Azerbeycan ve Sovyet Sinemasının Ünlü İsimlerinden Rustam Ibragimbekov İstanbul’a Geliyor

Azerbeycan ve Sovyet sinemasının ünlü isimlerinden Rustam Ibragimbekov, yazdığı tiyatro oyununu sahneye koyacak olan Oyuncular Tiyatro Grubu’nun (0532 281 31 14) davetlisi olarak 15 – 20 Mayıs 2012 tarihleri arasında İstanbul’a geliyor. Drama yazarı, senaryocu, film yönetmeni Ibragimbekov’un, 1994 yılında Nikita Mihalkov’la birlikte diyaloglarını yazdığı Güneş Yanığı (Burnt by the Sun) filmi Oscar kazanmıştı. Rustam Ibragimbekov’un senaryosunu yazdığı The White Sun Of The Desert filmi 1970 yılında gösterime girdiği Sovyetler Birliği’nde “tüm zamanların en çok izlenen filmi” ünvanını elde etmişti.

  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Azerbeycan ve Sovyet Sinemasının Ünlü İsimlerinden Rustam Ibragimbekov İstanbul’a Geliyor yazısına devam et
  • Bunlar Dahi Kızın Etrafında Oldu

    Koruyucu (Safe)
    Yönetmen-Senaryo: Boaz Yakin
    Müzik: Mark Mothersbaugh
    Görüntü: Stefan Czapsky
    Oyuncular: Jason Statham (Luke), Catherine Chan (Mei), Robert John Burke (Wolf), James Hong (Jiao), Reggie Lee (Chang) Anson Mount (Alex), Chris Sarandon (Tremello), Joseph Sikora (Dochesky), Igor Jijikine (Chemyakin)
    Yapım: IM Global (2011)

    Amerikalı yönetmen Boaz Yakin’in bir an nefes aldırmayan “Koruyucu” filmi, geride bıraktığı cesetlerle de ayrı bir yerde. Film, Rus ve Çin mafyası ortasında kalan dahi Çinli kızın eski ajanla ölüm kalım savaşını anlatıyor.

    New York sokaklarına aksiyonu ve şiddeti taşıyan 2011 yapımı “Safe-Koruyucu”, hafiften staocu eski bir CIA ajanı Luke Wright’la matematik dahisi 11 yaşındaki Çinli kız Mei’in, şehri bölüşmüş postmodern mafyaya karşı aksiyon dolu hikâyesi. Aslında her şey birden olmuyor. Kader, bir zaman sonra onların yollarını kesiştiriyor. Bu filmin hikâyesinin ve kurgusunun, bir aksiyon filmine göre karmaşık olduğunu belirtmeliyiz. En azından ilk bölümlerde. Filmin hikâyeyi anlatışı ve karakterlerin yansıyışı tam anlamıyla mükemmel. Bu film aksiyon sinemasında sıradışı bir yer alabilir. Film, metroda birilerinden kaçan Mei üzerine açılıyor. Metroda, derinlikte bulanık görüntüde biri de yansıyor perdeye. Film bir gün önceye gidiyor. Mei, Rus mafyasının elinde ve kaçıyor. Ardından film bir yıl öncesine dönüp Çin’e gidiyor. Orada seyirci Mei’in bir matematik dahisi olduğunu öğreniyor. Hatta sayılar konusunda belleği de bir hayli güçlü. New York’ta da çalışmaları olan Çin mafyasının lideri Han Jiao, babası ölmüş ve annesi hasta, yetim Mei’i himayesine alıyor ve hemen New York’a yolluyor. Yeni babası da Quang Chang. Kumarhanelerdeki hesapları aklında tutan Mei’in yeni görevi kasalardaki şifreleri aklında tutmak. İşte bu noktadan sonra her şey değişiyor ve New York’un diğer mafyası Ruslar da işe karışıyor. Hikâyenin diğer tarafındaki Luke’un da başı Rus mafyasıyla belâda. Ajanlıktan uzaklaştıktan sonra şimdilerde boks yapan Luke, yenilmesi gereken maçı kazanınca Ruslar karısını öldürüyor, ardından da Luke’u açlığa ve sefalete sürüklüyor. Öyle ki, kiliselerin barınma yerlerinde yatıp kalkıyor bir süre Luke. Ama, Mei’le metroda kesişen yolları her şeyi değiştiriyor. Luke, sadece Çin ve Rus mafyalarına karşı değil, kirli polislere karşı da savaşıyor. Film bittiğinde sanki devamı gelecekmiş gibi hissediyor insan. Çünkü bazı şeyler bitmemiş gibi.

