Tom Cruise ve Cameron Diaz, “Gece ve Gündüz” ile Wings Cinecity Trio Açık Hava Sineması’nda

Rahat ve keyifli ortamıyla sinemaseverlerin vazgeçilmez tutkusu haline gelen Wings Cinecity Trio Açık Hava Sineması, 09 Temmuz Cuma akşamı 21:30 seansında iki büyük ismin Tom Cruise ile Cameron Diaz’ın başrollerini paylaştığı Gece ve Gündüz (Knight and Day) filmine ev sahipliği yapacak. Sınırları Aşmak (Walk The Line), 3:10 Yuma (3:10 To Yuma), Kimlik (Identity) ve Girl, Interrupted gibi filmleriyle tanınan Oscar ödüllü James Mangold’un yönettiği aksiyon, komedi ve romantizmin buluştuğu film özgün senaryosuyla dikkat çekiyor.

  • Basın Bülteni
  • Web Sitesi
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Yeni Sinema Hareketi, “Demokratik Açılım” Programıyla İlgili Açık Mektup Yayınladı

    Yeni Sinema Hareketi, Demokratik Açılım programıyla ilgili olarak kamuoyuna hitaben bir açık mektup yayınladı. Mektup şöyle: “Türkiyeli sinemacılar olarak, Kürt sorununa barışçıl yollardan, kalıcı bir çözüm getirmeyi hedefleyen Demokratik Açılım programını heyecanla takip ediyorduk. Ancak, henüz bir yılını tamamlamış olan Demokratik Açılım’ın araladığı pencere, silâhların tekrar devreye girmesiyle, sertçe kapandı. Siyasete yeniden şiddetin dilinin egemen olması, bizleri ülkemizin geleceği açısından kaygılandırıyor. …”

  • Yeni Sinema Hareketi mektubunun devamı için tıklayınız.
  • Sihirbazın Çırağı, Sinemalife’ta İşbaşı Yapıyor

    Bu ay Sihirbazın Çırağı’nı kapağına taşıyan Sinemalife, ayrıca sihirbazların dünyasında ilginç anekdotların anlatıldığı dosyayla kapağını destekliyor. Dergide, eğlence sinemasının uçurumun kenarında olduğunu ortaya koyan çalışmanın yanında, Japon gerilim filmlerinin felsefi altyapısı mercek altına alınıyor. Vizyondakiler, beyazperdeden haberler, pek yakında gösterime girecek filmlerin de yer aldığı Temmuz sayısında eleştiriler de var. www.sinemalife.com her zaman olduğu gibi bir tık uzağınızda.

  • Basın Bülteni
  • Web Sitesi
  • Yüksek çözünürlüklü kapak fotoğrafına haberin devamından üzerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Sihirbazın Çırağı, Sinemalife’ta İşbaşı Yapıyor yazısına devam et
  • Bruges Şehrine Bir Aşk

    İrlandalı yönetmen Martin McDonagh, bu ilk filmi “Bruges’de”, Bruges şehrine tutkusunu ve aşkını yansıtıyor. Ortaçağ’dan kalma bu şiirsel şehirde bile, kasvet ve şiddet de yaratabilmiş yönetmen.

    İrlandalı oyun yazarı Martin McDonagh, ilk filmi “In Bruges”le (Bruges’de), üç iyi oyuncuyu bir araya getirmeyi başarmış. Aslında bu film, Belçika’nın Ortaçağ’dan kalma ve iyi korunmuş Bruges (Brüj okunuyor) şehrine adanmış gibi. İrlandalı genç kiralık katil, Bruges’de olmaktansa Londra’da olmayı tercih etse de, Bruges gerçekten bir filmin adanacağı açıkhava müzesi gibi bir şehir. Adam öldürmede deneyimli Ken’le vicdan azabı çeken genç Ray, yeni bir “iş” için Bruges’e gelmişler. Patronları Harry’den talimat bekliyorlar. Londra’nın hareketli hayatına alışkan Ray, her şeyin düzenli olduğu bu tarihi şehirde canı hayli sıkılıyor. Noel olduğu için otelde aynı odada kalmak zorunda da kalıyor bu iki kiralık katil. Otelin sahibi de güzel ve hamile Marie. Ken, iyi bildiği Bruges’ü Ray’e tanıtmak istese de, Ray, rastlantıyla film setinde güzeller güzeli Belçikalı Chloë’yle de tanışıyor. Aslında bu onun için hayatının en güzel anları oluyor. Ama, Chloë de öyle göründüğü gibi saf değil tabii ki. Bir cücenin başrolde oynadığı kostüme filmin ekibinin uyuşturucu ihtiyacını da bir güzel karşılıyor Chloë. İş ortağı da var, O da, Eirik. Her şey birden melodrama dönüşecek diye düşünürken, yaratıcı senaryoyla beklenmedik bir yöne doğru ilerliyor hikâye. Harry, kuralcı ve her şeyin plânlandığı gibi gitmesini isteyen biri. Ray, ilk işinde bir hata yapınca Harry’yi çıldırtmış. Harry, Ken’e Bruges’deki yeni işi söylerken bu trajedilerin de başlangıcı oluyor.

