Gala Programı Türk Sinemasının Dev Oyuncuları Ekrem Bora, Ediz Hun, İzzet Günay ve Sıfır Noktası Filmini Ağırlıyor

Sunuculuğunu Selen Sevigen ile sinema yazarı Mehmet Açar’ın üstlendiği Gala Programı bu hafta 27. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nin açılışında Sinema Onur Ödülü alacak olan Yeşilçam’ın üç önemli ismi Ekrem Bora, Ediz Hun ve İzzet Günay’ı konuk ediyor. Bora, Hun ve Günay, oynadıkları filmlerle ilgili anılarını ve Yeşilçam’dan günümüze nelerin değiştiğini Gala izleyicileriyle paylaşacak. Festival direktörü Azize Tan ise festivalin içeriğini ve bu yılki yenilikleri anlatacak. Sadece Türk sinemasının konuşulduğu Gala Programı, 28 Mart Cuma akşamı saat 22:15’de TürkMax’ta.

  • Basın Bülteni
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğrafa haberin devamından üzerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Gala Programı Türk Sinemasının Dev Oyuncuları Ekrem Bora, Ediz Hun, İzzet Günay ve Sıfır Noktası Filmini Ağırlıyor yazısına devam et
  • Bir Film Filmleri

    Ejder Avcıları (Dragon Hunters), Ara, Hasta (Sicko), Hazan Mevsimi: Bir Panayır Hikayesi, Kalbini Dinle (August Rush), Winx Club: Kayıp Krallığın Sırrı (Winx Club), Şeytan Duymadan Önce (Before The Devil Knows You’re Dead), Fidel’in Yüzünden (La Faute a Fidel – Blame It On Fidel), İçerde (Inside), 4 Ay 3 Hafta 2 Gün (4 Months 3 Weeks and 2 Days), Kabir Hikayeleri (Epitaph), Metres (An Old Mistress), Keman (El Violin), 28 Mart – 03 Nisan 2008 seansları için tıklayınız.

    Richard Widmark

    Sadece sinema seyircisi idik o zamanlar, çocuktuk. Sinemada yalnız filmin kahramanları vardı, esas oğlan ile sevgilisi genç kız. Ama filmlerde başka şeylerde vardı, henüz farkında olmadığımız. O zamanlar filmleri tanıtmak için el ilânları dağıtırlardı, onları biriktirirdim, bir de artist fotoğrafları. Tabii bunlar yabancı oyunculardı, yerli oyuncuların kartpostalları çok sonraları piyasaya çıktı. Hep yanımda taşıdığım bu artist resimlerinin (oyuncu fotoğrafları) en üstünde, o zaman en beğendiğim oyuncu olurdu, bu ise bir süre Alan Ladd oldu. Ondan sonra da yerini başka biri almadı, merak zaman içinde tavsadı.

    Filmlere giderken öncelikle oyuncularına baktığımızdan, herkesin kendince favori olarak tuttuğu oyuncular, toplam olarak 8 – 10 kişilik bir grup oluşuyordu. Bu arada benim için hiçbir zaman birinci sıraya çıkmasa da Richard Widmark her zaman değişik bir tip olarak kalmış, hiç üçüncüden aşağı inmemişti. Geriye doğru bakınca, ilk kez, pek bir şey çağrıştırmayan, sadece askeri bir doktoru oynadığı, salgın hastalık çıkan bir gemide geçtiğini sandığım, herkese ilâç zerk ettiği bir film olarak No Way Out’u (Can Düşmanı) hatırlıyorum. Arada başka bir çok filmi var tabii ama siyah / beyaz bu filmden sonra renkli ve cinemascope bir film olarak Hell and High Water’da (Denizaltı Cehennemi) oynadığı denizaltı kaptanı rolü bizim evde bir olaya neden olmuş ve ağabeyim ile kuzenim (teyzemin kızı) arasında -hiç bitmeyen- kaptanlık mücadelesi yıllarca sürmüştü. Ağzını çarpıtarak gülüşü ve oldukça yakışan kaptan rolü ile bu film benimde unutulmazlarım arasına girmiştir. Hele hele Prangalı Mahkûm filminde mısır püskülü gibi sarı saçları ile tek başına verdiği mücadele ile favorim olmuştu ama eninde sonunda bir serüven filmi idi.

