Sanatın her alanı, her yönü insanı duygulandırır muhakkak. Bir öykü, bir resim, bir film, bir şarkı ile kendinize bir yol çizersiniz. Kimi hayatınızı belirler, kimi ise bir süre sonra unutulur. Unutulmaz olanlar da vardır muhakkak; belleğinizin bir köşesine saklanır en küçük bir fırsatta karşınıza çıkar hatırlatır kendini.
Michael Jackson, unutulmazlardan. Bin(lerce) yıl sonra da hatırlanacak; şarkıları dinlenecek, klipleri hayranlıkla izlenecek. Onun doğaya erken dönmesi muhakkak ki üzücü. Şimdi biyografik bir filmi çekildi; ancak bununla kalmayacak, herkes kendi Michael’ini çekecektir.
Şarkıcı, dansçı, söz yazarı, oyuncu Michael, dünyaya damgasını, babasının çocuklarından oluşturduğu Jackson Beşlisi ile tanındı. Babasının “ya başarırsınız ya kaybolursunuz” diyerek çoğunlukla zorla çalıştırdığı kardeşler arasından sıyrılan Michael’ın, annesinin manevi desteğiyle hayatını nasıl düzenlediğini, kendi ışığıyla yeni bir dünya yarattığını biliyoruz. 1958 doğumlu, 2009’da, çok genç yaşta kaybettiğimiz bu şöhretli ve aslında daha çok iyi niyetli, hedefini bilen ve o yolda gözü kara yürüyen Michael’ın ne şarkıları ne de dansları unutulmuştu. Biyografik film, ağırlıklı olarak babasının baskısıyla kendisinin o baskıdan nasıl kurtulduğunun ve başarıya ulaştığının öyküsü.
Otoriter bir baba, ses çıkaramayan ve onun direktiflerinden başka bir şey düşünemeyen çocuklar… Baba, onları çok çalıştırıyor. Başaramadıklarında kemerle dövüyor, ama kimse de ses çıkarmıyor. Siz olsanız çıkarmaz mısınız?
Michael, başarıya ulaşan o dik yokuşu tırmandıkça hem itiraz ediyor hem de kendi yolunda yürüyor. Hayatının ilk kırk yılını anlatan filmin devamı yani son on yılı çok önemli… yakın bir gelecekte izleyeceğimiz inancındayım.
Antoine Fuqua’nın çektiği filmin senaryosunu John Logan yazmış. Her şey bir tarafa, çok başarılı bir film çıkmış ortaya. Bir kere müzik(ler) müthiş; zaten hepimizin belleğinde izleri hâlâ duruyor. Oyuncular da başarılı… Çocukluğunu Juliano Valdi oynarken, yeğeni de olan -söz yazarı, dansçı, şarkıcı- Jaafar Jackson, beyazperdede hiç itirazsız, Michael olmuş. Sesi de benziyor lâf aramızda. Filmin ritmi hiç düşmüyor, iyi kurgulanmış ve montajlanmış izleyiciyi bırakmıyor. Mekânlar da başarılı. Film ödül alır mı, bilemem ama gişede başarılı solacağına eminim. Uzun yıllar da gösterimde kalır, platformlarda defalarca izlenir.
Geçen hafta yaşanan okul baskınlarını anımsadım filmi izlerken. Aslında Milli Eğitim Bakanı, Adalet Bakanı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanının da izlemesini, kendilerince neyi ne kadar yanlış yaptıklarını görmelerini isterim. Başlarını kaşıyacak zamanları olmadığı(!) için izlemeyeceklerdir… Ancak baskı ve zorlamayla eğitim vermeyi sürdüreceklerdir. Babası dövse de düş(ünce)lerinden taviz vermeyen Michael’ın çizdiği yol, sadece onların değil tüm ebeveynlerin kulağına küpe olmalı.
23 Nisan Çocuk Bayramı’nda gösterime giren bu film ailecek izlenmeli, sonrasında da ellerinizi başınızın arasına alıp “ne olacak bu memleketin hali” diye düşünmeli.
(21 Nisan 2026)
Korkut Akın
korkutakin@gmail.com

