karısını ve kızını öldüren katille ‘anlaşma yaparak’ suç ortağını idama gönderen fakat onun birkaç yılla çıkmasını sağlayan ‘yıldız’ savcı ile tüm bir sistem uygulayıcılarına, on yıl sonra savaş açan adamın hikâyesi zaaflarla dolu. Sürprizleri açıklamak istemesem de, şunu söyleyebilirim ki, adaleti gerçekleştiremeyen devlet yapılanmasına karşı kendi bireysel yargısını oluşturan ‘canı yanmış’ insanlara dair filmlerin bu son halkasında, seyircinin iki önerme arasında ‘sıkışması’, filmin gerçekçilik çizgisinin sürekli kesintiye uğraması nedeniyle, pek sağlanamıyor. Çünkü film, bir yerden sonra, müthiş plânlarını uygulamaya koyarak yetkililerle uğraşan adamın olağanüstü yetenekleriyle bir heyecanlı kedi-fare oyununa dönüşüyor. Peki, ama nerede bizleri yeniden ciddi tartışmaların içine yollayacak şu hukuk denilen tuhaf oyuna dair tartışma? Filmin yanıtı: Canım soruları attık ya ortaya, yeter işte; şimdi arkanıza yaslanın ve eğlencenin tadını çıkarın; hem aksayan yanlarını tartıştığımız hukuk sitemimiz mevcutların içindeki en iyisi, idare edin! İyi çekilmiş bir gerilim – polisiye olduğu yadsınamaz, fakat bir yanıyla düş kırıklığı yazık ki.

    “Aşkım”, 1. Dünya Savaşı öncesi, yirminci yüzyıl başında, “güzellik çağı”nın son gülüşlerinde, zengin erkeklere sundukları ‘dostluk’larla onlar üzerinden servet sahibi olan kadınların arasına konuk ediyor; ‘uslanması’ için annesinin yakın arkadaşının himayesine verilen 19 yaşındaki güzel çocuğun, görmüş geçirmiş kadınla yaşadığı aşkın ışıklarını sıçratıyor perdeden… Çok hoş, ince, şık, zarif olsa da kadın yaşlanmakta… Ve şimdi de, altı yıldır birlikte yaşadığı ‘Cheri’sini bırakmak zorunda olmasının acısını çekmektedir. “The Queen – Kraliçe” ile son soyluların duvarlarından içeriye sızan Stephen Frears, yüzündeki çizgiler derinleşmekte olan Michelle Pfeiffer’le, seyirciye, yaşlanmanın onulmaz hüznünün ve aşkın annelik şefkatine doğru değişiminin duygusal basamaklarını çıkarıyor. “Cheri”, her sahnesi, her mânâda güzelliğe adanmış, ateşlerle bozulup çirkinleşmeden önceki bir dünyanın son masum hali. Enfes bence.

    “Soul Kitchen”, Hamburg şehrinin capcanlı hücrelerinin sıcaklığı içinde, aşkı, tuhaf ilişkileri, şansı / şanssızlıkları, tesadüfleri ve müziği, dansı, yemek kültürünü ve de bir arada bulunup paylaşmayı ‘yaşayan’ ortalama insanları, doğal görüntülerle, abartısız bir aksiyonla, aksamayan bir ritimle anlatıyor. Fatih Akın, filminin ruhunu giderek plâstikleşen kentin eski / kirli köşelerinde dolaştırmayı bilmiş. Hoş, sürükleyici, eğlenceli ama o kadar; izledikten sonra yüreğinizde kalan bir şey yok! Yani, abartmak doğru değil bu filmi. Çünkü eşdeğer, bazen de daha iyi öyküler ve performanslarla önümüze her yıl epey Hollywood filmi geliyor. Örneğin ben Digiturk’ün film kanallarında öyle benzerlerini izledim ki… Basın gösterimindeki aşırı ilgi, Fatih Akın isminden kaynaklanıyor. Yoksa aynı filme tanınmayan bir yönetmenin adını yazın, kimse gelmez bile. Tiraja odaklanmış, acayip bir basın işte!

    “Yahşi Batı”, Türkiye’nin en önemli komedyenlerinden biri olarak, sinemada da değerli işler yapacağının ve giderek olgunlaşacağının sinyallerini verdiği “Hokkabaz”dan sonra, nedendir bilinmez, yeni kuşaktan biriyle yani Şahan Gökbakar’la yarışmaya soyunması, Cem Yılmaz için parasal değil ama sanatçı olarak tam bir geriye gidiş! Yapım olarak Türk Sineması ortalamasının üzerinde, fakat argoya sığınmış güldürme yöntemleri iyice diplerde ve zekâ barındırmayan, ucuz şovenizm numaralarını bile beceremeyen bu filme imza atması üzücü! Seyirci gitsin gülsün tabii, böylece örneğin at y…rağına konan kelebeğin nasıl nazikçe alındığını da görür… Her şeyi gişelere endeksleyen hırs ne fena!

    (30 Aralık 2009)

    Ali Ulvi Uyanık

    aliuyanik@superonline.com

    29. Uluslararası İstanbul Film Festivali, Köprüde Buluşmalar Uzun Metrajlı Film Projesi Geliştirme Atölyesi, Film Projelerini Bekliyor

    Uluslararası İstanbul Film Festivali’nin Köprüde Buluşmalar seminerleri kapsamında 2008 yılında başlattığı ve 14 – 15 Nisan 2010 tarihlerinde üçüncüsü düzenlenecek olan Köprüde Buluşmalar Uzun Metrajlı Film Projesi Geliştirme Atölyesi, proje başvurularını bekliyor. Atölyeye katılmak isteyen yönetmen ve yapımcıların, başvurularını en geç 29 Ocak 2010 tarihine kadar onthebridge@iksv.org veya Uluslararası İstanbul Film Festivali’ne göndermeleri gerekiyor. Başvuru için gereken belgelere www.iksv.org/film adresinden ulaşılabiliyor.

  • Basın Bülteni
  • Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Yüksek çözünürlüklü görsellere haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    29. Uluslararası İstanbul Film Festivali, Köprüde Buluşmalar Uzun Metrajlı Film Projesi Geliştirme Atölyesi, Film Projelerini Bekliyor yazısına devam et
  • Pıtırcık

    Laurent Tirard’ın yönettiği ve Maxime Godart, Valérie Lemercier, Kad Merad ile Sandrine Kiberlain’in oynadığı Pıtırcık (Le Petit Nicolas – Little Nicholas), 15 Ocak 2010’da Tiglon Film dağıtımıyla Filma Ltd. tarafından vizyona çıkarıldı.
    Pıtırcık hayatından memnundur: Onu seven bir ailesi, arkadaşları vardır. Ancak birgün her şey değişir: Pıtırcık, anne ve babasının konuşmalardan yeni bir kardeşi olacağı anlamını çıkarır ve paniğe kapılır. Herkes yeni gelen bebeği daha çok sevecek ve artık ailesi onunla ilgilenmeyecektir. Pıtırcık ailesinin kendisinden vazgeçmemesi için çeşitli taktikler uygulamaya başlar.

  • Basın Bülteni
  • Fotoğraflar
  • Web Sitesi
  • Fragman
  • IMDb