Siyah Beyaz, Mannheim – Heidelberg Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü’nü Aldı

Ahmet Boyacıoğlu’nun yönettiği Siyah Beyaz, bu yıl 59. kez düzenlenen Avrupa’nın en eski festivallerinden Mannheim – Heidelberg Uluslararası Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü’ne lâyık görüldü. Festivalde on beş filmin yer aldığı Uluslararası Yarışma Bölümü’nün jürisi, açıklamasında yönetmenin bir dostluk öyküsünü, mizah, sıcaklık ve neşeyi ustaca birleştirerek anlatmasını gerekçe olarak gösterdi. Tuncel Kurtiz, Erkan Can, Şevval Sam, Taner Birsel, Nejat İşler ve Rıza Sönmez’in rol aldığı Siyah Beyaz, 03 – 19 Aralık tarihlerinde düzenlenecek Gezici Festival’de de gösterilecek.

  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • klaket.com Açıldı

    Güçlü film arşivi ve interaktif özellikleriyle öne çıkan www.klaket.com yayın hayatına başladı. Sodamedya Interactive tarafından geliştirilen klaket.com, geniş bir arşivini de bünyesinde barındırıyor. Bu sayede açıldığı ilk günden itibaren klaket.com, fragmanlar, videolar, galeriler gibi bölümleriyle geçmiş ve gelecek sinema gündemini yakından takip ediyor. Sinemaya gönülden bağlı genç, dinamik ve internet yayıncılığında uzman bir ekip tarafından hazırlanan klaket.com ayrıca üyelerinin kaleme alacakları yazılardan oluşan blogları ile çok sesli ve kaliteli bir içerik sunmayı hedefliyor, yeni sinema yazarları yetişeceği iddiasını da taşıyor.

  • Basın Bülteni
  • Web Sitesi
  • Yüksek çözünürlüklü görsele haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    klaket.com Açıldı yazısına devam et
  • Hababam Sınıfı Filmlerinin Çekildiği Adile Sultan Kasrı Hizmete Açıldı

    II. Mahmut’un kızı Adile Sultan adına 1853 yılında yaptırılan, Hababam Sınıfı filmlerinin çekildiği Adile Sultan Kasrı’nın restorasyonu tamamlandı. İstanbul İl Özel İdaresi tarafından 7.455.719 liraya yenilen 157 yıllık tarihi bina, 24 Kasım Öğretmenler Günü’nde Öğretmenevi ve Kültür Merkezi olarak kullanılmak üzere yeniden hizmete açıldı. 354 dönüm arazi üzerinde Validebağ Tesisleri içinde bulunan ve 1916 yılından bu yana eğitim amaçlı kullanılan Adile Sultan Kasrı, 1975 yılında Hababam Sınıfı filmlerine ev sahipliği yaparak herkesin merak ettiği bir mekân haline dönüşmüş, 2005 yılında restorasyona alınmıştı.

  • Basın Bülteni
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğrafa haberin devamından üzerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Hababam Sınıfı Filmlerinin Çekildiği Adile Sultan Kasrı Hizmete Açıldı yazısına devam et
  • Öbür Yanım

    TRT Belgesel ve Drama Programları Müdürlüğü’nün, 2009 Sedat Simavi Ödülü’nü kazanan Öteki: Önüm Arkam Sobe adlı belgeselin yönetmeni Taha Feyizli tarafından çekilen Öbür Yanım adlı belgesel dört bölüm olarak TRT.de yayınlanacak ve daha sonra uzun metraj olarak sinemalarda seyircisiyle buluşacak. Senaryosunu Mine Artu’nun yazdığı belgesel, yüzlerce yıldır sayısız kavim, kabile ve ulusa yurt olmuş, onların yarattığı kültürü içinde eriterek inanılmaz bir kültür zenginliği oluşturmuş Anadolu topraklarında günümüzde de süren gelenekleri önümüze getirmeyi amaçlıyor.

  • Basın Bülteni
  • Fotoğraflar
  • Jenerik
  • Diğer haberlere haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Öbür Yanım yazısına devam et
  • Acıyı Animasyonla Naifleştiren Film: Prensesin Uykusu

    Film, ölüm gibi bir gerçeğin en acı halini, en naif sayılabilecek bir anlatımla anime ediyor ve belki de Aziz’in sert gerçekliği bizim en sevdiğimiz sahne oluyor.

