Fol Masa II: Gürcan Keltek

Fol Masa, sinema ve görsel sanatlar alanında ürün veren sanatçı ve kuramcıları izleyicilerle buluşturuyor. Ayda bir gerçekleştirilmesi planlanan bu etkinlik dizisi kapsamında çeşitli sinema anlayışları ve imge politikaları masaya yatırılacak. Serbest bir diyalog ortamında sürdürülmesi amaçlanan buluşmaların ikinci konuğu Gürcan Keltek. Konuşma öncesi sanatçının Koloni (2015) adlı 50 dakikalık orta metraj filmi gösterilecek. Gösterim 19 Ekim Pazartesi günü Ariel Sanat’ın Teşvikiye’deki mekânında saat 18:00’de başlayacak. Herkese açık ve ücretsiz olan etkinlikte yer kısıtlı olduğu için kweekweek.com/fol adresinden rezervasyon yapılması gerekiyor.

Abluka İzdihamı

5. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali kapsamında gösterime giren, Emin Alper’in yönettiği Abluka filminde seyirci izdihamı yaşandı. Mehmet Özgür, Tülin Özen ve Berkay Ateş’in oynadığı filme gösterilen yoğun ilgi nedeniyle gösterim 10 dakika geç başladı. Filmin gösterime girdiği 17 Ekim Cumartesi günü gündüz bölümünde festival kapsamında paneller de düzenlendi. Çember (The Circle) filmi gösterimi sonrasında Toplumsal Algıdan Sinemaya; “Cinsel Yönelim ve Kimlik” başlıklı panel gerçekleşti. Bu panelin ardından düzenlenen Abluka filminin gösterimine jüri Demet Akbağ, Alin Taşcıyan, Lucie Bader, Selman Dursun, Sevin Okyay ve Serdar Akar da katıldı.

Abluka İzdihamı yazısına devam et

Yeşilçam Fragmanları QR Kod Uygulamasıyla Türvak Müzesi’nde

TÜRVAK Sinema Müzesi ziyaretçileri, akıllı telefonlarına yükledikleri QR Kod Okuyucu aplikasyonuyla, onlarca Yeşilçam filmini müze gezisi esnasında anında izleyebiliyor. Yeşilçam Türkiye’nin hazırladığı, Türk Sineması’nın unutulmaz yönetmen ve karakter oyuncuları ile Erler Film yapımlarına ait film fragmanlarının yer aldığı bu uygulamayla, görsel-işitsel kültür mirasımızın interaktif bir müze deneyimi içinde güncel teknolojilerle yeni kuşaklara aktarılması sağlanıyor.

Yeşilçam Fragmanları QR Kod Uygulamasıyla Türvak Müzesi’nde yazısına devam et

Atilla Dorsay’ın Objektifinden Yeşilçam’dan 100 Portre

“Işık artı zaman eşittir sinema” tanımı, birçoğu gibi benim için de belirleyicidir. Çünkü yaşam da zaten ışık artı zaman değil midir, bir bakıma. Atilla Dorsay, “Efsaneler ve Renkler” sergisi ve “Yeşilçam’dan 100 Portre” kitabıyla benim bu yaklaşımıma destek oluyor.

Sözlü tarihin görsel yansıması…

Hepimiz biliriz ki, resmi tarih hep bir şeyleri gizler, bir şeyleri abartır veya yüceltir. Dolayısıyla da bazı ‘gerçek’leri bilebilmeniz olanaksızdır neredeyse. Çok yıllar sonra araştırmacılardan okumanız gerekecektir, tabii, sizin ilginiz dağılmamışsa…

Atilla Dorsay, 1970’li yıllardan beri tanıdığı, biraraya geldiği, bir şekilde fırsat bulup fotoğrafladığı -kendisi, resimlediğim diyorsa da- ulusal ünlülerden seçilmiş 100 portreyi biraraya getirmiş. Bir anlamda kişisel sinema tarihinin bir kısmını çıkarmış. “Yeşilçam’dan 100 Portre” kitabı, aynı zamanda Karaköy’deki Saint Benoit Lisesi’nde 22 Ekim – 30 Kasım tarihleri arasında “Efsaneler ve Renkler” adıyla da sergileniyor. Onca yıl içinde birikmiş yüzlerce fotoğraf arasından bir adet seçmek gerçekten güç iş. “Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu / İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük” diyor ya Cemal Süreya, şiirce… Atilla Dorsay da besbelli hangisini seçsem kaygısıyla günler geçirmiş.

