Festivalseverler İçin Altyazı

Altyazı Dergisi 27. İstanbul Film Festivali’ni Nisan sayısına kapak yapıyor. Özel festival dosyasında, kısa eleştiri yazıları ve Ex Drummer’ın yönetmeni Koen Mortier’le yapılmış özel söyleşiler yer alıyor. SİYAD: 40 Yılın En İyileri bölümünde gösterilecek Coppola başyapıtı Apocalypse Now, kurgucusu Walter Murch ve senaristi John Milius’la yapılmış söyleşilerle dergideki yerini alıyor. Çek usta Milos Forman’ın sinemasına dair bir inceleme yazısını da içeren dosyada, 68 ve Mirası bölümünün filmlerini, o yılları yaşamış yazar ve akademisyenler anlatıyor.

  • Basın Bülteni
  • Yüksek çözünürlüklü kapak fotoğraflarına haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Festivalseverler İçin Altyazı yazısına devam et
  • Hayatım Sinema

    02 Nisan Çarşamba saat 22:30’da yayınlanacak Hayatım Sinema bu hafta O… Çocukları’nın setine konuk oluyor. Yönetmen Murat Saraçoğlu ve başrol oyuncuları Özgü Namal ile Sarp Apak, Muammer Brav’ın film ile ilgili sorularını yanıtlıyorlar. Fadik Sevin Atasoy ve film eleştirmeni Nadir Öperli; 05 Nisan’da başlayacak olan İstanbul Film Festivali’nde gösterilecek filmleri ve kendi seçimlerini anlatıyorlar. Programın son konuğu olan Cem Yılmaz; CNNTürk’te yayınlanan Türkiye’nin Hatıra Defteri için çektiği kısa filmini Hayatım Sinema’nın yapımcısı Defne Alphan ile konuşuyor. Programın tekrarı 05 Nisan Cumartesi saat 15:25’te CNNTürk’te.

    70 Sinema Yazarı, 600’den Fazla Film Bu Sitede Buluşuyor: www.siyad.org

    Sinema Yazarları Derneği’nin (Siyad) resmi internet sitesi siyad.org yenilendi. siyad.org’da sinemayla ilgili haberlerin yanı sıra, derneğin üyesi olan 70 sinema yazarının eleştiri yazıları ve 600’den fazla filme verdikleri yıldızlar da yer alıyor. Haftaya Bakış bölümü güncel haber ve söyleşilerden oluşuyor. Bu bölümde ayrıca sinemaseverlerin sadece siyad.org’da bulabileceği sürprizler de var. Örneğin Siyad üyesi sinema yazarlarının İstanbul Uluslararası Film Festivali’nde gösterilecek filmler arasından yaptıkları öneriler yine siyad.org’da yer alıyor.

  • Basın Bülteni
  • Web Sitesi
  • İran’ın Kadınları da Uçan Süpürge’de

    11. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali, programında İran sinemasının şaşırtıcı örneklerine de yer veriyor. Hana Makhmalbaf, bol ödüllü ilk uzun filmi Utanç’la Fipresci Ödülü için yarışacak. Abbas Kiarostami’nin 10 adlı filmi ile Mania Akbari’nin bu filmin devamı olarak çektiği 10+4, festivalin ONun İRAN’ı başlıklı bölümünde gösterilecek. Festival programının barış temalı bölümünde ise sinemaseverler Rakhshan Bani Etemad’ın Gilaneh, Ensieşah-Hüseyni’nin Hoşçakal Hayat ve Merziye Meşkini’nin Şaşkın Köpekler adlı filmlerini izleme fırsatı bulacak.

    İran’ın Kadınları da Uçan Süpürge’de yazısına devam et

    Ümit Ünal: “Ara”, Benim Kuşağımın Otobiyografisi

    Ümit Ünal ile son filmi Ara üzerine söyleşi gerçekleştirdik. Aslında başarılı yönetmen söyleşi öncesinde biraz çekingendi. Çünkü hem Altın Portakal gerginliği hem de filminin basındaki yanlış tanıtımları kendisini ve filmin oyuncularını oldukça üzmüş.

    Bir de küçük bir dipnot: Ara’yı izlemediyseniz veya tekrar izlemek istiyorsanız ikinci bir gösteriminin olabilme ihtimalini müjdeleyelim. Ara mutlaka izlenmesi gereken, ayakları yere çok sağlam basan bir Türk filmi.

    Ara’nın senaryosu nasıl oluştu, neleri gözlemlediniz?

    Eski eşimle birlikte yaşadığımız bir evimiz vardı. O evde yaklaşık 6-7 sene oturmuştuk. Orayı boşaltıp yeni bir eve geçerken boş eve şöyle bir bakmıştım. Çünkü o ev eşimle ilk oturduğumuz evdi. Bir evde ve tek bir mekânda bir ilişkiyi tüm boyutlarıyla anlatabilir miyim diye düşündüm. Fikir ilk o zaman oluştu yani.