    Yıllar sonra sinema serüvenlerimiz devam ederken evimize televizyon girdi, yerli dizilerin henüz başlamadığı (veya çok az olduğu) günlerde TRT -yanılmıyorsam- Perşembe günleri dönüşümlü olarak dört dizi yayınlıyordu. Başrollerinde popüler Hollywood oyuncularının oynadığı bu birbirinden değişik dizilerde kimler yoktu ki. Bir Tony Curtis, bir George Peppard, bir Robert Wagner / Eddie Albert ikilisinin yanı sıra Richard Widmark da ilerlemiş yaşına rağmen, tutuklama yaparken söylemesi gereken sözleri gözlüğünü takıp ancak okuyabilen ama tuttuğu her şeyi de çözümleyen komiser Madigan tiplemesi ile yine gönlümü fethedecekti.

    Yukarıda değinildiği gibi daha bir çok film -daha da önemli filmler– var ama yine de her filmin sonunda The End yazıyor. (Bertrand Tavernier’in filmlerinin sonunda FIN yazmadığını fark ettiğimde çok hoşuma gitmişti ve anımsadım Yılmaz Güney’in Umut filminin sonunda da SON yazıyordu, umut yazıyordu.)

    Ve bir gün bir gazete haberi, eli şırıngalı doktor, denizaltı kaptanı, kişisel savaşını veren kahraman, dahası cowboy-lar, kuzeyli subay-lara (mavi urbalı), varan sadist katil–lik* ile başlayan sinema serüveninde bir gün boş film geçmeye başlar, bir yıldız aramızdan ayrılmıştır ama alttaki makarada unutulmaz görsel anılarımız, tekrarlanabilir durumda durmakta. Tekrar keyfine varmak elimizde.

    (01 Nisan 2008)

    Orhan Ünser

    Kesişme

    Dimitris Stavrakas’ın yönettiği ve Safiullah Bari Adam, Hassina Banu Eti, Thanos Gramenos ile Ümit Güney’in oynadığı Kesişme (To Perasma), 28 Mart 2008’de Özen Film dağıtımıyla Sarmaşık Sanatlar tarafından vizyona çıkarıldı.
    Kesişme’nin Bangladeş’li kahramanı Jahid, sevdiği kızla evlenebilmek için başlık parasına ihtiyaç duymaktadır. Para biriktirmek ve geleceğini kurtarabilmek için ailesinin karşı çıkmasına karşın yasadışı yollarla Yunanistan’a gitmeye karar verir. Bangladeş’de başlayıp Türkiye üzerinden Yunanistan’a uzanan bu uzun yolculuk, aslında Jahid için hiçbir zaman bitmeyecek acı dolu bir macera olacaktır.

  • Basın Bülteni
  • Fotoğraflar
  • Ali Ulvi Uyanık Yazıyor
  • Aren Perdeci’nin İlk Uzun Metraj Filmi “Yanlış Zaman Yolcuları” Festival Yolculuğuna Devam Ediyor

    21 Eylül 2007’de Kenda Film dağıtımıyla 13 kopyayla gösterime giren Yanlış Zaman Yolcuları, Kasım 2007’de 34. Uluslararası Brüksel Film Festivali’nden onur ödülüyle döndü.
    07 – 13 Aralık tarihleri arasında 2007’de yapılan 2. Uluslararası Bursa İpek Yolu Film Festivali, Uluslararası Altın Karagöz Film Yarışması’nda Türkiye’yi temsil eden tek Türk filmi oldu.
    13 – 23 Mart tarihleri arasında yapılan 19. Uluslararası Ankara Film Festivali’nin Ulusal Film Yarışması’na seçilen Yanlış Zaman Yolcuları yurtiçi ve yurtdışı festival yolculuğuna devam ediyor.

  • Basın Bülteni
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.