Jack London
“Çocuk bir büyülü fenerin içinde oynatılan ünlü resimlerin slaytlarını görmüş.”
Fakat annem de babam da benim hayatımda hiç büyülü fener gördüğümü hatırlayamıyorlardı. (Jack London, Yıldız Gezgini, İthaki Yayınları, 1. baskı, Ağustos 2025, Sayfa 60)
Julian Barnes
Uzun uzun ayrıntılara girmeyeceğim: bunları yüzlerce filmde veya televizyon dramasında görmüş olmalısınız, gerçi genellikle burslu öğrenciler ve grammar-school öğrencileri olmaksızın; yüzleri sivilceli, saçları kepekli ve entelektüel, toplumal, ahlaksal anlamda korkunç derecede özgüven eksikliği taşıyan öğrenciler. [Julian Barnes, Ayrılış(lar), Ayrıntı Yayınları, 1. basım, 2026, Sayfa 31]
*****
Hesaba katılmaması gereken Diana Dors ve Marilyn Monroe gibi kadınlar dışında. [Julian Barnes, Ayrılış(lar), Ayrıntı Yayınları, 1. basım, 2026, Sayfa 38]
*****
Lösemi hastalığını ilk kez fark edişimin Kay Kendall’ın ölümüyle birlikte olduğunu anımsadım, o zamanlar tanımlandığı sıfatıyla şu “muhteşem kızıl saçlı” kadın, Kenneth More’la birlikte filmlerde rol almıştı. Londra Brighton arasındaki şu araba yarışı konulu film vardı. [Julian Barnes, Ayrılış(lar), Ayrıntı Yayınları, 1. basım, 2026, Sayfa 47-48]
*****
Bu ifadeyi bilmiyordum: Dar çizgili takım elbise giymiş bir beyefendi kılığına bürünmüş bir meleğin rol aldığı şu 1940 Amerikan filmlerinden çıkma bir repliğe benziyor gibiydi bu; hani başkarakter olayların nasıl olup bittiğini göstermek için ya cennet katlarına yükselir ya da -eğer zaten orada değilse- yeniden yeryüzüne döner ya. [Julian Barnes, Ayrılış(lar), Ayrıntı Yayınları, 1. basım, 2026, Sayfa 48]
*****
Kendi açımdan, kapanmanın ilk ayları için otuz DVD’lik bir Ingmar Bergman filmleri filmleri kutu seti sipariş vererek hazırlığımı yapmıştım. Bazı arkadaşlar bunu, enikonu marazi olmasada biraz tuhaf bulduklarını söylediler: “Bir kahkaha tufanı olur bu.” Buna Bergman’ın espri anlayışına sahip bir yönetmen olarak hafife alındığı itirazını yönelttim. Büyük sanatın her zaman avutucu olduğunu eklemedim. Kutu seti geldi ve benim hiç görmemiş olduğum çok sayıda film içeriyordu, bazılarını hiç işitmemiştim bile. Ne var ki filmlerin tonu çok geçmeden ortaya çıktı: İlk filmin adı Azap; ikincisi Kriz’di. [Julian Barnes, Ayrılış(lar), Ayrıntı Yayınları, 1. basım, 2026, Sayfa 50]
*****
Edith Wharton’ın bir arkadaşı Hollywood’un her zaman peşine düştüğü mükemmel formülü şöyle tanımlamıştı: “Mutlu sonla biten bir trajedi”. Bu formül filmlerde işleyebilir, ama hayatta işlemez. [Julian Barnes, Ayrılış(lar), Ayrıntı Yayınları, 1. basım, 2026, Sayfa 63]
*****
Sean Connery’nin kadınlara vurmak konusundaki şu ifadesi neydi? ‘Avucunun içiyle sıkı bir şamar.’ Sean’da sorun değildi bu, bunun gerçekte bir kadına vurmak gibi olduğunu düşünmüyordu. Dinle, kadınlara vuran erkekleri hor görüyorum ben.”
…
“Ve işin tuhaf olan şu ki ihtiyar Sean Connery, makul, anlayışlı, sevecen biri olduğunu düşünüyordu. Provokatif ya da histerik yahut sadece düpedüz rahatsız edici olan bir kadına haklı gösterilebilir bir karşılık. ‘Avucunun içiyle sıkı bir şamar.’ Memnuniyetle söyleyebilirim ki, bu onun şövalye olmasını bayağı bir yıl geciktirdi.”
…
Şakaya boğma. Bu senin uydurduğun bir senaryo değil. [Julian Barnes, Ayrılış(lar), Ayrıntı Yayınları, 1. basım, 2026, Sayfa 96-97]
*****
Günümüzde çok daha fazla yanıltıcı kurgu var -basın, film, televizyon, sosyal medya, hatta en basit televizyon reklamı (tertemiz kokan giysiler, altına kaka yapmayan bir bebek, hoplayıp zıplayan sağlıklı bir köpek, çekiciliğinde kaotik bir yan olan ama içten ve hoş bir aile)- öyle ki tek tek zararlı kaynakları izole edip niceliğini saptamak daha zor. [Julian Barnes, Ayrılış(lar), Ayrıntı Yayınları, 1. basım, 2026, Sayfa 103]
*****
Hayır bu roman Jules et Jim’e* bir saygı gösterisi değil; “Derida’ya incelikli bir karşı yanıt” da değil; en son roman-à-clef’m** ve eski bir dosta saygı duyduğum bir yapıt da değil.
*François Truffaut’nun 1962’de gösterilen ve başrollerinde Jeanne Moreau (Catherine), Oskar Werner (Jules) ve Henri Serre’in (Jim) rol aldıkları film. (ç.n.)
**İçinde gerçek kişileri çağrıştıran özelliklerin yansıtıldığı roman; “anahtar-roman”. (ç.n.) [Julian Barnes, Ayrılış(lar), Ayrıntı Yayınları, 1. basım, 2026, Sayfa 147]
*****
Gerçi bütün bunları yazarken (zihnim yeniden en acımasız senaryoya gidiyor) bir kanserin varlığının gelecekte bir başkasının ortaya çıkmasını devre dışı bırakmadığını idrak ediyorum. [Julian Barnes, Ayrılış(lar), Ayrıntı Yayınları, 1. basım, 2026, Sayfa 152]