    Kendi geçmişinizi araladınız diyebilir miyiz?

    Tamamen olmasa da otobiyografik unsurlar var. Bire bir hikâyedeki gibi bir şey yaşamadım. Kendi hikâyelerimden parçalar, arkadaşlarımın hayatlarından anekdotlar… Tabii en büyük kısmını da hayal gücümle şekillendirdiğim bir hikâye anlattık. Tüm bunları da bir evin içine sığdırdık.

    Bir ev de 4 kişinin hayatlarının kesişmesi olarak tanımlayabilir miyiz?

    Hem öyle hem de tek bir evin içinde sadece 4 kişinin hayatını değil yaklaşık 30 yıllık değişim sürecini anlatamak istedim. Aynı zamanda bu insanların değişememesini anlatmak…

    Arada kalmış insanları anlatmak yani…

    Evet, 4 karakterin hepsi de bir şekilde arada kalmış insanlar. Bir tanesi milletler arasında kalmış. Diğeri geçmişinin değerleriyle yani asıl olmak istediği şeyle bugün olduğu şeyin arasında kalmış. Öteki cinsel ikilemleri arasında kalmış. Diğeri de sevgilisiyle kocası arasında kalmış insanlar.

    Otobiyografik özelliklerden sıyrılıyor mu böylece film?

    Ben Ara ile kuşağımın dertleri üzerine yoğunlaştım. Şu an 40’lı yaşlarının başında olan bir kuşağın otobiyografisi demek daha doğru olacak sanırım.

    Filmde kapitalist sisteme de göndermeler yapılıyor, bu değişim sürecinde sistemin sizin kuşağınıza etkisi neydi?

    Temelinde o var evet. Çok mütevazı ailelerden gelip, 80’li yıllarda gençliğini geçiren insanlar var filmde. Türkiye’deki değişimle birlikte hızlı bir şekilde tüketmeyi öğrendiler. Daha çok para kazanma hırsına büründüler. Daha arsız, doyumsuz oldular. Kaybetmek büyük bir ayıp gibiydi… Ama ruhları aynı hızla değişemedi.

    Sonra ruhları da değişti ve sisteme ayak mı uydurdular?

    Kimisi kendisini bir şekilde kandırdı, alıştırdı, ayak uydurdu, adına ne derseniz artık. Ama yine de bir noktadan sonra tabii insanlar kendilerine dönüp “Ne olduk biz” demeye başladılar. Kimisi karşılaştığı boşluğu aşkla, seksle ya da daha çok parayla gidermeye çalıştı. Kimisi kendisini uyuşturucuya, alkole, dine verdi. Bir şekilde bir şeylere tutunmaya çalıştılar. İntihar edenler oldu. En kötüsü, en acısı…

    Filmde Ümit Ünal’ı Ender karakterinde mi gördük?

    Evet, Ender benim olmamış halim. Eğer ben Güzel Sanatlarda değil de İktisatta okumuş olsaydım bu yaşlarda muhtemelen Ender gibi biri olacaktım. Benim hayatımı kurtaran bu oldu.

    Dünya banka hesaplarımızdan ibaret değildir. Her insan kendini bir yere ait hissetmek ister. Ben de sanat dünyasına, sinemaya aitim. Akıl sağlımı bu dünyaya borçluyum. Yani artık ne kadar kurtulduysa. (gülerek)

    Ümit Ünal ile sohbet ederken Harold Pinter’dan bahsetmemek olmaz, filmde yine ona olan hayranlığınız göze çarpıyor…

    Harold Pinter çok çok büyük bir yazar. Tüm oyunlarına hayranım. Filmde esin kaynağı olan İhanet adlı oyunu da 4 kişinin arasındaki ihanet üzerine kuruluydu. Benim için büyük bir ilham kaynağıydı.

    Filmin kurgusu da alışılmışın dışında 1998 ve 2008 yılları arasında gidip gelen karışık bir yolculuğa çıkıyoruz…

    İnsanlar artık hep aynı şeyleri görmekten sıkıldı. Giriş gelişme sonuçlardan… Ben bunu oyun olsun ya da değişiklik olsun diye yapmadım. Bu film için olması gereken buydu. Zıtlıkları vurgulamalıydım. Yani Erdem Gül’e ben seni hiç aldatmadım derken bir sonraki sahnede onu nasıl aldattığını gösterebilmeliydim.

    Türkiye’de alternatif film çekmek oldukça zor ama siz bu konuda biraz şanslısınız değil mi?

