Nurseli İdiz’in Acı Kaybı

Sinemamızın sevilen oyuncusu Nurseli İdiz, annesi Temiz Çamlıbel’i 20 Ocak 2011 Perşembe günü kaybetti. İki gün önce rahatsızlanması nedeniyle Siyami Ersek Göğüs ve Kalp Damar Cerrahisi, Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılan Temiz Çamlıbel, hayatını kaybetti. 74 yaşında hayata veda eden Temiz Çamlıbel’in cenazesi 22 Ocak 2011 Cumartesi günü öğle namazını müteakip Pendik Çarşı Camii’nden kaldırılacak. Merhum Nafiz Çamlıbel’in eşi Temiz Çamlıbel’e Tanrıdan rahmet, kederli ailesine sabırlar dileriz.

  • Yüksek çözünürlüklü fotoğrafa haberin devamından üzerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Nurseli İdiz’in Acı Kaybı yazısına devam et
  • Türkiye’li Yönetmenler İran’lı Yönetmenler İçin Toplandı

    İran’lı yönetmenler Jafar Panahi ve Mohammad Rasoulof’a verilen ağır cezaları protesto etmek amacıyla Yeni Sinema Hareketi tarafından düzenlenen basın toplantısı ve film gösterimi Beyoğlu Sineması’nda gerçekleştirildi. Yeni Sinema Hareketi üyeleri yaptıkları açıklamada Panahi ve Rasoulof’la dayanışma içinde olduklarını, İran’lı yönetmenlere yapılan baskıları protesto ettiklerini ve “Panahi ve Rasoulof’a İçin Özgürlük” şeklinde tasarlanan logoyu filmlerinin başına koyacaklarını ifade ettiler.

  • Basın Bülteni
  • Destek Çağrısı
  • Yüksek çözünürlüklü görsellere haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Türkiye’li Yönetmenler İran’lı Yönetmenler İçin Toplandı yazısına devam et
  • Ve Sinema Programı’nda Necip Memili

    Birsen Hatipoğlu Yıldız’ın yapımcısı olduğu Ve Sinema, 22 Aralık Cumartesi günü 21:00’de TRT Haber TV’de izleyici ile buluşmaya devam ediyor.
    Ve Sinema’da bu hafta, Robert Duvall, Sissy Spacek ve Bill Murray gibi üç harika oyuncuyu buluşturan Büyük Sır; haftanın yenileri Çölde Kutup Ayısı, Ağaç, Kutsal Damacana: Dracoola ve Ayı Yogi; televizyondan sonra sinemaya da adım atan genç oyuncu Necip Memili ve en sevdikleri; basın gösterimi ardından 127 Saat filminin sinema yazarlarında bıraktığı ilk izlenimler; Kosmos ve Son Hava Bükücü ile DVD Rafı gibi çekici bölümler var.

  • Basın Bülteni
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Ve Sinema Programı’nda Necip Memili yazısına devam et
  • Christopher Nolan’ın The Dark Knight Rises Filminde Anne Hathaway de Rol Alacak

    Warner Bros. Pictures’ın yaptığı açıklamaya göre Christopher Nolan’ın The Dark Knight Rises filminde Anne Hathaway, Selina Kyle rolünü üstlenecek. Hathaway, filmde baş karakter Batman rolünde izleyeceğimiz Christian Bale ile birlikte rol alacak. Nolan, “Hikâyemizi tamamlarken Anne Hathaway’i kadromuza kattığımız ve kendisi ile çalışma fırsatı yakaladığım için çok heyecanlıyım” dedi. Filmde Tom Hardy de Bane karakterini canlandıracak. Nolan, Tom Hardy ile tekrar çalışacağı için de çok memnun olduğunu belirterek; “Batman’in en zorlu düşmanını yorumlarken Tom’un bu karaktere hayat vermesini izlemek için çok heyecalıyım.” dedi.

  • Basın Bülteni
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Christopher Nolan’ın The Dark Knight Rises Filminde Anne Hathaway de Rol Alacak yazısına devam et
  • Biutiful, Bafta Adayı

    BAFTA (İngiliz Film ve Televizyon Sanatları Akademisi), 2011 en iyiler aday listesi açıklandı. Meksikalı yönetmen Alejandro Gonzalez Inarritu’nun merakla beklenen filmi Biutiful, En İyi Erkek Oyuncu ve Yabancı Dilde En İyi Film dallarında aday gösterildi. Başrollerinde Javier Bardem, Blanca Portillo, Martina Garcia ile Felix Cubero’nun oynadığı Biutiful, 28 Ocak 2011′de Chantier Films tarafından vizyona çıkarılıyor. Filmde, baba olmayı, suçu, pişmanlığı ve ölümlülüğü, Barcelona’nın tehlikeli yeraltı dünyasında dengelemeye çalışan Uxbal’ın hikâyesi anlatılıyor. Javier Bardem’in canlandırdığı Uxbal, parasını kazanmak için hiçbir kural tanımıyor, çocukları için yaptığı fedakârlıklarda ise hiçbir sınır tanımıyor.

  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Yüksek çözünürlüklü görsele haberin devamından üzerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Biutiful, Bafta Adayı yazısına devam et
  • Burçak Evren, Film Arası’na Katıldı

    Geçtiğimiz yıl Temmuz ayında yayın hayatına başlayan ve kısa sürede geniş bir okuyucu kitlesine ulaşan aylık Film Arası Sinema Dergisi, yazar kadrosuna yeni isimler katmaya devam ediyor. Yeni yayın dönemine girdiği Ocak ayında yönetmen Murat Saraçoğlu ve Gökhan Yorgancıgil ile sinema oyuncusu Tuğrul Tülek’i yazar listesine alan derginin kadrosuna katılan son isim ise usta sinema yazarı Burçak Evren oldu. 1969 yılında gazeteciliğe başlayan Burçak Evren, Şubat ayında yayımlanacak 7. sayıdan itibaren, her ay sinema gündemini Film Arası okuyucuları için yorumlayacak.

  • Basın Bülteni
  • Web Sitesi
  • Yüksek çözünürlüklü görsellere haberin devamından üzerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Burçak Evren, Film Arası’na Katıldı yazısına devam et
  • Mahsun Kırmızıgül’den Festivaller ve Ödül Törenleriyle İlgili Açıklama

    Yönetmen – oyuncu Mahsun Kırmızıgül, önümüzdeki günlerde yapılacak olan Yeşilçam Ödülleri ve SİYAD Ödülleri etkinlikleri vesilesiyle New York’ta Beş Minare adlı filminin herhangi bir festival ve ödüllendirme etkinliğine dahil edilmemesi konusunda açıklama yaptı. Açıklama şöyle: “Yeşilçam Ödülleri ve SİYAD Ödülleri adı altında yapılan yarışmalara; jüride sinema meslek birliklerinden temsilcilerin olmaması nedeni ile New York’ta Beş Minare isimli filmimizi katmadık. Bundan sonra yapılacak olan film …”

  • Basın Bülteni
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Mahsun Kırmızıgül’den Festivaller ve Ödül Törenleriyle İlgili Açıklama yazısına devam et
  • Kutluğ Ataman’ın Beklenen Son Filmi Aya Seyahat’in DVD.si Çıkıyor

    DVD.si Zeyno Film tarafından dağıtılacak olan Aya Seyahat, ilk kez 2009 yılında, Avusturya’nın Linz şehrinde düzenlenen Mezopotamya Dramaturjileri adlı görsel çalışmalar serisinin bir parçası olarak seyirciyle buluştu. Film, Türkiye’nin doğusunda Erzincan’ın ücra bir köyünde geçiyor. Dört köylünün aya seyahat etme çabaları, siyah – beyaz fotoğraflar kullanılarak ve yöre halkından bir anlatıcı yardımıyla belgeleniyor. 1957’de gerçekleşen bu olaylar hakkında, farklı alandan kişiler görüş bildiriyor. DVD ve Kutluğ Ataman hakkında geniş bilgi facebook sayfasından edinilebiliyor.

  • Basın Bülteni
  • DVD.yi edinmek için tıklayınız.
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Yüksek çözünürlüklü görsellere haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Kutluğ Ataman’ın Beklenen Son Filmi Aya Seyahat’in DVD.si Çıkıyor yazısına devam et
  • Efsanevi Yönetmen Alejandro Jodorowsky, If İstanbul’da

    Şubat’ta 10. yaşını kutlayacak olan !f İstanbul AFM Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali çok özel bir konuğa ev sahipliği yapıyor. John Lennon’dan David Lynch’e kadar sayısız yönetmen ve sanatçıya ilham vermiş Şili asıllı yönetmen Alejandro Jodorowsky, 1989 yapımı kült filmi Santa Sangre’nin festival kapsamında gösterimi vesilesi ile İstanbul’a geliyor. Santa Sangre’nin bu yıl restore edilen kopyası, 20 Şubat Pazar gecesi, Türkiye’de ilk defa sinemada gösterilecek. Yönetmen gösterim sonrası izleyicilerin sorularını yanıtlayacak. El Topo ve The Holy Mountain gibi kült filmlerin yönetmeni Jodorowsky, maneviyat ve felsefe alanlarda dünyanın takip ettiği bir araştırmacı.

  • Basın Bülteni
  • Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Efsanevi Yönetmen Alejandro Jodorowsky, If İstanbul’da yazısına devam et
  • Türk Sinemasının Sinema Meslek Birlikleri Merkezi Açıldı

    Sinema alanındaki sekiz meslek birliğinin, telif haklarının takibini gerçekleştirebilmek amacı ile biraraya gelerek oluşturduğu “Sinema Meslek Birlikleri Merkezi” T. C. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın katılımıyla İstanbul Harbiye’de açıldı. Kültür Bakanı Ertuğrul Günay, İklimler filmi ile Avrupa’dan ilk telif hakkı alan yapımcı Zeynep Özbatur’a temsili çekini verdi. Açılışta Abdurrahman Çelik, Derya Durmaz, İsmail Güneş, Nida Karabol Akdeniz, Murat Tokat, Mahsun Kırmızıgül, Hüseyin Kuzu, Galip Gültekin, Mehmet Güleryüz, Yeşim Ceren Bozoğlu, Aydın Sayman, Yılmaz Atadeniz gibi isimler göze çarpıyordu.

  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Türk Sinemasının Sinema Meslek Birlikleri Merkezi Açıldı yazısına devam et
  • A Ay

    Rüya sadece rüyadır!

    Hep bu evi anlattı halam bana
    Ne çok anlatır
    Anlatacak ne bulur?
    Neye anlatıyorsun hala?
    Ben her şeyi gördüm bile

    Yekta’nın halasının bitmek bilmeyen anlatmalarına karşılık ekranda yazan iç cümleleridir bunlar.

    Rüya kahramanı su perisi, annesinin gölgesi ve halalar

    Yekta (Yeşim Tozan), Reha Erdem’in rüyası A Ay’ın kahramanı bir kız çocuğu. Babasını doğmadan, annesini de tanımadan kaybetmiştir. Konağı için ailesini harcayıp yatalak olmuş bir dede, tüm gün fallarla uğraşan ve konağın yarım kalan dairelerini tamamlama plânları yapan bir hala vesayetinde içinde başka bir dünya ile sessizce büyür Yekta.

    Konağın annesine ait odasına her gece gelir ve bekler annesinin gelişini. Ölmemiştir annesi ona göre. Bir sabah evin altındaki kayığa binerek, beyazlar içindeki elbisesiyle uzaklaşmıştır sessizce. Ve her gece kızını görüp gitmektedir. Ama kimse buna inanmamakta, fal ve rüya uzmanı halası Nükhet Seza (Nurinisa Yıldırım) da gördüklerinin bir rüya olduğunu söyleyerek hayra yoran tabirler devşirmektedir.

    Yekta’nın diğer halası Nehir (Gülsen Tuncer) ise kendini konaktan, kız kardeşinden, babasından, tüm geçmişinden uzaklaştırarak Burgazada’ya yerleşmiş, İngilizce öğretmeni olmuştur. Yekta’nın gördüğü tuhaf rüyalardan kimseyle konuşmamasından endişe ederek onu konaktan uzaklaştırmak, adada büyütmek isteyecektir. Ona göre Yekta bu çürümüş, ölü evi konakta biraz daha kalırsa iyiden iyiye sağlığını yitirecektir.

    Aslında yersiz değildir halasının endişeleri. Yekta’nın tüm günü evin boş odalarında bir martıyla bakışmak, pencereden denizi izlemek, dışarıda ağaçların gölgesinde düşünmek, rüyalarla gerçekleri ayırt etme çabası içinde kendi kendine konuşmakla geçer.

    Burgazada, Çocuk Başlı Martı ve Yekta’yı “norm”ale döndürme çabaları…

    Yekta adada halasının fotoğraf meraklısı, kendi halinde bir öğrencisi Nurhan’la (Arif Pişkin) arkadaşlık eder ve ona da annesinin rüyanın dışında nasıl kendisine göründüğünü anlatır durur. Ve onu evine gizlice götürüp annesini göstermeye karar verir. Ada’nın farklı havasını solumak Yekta’yı değiştirmeyecek, evine döndüğünde yine halasından dedesi Sırrı Bey’i dinlemeye, rüyalarını yorumlatmaya devam eder.

    Hafta sonları adada geçirdiği günlerde manastırın bekçisi (Münir Özkul) ile rüyalar ve insanlar üzerine gizemli konuşmalara dalan Yekta için hayatın tek gizemi annesidir. İnsan tanımadığı birini sever mi diye soranlara “Nasıl tanımam her gün gördüğüm birini” diyecektir. Yekta rüyanın içinde, rüyaları mı hayatının içinde?

    Nurhan ve Yekta’nın Annesi

    Sırrı Bey’in neden uyumadığını biliyorum Nurhan.

    Annem her gece buradan kayıkla geçiyor. Bana inan. Bana inan.

    Ve bir gece Nurhan’a annesini gösterecek Yekta. Gördüklerinin Nurhan’ın fotoğraflarına yansımayışına öfkelenerek Reha Erdem’in hayatı ve rüyayı sorguladığı sesi çınlar sesinde:

    ”gör diye!
    ne diye bunca zahmet?
    göstermek daha mı önemli?
    her gördüğünü gösterebiliyor musun?
    söylesene, her gördüğünü gösterebiliyor musun?
    rüyalarının fotoğrafını çekebiliyor musun?
    ışığın yetiyor mu?
    netliğini ayarlayabiliyor musun?
    görmeyi, sadece görmeyi biliyor musun?
    hem, ne göstereceksin?
    haberleşmek için mi?
    kimlerle?
    kendinle habersiz kaldın mı hiç?
    gösterilemeyen şeyler görüyorum hep.
    gör, sadece gör!”

    Burgazada Balıkçısı

    Yekta ada turlarında Nurhan’ı terk ederek yalnız gezintilere çıkar. Bazen manastır bekçisine rüyalarını ve gelişine kimsenin inanmadığı annesini anlatır.

    Bazen de adanın meczup balıkçısını dinler: Bu yol adanın başı. Bu yol adanın sonu. Bu yol kendine çıkar. Bu yol sürekli başladığı yere döner.

    Yekta halasının tabiriyle, Hisar ve Ada arasında, rüya ve gerçek arasında sıkışmış kalmış gerçeği sorgulamaya devam ederken bir yitik olmasıyla filmi sonlandırır Erdem.

    A Ay, Rüya, Yekta.

    Reha Erdem’in ilk uzun metraj denemesi olan 1989 Fransız – Türk ortak yapımı siyah – beyaz çekilen A Ay, yönetmenin ilk filmi olmasına rağmen Türk sinemasından ne kadar farklı bir noktada beyazperdeye katıldığını kanıtlıyor. Fransız yeni dalga sinemasıyla ve Truffaut sineması ile benzerlik gösterdiği ifade edilse de, A Ay diyaloglardaki -bana göre bilinçli- yapaylıkla özgünlüğünü korumuştur. Yönetmenin Boğaziçi Üniversitesi’nde verdiği bir söyleşide kendisinin “sinemada doğallığın yaratıcılıktan uzak olduğunu” ifade ettiğini düşünürsek bu diyalogların bir tercih olduğunu görürüz.

    Vivaldi müziği eşliğinde, kesik ve tekrarlı kareleri, fotoğraf şaheseri anlarıyla müthiş sahnelere sahip bir film A Ay. Yekta’nın rüya – yaşam anlarından birinde bir ağaca bakarak sessiz olmasını işaret ederek uçurumdan atlayışı ve bir martıya dönüştüğü sahnenin anlatımı defalarca izlenecek türden.

    Sinema ve şiiri bütünleştiren ve böylece teatral bir anlatım yaratan Erdem, finalde Münir Özkul dilinden bir Edip Cansever şiirini Fransızca söyleterek amacına oldukça naif bir şekilde ulaşıyor:

    sonra her şey birdenbire çirkin, birdenbire çirkin, birdenbire
    çirkindi
    bozuldu bir akşamüstü kıyılara çıkmak çünkü
    eller bir soğuk el resmine girip dondular
    ay çürüdü
    her şey bir hizada kaldı, bütün eşyaları kaldırdılar
    o kaldı
    bir o kaldı: gelişen korku.

    yani kutsal kitaplardaki değil ve çağdaş felsefedeki
    seçkin bir dili abartırkenki görkemli
    bir korku değil
    değil de, ne romalı bir köleninki
    ne engizisyon mahkemelerindeki, ne de
    barışsever bir yahudinin
    avlanırken duyduğu
    bir korku da değil bu
    ve bütün insan avlarında duyulan
    konuşmaya ya da telâşlanmaya
    hiç mi hiç vakit bırakmadan
    tüyler, anılar bir daha yaşasın, bırakmadan
    kocaman bir “vur!” sesi
    var ya
    o bile değil.

    gelişen bir korku bu yalnız
    umudu, umutsuzluğu
    bir anlama getiren
    anlamsız bir soy olma korkusu.

    Ve Yekta’nın dilinden “her şey böyle yarım…”

    A Ay… Bir resim. A Ay. Bir şiir. A Ay. Bir film.

    (27 Ocak 2011)

    Sibel Atagün

    sibel_atagun@hotmail.com

    28 Ocak 2011 Haftası

    “Tron Efsanesi”, deha düzeyindeki bilgisayar oyunları tasarımcısı babasının aniden kaybolmasından yirmi yıl sonra -bir şekilde- dijital dünyanın içine girerek, buradaki Sistem’i ele geçirmiş ve gerçek dünyaya sıçramaya hazırlanan ‘ana program’ ve ‘program’larla, bir ‘kullanıcı’ olarak mücadele eden genç adamın hikâyesi üzerine kurulu. Şüphe götürmez biçimde, şaşırtıcı: Sıfırdan yaratılmış bir bilgisayar sonsuzluğu içinde giderek büyüyen ve ayrıntılarla her saniye daha karışıklaşan program ağlarında, 3D teknolojisinin de katkısıyla zor bir serüven duygusu yaşamak durumundasınız. Güdümbilimsel, zor, fakat bu tür bir seyir zevkine başka bir filmde ulaşmanız henüz olası değil. Sanki kullandığınız bilgisayarın geometrisindeki karanlığın içinde, keskin ışıkların / renklerin rehberliğinde dolaştığınızı hissedeceksiniz. Ve unutmayın ki, zaman zaman ışık hızında akan dijital bir öykü olsa da, bir babayla oğlu arasındaki bağlılığın sınandığı bir duygusallık… Elektronik müziğin öncü ikilisi Daft Punk’ın, ruh halinizi bu dünyaya uyumlu hale getiren müzikleriyle filme en önemli katkıyı sağladığının altını da kalınca çiziyorum.

    TRON (1982)

    1982 yılı yapımı, Steven Lisberger’in senaryosunu yazıp yönettiği “TRON” Türkiye’de gösterime girmedi. 10 yıl sonra, Walt Disney Home Video’nun Türkiye temsilcisi AVT tarafından çıkarılan videosu raflarda yerini aldı. Aşağıdaki izlenimlerim, on beş günlük dergi Milliyet Sanat’ın 01 Mart 1992 tarihli sayısında “Videolardan Seçmeler” başlığı altında yayımlanmıştır. Günümüz bilgisayar animasyonu tekniklerinin hayal edilme aşamasında olduğu, ‘internet’ sözcüğünün bile henüz kullanılmaya başlanmadığı bir yılda çekilen film, belli ki beni çok etkilemiş.

    Işığın değişik boyutlarda yol aldığı bilgisayar evreni içinde “Yıldız Savaşları”nı yaşamak… Yoğun bir bilinçaltı jimnastiğiyle zorlu bir yolculuğa çıkmak… Enerji dolu, soluk alıp veren bir bilgisayarın içinde “sanal mı yoksa gerçek mi” sorusunun yanıtını aramak… Genç bilgisayar programcılarıyla üst düzey yöneticinin savaşına katılmak… Gücü ve despotizmi simgeleyen Merkez Kontrol Programı (MKP) ile ‘asi’ Tron Programı’nın ‘mikro devreler’ içinde müthiş ivme kazanan mücadelelerini izlemek… Animasyon tekniklerinin kompüter egemenliğinde nasıl kusursuzluğa ulaştığına ve çizgilerin düz, simetrik, soğuk dünyasında bile ‘ruh’ların nasıl var olabildiklerine tanık olmak… Şaşkınlık ve kıskançlıkla karışık bir hayranlıkla ‘mükemmel olmak’ın gerçek karşılığını yakalamak… Oscar adayı ‘kostüm tasarımı’ ve ‘ses’in ayrıntılarına kafa yormak… Sinemada çok ama çok az rastlayabileceğimiz bir teknoloji yoğun filmin duygusal açılımlarında gezinmek… Evet, evde bir film izlemek için geçerli nedenleri ve Jeff Bridges, Bruce Boxleitner, David Warner, Cindy Morgan’dan oluşan ‘kompüterize’ kadrosuyla kaçırılmaz.

    “Biutiful”, adaletten yoksun, sefil, acı insan yaşamlarının ortasında, var olması bile kocaman bir problem olan eski karısı, iki küçük çocuğu, kan işemeye başladığı safhada artık baş edemediği prostat kanseri ile ölüme giderken geride bıraktıkları için plânlar yapan, üstelik medyum yetenekleri olduğu için kalbi fazlasıyla kavrulan, 6,932 milyar kişiden bir adamın şu berbat dünyadaki son günleri. Javier Bardem adındaki oyuncunun, seyirciye aktardıklarından daha fazla, kendi kariyeriyle ilgili yaşadığı, ‘karakterin gerçekliği’ noktasındaki tuhaf deneyimi… Iñárritu, insan derilerine monte edilmişçesine anları yakalayan kamera çalışmasıyla mutsuz olmak için epey neden yüklüyor. Pesimistler, ruhları daha da ‘batmış’ şekilde çıkacak filmden.
    Uzun eleştiri için tıklayınız.

    (27 Ocak 2011)

    Ali Ulvi Uyanık

    ali.ulvi.uyanik@gmail.com

    Yeni Sinema Hareketi’nden Cafer Panahi ve Muhammed Resulov’a Destek Çağrısı

    Yeni Sinema Hareketi tarafından İranlı yönetmenler Cafer Panahi ve Muhammed Resulov’a verilen hapis cezalarını protesto etmek ve onlara destek olmak amacıyla 21 Ocak Cuma günü saat 11:00’de, Beyoglu Sineması’nda bir basın açıklaması yapılacak.
    Açıklamanın ardından Panahi’nin ceza almadan önce çektiği, 2010 Venedik Film Festivali İnsan Hakları Bölümü’nde gösterilmiş olan “The Accordion” adlı 10 dakikalık kısa filmi gösterilecek. Yeni Sinema Hareketi, herkesi İranlı yönetmenlere destek olmaya çağırıyor.

  • Basın Bülteni
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Yeni Sinema Hareketi’nden Cafer Panahi ve Muhammed Resulov’a Destek Çağrısı yazısına devam et
  • 18. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali

    Adana Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Zihni Aldırmaz, 18. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nin 17 – 24 Eylül 2011 tarihleri arasında düzenleneceğini açıkladı. Festivalin hazırlık çalışmaları sırasında Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması yönetmeliğinde önemli bir değişikliğe gidilerek digital formatta çekilmiş filmlerin de yarışmaya başvurabilmesinin önü açıldığını kaydeden Zihni Aldırmaz, festivalin 2011 yılı yarışma yönetmeliklerinin ve geçen yıl toplam 463 bin TL. olan ödül miktarındaki artışın da Şubat ayı başında festivalin resmi web sitesinden duyurulacağını açıkladı.

  • Basın Bülteni
  • Web Sitesi
  • sadibey.com yazarlarının eleştirileri, diğer haberler, basın bültenleri, yarışacak bazı filmler hakkında geniş bilgiler ve yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    18. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali yazısına devam et
  • Sinemacılık ve Filmcilik Yararına Bağımsız İletişim Platformu