Anne, Kız ve Sınıf İlişkileri

‘Annemle Geçen Yaz’ açılış sahnesiyle ele alacağı temaları zekice aktarabilen Brezilya yapımı ilgiye değer bir film. Zengin evinin yatılı hizmetçisi Val’in dadılığını yaptığı küçük Fabinho’yu yüzme sonrası şefkatle kuruladığı sırada cep telefonundan uzun bir süredir yüzünü görmediği kendi öz kızı ile telefon konuşmasına tanık oluyoruz bu sahnede. Hizmetkâr kadın kocasıyla arası bozulduktan sonra başkent Sao Paulo’ya gelmiş ve eli ayağı olduğu ailenin yanında çalışmaya başlamış, onun gönderdiği parayla üvey anne yanında büyümüş küçük Jéssica.

Aradan yıllar geçmiş, iş hayatının yoğunluğu içinde gerçek annesinin ilgisinden uzak 15 yaşına erişen Fabinho sevecen dadısını ikinci bir anne yerine koymuştur (filmin İngilizce adı ‘The Second Mother’ buradan geliyor, özgün adı ‘Que Horas Ela Volta? ise -Jéssica’nın ağzından- ‘Ne Zaman Geri Döneceksin?’ anlamında). Val 13 yıl boyunca sadakatle hizmet etmiştir aileye. Emeklerini takdir eden ev sahipleri Barbara ve Dr. Carlos kendisini ailenin bir ferdi olarak kabul ederler. Bir köle Isaura devri geride kalmıştır belki ama ülkenin sömürgeci geleneğinden gelen sınıf ilişkilerinin sessiz kuralları geçerliliğini sürdürmektedir. Val sistemin dikte ettiklerini sorgulamaz. 13 yıl boyunca evin yüzme havuzuna ayağını sokmamıştır. Kimin hangi dondurmayı yiyebileceği, kimlerin geniş misafir odasını kullanabileceği konusunda yukarıdan emredileni tartışmasız kabullenir.

Evin güç dengesi Val’in yetişkin kızının ziyaretiyle değişmeye başlar. Ayakları üzerinde duran, akıllı bir kızdır Jéssica. Giriş sınavları için ilk kez ayak bastığı başkentin gözde üniversitelerinden birinde mimarlık okumaya niyetlidir. Onun gelişiyle evin dinamikleri sarsıntıya uğrar. Ergenlik döneminin endişe ve kırılganlıklarını yaşayan Fabinho ikinci anne bildiği dadısını kıskanır. Aileden zengin depresif Dr. Carlos, cesur ve alımlı genç kız ile yeni bir başlangıcın hayalini kurar. İşkolik Barbara yüzeydeki hoşgörüsünün ardına gizlenmiş kibriyle genç kızın varlığından duyduğu rahatsızlığı dile getirmekte fazlaca gecikmez. Val ise ikinci sınıf vatandaş muamelesi gördüğü halde sesini çıkarmadığı için kendisini eleştiren kızına karşı şaşkın ve mahçup ne yapacağını bilemez önceleri. Kızının yetişme döneminde yanında olamadığı için hep suçluluk duymuş olan emektar kadın için sadakati ve fedakârlıklarının sınırlarını gözden geçirme vakti gelmiştir artık.

Anna Muylaert’in yazıp yönettiği bu güzel film sorunlu bir ana kız ilişkisi ile sınıf ilişkilerini ustaca harmanlamış. Brezilyalı sinemacının kişisel gözlemlerine dayanan ve sinemaya yeni başlayanlar gerçek bir ders niteliğinde olduğunu düşündüğüm senaryosu mükemmel. Ülkesinin sömürgeci geçmişinden izler taşıyan hikâyesini evrensel kılmayı bilmiş Muylaert. Patronlarının çıkarını kendi menfaatlerinden önde gören, sonsuz bir sadakatle onlara kayıtsız şartsız itaat eden emekçi kadın portresinin tam karşısına yerleştirdiği Jessica’yı bir süper kahraman olarak gördüğünü ifade ediyor kadın yönetmen. Onu hem kadınların, hem sömürülen emekçilerin haklarını savunan gözüpek genç kuşağın temsicisi olarak çizdiğini ifade ediyor. Kesin çizgilerle birbirinden ayrılmış iyiler ve kötülerin dünyası değil perdeye yansıyan. Kendi kırılganlıkları, kibirleri ve zaaflarıyla her iki sosyal sınıftan karakterleri ilgiyle izliyoruz.

Çok dramatik meseleleri dile getirirken mizah unsurunu mükemmel kullanışıyla dengeyi tutturuyor sinemacı. Yemek masasında aile fertlerinin cep telefonlarına yumuluşu, Val’in yeni model eksantrik bir termos ve kahve takımı ile mücadelesi gibi bölümler filmin sergilediği ağır çatışmaları hafifletiyor. ‘Viski’den hatırladığımız Uruguaylı Barbara Alvarez’in görüntüleri eşliğinde Brezilya sinemasının divalarından Regina Casé ile gencecik Camilla Mardila’nın Sundance ödüllü incelikli performansları harikalar yaratıyor. Muylaert’in üzerinde çalıştığı yeni projesi ‘Sadece Bir Anne Vardır’ı bekleme listesine alırken haftanın en iyi filmi ‘Annemle Geçen Yaz’ı kaçırmamanızı tavsiye ediyoruz.

(21 Mayıs 2016)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Baksı: Ütopyadan Gerçeğe

Bahriye Kabadayı Dal’ın yönettiği Baksı: Ütopyadan Gerçeğe belgeseli, bir sanatçının sırtında dev bir müze ile köyüne dönüşünün öyküsünü anlatıyor. Sanatçı Hüsamettin Koçan tarafından Bayburt’un Bayraktar köyünde kurulan Baksı Müzesi, dünyaca ünlü rakiplerini geride bırakarak 2014 Avrupa Konseyi Müze Ödülü’ne lâyık görüldü. Belgesel film, kurduğu düşü gerçekleştiren sanatçı ile sanatın merkez dışında varolma biçimine dair kolektif bir çabayı konu alıyor. Filmin ilk gösterimi 8. TRT Belgesel Film Günleri kapsamında, 14 Mayıs Cumartesi günü saat 20:15’te TRT Harbiye İstanbul Radyosu’nda (Harbiye) gerçekleştirilecek.

  • Basın Bülteni
  • Fotoğraflar
  • Facebook
  • Fragman

Osman Şahin’in Unutulmaz Öyküsünden Uyarlanan Mezarcı Filminin Çekimleri Sona Erdi

Osman Şahin’in öyküsünden uyarlanan Mezarcı filminin son çekimleri Fransız Katolik Mezarlığı’nda yapıldı. Talip Karamahmutoğlu’nun yönettiği, oyuncu kadrosunda Emre Altuğ, Orhan Aydın, Nilay Erdönmez, Mustafa Uzunyılmaz, Turan Özdemir, Sadık Gürbüz, Hikmet Karagöz ve Adem Yılmaz gibi isimlerin yer aldığı Mezarcı filminin çekimlerinin büyük bir bölümü Muğla ve ilçelerinde gerçekleştirildi. Filmin ilk tanıtım videosu önümüzdeki günlerde sinemaseverlerle buluşacak.