    Benim şansım çok genç yaşta ilk senaryomun filme çekilmiş olması. (Teyzem, 1986 Milliyet Gazetesi Senaryo Yarışması’nda Birincilik Ödülü aldı ve Halit Refiğ tarafından filme çekildi.) Ardından da peş peşe senaryolarım filme çekildi. (1986 – 1993 yılları arasında sekiz senaryosu filme çekildi.) Türk sinemasının en canlı olduğu dönemlerdi yani. Hayatımın bir dönemini sadece sinema yaparak geçirdim diyebilirim.

    Sonraları başka işlerle uğraştığınız dönemler oldu mu?

    İster istemez başka şeylerde yaptım. Türk sinemasının canlılığını yitirdiği dönemlerde reklâm yazarlığı yaptım. Bir şekilde hayatımı devam ettirmek zorundaydım.

    Bundan sonra sizi senaristliğinizin yanında yönetmen olarak da daha çok görecek miyiz?

    Öyle umut ediyorum ben de. Mayıs ayında çekimlerine başlayacağımız bir filmimiz var. Yapımcısı Hakan Karahan. Hasan Ali Toppaş’ın Gölgesizler isimli kitabından uyarlanacak. Geçtiğimiz Ağustos ayından beri onun üzerinde çalışıyorum.

    Özgür çalışabiliyor musunuz? Yapımcı ya da film şirketleri tarafından kısıtlandığınız ya da değiştirmek zorunda olduğunuz şeyler oluyor mu?

    Tabii ki tamamen kendi istediğin standartta bir film yapmak çok zor. Çünkü filme para yatıran yapımcının kafasında da bir takım formüller, ticari beklentiler var. Kimse sadece sen tatmin ol diye bir filme para yatırmaz. Önünü de görmek zorunda. En başta yapımcıyı ikna etmek çok önemli. Kendi adıma söylemek gerekirse; ben imkânlarımla kendi yapmak istediğim şeyleri yapmak istiyorum. O kafadan yapımcıları bulmaya çalışıyorum ya da onlar beni buluyor. Ama zor iş hem de çok zor…

    Seyirciden memnun kaldınız mı?

    Bazı projeler vardır kafadan ticari ilgi uyandırır. Aylarca reklâmları döner. Ara çok çok küçük salonlarda 18 kopyayla girebildi. Yani sadece sanat filmi kabûl eden salonlarda gösterildi. Çok geniş kitlelere ulaşamadı tabiiki.

    Normal mi karşılıyorsunuz bu durumu?

    Evet; bunda şikâyet edecek bir şey yok. Son zamanlarda çok tartışılan Recep İvedik ile karşılaştırmak gerekirse şöyle açıklayabilirim: TV.de başarılı olmuş bir oyuncu. Komik de. En popüler karakteriyle çıkıyor insanların karşısına. Asıl o filmin iş yapmaması sürpriz olurdu. Aile boyu gidilebilecek bir film. TV’dekinin aynısını yapıyor. Dünyanın her yerinde bu böyledir. Bu çok açıklanabilir bir durum.

    Bizim gibi tam oturmamış sektörlerde sinema çok riskli. Çok bölünmüş bir seyirci var. Yani ben Babam ve Oğlum’a giden 4 milyon ile Recep İvedik’e giden 4 milyonun aynı 4 milyon olduğunu düşünmüyorum.

    Bizde çizgiler daha keskin değil mi?

    Kesinlikle. Yani dünyada Recep İvedik gibi bir film 15 milyon yapar diyelim. Ara gibi bir film de 1 milyon yapar. Türkiye için söyleyelim; Recep İvedik’e 4 milyon kişi geliyorsa Ara’ya da 4 yüz bin kişi gelebiliyor olmalıydı. Anormal olan şey bu.

    Ara yurt dışında gösterime girecek mi?

    Henüz böyle bir anlaşmamız yok ama umuyoruz.

    Filmin Konusu

    Ender (Erdem Akakçe), kendi şirketi olan bir tekstilcidir. Şişmanca ama yakışıklı bir adamdır. Orta halli bir memur ailesinden gelir. Gül (Selen Uçer), anne tarafından yarı Fransızdır. Ender’in sevgilisidir. Hiç bir iş yapmaz. Aileden biraz zengindir. Zevk için Ender’in şirketinde tasarımcı olarak çalışmaktadır. Veli (Serhat Tutumluer), Ender’in ortağı ve işletme fakültesinden arkadaşıdır. Sakin, içine kapalı bir adamdır. Çok yakışıklıdır. Sade ama çok şıktır. Orta halli bir asker ailesinden gelir. Selda (Betül Çobanoğlu), Veli’nin karısıdır. Ender’in ise çocukluktan arkadaşıdır. Sesi güzeldir, konservatuarda okumuştur. Ama belli bir iş yapmamaktadır. Selda kocasının ortağı ve en yakın dostu Ender ile cinsel ilişkiye girer. Gül ile Veli de birbirleriyle sevişerek aldatma eylemini gerçekleştirmektedir. Eşler, aldatıldıklarının farkında olmalarını rağmen görmezden gelmeyi tercih etmektedirler. Aldatılmanın oluşturduğu sendromlar bir süre sonra hepsinin hayatını karartacaktır. (Bu röportaj Mirror Dergisi’nin 47. sayısında yayınlanmıştır.)