    Köhne bir ev, eski bir halıya boylu boyunca uzanmış üzeri örtülü bir ceset. Güneş, kirlenmiş perdelerin arasından odanın içine sızarken, sanki bir oyunun içindeymiş gibi sürekli tebessüm eden küçük bir çocuk. Ne başına gelecekleri biliyor, nede aslında neler olduğunu. Ama tüm kötülüklere inat: gülüyor.

    Çağan Irmak’ın son filmi Prensesin Uykusu, bu küçük çocuğun yüzünden hiç eksik olmayan gülüşüyle, uyuyanları uyandırmak üzere anlatılan bir masal… Kendi küçük dünyasında sakin ve huzurlu bir hayat yaşayan Aziz, bir kütüphanede memur olarak çalışır. Bir gün, mahalleye yeni açılan kuaförün sahibi Seçil ve 10 yaşındaki kızı Gizem, Aziz’in oturduğu apartmana taşınır. Aziz’in yeni komşularıyla renklenen hayatı, küçük kızın daldığı uzun uykuyla gölgelenir. Gizem’in daldığı uykunun tetiklediği bambaşka olaylarla, sıradan görünen ama aslında rengârenk karakterlere sahip bu insanlar birlik olup, kaderi değiştirmeye çalışırlar.

    Bizden olanı çözmüş bir yönetmen

    “En büyük ilham kaynağını, yaşadığın toplumun günlük olaylarında bulacaksın” der Nijat Özön. Beyazperdeden yansıyan haller, yüzler, gölgeler arasında bize en yakın gelen, yine bizden olan hikâyelerdir. Bunun formülü çözmüş bir yönetmendir Çağan Irmak. Yeşilçam melodram yapısının formalarına uygun filmleri, izlerken ağlatır, ağlatırken güldürür. Adile Naşit sıcaklığında bir anne, Münir Özkul gibi cefakâr, emekçi bir baba, Irmak filmlerinde rastladığımız karakterlerdir. Öyle ki, Prensesin Uykusu filminde başarılı oyuncu Ayşenur Şamlıoğlu’nun canlandırdığı kütüphane hademesi Hatice, bizim yan komşu Hatice’den başkası değildir. Tanıdıktır ve onun doğaçlama hayat tecrübesi bize çok yakındır.

    Filmi izlerken, eğer bir ‘sinefil’ iseniz bol çağrışımlar beyninizin gri hücrelerine gidip gelecektir. Bir kaza sonucu uyuyan bir kızı hiç ümidini kaybetmeden uyandırmaya çalışma çabası Luc Besson fantastik filmi Adele’nin Olağanüstü Maceraları’nı, hiç aşağıya sarkmayan yüz çizgileriyle Aziz karakteri, 1989 yapımı Gülen Adam filminde Kemal Sunal’ın canlandırdığı Yusuf karakterini anımsatır. Karakterler, olay örgüsü, 80’lerden sonra gelişen sosyal içerikli Türk filmlerine yaraşır avantür yönetmen Kahraman’ın hayat hikâyesi ve detaylarında esinlemelerle dolu bir filmdir Prensesin Uykusu. Yine Yeşilçam filmlerine yaraşır sadece bir gitar eşliğinde söylenen şarkıya, birden orkestra varmış gibi onlarca enstrümanın eşlikçi olması.

    Kitaptan fırlayan ahtopot

    Aile olgusunu ve masalımsı anlatımı birçok filminde kullanan Irmak, Prensesin Uykusu’nda animasyonları da gözü rahatsız etmeyecek şekilde sunuyor. Ölüm gibi bir gerçeğin en acı halini, en naif sayılabilecek bir anlatımla anime ediyor ve belki de Aziz’in sert gerçekliği bizim en sevdiğimiz sahne oluyor. Çizimlerde kullanılan arka plânların bizden oluşu, bu coğrafyanın insanını görmemiz ise filmde bütünlük sağlıyor. Sinemada hep gizemli bir mekân olarak kullanılan kütüphanenin, güleç görevlisi Aziz’in, tam da hayal dünyasına uygun olarak kitaplardan fırlayan ahtapotlar, rengarenk canlılar filmi zenginleştiriyor. “Ruhu olan, her seyredenin ‘vay’ dediği işler çıktı ortaya” diyerek animasyonlarını yere göğe sığdıramayan yönetmen, Türk sinemasında ağır ilerleyen bu alana, ümitvar olmamız gereken bir atış yapıyor.