    Etkileyici Bruges şehri…

    Sinema tarihinde doğrudan bir şehre adanan, o şehri başrole çıkartan filmler elbette çok. Sinemanın önemli ustalarından Wim Wenders’in 1994 yapımı “Lisbon Story – Lizbon Kenti” hemen akla geliyor. Coen kardeşlerden Tom Tykwer’e, Gus Van Sant’tan Walter Salles’e yirmi iki yönetmenin bir araya gelerek yaptığı “Paris, I Love You – Paris, Je T’Aime – Seni Seviyorum, Paris” ve yakın zamanlarda gösterime girme umudu olan “New York, I Love You – Seni Seviyorum, New York…” Fatih Akın’dan Mira Nair’e birçok sinemacı New York’u anlatıyorlar. Bu filmin yönetmeni McDonagh, Bruges şehrine tutkun ve aşık gibi görünüyor. Yönetmen bazı anlarda belgesel tadında görüntüler bile oluşturuyor. Ama, yine de Ray’in ruh hali yansıyor filme. O muhteşem güzellikler içerisinde bile kasvet duygusunu yaşayabiliyorsunuz. Sisler, gece karanlığında perdeye yansıyan görüntüler, yağmurlar, sanki Ray’in iç dünyasının dışarı vurması gibi. Aslında tüm bunlar yönetmenin estetik yaratıcılığını da fark ettiriyor. Filmin hikâyesi de öyle. Beklenmedik bir anda her şey bambaşka bir yöne doğru gidebiliyor. Hem görselliği hem de hikâyesi bu filmi değer veren önemli iki unsur. Filmdeki oyunculuklar da yönetmenin bu iyi filmine katkıda bulunuyor. 1955’te Dublin’de doğan Brendan Gleeson, sakin ve Bruges’e tutkun kiralık katilde gerçekten etkileyici. Onu gerçek anlamda ilk keşfediş John Boorman’ın 1998 yapımı “The General – Kod Adı General” filmiyle oldu. 1976’da yine Dublin’de doğmuş Colin Farrell da sinemanın önemli oyuncuları arasına girdi. Joel Schumacher’in savaş filmi “Tigerland – Kaplan Diyarı”yla başrole yükseldi Farrell. İngiliz oyuncu Ralph Fiennes, Anthony Minghela’nın Oscarlara boğulmuş epik filmi “The English Patient – İngiliz Hasta”yla iyice fark edildi. 1981’de Brüksel’de doğan Jérémie Renier, Dardenne kardeşlerin filmleriyle anımsanıyor. Renier, öncelikle “Altın Palmiye”li 2005 yapımı “L’Enfant – Çocuk” ve 2008 yapımı “Le Silence de Lorna – Lorna’nın Sessizliği”yle biliniyor. Ama, güzel Fransız oyuncu Clémence Poésy, 2005 yapımı “Harry Potter and the Goblet of Fire – Harry Potter ve Ateş Kadehi”ni göremeyenler için yeni keşif olabilir. DVD’den arşivlere girmeye değer film bu…

    In Bruges
    Yönetmen-Senaryo: Martin McDonagh
    Müzik: Carter Burwell
    Görüntü: Eigil Bryld
    Oyuncular: Colin Farrell (Ray), Brendan Gleeson (Ken), Ralph Fiennes (Harry), Clémence Poésy (Chloë), Jérémie Renier (Eirik), Thekla Reuten (Marie)
    Yapım: Film4-Focus (2008)

    (13 Temmuz 2010)

    Ali Erden

    sinerden@hotmail.com

    Sakin Kasabada Derin Suçlar

    Fransız sinemasının önemli yönetmenlerinden Bertrand Tavernier’nin Amerika’da çektiği “Sislerin İçinden”, dingin anlatımlı ve bir kara film tadında. Büyük oyunculardan Tommy Lee Jones’un performansı da etkileyici.

    James Lee Burke’ün “In the Electric Mist with Confederate Dead” romanından uyarlanan “In the Electric Mist – Sislerin İçinden”, Louisiana’nın sakin ve küçük bir kasabada hiç de sakin olmayan bir yazı anlatıyor. Emekliliği yaklaşmış ayyaş bir şerif Dave Robicheaux, giderek birbirine bağlanan suçları yorgun haliyle çözüyor. Vakaların içinde kaybolan Dave, iç savaş yıllarının generallerinden John Bell Hood da capcanlı hayaliyle onun dünyasına giriyor. Siyah mahkûm Dewitt Prejean’ın 1965’te zincirler içinde bataklıktaki öldürülüşüyle de ilgileniyor Dave. Prejean, ırkçılığın yoğun olduğu kasabada beyaz bir kadınla ilişkiye girerek büyük bir günah işlemiş. Kasabada çekilen filmin başrolünde oynayan sürekli sarhoş Elrod, bataklıkta zincire bağlı bir iskelet gördüğünü söylüyor Dave’e. Bunun, Prejean’ın ölüsü olduğunu anlıyor Dave. O sırada genç fahişelerden biri vahşi biçimde öldürülmüş cesedi bulunur. Hem genç fahişe hem de Prejean’ın geçmişte işlenmiş cinayetlerini soruşturan Dave, elbette sanat dünyasının “ihtiyaçlarını” karşılayan tuhaf adı olan Julie “Baby Feet” Balboni’den şüpheleniyor. Karanlık “Baby Feet”, lüks içinde yaşıyor ve şüpheleri onun üzerinde yoğunlaştırıyor Dave. Elbette yeni cinayetler de işleniyor kasabada.

    Fransız sinemasının önemli yönetmenlerinden Bertrand Tavernier, 1941’de Lyon’da doğdu. Hukuk okuyan Tavernier, sinema eleştirileri de yazdı. Amerikan sinemasının da tutkunlarından biri ve ayrıca bu sinema için iki kitap da yazdı Tavernier. Cazı da çok seviyor. Tavernier, 1983’te Robert Parrish’le beraber caz üzerine belgesel de çekti. 1986’da Tavernier, Paris’te geçen “Round Midnight – Geceyarısına Doğru” caz filmini çekti. Başrolde de ünlü cazcı Dexter Gordon vardı. Tavernier’nin 1980 yapımı “La Mort en Direct – Ölümü Beklerken”, sinemanın unutulmaz filmlerinden. Tavernier’nin polisiye sinemaya saygı gönderdiği 1995 yapımı “L’Appât – Yem”i de sinemaseverler belleğine almalı. Filmin geçtiği Louisiana eyaletini Fransızlar kurdu. Caz tutkunu Tavernier, her şeyiyle Fransız tadı olan ve cazın ülkesi Louisiana’yı boşuna seçmemiş. Filmdeki çoğu karakterin adı da Fransız. 2005’te Katrina Kasırgası’nın vurduğu Louisiana eyaletinin New Orleans şehrine de adanmıştır belki de bu film. Bazı anlarda kasırganın yıktığı ve enkaza çevirdiği mekânlar da yansıyor perdeye. Filmin fonunda da caz tınıları duyuluyor. Yönetmenin kadınlara yönelik şiddeti ve ırkçılığı anlattığı bu etkileyici filminde sadece siyahların değil, beyazların da yoksulluğunu gösteriyor. Yaşlı insanlar, enkaza dönmüş evlerinde yapayalnızlar. Kara film tadı da veren bu Tavernier yapıtı “Sislerin İçinden”i perdede yaşamak etkileyici. Büyük oyuncu Tommy Lee Jones’un dingin performansı da bellekte kalıyor. Yönetmen, kadim dostu kameraman Bruno de Keyzer’le bu filminde de çalışmış. De Keyzer, Tavernier’nin “Un Dimanche à la Campagne – Kırda Bir Pazar”dan bu yana onunla birçok filmde çalıştı. DVD’den arşivinize katabileceğiniz modern klâsik bir film “In the Electric Mist – Sislerin İçinden…”

    Sislerin İçinden (In the Electric Mist)
    Yönetmen: Bertrand Tavernier
    Eser: James Lee Burke
    Senaryo: Jerzy ve Mary Olson-Kromolowski
    Müzik: Marco Beltrami
    Görüntü: Bruno de Keyzer
    Oyuncular: Tommy Lee Jones (Dave), John Goodman (Julie ‘Baby Feet’ Balboni), Kelly Macdonald (Kelly), Mary Steenburgen (Bootsie), Peter Sarsgaard (Elrod), Justina Machado (Rosie), Steve Broussard (Prejean), Bernard Hocke (Doucet)
    Yapım: Fransa-ABD (2008)

    (13 Temmuz 2010)

    Ali Erden

    sinerden@hotmail.com