    (30 Mart 2008)

    Gizem Ertürk

    Yeni Derginiz: Home Video Bayilerde

    Kanal D Home Video’nun piyasaya çıkmış tüm DVD’lerinin tanıtıldığı bir dergi, Nisan ayında yayın hayatına “merhaba” demeye hazırlanıyor. Aylık olarak satışa çıkacak olan Home Video, her ay okuyucularına yepyeni bir DVD filmi hediye edecek. İlk ay içeriğinde Kanal D Home Video’dan Mart ve Nisan aylarında çıkan/çıkacak filmler ve eğlenceli ayrıntılar yer alacak. Ayrıca yine ilk sayıda Abdullah Oğuz’un yönetmenliğini yaptığı, başrollerinde Murat Han, Özgü Namal ve Talat Bulut’un oynadığı bol ödüllü Mutluluk filminin orijinal DVD’si okuyucularına hediye edilecek. Tüm zincir mağazalar ve bayilerde dağıtılacak olan Home Video’nun satış fiyatı ise 7,5 YTL.

    Başkentte İspanyol Rüzgârı: İspanyol Filmleri Haftası

    İspanyol Büyükelçiliği ve Ankara Sinema Kültürü Derneği (ASKD) tarafından, Radyo ODTÜ’nün desteğiyle 01 – 06 Nisan 2008 tarihleri arasında Ankara’da İspanyol Filmleri Haftası gerçekleştiriliyor. İspanyol Sineması’nın son yıllardaki en iyi örneklerinden oluşan, uluslararası festivallerde gösterilmiş ve ödüller kazanmış 6 filmlik bir seçkiden oluşan program kapsamında her akşam 17:30 ve 20:00 seanslarında birer film seyirciyle buluşacak. Ankara Ankapol Sineması’nda gerçekleştirilecek olan etkinlikte yer alan bütün filmler 35 mm olup, özgün dillerinde ve Türkçe altyazılı olarak gösterilecek. Etkinliğin bilet ücreti bütün seanslar için tek fiyat 4 YTL olarak belirlendi.

    Başkentte İspanyol Rüzgârı: İspanyol Filmleri Haftası yazısına devam et

    Sex and the City

    Michael Patrick King’in yönettiği ve Sarah Jessica Parker, Kim Cattrall, Cynthia Nixon ile Kristin Davis’in oynadığı Sex and the City (Sex and the City: The Movie), 30 Mayıs 2008’de UIP Filmcilik dağıtımıyla Fida Film tarafından vizyona çıkarıldı.
    Filmin konusu, ünlü dizinin HBO TV’deki bitişinden dört yıl sonrasında başlıyor. Carrie Bradshaw, en son Big ile sağlam ve kalıcı bir ilişki kurmak üzeredir. Bu ilişkinin ilk başladığından beri 10 yıl geçmiştir. Artık çıtalar daha yüksektir. Daha çok güven ve potansiyel vardır. Bu nedenle uzun metrajlı filmde zaten var olanın üzerine çok sürprizli yeni yeni gelişmeler eklenir. Film tipik romantik komedi değildir.

    Sokağın Kralları

    David Ayer’ın yönettiği ve Keanu Reeves, Forest Whitaker, Hugh Laurie ile Chris Evans’ın oynadığı Sokağın Kralları (Street Kings), 11 Nisan 2008’de Özen Film dağıtımıyla Özen Film tarafından vizyona çıkarıldı.
    Ludlow kendi dünyası ile sokaklar arasındaki uçurumu hiçbir zaman aşmamış kıdemli bir polistir. Ancak karısını kaybettikten sonra hayatı keyifsiz, karanlık ve ölümcül bir hâl alacaktır. Görev aldığı polis departmanında yozlaşmaları fark eden Ludlow, partnerinin ölümü ile ilgili dosyada araştırma yaparken, tüm hayatını adadığı ve kendisinin de içinde bulunduğu teşkilâta başkaldırmak zorunda kalır.

  • Basın Bülteni
  • Fotoğraflar
  • Web Sitesi
  • Fragman
  • IMDb
  • Ali Ulvi Uyanık Yazıyor