27 Şubat 2009 Haftası

“Zoraki Tatil”, sevgili olan bir kadın ile bir erkeğin, aynı gün, ziyaret ettikleri dört farklı evdeki boşanmış anne – babalar, kardeşler, çocuklar, anılar, birbirlerinin hakkında yeni öğrendikleri şeyler sayesinde ilişkilerine ve gelecekteki beklentilerine dair nasıl değişip dönüşebildiklerini merak edenler için, kronometrik yazılıp yönetilmiş klâs güldürü: Sinema öğrencileri için de bir ders; ileride dvd’sini alıp analiz ederlerse çok şey öğrenebilirler.

“Umut”, melodramatik özellikleri nedeniyle ağlayarak bitirmeniz gerekirken, yanlış oyuncu seçimleri ve ağlatı konusu olan olayın kahramanlarının -duygudaşlık kuramayacağız derecede- ‘zayıf’ kalmaları nedeniyle, sıkılarak çıkma ihtimalinizin olduğu, paranın tek güç olduğu bir dünyadaki fedakârlık öyküsü.

“Milyoner”, aklı zorlayan bir sefaletin ortasında var olma savaşı veren iki erkek kardeş ile onlara eşlik eden kızın, capcanlı, yüksek ritimli öykülerinin, dakikalar ilerledikçe Bollywood popülistliğine evrilerek seyirciyi iyice kavradığı film: Batı’da bu denli abartılmasının nedeni, sanırım, ekonomik kriz içindeki bireylerin kaderciliğe her zamankinden çok sarılması.

“Limon Ağacı”, devletler / halklar arasındaki kronik sorunlarda tarafların her birinin tümüyle haklı ya da tümüyle haksız olmadığı gerçeğinden hareket eden ve sonuçta, iki taraftan birer kadının yüreğini aynı noktada buluşturup birleştiren, her izleyenin seveceği Ortadoğu filmi: Sinemanın dünyayı değiştirip dönüştürme gücü olabilse keşke!

“Hayallerin Peşinde”, 1950’lerde, güvenli, temiz, huzurlu bir semtte özel ve farklı olmaya çalışırken, umutsuz bir boşluğun içine düşen iki çocuklu çiftin yapay mutluluk döngüsünden çıkma çabalarını ve evlilik kurumunun derinlemesine analizini içeriyor. Ve -bana göre- bir kez daha kanıtlıyor ki, yaradılış itibariyle ve fizik özellikleri dışında, erkek ne denli zayıfsa, kadın da o denli güçlüdür. Sinemanın en büyük oyuncu performanslarından bir kısmı bu başyapıtta; eğer izlemezseniz beni de bir daha zahmet buyurup okumayınız!

“Revolutionary Road – Hayallerin Peşinde” adlı romanın yazarı Richard Yates’in (1926 – 1992) Ploughshares Söyleşisi’nden (1992): “Kitabımın büyük oranda anti-kent romanı şeklinde algılanması beni hayal kırıklığına uğrattı. Kitabımı yazarken ben bir iddiada bulundum ve konformizmin bu ülkede genel bir ihtirasa dönüştüğünü söyledim. Sadece kentleri çevreleyen lüks konutlarda değil, ülkenin her yerindeki insanların her ne pahasına olursa olsun güvenlik duygusuna çaresizce sarıldığını anlatmaya çalıştım. Burada seçtiğim yer sadece bir örnekti. Çünkü bu ülkede 1776 yılında açılan gelişme yolunun 50’li yıllardaki konformizm tutkusuyla çıkmaz yola saplandığını düşünüyorum.”

“Gölgesizler”, ‘ceberut devlet’ kavramına ait ciddi bir siyasi eleştiriye sahip, ‘ruhların hapishanesi’nden yazıldığı izlenimi veren bir ‘alacakaranlık kuşağı’ metninin aktarımı. Ama sadece aktarım. Sinemaya özgü büyü yok; sinema adına ‘kaçırılmış fırsat’. Keşke M. Night Shyamalan çekseymiş (!). Bir de, ‘zamansız ve mekânsız’ filmde, zamana / mekâna ait somut kişi Atatürk’ün (fotoğrafları ve bir konuşmada adı) kullanılması garip geldi.

