Antalya’dan Avrupa’ya Uzanan Yolculuk: Filos Belgeseli Bodrum’da Seyirciyle Buluşuyor

2025 yılında 62. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde dünya prömiyerini gerçekleştiren Filos belgeseli, 23 Temmuz 2026 Perşembe günü saat 20:00’de Bodrum Belediyesi Herodot Salonu’nda gösteriliyor. Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın yaşamını, düşünce dünyasını ve Bodrum’a kazandırdıklarını anlatan belgeselin gösterimi, Bodrum Belediyesi’nin katkılarıyla gerçekleştirilecek. Orhan Tekeoğlu ve Nurdan Tekeoğlu’nun yönettiği Filos, Halikarnas Balıkçısı’nın sürgünle başlayan Bodrum yolculuğunu, doğaya, denize ve insana duyduğu sevgiyi, Mavi Yolculuk felsefesini ve Bodrum’un kültürel kimliğine yaptığı katkıları beyazperdeye taşıyor.

Antalya’dan Avrupa’ya Uzanan Yolculuk: Filos Belgeseli Bodrum’da Seyirciyle Buluşuyor yazısına devam et

Deliliğin Kanadında Üç Gün

Modigliani, (heykellerinde de tabii) uzun boyunlu resimleri ve gözleri çizmemesiyle bilinen dışavurumcu bir sanatçı. O dönemin koşullarında (film 1916’da Paris’te üç günü anlatıyor) alabildiğine bohem yaşayan, deliliğe varacak denli gündelik yaşama aykırı üç ressam ve bir gazeteci / eleştirmeni bir araya getiriyor. Johnny Deep, gerçekten farklı, bir o kadar güçlü, mizahi yanı da olan, sinema tarihine göndermeleriyle ilgi çeken bir film yapmış.

Üç gün dediğiniz nedir ki! Göz açıp kapayıncaya kadar geçer… Söz konusu Modi ve arkadaşları (ressam Maurice Utrillo, Chaïm Soutine ile sevgilisi gazeteci eleştirmen Beatrice Hastings) olunca hem heyecan hem merak hem de mizah dolu, sanki bir ömür izliyoruz. Modigliani’nin hayatı, resimleri, çalışmaları, özellikle ressamlar ve sanat çevreleri açısından alabildiğine ilgi çekici bulunur. Birçok sinemacı, hatta tiyatrocu, müzikalci onun yaşamını anlatan bir yapıt için can atmıştır. Bu filmin de tarihi, 1970’lere kadar gidiyor zaten. Resimleri ilginçtir ama asıl kısa süren -35 yaşında ölmüş- yaşamı ilgi çeker.

Yıkım yaratımın ta kendisidir!

İnsan o denli yoksul, o denli vurdumduymaz, o denli serseri nasıl yaşanabileceğini düşünemiyor bile. Savaş yıllarıdır, askere gitmek (George Orwell, “Selam Olsun Katalonya’ya” -Can Yayınları- izlenimlerini anlattığı kitabında insanların ucunda ölüm bile olsa askere gitmelerini açlıktan kurtulma, hem sadece kendilerini değil, ailelerini de kurtarma düşüncesi nedeniyle olduğunu yazar) aslında kurtuluştur. Zaten Utrillo da niyetini açıkça söyler… Soutine nevrotik kişiliktir, resimleri alabildiğine çarpıcıdır… Sevgilisi Beatrice Mondi’yi sever ve onun resimlerini satacağına inanır. Paraları yoktur, bazen eskiz karşılığı şarap alır, birlikte içerler, bazen birbirlerini korurlar her türlü tehlikeden. Zor yaşam sürseler de hiç yüksünmezler. Mondi, resminin 5.000 Frank ettiğini söyler, oysa galericiler ve koleksiyonerler 50 Frank vermeyi bile reddeder. … bilirsiniz işte, resimler ressamları öldükten sonra değer kazanırmış. Kaldı ki, mezar taşında “Zafere ulaştığı anda ölüme yakalandı” yazar Modigliani’nin.


Johnny Deep, gerçekten başarılı. Oyuncular da (bu arada, Modigliani’nin hayatını film yapmak isteyen -hatta telifini ödeyip haklarını alan- ilk sinemacılardan Al Pacino da filmde yer alıyor) çok başarılı. Aklıma, Johnny Deep, acaba hep kamera arkasında mı olsa sorusu takılı kaldı.

(27 Temmuz 2026)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com