    Kamyon dolusu ceset…

    Bu filmde adam öldürmek ağıza leblebi atmaktan kolay. Luke, kirli polisler, mafyalar şehrin içinde rahatça tabancalarını ve makinelilerini kullanıp birbirlerini yere seriyorlar. Herhalde bu filmde bir kamyon dolusu ceset var. İlginç olan, yönetmen çok az kan göstermiş. Silâhlardan çıkan ateş parlaklıklarını göstermiş daha çok. Metroda, Luke’un Rus gangsterlerle dövüşü de estetik olarak müthiş. Başlarda daha dingin anlatımı olan filmde, çok geçmeden sarsıntılı kamera açıları ve çarpıcı kurguyla beraber aksiyonun hakkını vermeye başlıyor. Hatta bazı anlarda kurgu öyle hızlı ki, bazı çekimleri gözden kaçırma ihtimaliniz var. Filmde Çin ve Rus mafyaları olunca elbette fonda da caz müzikleri duyulmuyor doğal olarak. Sinema tarihinin eski mafyaları bu yeni mafyaların karşısında “masum” kalıyor sanki. Filmde İngilizce, Çince ve Rusça duyuluyor. Bu da iyi bir şey.

    “Koruyucu” filminde Mark Mothersbaugh’un gerilimli müziklerinin yanında Beethoven’ın “Ay Işığı-Piyano Sonatı Numara 14” de duyuluyor fonda. 1966 yılında New York’ta doğan yönetmen Boaz Yakin, annesi Yahudi olmadığı için Yahudi değil. Ama, New York’ta Ortodoks bir Yahudi okuluna da gitti. Yönetmenin, 2000 yapımı “Remember the Titans-Unutulmaz Titanlar” ve 2003 yapımı “Uptown Girls-Sevimli Dadı” buralarda da biliniyor. 1967 doğumlu İngiliz oyuncu Jason Statham, yönetmen Guy Ritchie’nin 1998 yapımı “Lock, Stock and Two Smoking Barrels-Ateşten Kalbe Akıldan Dumana” filmiyle kendini fark ettirdi. “Transporter-Taşıyıcı” serisiyle de sinemada statü sahibi oldu. Statham, aksiyon sinemasının vazgeçilmez oyuncusu şimdi. New York’un eşcinsel belediye başkanı Tremello’yu, bir zamanlar ünlü oyuncu Susan Sarandon’la evli kalmış Yunan asıllı Chris Sarandon canlandırmış. Filmin yapımcılarından biri Lawrence Bender. Bu yapımcıyı Quentin Tarantino filmlerinden hatırlayabilirsiniz. Bu filmin aksiyon dolu, çenebaz ve şiddet yüklü olmasında bu yapımcının payı vardır. Filmin diğer yapımcısı Dana Brunetti, David Fincher’ın 2010 yapımı “The Social Network-Sosyal Ağ” filminin yapımcılarından biriydi.

    (11 Mayıs 2012)

    Ali Erden

    sinerden@hotmail.com

    Yapı Kredi Kültür Sanat’ta Caner Erzincanlı Söyleşisi

    Yapı Kredi Kültür Sanat’ın aylık etkinlikleri kapsamında Yeni Yüzyıl Üniversitesi Sahne Sanatları Bölümü Başkanı Yrd. Doç. Dr. Adnan Tönel’in düzenlediği sinema söyleşilerinin Mayıs ayı konuğu, ilk filmi Mar ile adından söz ettiren Caner Erzincan olacak. Yapı Kredi Kültür Sanat, Mayıs ayında ayrıca Red Kit İstanbul’da adlı sergiye de ev sahipliği yapıyor. Orijinal çizimler, karakterlerin oluşum süreçleri, Red Kit evreninin perde arkası ve korsan çizimli albüm kapaklarından İzzet Günay, Sadri Alışık’lı sinema filmlerine dek Red Kit’in Türkiye macerası, hepsi sergiye yansıyor.

  • Basın Bülteni
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Yapı Kredi Kültür Sanat’ta Caner Erzincanlı Söyleşisi yazısına devam et
  • Festivallerin Gözdeleri, Altyazı Dergisi’nin Mayıs Sayısında

    Altyazı Dergisi’nin Mayıs sayısında festivallerde ilgi çeken Uğultulu Tepeler, Ekümenopolis: Ucu Olmayan Şehir, Aşkın Karanlık Yüzü filmleri ele alınıyor. Dergide, Yunan sinemasının yükselişinde büyük pay sahibi olan Yorgos Lanthimos ile sohbet ve ayrıca yönetmenin son filmi Alpler üzerine de bir inceleme yazısı yer alıyor. Bu sayıda yer alan eleştiriler, Açlık Oyunları, Yeraltı, Ben Uçtum Sen Kaldın ve Uçuruma Doğru adlı filmleri inceliyor. Mehmet Özgür Candan’la söyleşi; Fransa’nın son gişe rekortmeni Can Dostum ve Ekrem Bora anısına bir yazı; derginin konuları arasında yer alıyor.

  • Basın Bülteni
  • Web Sitesi
  • Yüksek çözünürlüklü kapak fotoğraflarına haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Festivallerin Gözdeleri, Altyazı Dergisi’nin Mayıs Sayısında yazısına devam et
  • TRT Belgesel Günleri, İstanbul Modern Sinema’da

    İstanbul Modern Sinema, TRT Belgesel Günleri çerçevesinde yarışma dışı gösterim bölümünde, sinemaseverlere geçtiğimiz iki yılın ödül alan uluslararası kategori filmleri ile ödüllü TRT belgesellerinden 10 filmlik bir program sunuyor. Dünyanın 41 ülkesinden toplam olarak 340 adet belgesel filmin başvurduğu TRT Belgesel Ödülleri’nin dördüncü yılında yine belgesel sinemanın önde gelen nitelikli ve yaratıcı örneklerine buluşma zemini, seyir imkanı oluşturmak hedefleniyor. Söyleyeceklerim Var adlı filmin yönetmeni Sevilay Tüccar ve Yöresel Müziğin Ustaları filminin yönetmeni Zeynel A. Elçioğlu gösterimlerden sonra belgesel izleyicileriyle söyleşi yapacaklar.

    Tarih Üreticisi Olarak Belgesel Sinema Paneli TRT İstanbul Radyosu’nda Yapılıyor

    Belgesel sinema alanında organize edilen en önemli etkinliklerden biri olan TRT Belgesel Ödülleri kapsamında “Belgesel sinema yakın tarihi yeniden mi üretiyor? Ya da bir tarih üreticisi olarak belgesel sinema nedir?” başlıklı bir panel düzenlenecek. TRT’nin Belgesel Sinemacılar Birliği ile organize edeceği panel 06 Mayıs Pazar günü, TRT İstanbul Radyosu’nda gerçekleştirilecek. Prof. Dr. Haluk Oral, Prof. Dr. Nazmi Ulutak, gazeteci Ahmet Tezcan ve yönetmen Hakan Aytekin’in konuşmacı olarak katılacağı panelde, belgesel sinemanın tarihle ilişkisi konuşulacak.

  • Basın Bülteni
  • Ödüller hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • 2. Gaziantep Onat Kutlar Film Festivali’nin Açılış ve Onur Ödülleri Töreni Yapıldı

    Kırkayak Kültür Sanat ve Doğa Derneği tarafından 02 – 06 Mayıs 2012 tarihleri arasında düzenlenen 2. Gaziantep Onat Kutlar Film Festivali’nin açılış ve onur ödülleri töreni yapıldı. Dün Akşam Gaziantep Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezi’nde yapılan törende Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Asım Güzelbey’den ödülünü alan Füsun Demirel, Onat Kutlar’ın her zaman sevgi ve saygıyla anılacağını belirtti. Rahatsızlığı nedeniyle törene katılamayan Ahmet Uğurlu’nun onur ödülü de Demirel’e verildi. Tören sonrasında Şevval Sam’ın çeşitli filmlerdeki müziklerden oluşturduğu jazz konseri Gazianteplilerce ilgiyle izlendi.

  • Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    2. Gaziantep Onat Kutlar Film Festivali’nin Açılış ve Onur Ödülleri Töreni Yapıldı yazısına devam et
  • Sevimli Kedi İş Başında

    Alberto Mar’ın yönettiği ve Yekta Kopan, Raul Anaya, Jorge Arvizu ile Jim Conroy’un seslendirdiği animasyon film Sevimli Kedi İş Başında (Don Gato Y Su Pandilla – Top Cat), 25 Mayıs 2012’de Medyavizyon Film dağıtımıyla Medyavizyon Film tarafından vizyona çıkarıldı.
    Top Cat ve çetesi eski düşmanları polis Dibble ve yeni komiser ile karşılaşırlar. İkiside, Top Cat’in oyunlarını engellemek ve çeteyi çok sevdiği mahallelerinden çıkarmak için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Ancak çete evlerini korumak için harekete geçer, yollarına çıkan tüm engelleri daima akıllıca alt edeceklerinden şüpheleri yoktur.

  • Basın Bülteni
  • Fotoğraflar
  • Web Sitesi
  • Fragman: Türkçe Altyazılı / Orijinal
  • IMDb
  • Diğer bağlantılara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Sevimli Kedi İş Başında yazısına devam et
  • TMMOB Mimarlar Odası Belgesel Sinema Kulübü’nün Mayıs 2012 Etkinlikleri

    TMMOB Mimarlar Odası Belgesel Sinema Kulübü’nün Mayıs ayı etkinliklerinde 11 Mayıs Cuma günü saat 18:30’da Canlandıranlar Yetenek Kampı bünyesinde gerçekleştirilen Kız Çocuğu, Kusursuz Hayat, İçine Kaçan Kız, Geçiş, Obses’sev, İstanbul, Tetrist, İstanbul Martısı ve İstanbul’da Sıradan Bir Gün adlı filmler gösterilecek ve söyleşi düzenlenecek. 18 Mayıs Cuma günü 18:30’da ise Bahçeşehir Üniversitesi Mimarlık ve Tasarım Fakültesi’nde Yrd. Doç. Dr. Ela Kaçel ve Öğr. Gör. Burak Altınışık tarafından verilen ARCH 3929 Cities Under Construction dersi kapsamında hazırlanan kısa filmler gösterilecek, söyleşi yapılacak.

  • Basın Bülteni
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    TMMOB Mimarlar Odası Belgesel Sinema Kulübü’nün Mayıs 2012 Etkinlikleri yazısına devam et
  • Yaz Bitti…

    Seyfi Teoman anısına

    Emin Alper’in ilk uzun metrajlı filmi Tepenin Ardı galasını 31. İstanbul Film Festivali’nde yaptı. Ardından da Murathan Mungan başkanlığındaki jürinin de beğenisini toplayarak Ulusal Yarışma Altın Lale En İyi Film ödülünün sahibi oldu. Filmi eşimle birlikte festivalde izleyebilme şansı yakaladık. Zira çok iyi oldu çünkü gösterim tarihi en erken Eylül 2012 olarak belirlenmiş. Film, festival boyunca geç başlama – başlayamama gibi aksaklıklara neden olan DCP formatında çekilmiş. Dijital sinema artık yavaş yavaş 35 mm.nin tahtına göz dikmeye başlıyor yani. DCP formatında çekilen filmlere özel de KDM adı verilen ve filmleri 3 – 4 saatlik zaman dilimlerinde gösterebilen şifreler mevcut. Şifre geçerlilik süresinin dolması, bloke olması gibi nedenler de festival izleyicisini hayli zorladı bu yıl. Festivalde Sıkıntılı Hanımlar ve Tepenin Ardı’nı DCP formatında izledim. İkisinde de sorunlar baş gösterdi. Ayrıca Tutsak isimli, bilet almış olduğumuz film de yine KDM şifresindeki problemlerden dolayı gösterilemedi. Sinema salonunda bir kadın da bu filmin farklı bir seansta altyazısız gösterilmesiyle âlâkalı serzenişte bulunuyordu. DCP formatı, KDM şifresi, dijital dünyaya girişteki inceliklere çok fazla kafa yormamamdan dolayı ben de bu kitlede yer aldım. Ekstra parantez belirtmeliyim ki Michael isimli filme dair makine odasında yaşanan aksilik de ayrı bir durumdu. Toplam 13 film izledik ve 4 film ciddi sorunlarla başladı ya da başlayamadı.

