Adalet

Antoine Fuqua’nın yönettiği ve Denzel Washington, Morton Csokas, Chloe Grace Moretz ile David Harbour’un oynadığı Adalet (The Equalizer), 26 Eylül 2014’de Warner Bros. dağıtımıyla Warner Bros. tarafından vizyona çıkarıldı.
McCall, Rus gangsterlerinin kontrolündeki Teri adında genç bir kızla karşılaştığında ona yardım etmesi gerektiğini düşünür. Emekliye ayırmış olan McCall’un içindeki adalet arzusu tekrar uyanır. Sahip olduğu gizli kabiliyetleri sayesinde güçsüzlere, onlara karşı gaddarca davrananlardan öç almak için yardım eder. Kimin sorunları varsa ve başka gidecek yeri yoksa, McCall yardım edecektir. O Adalet’tir.

  • Basın Bülteni
  • Fotoğraflar
  • Web Sitesi
  • Fragman
  • IMDb

Adalet yazısına devam et

Açık Pencereler

Nacho Vigalondo’nun yönettiği ve Elijah Wood, Sasha Grey, Neill Maskell ile Ivan Gonzalez’in oynadığı Açık Pencereler (Open Windows), 12 Eylül 2014’de Warner Bros. dağıtımıyla Codex Medya tarafından vizyona çıkarıldı.
Nick, o gece aktrist Jill ile tanışacaktır. Bir yarışmada ödül alarak, yeni filminin tanıtımında Jill ile yemek yiyecektir. O sırada Nick’e, Chord adında bir kişiden telefon gelir, Jill randevuyu iptal etmiştir. Chord, Nick’e bu durumu toparlayabileceğini ve gecenin geri kalanında Jill’i kişisel bilgisayarından takip edebileceğini söyler. Başta keyifli gibi gözüken bu durum, büyük bir kâbusun başlangıcı olacaktır.

  • Basın Bülteni
  • Fotoğraflar
  • Fragman
  • IMDb
  • Ali Erden Yazıyor

Fransa Böyle Daha Güzel

Sürpriz Damatlar (Qu’est-ce qu’on a fait au Bon Dieu?)
Yönetmen: Philippe de Chauveron
Senaryo: Philippe de Chauveron-Guy Laurent
Müzik: Marc Chouarain
Görüntü: Vincent Mathias
Oyuncular: Christian Clavier (Claude), Chantal Lauby (Marie ), Ary Abittan (David), Medi Sadoun (Rachid), Frédéric Chau (Chao), Noom Diawara (Charles), Fréderique Bel (Isabelle), Julia Piaton (Odile), Emile Caen (Ségolene), Elodie Fontan (Laure), Pascal N’Zonzi (André), Salimatra Kamate (Madeleine), Tatiana Rojo (Viviane)
Yapım: UGC-Les Films du 24 (2014)

De Gaulle hayranı bir babanın dört kızının dört göçmenle evliliğini anlatan hiciv yüklü “Sürpriz Damatlar”, önyargının anlamsızlığını gösteren harika bir film.

Film, Claude ve Marie Verneuil çiftinin, iki kızının Chinon şehrindeki nikâhlarıyla açılıyor. Isabelle, Cezayirli Müslüman Rachid Benassem’le, Odile de Yahudi David Benichou’yla nikâhlanıyor. Bir yıl sonra da Ségolene Çinli Chao Ling’le evleniyor. Rachid avukat, Chao bankacı ve David de bankadan kredi bulup iş kurmayı düşünüyor. Bu yüzden Chao’yla iyi geçinmesi gerekiyor David’in. Claude ve Marie’nin küçük kızları Laure’un sürpriziyle karşılaşmadan önce bu durumları hazmetmeleri gerekiyor. Marie hoşgörülü gibi görünse de ruhunun derinliğinin bir yerinde ırkçılık var mıydı? Laure’un damat adayı Fildişi Sahilli tiyatro oyuncusu Charles Koffi ortaya çıkana kadar önyargıları derinlerde Marie’nin.

Fransızların başka kültürleri…

Filmin içinde dolaşırken, ırk, inanç ve kültürel farklar, yönetmenin ironik anlatımıyla insanı kahkahaya boğuyor. Yönetmen, önyargının ve uzaktan bakmanın herkeste olduğunu fark ettiriyor. Verneuil ailesinin Müslüman, Yahudi ve Çinli damatlarının birbirlerine karşı “sert olmayan” iğnelemelerinde bile önyargılara dokunabiliyorsunuz. Charles’ın asker emeklisi babası André bile önyargılı. Bu önyargı denen şey din, ırk ve kültür ayrımı yapmıyor işte. Paris’te okumuş evin dört kızı Isabelle, Odile, Ségolene ve Laure önyargısız. Bir de Charles’ın annesi ve kız kardeşleri de öyle. Fransız toplumu, yükselen aşırı sağ politikalarına karşı göçmenlerle evlenme konusunda açıklar. Kültürleri ve dinleri ne olursa olsun.

