2. Uluslararası Kan Film Festivali’nin Yarışma Sonuçları Açıklandı

Türkiye Kan Hastalıkları Federasyonu tarafından Adana’da düzenlenen 2. Uluslararası Kan Film Festivali (2nd International Blood Film Festival), kapsamında yapılan kısa film yarışmasının kazanan filmler açıklandı. Yapılan açıklamaya göre En İyi Kısa Film Ödülünü Sinem Çubuk’un Bu Benim adlı filmi kazandı. İkincilik Ödülü Cevher Hikmet Güzey’in Önce Hayat adlı filmine, Üçüncülük Ödülü ise Hazal Özüyılmaz’ın Hayallerimi Eksik Bırakma adlı filmine verildi. Ödül kazanan filmlerin linklerine haber devamından ulaşabilirsiniz.

2. Uluslararası Kan Film Festivali’nin Yarışma Sonuçları Açıklandı yazısına devam et

Erkeklik Öldü mü Atıf Bey

Çilingir Sofrası (Sadi Bey’in Facebook Günlükleri):

Ankara Uluslararası Film Festivali’nin verdiği ilhamla Nostalji’nin hikâyesi: Ortadoğu Teknik Üniversitesi’ni kazanmışsınız, Ankara’ya geliyorsunuz. Bahçelievler’de ev tutmuş, o güzel öğrencilik yıllarınıza başlamışsınız, bir yandan tahsilinizi yapıyorsunuz, diğer yandan sanat faaliyetlerini takip etmeye başlıyorsunuz. Sinemalar, tiyatrolar, sergiler, hayat sürüyor. O zamanlar, yani gençlik zamanı nostalji diye bir kavramın varlığından haberiniz yok, çünkü farkında olmadan onu tesis etmektesiniz. Sonra hayat rüzgârı esmeye başlıyor ve sizi memleket sathına savuruyor. Nostalji hikâyesinin başlangıç bölümü insanların mekânları terk etmesiyle sona eriyor. Yıllar geçiyor, 28 yıl kadar, şehre dönüyorsunuz. Anılar size hatırlattığı için önceki yıllardaki mekânları aramaya başlıyorsunuz. Çoğunu bulamıyorsunuz, çünkü kapanmışlar, yıkılmışlar, yol veya yeşil alan olmuşlar. Tesadüfen bir tanesine rastlıyorsunuz. Direnmiş, hâlâ öğrencilerin şen kahkahalarına eşlik ediyor. İçeriye girip sessizce dolaşıyorsunuz, garson soruyor: “Buyurun beyefendi ne aramıştınız?” Sizin kenarda köşede eski anıları aradığınızı bilmiyor tabi ki, “Şöyle bir dolaşıyorum,” deyip yavaşça çıkıyorsunuz dışarı. Muhtemelen genç garson sizin ne yaptığınızı anlamadan arkanızdan bakıyor. Sinemaları arıyorsunuz, çünkü oralarda da iz bırakmıştınız. Batı Sineması, Derya Sineması, Nergis Sineması, Gölbaşı Sineması’nı arıyorsunuz. Sizin film seyrettiğiniz mekânların bazıları başka yerlere dönüşmüşler, yabancılaşmışlar. Bulamadıklarınızı zamane gençlerine sormayın, çünkü “Aaa burada sinema mı varmış?” diye soruyu size çevirdiklerinde aradığınızı ikinci defa kaybetmiş gibi oluyorsunuz. Nostalji hikâyesinin bu bölümünde mekânlar insanları terk etmiş oluyor. 28. Ankara Uluslararası Film Festivali’nde, yıllar önce çok sevdiğiniz filmleri yeniden izleyince bazılarından pek tat alamadığınızı fark ediyorsunuz. Zamanında usulen izlediğiniz ve oldukça sıkıldığınız klasik filmlerin ise sırrına ulaşıp hayran oluyorsunuz. Ve artık kanaat getiriyorsunuz ki eski zamanlar gitmiş, geri gelmesi mümkün değil; yeni zamanlardaki umudun peşine düşmek gerek. (03 Mayıs 2017)

Sadi Bey’in Bey’in Beyazperde Yazıları: Habersiz gelen muson yağmuru ödülümüz olmuştu. (Gerçeğin İki Yüzü-The Last Face, Yön: Sean Penn) (03 Mayıs 2017)

Basından bir arkadaş ile haftada birkaç kez WhatsApp’tan yazışırız. Hangi filmin basın gösterimi olduğunu genelde o bana sorar. Dün akşam sormayacağı tuttu, ben de muziplik olsun diye doğrudan bugün öğleden sonra gösterimi yapılacak olan filmin adını yazdım: “Çam Yarması”. “Ayıp oluyor ama abi” gibi sitemli bir cevap beklentisine girdim. Sağ olsun kendisi hoşgörülü ve kalender bir arkadaştır beklemediğim bir cevap yazdı: “Buyur”. Gösterimde rastlaştığımızda neden alınmadığını sordum. “Abi ben ufak tefek bir adamım, Çam Yarması gibi iri değilim ki, niye alınayım.” diye cevap verince “O zaman sana Selvi Yarması diye mi hitap edeceğiz?” diye sordum, gülüştük. “Çam Yarması” filmi sinema perdesine gelmeyi başarmış her film gibi en azından asgari bir takdiri hak ediyor ancak filmcilerin de seyirciye saygı göstermesi gerek. Filme sanki geniş bir ailenin tüm fertleri katkıda bulunmuş. Jeneriğin yarısında Kuşçu soyadı geçiyor, ancak jenerik yazılımına gerekli özen gösterilmemiş, soyadı çok yerde Kuşcu, Kusçu şeklinde iki şekilde geçiyor, afişte ise Kuşçu olarak yazılmış. (03 Mayıs 2017)

Bugün başlayan Eskişehir Film Festivali’nin az bilinen -çok önemli- bir özelliği de Sadi Bey’e Emek Ödülü veren ilk festival olmasıdır. Sevdiğim festival bu seneki duyuru ve davetlerini 02 Mayıs’ta, festivale bir kaç gün kala yaptı. Daha önceden gelen çağrılara angaje olduğumdan festivale bu sene katılamıyorum. Ancak programda gözüme çarpan, baş rolünde Onur Ödülü verilecek olan İzzet Günay’ın oynadığı “Beni Osman Öldürdü” filminin verdiği çağrışımla seneye 20. festival için 2 adet film önereyim dedim. Sinemada iki yönetmenin film isimleriyle birbirlerine serzenişte bulunduğu başka örnek var mıdır, bilmiyorum ama “Allah Cezanı Versin Osman Bey” (1961) ile “Erkeklik Öldü mü Atıf Bey” (1962) filmleri sinemamızın ünlü yönetmenleri Atıf Yılmaz ile Osman Fahir Seden’in genç yaşlarında birbirlerine film isimleriyle yaptıkları sitemler olarak sinema tarihimize yazılmıştır. Eskişehir Film Festivali önümüzdeki sene bu filmleri gösterirse izleyicilerinin nostaljik gülümsemelerine vesile olacağına eminim. (05 Mayıs 2017) Festival emekçisi Ali Sönmez’den Ek: Açılışını Yeşilçam’ın en ünlü dev kadrolu komedi filmi “Badem Şekeri”ni göstererek ve iki efsanevi kadın oyuncusu Türkan Şoray ile Fatma Girik’i aynı sahnede buluşturarak yaptığımız Malatya Film Festivali, ilk senesinde tasarladığımız gibi “Komedi Filmleri Festivali” olarak sürseydi, Bursa İpek Yolu ve Malatya Film Festivalleri’nin danışma kurullarında beraber görev aldığımız sevgili İzzet Abi’nin sempatik filmlerinden biri olan ve Öztürk Serengil’in “kült” sayılacak Abidik Gubidik Twist yorumunu da içeren “Beni Osman Öldürdü” (ki yönetmeni Osman Fahir Seden’dir) ve önerdiğiniz “derin anlamlı” (!) filmler de “Yeşilçam Komedi Klasikleri” arasında gösterilecekti!.. Arada bir bilene danışmak şart!

(14 Mayıs 2017)

Sadi Çilingir

sadicilingir@sadibey.com