Kötü makine…

İlk fotoğraf makinesinin pek de iyi olmadığını, teknolojik gelişmeyle doğru orantılı olarak çok daha iyi fotoğraflar çektiğini anlatan Dorsay, “Gerçi resimlerle oynamayı, kadrajları değiştirmeyi, fotoşop yapmayı hiç sevmedim ve istemedim” diyor; ancak yine de “…bir fotoğraf -özellikle benim ilgilendiğim portreler- belli mekânlarda, belli koşullarda, belli bir ışık altında yakalanmış insan yüzleridir ve yapılacak olan, o koşullarda en iyisini çekmektir: ışıklarla, mesafeyle, objektiflerle sonsuza dek oynamadan, kadrajınızı artık içgüdüyle bularak, yüzün anlamlarını o kısa saniyeler-saliseler içinde olabildiğince yakalamaya çalışarak…” (sunuş yazısı) koşullar ne olursa olsun gösterdiği özeni vurgulamaktan da geri durmuyor.

Küçük bir not eklemek istiyorum, sinemanın özellikle de Yeşilçam’ın en üstün özelliklerinden biridir görüşlere değer vermek. Sergilenen karelerle kitapta yer alanlar arasında teknik oynama farkı var. Atilla Dorsay, sergi açılış konuşmasında da sözünü etti: Fotoğrafları basan arkadaşların küçücük “hile”lerine göz yummuş. Böylelikle hem o (genç) arkadaşlar kırılmamış hem de fotoğrafların farklılıkları ortaya çıkmış stüdyo çekimlerinden.

İyi anlatım…

Hemen hepimizin çok yakından -rolleri gereği- tanıdığımız ama içyüzlerini bilmediğimiz ünlüleri temiz ve saf halleriyle Atilla Dorsay’ın gözünden görüyoruz, gerek sergide gerekse kitapta.

Birçoğu belki de -özellikle oyuncular- beğenmeyebilir bu fotoğrafları ama apaçık bir şekilde hem o anki duygularını hem de iç dünyalarını yansıtıyor, istisnasız tümü. Atilla Dorsay, sinema yazıları kadar başarılı fotoğraf çekiminde de…

Yine de ben, kitapta her portre ile ilgili yazdığı küçücük notlarla o fotoğrafların daha bir anlamlandığı düşüncesindeyim. Kaçınmadan, gizlemeden ama magazinleştirmekten özenle kaçınarak aralarında yaşananlara da değindiği o notlar, sinemamızın ünlülerinin yalın halleridir aynı zamanda.

Lütfi Akad’dan Vedat Türkali’ye Safa Önal’dan Feyzi Tuna’ya yönetmen ve senaristlerden tutun Türkan Şoray’dan -ki en büyük aşkıdır Atilla Dorsay’ın, kim ne derse desin- Fatma Girik’e, Çolpan İlhan’dan Gülsen Tuncer’e oyuncular yer alıyor sergide ve kitapta. Tabii, genç kuşak da var. Derviş Zaim, Mahsun Kırmızıgül, Zeki Demirkubuz, Reha Erdem ve diğerleri…

Adlarını sayamadım ama aralarında yaşanan belki küçük ama unutulması imkansız çekişmelerle yer alan yönetmenler ile oyuncular bu “ansiklopedik olmayan” kişisel bir bakış sergileyen deneme tadındaki notlarla biz izleyicilerin gönlünde yerlerini sağlamlaştırıyorlar.

