Öteki’ni Kucakla!

Bu hafta evlere şenlik bir film gösterime giriyor. Öncelikle filmin ismini Türkçe’ye çevirenleri başarılarından dolayı kutlamak istiyorum çünkü Damadı Öpebilirsin tam da filmin İngilizce isminin yarattığı şaşkınlık ve gerginlik durumunu Türkçe dile getiriyor. İngilizce ismi “Sizi karı – koca ilan ederim” cümlesinin iki erkek ismiyle söylenişi; yani “Sizi Chuck ve Larry ilân ederim.” İki erkeğin evlenmesi fikri hepinizi şaşkınlığa uğrattı değil mi? Üstüne üstlük bu öyle keyifli bir şaşkınlık değil, neyi nereye koyacağınızı şaşırdığınız bir gerginlik durumu olsa gerek. O zaman bu filmi izleyin ve şaşkınlık ve gerginliğinize gülmeyi ekleyin.

Film iki itfaiyecinin sıradan yaşamlarıyla başlıyor. Sıradan dedik ama itfaiye görevlerinde sürekli eşleşen bu çift, aslında günlük hayatlarını birbirinin zıttı şekillerde yaşıyorlar. Biri çok-eşli (hâttâ ona çok-eşli de denemez, “her zaman birileri var ama hiç biri eş değil” daha uygun), çapkın bir hayat sürerken, diğeri fazlasıyla tek-eşli (ki onunki de epey çarpık, çünkü artık hayatta olmayan birine bağlılığını koruyarak, yani “hiç-eşli”) ve mazbut aile babası hayatı sürüyor. Aslında bu iki adam da son aşamada birbirlerinin aynısı; yani “hiç-eşli” oluyor çünkü ikisi de varolan bir eşe sahip değiller. Bu da onları aynı elmanın iki yarısı kıvamına getiriyor. Hem durumları gereği birbirlerine benziyorlar, hem de zıtlıklarıyla birbirlerini tamamlıyorlar.

Eşini kaybettiği için sigorta haklarını da kaybeden ve çocuklarının geleceği hakkında dertten derde savrulan baba Larry en yakın arkadaşı Chuck’ı domestik partneri olmaya ikna ediyor. Domestik partnerlik iki eşcinsel kişinin birbirleriyle eş olma isteklerini akit etmesi, yani evlenmesi oluyor. Bu iki adam tamamıyla heteroseksüel olmalarına rağmen, geleceklerini düşündükleri miniklikler adına bu çılgınlığa girişiyorlar. Çılgınlık diyorum, çünkü hiç hesaba katmadıkları olaylarla yüzleşmek durumunda kalan çiftin başına bin bir çeşit olay geliyor.

Damadı Öpebilirsin, sanıldığının aksine bir “eşcinsel hakları” filmi değil. Tabii onu da içinde barındırıyor ama daha genel bir düzlemden bu konuya giriyor: İç içe yaşadığımız herkeste bizden bir parça var ve onları dışlayarak, “öteki” yapmak yerine kabullenmek ve sevmek daha yapıcı bir çözüm. Çevremizdekileri farklılıklarıyla kabûl etmek bize bir zarar vermez, bilâkis hem ufkumuzu genişletir hem de yaşamımızı daha canlı kılar çünkü hayat tek tipli olduğunda yeterince boğucu ve sıkıcı, oysa rengarenk olunca bu yaşam daha güzel. Ayrıca kalkıp, tüm sevdiklerimizi, aslında bizim pek hoşumuza gitmeyen özelliklerimizi yansıttığı için “öteki”lere boğup, “hiç-eşli” olmak yani şu koca dünyada yapayalnız kalmak yerine onlarla hayatı paylaşmak daha keyifli olmaz mı? Burada en zor olan ise tüm sorunun kendimizden kaynaklandığını kabûl etmek. Çünkü biz sinir oluyoruz; biz kıllanıyoruz; biz o kişiyi veya kişileri dışlayarak, kendimizi yalnızlığa mahkûm ediyoruz. Oysa hayat sevdiklerimizle paylaştıkça güzelleşiyor, yeşeriyor, canlanıyor. Biz de sevdiklerimizle daha sağlıklı ilişkiler kurdukça iç dünyamızı zenginleştiriyoruz.

Larry çok mutsuz ve yalnız; varolan bir ilişki yaşayamıyor çünkü kendini tek bir yere kitlemiş durumda. Rahmetli karısını seviyor ve özlüyor ama yaşamaya devam etmiyor. Chuck ise “bekarlık sultanlık”tır adı altında çiçekten çiçeğe konan, hâttâ aynı anda birçok çiçekle olan bir böcekken gerçekten varolan bir ilişki yaşayamıyor. O da birisini sevme ve ona bağlılık gösterme konusunda kısır kaldığı için aslında “yaşamıyor”.

Bu iki adam da, birbirlerine duydukları içten sevgiyle (evet, bu arkadaşlık sevgisi, birbirlerine cinsel arzu duymuyorlar) gerçekten varolan bir ilişki kuruyorlar. Bir evliliğin gerektirdiği gibi birbirlerinin iyi gününde ve kötü gününde yan yana oluyorlar. Zorluklarla birlikte savaşıyorlar. Evlilik bir toplumdaki en küçük kurum. İki kişi yeterli. Peki toplumun diğer alanları için de bu söz edilenler geçerli değil mi? Din, dil, ırk, cinsel yönelim, siyasi görüş gibi bir çok etiketimiz var. Karşımızdakileri ve dolayısıyla kendimizi tanımlamamız için bunlara ihtiyacımız oluyor ama bunlar tanımlama araçlarından çok saldırı araçlarına dönüşmeye başladığında iş çığırından çıkıyor.

Damadı Öpebilirsin, kendisinden beklenenin aksine bu konuları tatlı bir dille irdeliyor. Bir yandan güldürüyor, bir yandan düşündürüyor. Size tavsiyem, kendinize biraz zaman ayırın ve bir düşünün, aklınıza son dönemde sizin hoşunuza gitmeyen bir özelliğe sahip olduğu için soğuk davrandığınız bir eşiniz, dostunuz, arkadaşınız geliyor mu? Onu arayın ve birlikte bu filme gidin. Hem aranızdaki buzlar erir, hem de keyifli, güleç bir gün geçirirsiniz.

(02 Eylül 2007)

Nur Özgenalp

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir