Yazdığım Her Şey Sana Dair / Hayatımın Şarkısı

‘Bir şarkı hayat kurtarır mı?’

John Carney’nin önceki filmlerini izlediyseniz bu soruya yanıtınız evet olacaktır. İrlandalı yazar yönetmen 2006 yılında bir Sundance klasiği olan ilk uzun metrajı ‘Once’ ile radarımıza girmiş, aynı yıl filmden Glen Hansard ile Markéta Irglová eseri ‘Falling Slowly’ En İyi Film Şarkısı dalında Oscar’a kadar uzanmıştı. 1972 doğumlu sanatçının 90’lı yılların başlarında bir rock grubunun üyesi olduğunu biliyoruz. Nitekim Carney’nin maalesef bize ulaşamayan sonraki filmleri ‘Sing Street – Şarkı Sokağı’ (2013) ve ‘Flora and his Son – Flora ile Oğlu’nda (2016) hep müzik sevdasının birleştirdiği büyük aşklar ve dostlukların hikâyesi üzerinedir.

Yaz mevsiminin güzel bir sürprizi olarak sinemalarımıza düşen taptaze son filmi ‘Power Ballad / Hayatımın Şarkısı’ yönetmenin çizgisinde yeni bir sayfayı, bu defa daha farklı bir etkileşimin örneğini haberliyor. Öykünün kahramanlarından Rick Power (Paul Rudd), gençlik yıllarının yıldız olma hayallerini çoktan geride bırakmış, 40’lı yaşlarda Amerikalı bir rock şarkıcısıdır. Dublin turnesi sırasında aşık olup evlendiği karısı Rachel (Marcell Plunkett) ve taze ergen kızı Aja (Beth Fallon) ile birlikte mütevazı bir yaşam kurmuş, İrlanda taşrasında yaşı kemale ermiş arkadaşlarıyla kurduğu grupla düğün müziği yaparak hayatını kazanmaktadır.

Adamımız ‘Bride & Groove’ adını verdikleri grubuyla yakınlardaki bir malikane düğününde sahne aldığı gece damadın yakın dostu, eski ‘boy band’ şarkıcısı Danny Wilson (Nick Jonas) ile karşılaşır. Daha doğrusu, düğün sahibinin nazik ricası üzerine genç adamla birlikte düet yaparlar. Stevie Wonder’ın ölümsüz hiti ‘I Wish’de o denli ahenkli bir birliktelik yakalarlar ki, farklı jenerasyondan iki müzisyenin diyaloğu davet sonrasında da sürer. İkili Danny’ye tahsis edilmiş lüks süitte gün ağarıncaya kadar müzik üzerine sohbet eder, çalar söylerler. Umutları, müzik kariyerlerindeki özlemleri üzerine konuşurlar. Carney’nin müzik tutkusuyla birleşen yüreklerin çarpıntısını bir kez daha duyarız.

Rick ununu elemiş, eleğini asmıştır ama 27 yaşında artık geçmişin yıpranmış ‘Boyband’ şöhretini aşması gereken Danny’nin ününü tazelemeye, insanları cezbedecek yeni bir hit şarkı bulmaya şiddetle ihtiyacı vardır. Kurt prodüktörünün (Jack Reynor) ifadesiyle lüks malikanesini, arabalarını, hatta menajerini kaybetmemek için buna zorunludur. Genç adam jamming gecesinden kalan ezgilerle piyanosunda sörf yaparken aradığını bulur. Rick’in ‘yalnızca tek bir kız için kaleme aldığım’ dediği ‘seni tanımasam nasıl şarkı yazardım’ sözleriyle başlayan şarkısına, kulak misafiri olan kız arkadaşı da hayranlıkla onay verince Danny harekete geçer. Filme özgün adını veren bu zarif ballad beklenenin ötesinde ilgi görür. Şarkı 500 milyonu aşan tıklama ile herkesin dilinde dolaşırken Danny kaldığı yerden yeni bir zirveye doğru yol almaya başlar. Yıllar önce yazmış olduğu şarkıyı bir AVM’de çalınırken ilk kez işiten Rick garip duygular içerisindedir. Şarkıyı kendine mal eden Danny şan şöhrete ulaşıp, solo kariyeri hızla yükselirken, Rick hem maddi hem manevi hakkını almak için bu işin peşini bırakmama ve gruptan arkadaşı can dostu Sandy (Carney ile birlikte senaryonun da ortağı olan Peter McDonald) ‘Zümrüt Ada’ İrlanda’dan Los Angeles’a uzanan yol serüveninde hakkını arama kararı alır.

Carney son filminde sıcak ezgilerle inşa edilen dostluk ve sevgi bağlarının ötesine geçerek müzik endüstrinin acımasız çirkin yüzünü göstermek; güçlünün güçsüzün üzerinden geçtiği bir yarış alanına dönmüş olan gösteri dünyasının ikiyüzlü yapay dünyasını sergilemek istemiş. Buna rağmen bu bir ‘intikam’ filmi değil. O büyülü gecede kafalar iyiyken görmüş geçirmiş rock şarkıcısı ile kurduğu ilişki Danny için de öylesine unutulmazdır ki, gecenin sabahında 1952 model vintage gitarını emektar düğün şarkıcısına hediye olarak bırakmıştır. Ancak rekabetçi endüstride ince duygulara yer yoktur. Prodüktörünün dikte ettiği biçimde Rick’in aramalarına asla yanıt vermeyecek, ‘o basit ezgiyi uluslararası bir hit şarkıya dönüştürmek o kadar kolay mıdır’ söylemine sığınmayı seçecektir.

‘Hayatımın Şarkısı’ Temmuz sıcağında ruhları serinleten, günlük hırs ve ihtirasların ötesinde, tüm olumsuzluklara rağmen kalbe dokunan gerçek müziğin yaraları onaracağı duygusunun bir kez daha altını çizen bir güzel Carney filmi olarak izlenmeyi hak ediyor. Rick’in talihine benzer bir biçimde Hollywood cangılında beklediği yerlere gelememiş Paul Rudd ile 90’lı yılların başlarında Jonas Brothers’ın yeni yetme üyesi olarak çok genç yaşında şöhreti tatmış Nick Jonas’ın gerek tekli, gerek düet performansları gerçek hayatlarından kurgulanmış bir belgesel tadında hayranlıkla izleniyor.

(23 Temmuz 2026)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Bir yanıt yazın