Objektifine ve kalemine teşekkürlerle Sevgili Dorsay…

(25 Ekim 2015)

Korkut Akın

Git Başımdan Dedi Ortalık Karıştı

Başrollerini Şahin Irmak, Bülent Emrah Parlak, Aslı Tandoğan, Seda Güven ve Nevra Serezli’nin paylaştığı Git Başımdan’da aksiyon dolu sahneler de yer alıyor. Filmin ana karakteri Latif’in yol üstü dinlenme tesisindeki hareketli anları izleyenleri çok güldürecek. İç sesi Mansur’un dediklerine inanıp bir anda ortalığı karıştıran ve dayak yemekten kurtulmak için, dinlenme tesisindeki adamlardan birini rehin alan Latif tam anlamıyla ortalığı karıştırdı. Film 29 Ekim’de gösterimde.

Kara Bela, Gişede 700 Bini Aştı

Başrollerini Cengiz Bozkurt, Seda Bakan, Erkan Kolçak Köstendil ve Cihan Ercan’ın paylaştığı Kara Bela yeni sezonun en çok izlenen yerli yapımı oldu. 700 bini aşkın sinemaseverle buluşan Burak Aksak imzalı film, kahkaha attırmaya devam ediyor. Hayatı hep kuralına gore yaşamış olan Kudret’in çok sevdiği arabasıyla çıktığı Gaziantep yolculuğunda edindiği arkadaşlar ve başlarına gelen komik olayları anlatan film, izleyiciye 105 dakikalık komik ve eğlenceli bir macera sunuyor.

Takım: Mahalle Aşkına

Emre Şahin’in yönettiği ve Fırat Tanış, Yağız Can Konyalı, Beyza Şekerci ile Erkan Kolçak Köstendil’in oynadığı Takım: Mahalle Aşkına, 23 Ekim 2015’de Mars Dağıtım dağıtımıyla Spark Film Collective tarafından vizyona çıkarıldı.
İstanbul’da büyük plazalar tarafından yutulmak üzere olan bir mahalle ve birbirinden farklı genç insanları ortak bir hedef için birleştiren bir futbol takımı. İyinin kötüyle mücadelesini anlatan film, babalarından miras kalan halı sahayı satmak istemeyen iki kardeşin hikâyesini konu alıyor ve takım olmayı, zorluklara rağmen hayallerini oldurmak için gayret göstermeyi ve mahalle dayanışmasını eğlenceli bir dille anlatıyor.

  • Basın Bülteni
  • Fotoğraflar
  • Web Sitesi
  • Fragman
  • IMDb

Takım: Mahalle Aşkına yazısına devam et

Annem (Yönetmen: Nanni Moretti)

Nanni Moretti’nin yönettiği ve Margherita Buy, John Turturro, Giulia Lazzarini ile Nanni Moretti’in oynadığı Annem (Mia Madre) 20 Kasım 2015’de M3 Film dağıtımıyla Filmartı Film tarafından vizyona çıkarıldı.
Ergen bir kız, şahane bir anne, bir de kendini beğenmiş Amerikalı film yıldızı. Yeni filmini bitirmeye çalışan kadın yönetmenin son dertleri bunlar. Yönetmen Margerita annesinin ölümcül bir hastalığa yakalanmasıyla duygusal açıdan yıkılmıştır. Yetmezmiş gibi aşırı dirayetli abisi sayesinde kendini iyice yetersiz hissetmeye başlar. Çektiği filmin Amerikalı yıldız oyuncusunun kaprisli ve ukalanın teki çıkması da bardağı taşıran son damla olur.

  • Basın Bülteni: 1 / 2
  • Fotoğraflar
  • Fragman
  • IMDb

Geniş Aile: Yapıştır Filminin Bursa Galası Kent Meydanı AVM’de Yapıldı

Bursa Kent Meydanı AVM, Geniş Aile: Yapıştır filminin galasına ev sahipliği yaptı. 16 Ekim Cuma akşamı 19:30’da Avşar Sinemaları’nda gerçekleşen galaya filmin oyuncuları Bülent Çolak, Ahmet Sarsılmaz, Mine Teber ve senarist Cüneyt İnay katıldı. Sinemaseverlerle fotoğraf çektirip imza veren oyuncular daha sonra filmi bir kez de Bursalı seyircilerle izlediler. İnay, Teber, Sarsılmaz ve Çolak, filmin oynadığı iki salona birden girerek izleyicilere sürpriz yaptılar.