    Kaderimse çekerim

    “Alnımda ne yazıyorsa o” diyerek renksiz bir hayat anlayışına sahip olan insanlara inat; kaderin değiştirilebileceğini savunuyor film. İnanmanın gücünü -yönetmen bunu bilinçli mi yaptı bilinmez-, olumlu düşünmenin enerji üzerine dönen dünya da, nasıl dua yerine geçeceğini ve mucizelere dönüşebileceğini gösteriyor. Tebessüm etmenin sadaka olduğu bir anlayıştan, gülen adamın deli yerine konduğu günümüze, Aziz gibi bir ağaca sarılmanın çok da çılgınca bir şey olmadığını söylüyor. Olmasa da olur dediğimiz üzerinden geçme cinsel sahneler ise, Çağan Irmak’ın aile filmi yaparsam modern sinemacı olamam kaygısı gibi iğreti duruyor.

    Prensesin Uykusu, salondan çıkarken yüz çizgilerinizin yukarı doğru kaydığını hissedeceğiniz gülümsemek için yapılan bir film.

    Künye

    Yönetmen / Senaryo: Çağan Irmak
    Senaryo: Çağan Irmak
    Tür: Dram / Aile / Müzik
    Yapım: 2010, Türkiye, 110 dk.
    Oyuncular: Çağlar Çorumlu, Sevinç Erbulak, Genco Erkal, Alican Yücesoy, Şevval Başpınar, Ayşenil Şamlıoğlu, Funda Şirinkal

    (30 Kasım 2010)

    Ayşe Şahinboy Doğan

    asahinboy@gmail.com

    Gerçek Hayat Dergisi’nde yayınlanmıştır. (Kasım 2010)

    İstanbul Modern Sinema’da Farklı Ülkelerden Çağdaş Video Seçkisi: Art In The Auditorium II

    İstanbul Modern Sinema, 25 – 28 Kasım tarihlerinde Whitechapel Sanat Galerisi tarafından düzenlenen çağdaş video etkinliği Art In The Auditorium’un ikinci seçkisini sunuyor. 6 videonun ilk kez Türk izleyiciyle buluşacağı programın bu yılki ayağında yer alan sanatçılar Patrizio Di Massimo (Oae), Lars Laumann, Ursula Mayer, Charly Nijensohn, Nova Paul ve Aïda Ruilova. Art In The Auditorium seçkisi, 25 ve 28 Kasım günleri saat 13:00, 15:00 ve 17:00’de, 27 Kasım Cumartesi ise saat 13:00’te gösterilecek.

  • Basın Bülteni
  • Web Sitesi
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    İstanbul Modern Sinema’da Farklı Ülkelerden Çağdaş Video Seçkisi: Art In The Auditorium II yazısına devam et
  • Mommo – Kız Kardeşim Filmine Madrid FICI Festivali’nden Jüri Ödülü

    Bu yıl 15 – 20 Kasım tarihleri arasında İspanya’nın başkenti Madrid’de düzenlenen 8. Uluslararası Çocuk ve Genç Yetişkinler Film Festivali’nde (FICI) yarışan Mommo – Kızkardeşim filmi, Uluslararası Genç Yetişkinler Jürisi tarafından verilen ödülün sahibi oldu. Gerçek yaşamdan uyarlanan, senaryosu ve yönetmenliği Atalay Taşdiken’e ait olan film, yalın bir dille köyü, köyün insanlarını ve yarı felçli bir dedeyle yaşayan iki kardeşin ilişkisini anlatıyor. 8. Uluslararası Çocuk ve Genç Yetişkinler Film Festivali’nde En İyi Film Ödülü’nü ise İranlı yönetmen İbrahim Foruzeş’in Sevmek Zamanı adlı filmi aldı.