    Festivalin bu yılki en büyük stresi ve izleyicileri en çok yoran bu teknolojik uyumsuzluğundan bahsettikten sonra dijital formatta izlediğim Sıkıntılı Hanımlar’dan biraz bahsetmek istiyorum. Sıkıntılı Hanımlar çerezlik diye nitelendireceğimiz bir ABD yapımı. Filmin kendisini açıkçası eleştiriye pek değer bulmadığımdan ötürü sadece dijital formatın benim üzerimde yarattığı etkiye değinmek istiyorum. Öncelikle TV.de bir dizi ya da sinema izliyormuşum hissi uyandırdığını söyleyebilirim. Görüntü evet oldukça netti ama bu film boyunca samimiyet hissi biraz az geldi bana. Gelelim yazımın asıl konu başlığına da sahip olan ve bu yıl Altın Lale’ye de uzanan Tepenin Ardı filmine. DCP format bu sefer benim algımda biraz daha yumuşamayı başardı diyebilirim. Belki çok daha kayda değer bir filmde ve bağımsız bir yapımda kullanıldığı için olacak ki, gerçeklik duygusunu pekiştiren bir anlatım hissiyatı yarattı.

    Teknik yenilikleri biraz kenara itip Tepenin Ardı’nda neyin olduğuna ya da olmadığına odaklanalım biraz. Her şeyden öte ne kadar olumsuz eleştirebileceğim taraflar olabilse de bir ilk film olduğu aklıma geldiğinde başarılı diyebileceğimiz bir yapım var karşımızda. Tepenin Ardı ilk yarıya kadar vermek istediği mesaja dalış yapmıyor. 45 dk. kadar bir süre ıssız bir köyde bir baba, oğulları ve torunlarıyla geçirdikleri birkaç güne odaklanıyoruz. Her an düşman gelip hayatlarına tecavüz edebilecekmiş gibi yerler, içerler, uyurlar. Yarıdan sonra her karakter birer birer çoğalmaya başlıyor. Nefes aldığımız topraklarda birlikte yaşadığımız insanlara dönüşüyor. Sadece bu kadar da değil tüm dünyaya hükmediyor ve de. Film eğer kısır bir anlatım örgüsünde devam edip evrensel niteliğe uzanamasaydı oldukça vasat bir yapım olarak kalacaktı. Ama hiçbir şeyin altını ne eksik ne de fazla çizmesindeki ince işçiliğiyle anlamını naifliğine saklıyor. Ama kişisel olarak çok da fazla bana hitap edemeyen daha doğrusu bana göre biraz sığ bir işleyişe sahip olan bir filmdi diyebilirim.

    Ve gelelim Seyfi Teoman’a. Bu yazıyı bitirmek üzere olduğum gün aramızdan ayrıldı. Festivalde Tepenin Ardı’nı izlemeden önce çıkan teknik aksilikleri telâfi etmek için bizi oyaladı, muhabbet ettik. Dijital sinemadan, aldıkları ödüllerden, gelecek projelerinden bahsetti. Sorulara cevaplar bulmaya çalıştı. Bu güzel muhabbetin ertesi günü Seyfi Teoman motosiklet kazası geçirdi. 3 haftalık uzun bir bekleyişle umut dolu anlar yaşamaya başlamıştık ki kendisini bugün kaybettik. Tatil kitabının son sayfasına geldik sanırım. Çözümünü bulamadığımız sorularla, yanlışlarla… Kaybolmuş bir zaman diliminin kaybolmuş bir şarkısının o kaybolmuş satırındaki gibi telâşlı, ürkek, utangaç ve heyecanlı…

    Şimdi yaz bitti… Hadi herkes okula…

    (09 Mayıs 2012)

    Görkem Akgün