Geniş Aile: Yapıştır Filminin Bursa Galası Kent Meydanı AVM’de Yapıldı yazısına devam et

Hayal Ülkesi

Lisandro Alonso’nun yönettiği ve Viggo Mortensen, Ghita Nørby, Viilbjork Malling Agge ile Esteban Bigliardi’nin oynadığı Hayal Ülkesi (Jauja), 13 Kasım 2015’de M3 Film dağıtımıyla İKSV tarafından vizyona çıkarıldı.
Hayal Ülkesi, bir yüzbaşının zamanın ötesinde, geçmişin kaybolup, geleceğin anlamsızlaştığı bir yere götüren bir arayışının hikâyesi. 1882’de, yerli halka karşı soykırım harekâtı sırasında Patagonya’da bir ileri karakoldayız. Danimarkalı yüzbaşı Gunnar Dinesen’in 15 yaşındaki kızı Ingeborg genç bir askere tutulup evden kaçınca, yüzbaşı Dinesen genç çifti bulmak için tekinsiz ve tehlike dolu düşman bölgesine girmeyi göze almaya karar verir.

  • Basın Bülteni
  • Fotoğraflar
  • Web Sitesi
  • Fragman
  • IMDb
  • Ferhan Baran Yazıyor

Emin Alper’in Merakla Beklenen Filmi Abluka 06 Kasım’da Vizyonda

Venedik Film Festivali’nden Jüri Özel Ödülü, Adana Altın Koza’dan da En İyi Film ödülü dahil toplam 5 ödülle dönen Emin Alper’in son filmi Abluka, 06 Kasım’da vizyona girmeye hazırlanıyor. Film, Ümit Ünal’ın jüri başkanlığı yaptığı 22. Adana Altın Koza Film Festivali’nde de En İyi Film, En İyi Kurgu (Osman Bayraktaroğlu), En İyi Sanat Yönetimi (İsmail Durmaz), Halk Jürisi Ödülü ve Umut Veren Genç Erkek Oyuncu (Berkay Ateş) ödüllerine layık görüldü.

Mustang

Bir hayat nasıl karartılır?

Yemyeşil bir dağ, masmavi bir deniz; cıvıl cıvıl, kanı kaynayan, oynaşan, ağız dolusu gülen çocuklar… bunlar bir kefesinde hayatın. Diğer kefesinde mahalle baskısı, zorbalık, tutuculuk, ‘eller ne der’ tedirginliği, ‘hanım yaptı kaza oldu, halayık yaptı ceza oldu’ anlayışı…

Ülkemizin her karesinde olduğu gibi tutuculuk, buna da bağlı olarak mahalle baskısı, dolayısıyla da zorbalık öne çıkıyor “Mustang”de… Anne babası ölmüş, babaanne ve amca cenderesi arasında sıkışmış beş genç kızı tanıyoruz filmde. Filmin bir mesaj verme derdi yok, yönlendirmiyor da izleyiciyi… sadece durum tespiti yapıyor, saptıyor ve sunuyor. Artık siz ne alırsanız…

Hayat, bir bütün…

Ankara’da patlayan bomba ile yaralananlara, ‘son nefesinizi de biz alacağız’ dercesine gaz sıkanlardan hiçbir farkı yok ailenin. Duygu yoksunu, empati gibi bir derdi olmayan babaanne ve amca. Varsa yoksa kendilerine bir şey demesinler… Gençlerin onca çaba harcamasına, kendilerini var etme mücadelesine engel olsunlar, gerekirse baskı uygulasınlar o kadar. Ülkemizin hemen her köşesinde izleyegeldiğimiz bir toplumsal gerçeklik yansıyor “Mustang” ile beyaz perdeden.

O beş genç kız, birer birer “suç” işliyorlar. Sahi, bizim ülkemizin dışında nerede suç sayılıyor gülme, hayatın tadını çıkarma?

Pozitif ayrımcılık

Yönetmen, genç kadın penceresinden bakıyor yaşananlara… öyle de bakmalı. Senaryoyu çok iyi kotarmış. Rejisi de sakin -giderek hareketleniyor, filmin dramıyla doğru orantılı- temiz ve yalın. Yeşilçam deyimiyle atraksiyonlara girmiyor, oyun oynamıyor. Tavrı net.

Yönetmen Deniz Gamze Ergüven’in ilk filmi olduğuna inanmak zor, doğal mekânda, aynı doğallıkla oynayan genç oyuncularla (bu arada hemen belirtmeliyim, Saraybosna ve Uluslararası Sakhalin Film Festivali’nde oyuncu ödüllerini hak etmiş kızlar… filmin kazandıklarını da unutmamalı) rahat çalışmış. “Soğukkanlı geçiş” diyebileceğimiz yerler var. El halılarının değeri simetrinin bozukluğuyla ölçülürmüş, buna da bağlı olarak göze çarpmayan hatalar hoş görülüyor.

Bir hayat niye karartılır?

Bir yandan kızların yaşamını mahvetmeye soyunan mahalleli, bir yandan da onları kurtarmak için mahallenin elektriklerini bile kesmeyi, direklerdeki yükselticileri kırmayı göze alabiliyor. Tipik Anadolu insanı tavrı; kaypak ve sürekliliği olmayan… İçleri gidiyor aslında onların da… kızlarla birlikte kendi kurtuluşlarını görüyorlar onların yaptıklarında ama yine de engel olmayı görev biliyorlar.

Belirleyici noktalardan biri “bekâret”. Kuşkusuz öyle kolay dillendirilebilen bir şey olmasa da kızlar, açık yüreklilikle saflarını belirlemiş. Ailelerin takıntısı olan bu “bozulma/bozulmama’ durumuna, gerdekten apar topar doktora götürülen kız yanıt veriyor (öncesinde bütün kızlar götürülmüştü muayeneye ama bu acı, acının da acısı). Bundan çıkarmamız gerekenler var, en azından gelecek kuşakları benzer sıkıntılarla yüz yüze getirmemek için.

Sakin akan filmde, rejiden çok senaryo öne çıkıyor, üzerinde çalışılmış. Yönetmen de senaryonun ritmini filme yansıtmış. Son dönemde, gerek yerli gerekse yabancı filmlerde, bir türlü bitmeme hastalığı görüyordum. Bu kez film, dozunda ve zamanında bitti. İzlerken ama en çok da salondan çıktıktan sonra yaşamınızla karşılaştırırken bulacaksınız kendinizi.

Mustang, yönetmen Deniz Gamze Ergüven, oyuncular Güneş Nezihe Şensoy, Doğa Zeynep Doğuşlu, Elit İşcan, Tuğba Sunguroğlu, İlayda Akdoğan, Nihal Koldaş, Ayberk Pekcan…

(24 Ekim 2015)

Korkut Akın

Mustang ya da Bir Başkaldırı Öyküsü

Gencecik bir yönetmenden ilgiye değer bir ilk film ‘Mustang’. Fransa’nın tanınmış sinema okulu ‘La Fémis’ mezunu Deniz Gamze Ergüven’in çalışması adını Batı Amerika’nın vahşi atlarından almış. Karadeniz’in yemyeşil cennetinde bir sahil kasabasında yaşayan beş kızkardeş vahşi batının başına buyruk atları gibi özgürce yaşamak istiyorlar genç kızlıklarını. Lakin özgür doğayı zincir altına almak isteyen töreler ve yasakların vücuda gelmiş hali babaanne ve yörenin diğer kadınları ile erkek egemen baskının sembolü amca buna izin vermeye niyetli değildir. Yöre gençlerinin kızlı erkekli oyunları bardağı taşıran son damla olur ve on yıl önce anne ve babalarını kaybetmiş beş kardeşin yaşadığı ev yüksek duvarlar ve parmaklıklarla çevrili bir hapishaneye dönüşür.

Bu esirlik süresince torunlarını iffetli (!) bir ev kadını olarak yetiştirmeye çalışan babaaane, gece vakti kıymetli oğlunun pervasızca odalarına daldığı torunlarını başlarına bir kaza gelmeden evlendirme derdindedir. Kızların kimi gönüllü kimi gönülsüz başka evlere gelin gittiği sürecin tanığı olan en küçük kardeş ise bu gidişe dur deme cesaretini gösterecektir.

‘Mustang’ adını aldığı yaban atları gibi enerjik, asi ve denetimsiz bir film. Çekiciliği tam da bu deli enerjisinden kaynaklanıyor. Filmin çekildiği İnebolu yöresinin örf ve adetlerine ya da genç karakterlerin şehirli kızlar gibi duruş ve davranışlarına, hatta abartı ve klişelere pek fazla aldırmadan yoluna devam eden Ergüven’in
hedeflediği evrensel bir başkaldırı hikâyesi. Kızların yaşadığı evin giderek kapanması, parmaklıkların yükselmesi ve sıklaşmasıyla tam bir kapalı cezaevine dönüşmesi o güzelim doğa içinde insanların ne denli karanlık bir zindanda yaşadıklarını simgelemesi açısından son derece etkileyici. Arada hoş şeyler de olmuyor değil. Kızların yalnızca kadınların seyircisi oldukları futbol maçına kaçışları ya da teyzenin erkekler takımı bunu fark etmesin diye yörenin elektrik trafosunu sabote ettiği ferahlatıcı anlar uzun sürmüyor gerçi.

Bin kilometre uzaklıktaki İstanbul’a kaçış da bir çözüm değil kuşkusuz. Ama masal bu ya, başkaldırmak gerekiyor. Evdeki bilgisayar, cep telefonu benzeri dış dünyayla iletişimi sağlayan tüm araç gereçleri, rengarenk giysileri, hatta isyancı kadının çıplak göğsü yüzünden Delacroix’nın 1830 devrimini tasvir eden ‘Halka Yol Gösteren Özgürlük / La Liberté Guidant Le Peuple’ resmini bile yok eden zihniyete dur demek gerekiyor.

Fransız sermayesiyle çekilen ve hoş bir sürpriz olarak Fransa adına en iyi yabancı film Oscar’ına aday adayı gösterilen ‘Mustang’ birbirinden yetenekli beş genç oyuncusu, David Chizallet ve Ersin Gök ikilisinin etkileyici görüntüleri ve Warren Ellis’in western tınıları taşıyan özgün müzik çalışmasından büyük destek alan ilgiye değer bir çalışma. Küçük kızların, genç kadınların artık büyük bir kasabaya dönüşmüş İstanbul’daki yaşam kavgasına Ergüven’in merakla beklediğimiz bundan sonraki işlerinde tanık olmayı bekliyoruz. Böyle bir hikâyeyi konu edinen başka bir genç sinemacının Emine Emel Balcı’nın Dardenne kardeşler etkisi taşıyan ilk filminin önümüzdeki hafta gösterime gireceğini de bu vesileyle müjdeleyelim. Bir işçi kızın İstanbul varoşlarında hayatta kalma mücadelesini soluk soluğa anlatan ‘Nefesim Kesilene Kadar’ı beklerken ‘Mustang’ın özgürlük çığlığına kayıtsız kalmayalım.

(23 Ekim 2015)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Akademik Programda Nedim Şener’den Önemli Açıklamalar

5. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali akademik programı 16 Ekim 2015’de İstanbul Üniversitesi Kongre Kültür Merkezi’nde yapılan “Adli Sistemde Ayrımcılık” konulu panelle başladı. Panele konuşmacı olarak katılan gazeteci Nedim Şener “Polis eve gelene kadar hukuka inancım vardı” dedi. Panel, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof Dr. Adem Sözüer, Prof. Dr. Bahri Öztürk, Prof. Dr. Ersan Şen ve Gazeteci Nedim Şener’in katılımıyla gerçekleşti.

Akademik Programda Nedim Şener’den Önemli Açıklamalar yazısına devam et

Sinemacılık ve Filmcilik Yararına Bağımsız İletişim Platformu