  • Basın Bülteni
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Kültürel Farklılığın Renkleri

    Bizans ve Osmanlı İmparatorluğunun 1.600 yıl süreyle yönetim başkenti ve Cumhuriyet’ten beri de ülkemizin kültür başkenti İstanbul’u mesken tutan farklı kültürden gelen yaratıcılar, Ahırkapı Roman Orkestrası, Sibel Horada, Selim Sesler, Hayko Cepkin, İzzet Keribar, Rober Haddeler, Ara Güler, Habib Gerez ve diğerleri Annie G. Pertan’ın belgeseli Kültürel Farklılığın Renkleri’nde kendi bakış açılarından İstanbul’u anlatıyorlar.

    Kültürel Farklılığın Renkleri yazısına devam et

    Malatya Uluslararası Film Festivali’nden Sinema Kitapları

    1. Malatya Uluslararası Film Festivali kapsamında, sinema tarihçisi ve koleksiyoncusu Alican Sekmeç’in kaleminden, Onur Ödülü alan sanatçılarımız Ayşen Gruda ve Erol Günaydın’ın yaşamlarını konu alan iki kitap hazırlandı. Gülen Adam: Erol Günaydın, Gülmek ve Ağlamak Arasında: Ayşen Gruda adlı kitaplarda sanatçıların biyografilerinin ve filmografilerinin yanı sıra, daha önce hiçbir yerde yayınlanmamış, kişisel albümlerinden fotoğraflar, filmlerinden kareler yer alıyor. Festival ayrıca, Jeremy Vineyard’ın Setting Up Your Shots: Great Camera Moves Every Filmmaker Should Know adlı teknik sinema kitabını da okuyucularla buluşturacak.

  • Basın Bülteni
  • Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Malatya Uluslararası Film Festivali’nden Sinema Kitapları yazısına devam et
  • Alman Filmleri Haftası, Türk Yönetmenlerle Başlıyor

    2010 İstanbul / Pecs / Ruhr – KRV Sinemasal Buluşma Projesi kapsamında 26 Kasım Cuma günü Beyoğlu Sineması’nda başlayacak olan Alman Filmleri Haftası’nın açılışı Thomas Arslan’ın 2010 yılı yapımı olan Gölgede (Im Schatten) adlı filmi ile yapılırken programın devamında Sinan Akkuş’un komedi filmi Evet (Ich Will!) gösterilecek. Böylece Türk sinemaseverleri Almanya sinemasında önemli yer tutmaya başlayan Türk asıllı sinemacı kuşağının iki yeni ismi ile de tanışmış olacak. Gölgede, dünya prömiyerini Berlin Film Festivali’nde yapmıştı.

  • Basın Bülteni
  • Hafta hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Alman Filmleri Haftası, Türk Yönetmenlerle Başlıyor yazısına devam et
  • Git Başımdan…

    Haftaya kötü haberlerle başladık. Hangisinden başlasam bilemiyorum. Hollywood mizahının sevimli aktörü Leslie Nielsen’i kaybettik önce… Komedi oyuncularının ölümlerini kabûllenmek daha bir zor oluyor. Kemal Sunal’ın, Adile Naşit’in ölümlerini kabûllenemeyişimiz gibi. Hiç ölmeyeceklermiş gibi geliyorlar insana. Soğuk bir şaka gibi… Daha sonra İtalyan komedisinin büyük yönetmeni Mario Monicelli’nin ölüm daha doğrusu intihar haberini aldık. 95 yaşındaki yönetmen, kanser tedavisi gördüğü hastanenin penceresinden atlayarak -belki de artık dayanamadığı acılarını dindirmek adına- hayatına son verdi. Son olarak “Yüreğine Sor” filmiyle bizi 19. yüzyılda bir Karadeniz köyüne yolculuğa çıkaran Yusuf Kurçenli’ye beyin kanseri teşhisi konduğu haberi geldi. Kendisine acil şifalar diliyoruz.

