09 Mayıs 2008 Haftası

“Yasak Krallık”, Uzakdoğu dövüşlerinin en önemli aktörlerini, en çarpıcı işlere imza atmış aksiyon koreograflarını, bu alandaki en iyi görüntü yönetmenini buluşturan ve Çin efsaneleri esas alınarak yazılmış öyküsünde Batı ile Doğu arasındaki köprüyü kurarak birkaç türü birleştiren bir seyirlik: Zamanın en hızlı aktığı filmlerden aynı zamanda.

“Tehlikeli Oyun”, “Otokrasi benzeri bir oluşum, hem de günümüzde ve Nazizm’i yaşamış Almanya’da, yeniden; hadi canım sen de!” diyenlerdensiniz, gidiniz, bir lisede salt bir sınıfta bile nasıl kolayca ve sadece 5 günde canlanabildiğini izleyip pay çıkarınız: Zeki bir film ve önemli.

“Şöhret”, Salsa Kralı Hector Lavoe ile sıra dışı bir tutku, aşk, evlilik yaşadığı karısının gerçek hikâyesinin odağında, göçmen olarak New York’ta var olabilmek, tüm dünya tanısa da yapayalnız hissedebilmek, yoksulluktan paraya, üne, kadınlara ama asla tam bir mutluluğa sıçrayamamak gibi zengin bir içeriği, etkili performanslarla unutulmaz kılıyor: Öykülemedeki teknik sağlamlık ve müziğin fonksiyonelliği ders olarak okutulabilir.

“Münferit”, gerçek olaylardan yola çıkılarak yazılmış senaryosuyla sinemamıza taze bir soluk veren polisiye – gerilim: Keşke çekim süresi ve olanakları daha geniş olabilseydi!

“Kırmızı Balon’un Yolculuğu”, büyüyüp çeşitli maddi sıkıntılar, yürekteki büyük boşluklara bağlı üzüntüler, koyu kederler yaşamaya başlamadan önceki berrak dönemde yani çocukluğunda, Simon’ın Paris’teki serüvenine eşlik ediyor: Ve bu sessiz, alçakgönüllü, ustalık içeren film, hani bir daha asla hissedemediğimiz o naif yıllarımıza çok kısa da olsa duygusal bir dönüş yaşatıyor.

“Karamel”, kadının hangi coğrafyada, nasıl acılarla, nasıl baskılarla karşılaşırsa karşılaşsın hep ‘güzel’ kalabildiğini, kötülükleri bertaraf edip salt neşeye, hüzne, aşka, bakımlı olma çabasına yoğunlaşarak anlatıyor ve kadın duyarlığını içinize işliyor: Hepimize çok tanıdık gelen beş kadın ve çevresi öyle canlı ki perdede, elinizi uzatıp dokunmak istiyorsunuz o güzelliklere.

“Burada Olan Burada Kalır” diyorsanız yanılıyorsunuz, hele bir de Vegas’da sarhoş halinizle evlenmişseniz yandınız ya da belki eğri olan doğrudur aslında; çift olarak birbirinizi çok yıpratsanız da kim bilir, belki… : Bu rollere en yakışan iki oyuncuyla çok keyifleneceksiniz ya!

“Aleksandra”, silâhların, savaşın, can alıp vermenin gölgesinden içeriye sızan gün ışığında çocuksuluğu, şefkat gereksinimini, masumiyeti görebilen yaşlı kadının rehberliğinde, insan yüreğinin iyiliğine bir yolculuk: Keşke dünyamızı hepimize can vermiş kadınlar yönetebilseydi, her şey nasıl da farklı olurdu değil mi?

“96 Saat”, kızını kadın tacirlerinin elinden kurtarmak için harekete geçen babanın önündeki toplam süre ve soluksuz bir tempoya sahip filmde bu eski ajan abartılı bir istihbarat toplama / öldürme makinesine dönüşüyor: Ancak kabûl de etmeli ki, film çağın en önemli sorunu olan kadın (genelde kadın ve çocuk) ticaretine, bazı sahnelerde çok moral bozma pahasına dikkat çekmeyi başarıyor!

(06 Mayıs 2008)

Ali Ulvi Uyanık

aliuyanik@superonline.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir