Orhan Aksoy / Sırrı Gültekin

Bir Orhan Aksoy veya Sırrı Gültekin filmini -sinemada- seyrettiniz mi hiç? Aksoy son filmini 1994 de, Gültekin ise 1993’de çekmişti; bunun için bu sorunun cevabı olumlu olmayabilir.

Gültekin, ilk kez 1939’da Bakırköy Halkevi’nde sahneye çıktı, sonra Şehir Tiyatroları, 1949’dan sonra da “oyuncu” olarak sinemada çalışmaya başladı, 1953’de Aramızda Yaşayamazsın ile yönetmenliğe başladı. Ama ben Damat Beyefendi (1962), Biz İnsan Değil miyiz (1961) ve Öfke Dağları Sardı’yı (1965) ön plâna çıkartıyorum. İkincisi ve üçüncüsü Gültekin tarafından sonraları değişik adlarla yeniden çekildi. Gültekin’in diğer birçok yönetmenin yaptığı gibi filmlerini tekrar çekme yöntemi bu filmlerle sınırlı değil. 1953-1993 arasında 124 film çekti Gültekin sinema filmi olarak, dediğimiz gibi bunlar içinde tekrar filmleri de var, ayrıca TV ve video filmleri de. Damat Beyefendi, yılların tiyatro ve sinema oyuncusu Salih Tozan için yazılmış bir senaryo (Sadık Şendil) ile çekilmiş ve başrolünü oynadığı tek (ve ilk) film olarak ilginç bir özellik taşır. Gültekin, Yeşilçam’ın tüm kalıplarını kullanan filmlerinde, düz, sade sinema dili ile orta kuşak yönetmenlerinin içinde en verimlilerindendir. Ayrıca sinemamıza getirdiği yeni oyuncular ile de değişik bir konumdadır, bu oyuncular arasında Göksel Arsoy, Mahir Özerdem, Kenan Pars, Oya Tarı, Adnan Şenses gibi isimler sayılabilir. (Bazılarını duymamış olabilirsiniz, bir kısmı uzun, bir kısmı kısa süre ile oyunculuk yapmıştır) Bu isimlere favori oyuncuları Gönül Yazar’ı, Münir Özkul’u, Özdemir Han’ı, Öztürk Serengil’i de eklemek gerekir. Televizyon için yaptığı İbişin Rüyası’nda tiyatromuzun ustalarından Naşit Özcan’in yaşamı üzerine Tarık Buğra’nın yazdığı romandan yola çıkar. ’93’de son filmini çeken Gültekin daha sonraları sektör içi faaliyetlerde bulunmuş, FİLM-SAN başkanlığı yapmıştır.

Aksoy, Şıpsevdi ile 1963’de başlıyor, yönetmenliğe, geçmişinde sinema makinistliği’nden başlayarak uzun bir serüven var. (Şıpsevdi Ajda Pekkan’ın da ilk filmdir, aynı zamanda) Aksoy benim aklıma hep Bomba Gibi Kız (1964) ile gelir. Gilda (1946) filminin bir uyarlaması olan filmde, Rita Hayworth’u Türkan Şoray, Gleen Ford’u İzzet Günay oynuyordu, Ford’un Hayworth’da attığı, popüler sinema tarihine geçmiş “ünlü” tokat sahnesi Aksoy’un filminde var mı idi, net olarak hatırlayamıyorum ama Aksoy’un filmografisinde benim için hep ön plânda olacak. Vurun Kahpeye’nin (1964) üç uyarlamasından -en tutarlılarından birini- çekmesi yanında, ilki bir ikinci versiyon olan popüler roman uyarlaması Kezban (1968) ve devam filmleri Kezban Roma’da ve Kezban Paris’te’yi çekti. Bu filmlerle sinemamızdaki sayılı cinemascope filmlerede imza atmış olan Aksoy, Gültekin gibi kimi şarkıcılı filmlerinde yeni şarkıcı /oyuncular da getirdi sinemamıza, Kederli Günlerim’de (1967) Behiye Aksoy ve Renkli Dünya’da (1980) Erol Evgin gibi. (Gerçi Evgin daha öncede beyazperdede görülmüştü: Meryem ve Oğulları / Seden – 1977) Popüler romanların -çoğu ikinci versiyon olmak üzere – Hıçkırık (1965), Samanyolu (1967) yeni çevrimlerini yaparken artık, filmlerimizde “renk”lenmişti. Romantik filmlerin yönetmeni olarak bilinirken, 1972’de Alın Yazısı ile bu tarzdan biraz uzaklaştı, bu uzaklaşma araya giren başka filmlerden sonra İstanbul 79 (1979) ile devam etti. 1994’de son filmini çekerken 87. filmini çekiyordu. 1990’da çektiği sondan üçüncü filminde bir Sabahattin Ali uyarlaması yaptı: Hasan Boğuldu (öykünün adı Hasanboğuldu’dur) Kezban filmlerinde (ve daha başka filmlerde) beraber çalıştığı Hülya Koçyiğit’in yerini Hülya Avşar almıştır artık. Amerikalı Eliot Silverstein’in The Happening filminin uyarlaması olan Varyemez’de (1992) Anthony Quinn’in yerini Kemal Sunal alıyordu. Kendini kaçıran amatörlerin başına geçerek, kaçırılmasını fırsat bilen ailesi ve dostlarından hesap soran iş adamı rolünde. Son filmi Yumuşak Ten (1994) ise aşk filmlerine bir dönüştü; bir farkla romantizm yerini erotizme bırakıyordu. Televizyonun yaygınlaştığı, yerli dizilerin başladığı günlerde dizi filmler de çekti, Aksoy.

Son yıllarda, bir çok alanda, gözle görülür değişimler geçiren sinemamızda devrini tamamlamış iki yönetmen aramızdan ayrıldı, ama filmler devam ediyor. Günün herhangi bir saatinde bir televizyon kanalında Gültekin’in veya Aksoy’un bir filmine rast gelmeniz olasılığı her zaman var. Film hangisi olursa olsun birkaç dakikanızı, bu yılların ötesinden gelen görüntülere ayırın, sizi güldürebilir veya hüzünlendirebilir, belli olmaz. Daha önce başkaca filmlerini seyretmiş iseniz, başka şeyler hatırlayabilirsiniz, daha önce hiç tanışıklığınız yoksa, Gültekin veya Aksoy’dan birkaç dakikalık görüntü iziniz olsun, belleğinize çakılıp kalmayacak olsalar da.

(12 Şubat 2008)

Orhan Ünser

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir