S

Sabahattin Ali

Duvarlarda aile ve artist fotoğrafları, kenarda, hanıma ait olduğu anlaşılan bir kitap rafında, yirmi beş kuruşluk birkaç romanla moda mecmuaları vardı. (Sabahattin Ali, Kürk Mantolu Madonna, Yapı Kredi Yayınları, 123. baskı: İstanbul, Şubat 2026, Sayfa 10)
*****
Otelin altındaki kahvede gramafon tam bu saatlerde sesini son haddine kadar yükseltiyor ve yanı başımızdaki odada yatan Suriyeli bar artisti, işine gitmek için tuvalet yaparken Arapça şarkılarının en cırtlaklarını bu sıralarda söylüyordu. (Sabahattin Ali, Kürk Mantolu Madonna, Yapı Kredi Yayınları, 123. baskı: İstanbul, Şubat 2026, Sayfa 32)
*****
Caddenin iki tarafı gazinolar, sinemalar, tiyatrolarla kaplıydı. (Sabahattin Ali, Kürk Mantolu Madonna, Yapı Kredi Yayınları, 123. baskı: İstanbul, Şubat 2026, Sayfa 63)

Sait Faik Abasıyanık

Ne sinemalarda ne de Sarhoş Mehtap’ta böylesini görmüştü. (Sait Faik Abasıyanık, Lüzumsuz Adam, İthaki Yayınları, 1. Baskı, Temmuz 2025, İstanbul, Sayfa 62)
*****
Ben rejisör² olsam pişman olmuş adamın yüzünü böyle saklardım, diye düşündüm.
²Rejisör: Yönetmen. (Sait Faik Abasıyanık, Lüzumsuz Adam, İthaki Yayınları, 1. Baskı, Temmuz 2025, İstanbul, Sayfa 67)
*****
Düz kalın burnunun kenarlarına doğru taşkınlığı ile bir hizada kesilmiş kara bıyıkları yüzünün keskin hatlarını yumuşatıyor; ona, ayağını bir dost yüzünden kaybetmiş, artık bu kaybedilmiş ayak yüzünden gelmeyecek olan sevgilisini neşeye yakın bir hüzünle bekleyen bir Şarlo hâli veriyordu. (Sait Faik Abasıyanık, Lüzumsuz Adam, İthaki Yayınları, 1. Baskı, Temmuz 2025, İstanbul, Sayfa 72)
*****
Sonra güzelce giyinir, vakit geçmemişse sinemaya giderler. (Sait Faik Abasıyanık, Lüzumsuz Adam, İthaki Yayınları, 1. Baskı, Temmuz 2025, İstanbul, Sayfa 75)
*****
Üsküdarlı Sevim, bir sinema artisti kadar güzeldir bugün. Bakarsın, hiçbir İstanbullu rejisörün tarif edemeyeceği kadar saf bir mahalle kızı hâliyle insana zevk, hüzün, dostluk, karasevda aşılar. Bakarsın Marlene Dietrich hanımın yapamayacağı orospuluğu yapar. Cıgarasını öyle üfler, öylesine bacaklarını üst üste atar ki hani vapurun yarım saat sonra kalkacağını bilmese, o zamana kadar dayanacağını tahmin etmese, “Şehvet Kurbanı” filmini görmemiş olsa, hatta hanımından ufak boylu sopa yemeyeceğini hesaplayabilse, bu yirmisekiz yıllık memur efendi bile işi, bir akşamlık, hayatında son defa olmak üzere azıtabilirdi. (Sait Faik Abasıyanık, Lüzumsuz Adam, İthaki Yayınları, 1. Baskı, Temmuz 2025, İstanbul, Sayfa 77-78)

Sakıp Sabancı

Babam, Erciyas otel, çarşı ve sinemasının yapımında Mustafa Özgür’le yüzde elli-yüzde elli ortaklık yaptı. 1945-1949 yılları arasında önce dükkânlar, arkasından otel ve daha sonra da lokanta ile sinema yaptırıldı. (Sakıp Sabancı, Hayatım, Doğan Kitap, 9. Baskı, Mayıs 2004, Sayfa 74)
*****
Erciyas Sineması o günün ölçülerinde 1.200 koltuğuyla Adana’nın, belki de Çukurova’nın en büyük sinemasıydı.
Sinema yapılırken koltuk sayısı babam için bir büyüklük ölçüsü haline gelmişti. Her gün mimara sorardı: “Kaç koltuk olacak?”, “900 Hacı Ağa…” “Gel sen şunu 950 yap…” derdi babam. Pazarlıklarla koltuk sayısını 1.200’e kadar çıkarttırmıştı.
İstanbul’da tanınmış bir kişi olan İpek Film şirketi sahibi Cemil Filmer sinemayı kiraladı. Babam kira mukavelesine bir madde koydurdu. Sinemanın 8 numaralı locası bizim ailenin olacaktı. Bina çarşının tam ortasında olduğundan, bu 8 numaralı loca bizim ailenin uğrak veya buluşma yeri gibi kullanılırdı. (Sakıp Sabancı, Hayatım, Doğan Kitap, 9. Baskı, Mayıs 2004, Sayfa 82)
*****
Sadun Tanju şöyle anlatır:
Adana, sinemaları, lokantaları, otelleri, gazinoları, barlarıyla, paytoncuların yolda pazarlık kestiği özel aşk evleriyle, bekâr erkek hayatının hayli renklendiği bir yer olup çıkmıştı. (Sakıp Sabancı, Hayatım, Doğan Kitap, 9. Baskı, Mayıs 2004, Sayfa 74)
*****
Benim en büyük tutkum sinemaydı.
O zaman Türk artistlerinden Neriman Köksal, yabancı artistlerden Tyrone Power ve Rita Hayworth ile Ava Gardner’a hayrandım. Adana’da Tan Sineması “36 kısım tekmili birden” denilen uzun Zoro filmleri oynatırdı. Filmler bir başladı mı, sürer giderdi. Biz kardeşlerimle akşam eve dönme vaktini ayarlar, babam gelmeden evde olurduk.
Erciyas Palas’ta sinema yapıldığında babam yarı şaka yarı ciddi bizi karşısına aldı, “Hadi bakalım, o sinema senin bu sinema benim dolaşmanızdan kurtulmak için size sinema yaptım… Doyun sinemaya…” dedi. (Sakıp Sabancı, Hayatım, Doğan Kitap, 9. Baskı, Mayıs 2004, Sayfa 83)
*****
Sinema sevgim kabarınca, on beş-on altı yaşlarında artist olmayı düşlemeye başlamıştım. (Sakıp Sabancı, Hayatım, Doğan Kitap, 9. Baskı, Mayıs 2004, Sayfa 83)

Bir yanıt yazın

Sinemacılık ve Filmcilik Yararına Bağımsız İletişim Platformu