(26 Şubat 2009)

Ali Ulvi Uyanık

aliuyanik@superonline.com

Adab-ı Muaşeret

Emre Akay’ın yönettiği ve Tarık Ündüz, Yıldız Asyalı, Hasibe Eren ile Salih Kalyon’un oynadığı Adab-ı Muaşeret, 15 Mayıs 2009’da Medyavizyon Film dağıtımıyla Yerli Film tarafından vizyona çıkarıldı.
Aykut, annesini kaybetmelerinin ardından öğretmen babasının üstüne düşmesiyle iyice bunalmıştır. Bir de okul ve şehir değiştirme zorunda kalınca hayatında bambaşka bir kapı aralanır. Ara tatilde konakladıkları otelde kısa bir an gördüğü güzeller güzeli kızla yolları, babasının ve kendisinin yeni okulunda kesişecektir. Zeynep, beş kızdan oluşan “Adab-ı Muaşeret” adlı kızlar çetesinin lideridir.

Adab-ı Muaşeret yazısına devam et

İki Çizgi’nin Basın Gösterimi Sanatçıların Katılımıyla Yapıldı

Başrollerinde Gülçin Santırcıoğlu ile Kaan Keskin’in oynadığı İki Çizgi’ın basın gösterimi yönetmeni Selim Evci, başrol oyuncusu Kaan Keskin ve sanat yönetmeni Mediha Didem Türemen’in de katılımıyla 19 Şubat 2009′da Maçka G-Mall Sinemaları’nda yapıldı. İstanbul’da yaşayan genç bir çiftin öyküsünün anlatıldığı filmde, Selin ve sevgilisi Mert yaz döneminde arabalarıyla güneye doğru yola çıkar. Çıktıkları bu yolculukta, şehirden uzaklaştıkça, farkında olmadıkları bir şekilde ilişkileri ile oynamaya başlarlar.

  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    İki Çizgi’nin Basın Gösterimi Sanatçıların Katılımıyla Yapıldı yazısına devam et
  • Gölgesizler

    Ümit Ünal, yapımcı Hakan Karahan’a “Evet” deyip “Gölgesizler”in senaryosunu yazmayı ve yönetmenliğini yapmayı kabûl ettiğinde herhalde çok zor bir işin altına girdiğini biliyordu. Ama daha az yetenekli bir yönetmeni zor durumda bırakacak bu konuyu Ünal çok başarılı bir şekilde işlemeyi bilmiş.

    Edebiyattan sinemaya uyarlama yapmak gerek senarist gerekse yönetmen için zor bir şeydir. Bunun en büyük nedeni kitabı okurken kişinin kendi deneyimlerine uygun bir şekilde kitabı kafasında canlandırıyor olması ve dolayısıyla kitaptan uyarlanan filme girerken de o filmin kendine “ısmarlama yapılmış” bir versiyonunu çoktan görmüş olmasıdır. İster istemez de kitaptan edindiği kendi deneyimini yönetmeninkiyle karşılaştırır.

    Zamanlar, yerler, kişiler arasında

    Ancak “Gölgesizler” Ümit Ünal’a bunun ötesinde bir zorluk daha getiriyor. Bu kitabın kuruluşundan kaynaklanan bir zorluk – kitaptaki hikâye doğrusal bir zaman akışı izlemeyerek, zamanlar, yerler ve kişiler arasında zigzaglar çizerek ilerliyor.

    Kitaba renk katan ve daha sürükleyici kılan bu özellik dikkati kısa sürede dağılabilen sinema izleyicileri için dikkat dağıtıcı ve hatta kafa karıştırıcı olabilir. Ümit Ünal ise ustalıkla bu zorluğun üzerinden gelmiş. Hayır, konu insan psikolojisi ve kaybolmuşluğu olduğu için kolay anlaşılabilen bir film değil “Gölgesizler.” Ancak hikâye yerler, zamanlar ve kişiler arasında sıçraya sıçraya ilerlerken Ünal izleyicinin dikkatini elinde tutmasını ve hatta “neler oluyor?” diye merak ettirmeyi bilmiş.

    Etkileyici görsellik

    Beni en çok etkileyenler şeylerden biri Ünal’ın “uzaklar”da yer alan sahnelerde zeytin ağaçları ile çevrili bir köyde olması bekleneceği gibi toprağın ve güneşin rengini değil, maviyi tercih etmesi. Toprak ve güneşin rengi sıcaklık verir, kişinin kendisini “yakın” hissetmesine yardımcı olur. Oysa mavi “soğuk” bir renktir ve kişiyi kendinden uzaklaştırır; “uzaklar”ın adına yaraştığı gibi. Böylesine şirin küçük bir köyde, insanlar birbirlerine bu kadar yakınken bu görsel uzaklık bu köy hakkında önceden oluşmuş tüm inanışlarımızı, yargılarımızı yıkmaya, izleyiciyi “acaba ne doğru, ne yanlış” diye sorgulamaya itiyor. Zaten bu da filmin sorguladığı ana konulardan biri.

    Ünal beni sadece bir kez şaşırttı. O da Muhtar’ın Cennet’in Oğlu’nu dövdükten sonra gece köy halkının Cennet önderliğinde muhtarlığın önüne gelip Cennet’in Oğlu’nu istedikleri sahneydi. Cennet’in Oğlu ağzından kanlar gelerek küçük muhtarlığın yerinde yatıyordu. Dışarıda ise kara kara gölgeler genç adamı istiyorlardı. Cennet’in Oğlu ölmüş olmalıydı, yoksa karanlıkta biriken bu koyu koyu varlıklar (yoksa onlar Cennet’in Oğlu’nun ruhunu teslim almaya gelmiş melekler veya iblisler miydi?) onu neden istesinlerdi? Oysa sonraki sahnelerde Cennet’in Oğlu sapasağlam ortalıklarda dolaşıyordu, ölmemişti. Yoksa… Yoksa, aslında o gece orada ölmüş müydü?

    (22 Şubat 2009)

    Yasemin Sim Esmen

    3. İnönü Üniversitesi Kısa Film Festivali

    T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteğiyle 28 Nisan – 01 Mayıs 2009 tarihleri arasında düzenlenen 3. İnönü Üniversitesi Kısa Film Festivali’nin Jüri Üyeleri belirlendi. Festival Jürisi Uluslararası İstanbul Kısa Film Festivali yönetmeni Hilmi Etikan, müzisyen Gökhan Kırdar, yönetmen Sırrı Süreyya Önder, oyuncu Ruhi Sarı ve sanat yönetmeni Natali Yeres’ten oluşuyor. Festival kapsamında yer alan yarışmalı bölüme son 1 yıl içinde yapılmış, 15 dakikadan uzun olmayan kısa filmler ve 30 dakikadan uzun olmayan belgeseller başvurabiliyor. Yarışmanın son başvuru ve film teslim tarihi 15 Mart 2009.

  • Basın Bülteni
  • Web Sitesi
  • Yüksek çözünürlüklü afiş ve fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    3. İnönü Üniversitesi Kısa Film Festivali yazısına devam et
  • Büyük Usta Gazanfer Özcan, En Son Aldığı Komedi Ödülüyle, Hayata da Gülümseyerek Veda Etti

    Usta oyuncu Gazanfer Özcan, en büyük erdemin insanları güldürmek olduğu felsefesiyle, kimseyi üzmemek için habersiz kaldırıldığı hastanede, hayata da gülümseyerek veda etti. Tiyatro, sinema ve televizyon dizileriyle unutulmaz karakterlere hayat veren Gazanfer Özcan, en son aldığı Bonus 7. Komedi Filmleri Festivali Onur Ödülü’nü, torunu Tarık Ündüz’e emanet etmişti. 27 Ocak 1931′de İstanbul’da doğan sanatçı, 1962 yılında Gönül Ülkü ile evlendi. Sanatçı, sinemada en son Mahsun Kırmızıgül’ün yönettiği Beyaz Melek filminde rol almıştı. Merhuma tanrıdan rahmet, kederli ailesine sabırlar diliyoruz.

  • Basın Bülteni
  • Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Büyük Usta Gazanfer Özcan, En Son Aldığı Komedi Ödülüyle, Hayata da Gülümseyerek Veda Etti yazısına devam et