    Haftanın filmlerinden “Due Date / Git Başımdan” ile başlayalım. Son olarak “The Hangover / Felekten Bir Gece” ile uzun zamandır arayıp da bulamadığımız komedi keyfini yaşatmıştı bize Todd Phillips… Hal böyle olunca bir sonraki filmi için beklentilerimiz yüksek olacaktı. “Git Başımdan”ın oyuncu kadrosunda Robert Downey Jr. ve Zach Galifianakis ikilisini de görünce çıkan sonucun “Felekten Bir Geceyi”yi bile gölgede bırakacağını düşünüyordum ama yanılmışım. Evet yine bir yol hikâyesi var karşımızda. Ama siz sakın bu yola öyle büyük beklentilerle çıkmayın. Sakin, usturuplu, aklıbaşında ama eğlence dozu biraz düşük bir film var bu kez karşımızda. Ama kesinlikle sizi kandırmıyor ve sömürmüyor.

    Bir de dün gece açılışında bulunduğum, “Bu Şehr-i İstanbul” kitabının açılışından söz etmek istiyorum. Kitap, Tahsin Aydoğmuş’un objektifinden çıkan 105 siyah – beyaz İstanbul fotoğrafından oluşuyor. Serginin açılışını da kim yapıyor tahmin edin, sevgili kültür bakanımız Ertuğrul Günay… Günay, “kültürel sorumluluk” lâfını 5 dakikalık konuşması boyunca 500 kere tekrarladı sanıyorum. Fotoğraf sanatçısı Tahsin Aydoğmuş’un kitabının, İstanbul’a olan kültürel sorumluklarımızı hatırlatacağını umduğunu söyledi durdu. Çünkü kendisi sık sık unutuyor ve gerçekten de birilerinin bunu kendisine her fırsatta hatırlatmasında fayda var. İstanbul’un çok değerli bir hazine olduğundan ve bunu korumak (!) için ellerinden geleni yaptıklarını söz etti. Acaba sergiyi gezerken yıkılmış Sulukule’nin döküntüleri arasında, gözlerinin içine içine bakan mahalle sakinlerinin fotoğrafına bakarken ne düşündü? Ben size söyleyeyim; hiç umurunda bile değildi. Neslişah ve Hatice Sultan mahallerinin de olduğu gibi… Fener, Balat, Ayvansaray’da olduğu gibi… Tarlabaşı, Emek Sineması ve Haydarpaşa Garı’ında olduğu gibi…

    Son olarak Siyad üyesi Coşkun Çokyiğit’in Türk sinemasının 96. Yıldönümü için hazırladığı “Gazete Sayfalarındaki Türk Sineması” sergisini bir de ben hatırlatayım istedim. Bu sergiyi hazırlayabilmek için altı ay boyunca kendisini kütüphaneye kapattığını söyleyen Çokyiğit’in bu özel çalışmasını 15 – 30 Aralık tarihleri arasında Profilo Alışveriş Merkezi Tiyatro İstanbul Fuayesi Sergi Alanı’nda ziyaret edebilirsiniz.

    Bir sonraki haftaya daha iyi haberlerle başlamak dileğiyle…

    (01 Aralık 2010)

    Gizem Ertürk

    Arka Pencere Dergisi, Seri Katilin Peşinde

    Arka Pencere Dergisi, 56. sayısında seri katil gerilimlerinin en iyi örneklerinden Bir Şehir Katilini Arıyor’u kapağına taşıyor. Tunca Arslan, köşesinde Cem Yılmaz’ın dört senaryo kitabını ele alırken, iyi bir mizah serisi ortaya çıktığını belirtiyor. Vizyon filmleri eleştirileri arasında Harry Potter ve Ölüm Yadigârları: Bölüm 1 (Harry Potter and the Deathly Hallows) ve Prensesin Uykusu yer alıyor.
    Arka Pencere Dergisi’nin 56. sayısı yine bir Hitchcock alıntısıyla sona eriyor: “Bir zaman sonra filmlerimde ilk beş dakikada görünmeye başladım. İzleyici filmin gerisini rahat rahat izleyebilsin diye…”

  • Basın Bülteni
  • Web Sitesi
  • Yüksek çözünürlüklü kapak fotoğraflarına haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Arka Pencere Dergisi, Seri Katilin Peşinde yazısına devam et