Sonunda ve hiç beklenmedik bir anda küçük kızları Laure, anne-babasına son sürprizi açıklıyor. Marie, Fildişili damat Charles’ın Katolik olmasıyla teselli buluyor. Hiç olmazsa nikâhı kilisede yapabilecekler. Son damadının siyah olduğumu gören sağ liberal Le Figaro Gazetesi ve bu gazetenin yayınlarını takip eden tanınmış avukat Claude, küçük sarayı andıran malikânesinin küçük ormanını testereyle doğrayarak şoku atlatmaya çabalarken, Marie de küçük bir depresyona düşüyor. Temmuzdaki düğüne Charles’ın ailesi geldiğinde başka bir eğlence başlıyor. Fransa’ya yerel kıyafetleriyle gelen André’yle Claude arasındaki tek ortak nokta De Gaulle. Balık avında dostlukları derinleşiyor Claude ve André’nin. Filmin başlarındaki bebeğin sünnet sahnesiyle peşinden gelen yemek sahnesi harikaydı. Ama, Marie’nin günah çıkartırken pederin odada tablette alışveriş sayfalarını takip etmesi çok eğlenceliydi. Katolikler kapitalizmle epeydir kol kola değil miydi? Siz de belki eğlenceli anlar bulabilirsiniz. Film bunu vadediyor. Akıcı bir sinema anlatımı olan 2014 yapımı “Qu’est-ce qu’on a fait au Bon Dieu?-Sürpriz Damatlar”, insanı önyargılarıyla karşılaştırırken bol bol da kahkaha attırıyor. Yönetmen Philippe de Chauveron’un bu iyi yazılmış ve oynamış filmini görmeli. Tüm oyunculuklar muhteşemdi. Film, mekânlarıysa Paris ve Chinon şehirlerinden. Elbette Fildişi Sahili’nden de anlar yansıyor perdeye.

(20 Ağustos 2014)

Ali Erden

ailerden@hotmail.com

9. Kaunos Altın Aslan Türk Filmleri Festivali

T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, TRT, Köyceğiz Belediyesi ile Kültürler Arası İşbirliği ve Diyalog Derneği tarafından düzenlenen 9. Kaunos Altın Aslan Türk Filmleri Festivali, 30 Ağustos – 02 Eylül 2014 tarihleri arasında gerçekleştiriliyor. Düğün Dernek, Eve Dönüş: Sarıkamış 1915, Mandıra Filozofu, Meryem, Sürgün İnek ve Üç Yol: Mostar’dan Hasankeyf’e adlı filmlerin gösterileceği festival bu yıl sinemamızın sevilen oyuncuları Göksel Arsoy ve Nilüfer Aydan ile değerli yönetmenimiz Mesut Uçakan’a onur ödülü verecek. Festival vesilesiyle, Köyceğizli sinemaseverlere sinemamızın son dönemdeki en nitelikli filmlerinin izleme imkânının sunulması amaçlanıyor.

9. Kaunos Altın Aslan Türk Filmleri Festivali yazısına devam et

Viyana’nın Karanlık Sokaklarında

Betondaki Çatlaklar (Risse im Beton)
Yönetmen: Umut Dağ
Senaryo: Petra Ladining
Müzik: Iva Zabkar
Görüntü: Georg Geutebrück
Oyuncular: Murathan Muslu (Erkan), Alechan Tagaev (Mikail), Ekrem Türkoğlu (Kemal), Ivan Krizjak (Dejan), Shamil Ilkhanov (Murad), Daniel Mijatovic (Danijel), Magdalena Paulus (Daria), Elif Dağ (Erkan’ın Annesi), Stephanie Buddenbrock (Jenny), Mehmet Ali Salman (Yılmaz)
Yapım: Wega Film (2014)

Büyük yönetmen Micael Haneke’nin desteklediği Türk asıllı Umut Dağ’ın “Betondaki Çatlaklar” filmi, suça bulaşmış Viyana’daki göçmenlerin peşinde dolaşıyor.

Kısa filmlerle sinemaya giriş yapan yönetmen Umut Dağ, 2012 yapımı ilk deneyimi “Kuma” filminden sonra ikinci uzun filmi 2014 yapımı “Risse im Beton-Betondaki Çatlaklar”, Viyana’nın yeraltı dünyasında suça bulaşmış göçmenleri gözlemci kamerasıyla yansıtıyor. Genç yönetmen Umut Dağ, derslerine giren Avusturya sinemasının büyük yönetmenlerinden Michael Haneke’yi etkilemiş ve onun yapımcıları bu yönetmene fırsat sunmuşlar Sinemaskop çekilmiş “Betondaki Çatlaklar” filmiyle. O da bu fırsatı gerçekten çarpıcı ve etkileyici bir sinema diliyle perdeye yansıtabilmiş. Film zaman zaman melodramın kıyılarına kadar gelse de gerçeklikten uzaklaşmıyor. Filmin gerçekliği insanın ruhuna acı verecek kadar gerçekçi yaşatıyor. Viyana, büyük besteci Mozart’ın şehri olarak hatırlarsınız. Romantizme bulanmıştır hep. Umut Dağ, bu romantizmin dışındaki kenarların Viyana şehrinde göçmenlerin peşinde dolaştırıyor kamerasını. Loş, yer yer karanlık bir Viyana bu. Çoğunlukla gece atmosferinde geçen filmde kasvet her yeri sarıyor. Bulutlu gündüz anlarında Haneke filmlerindeki gri-mavimsi tonlar fark ediliyor. Haneke etkisini düşününce bulabiliyorsunuz. Haneke de filmlerinde yüreğini göçmenlere sunuyordu, onların gerçekçi dramlarını perdesinden yansıtırken. Filmde Türkçe ve Almanca konuşulduğunu da hatırlatalım.

Kader değişmez miydi?

Ertan, uyuşturucu sattığı ve bir insanı öldürdüğü için 15 yıl hapse mahkûm olmuş bir Türk göçmeni. On yıl hapis yatmış ve şartlı tahliye olmuş. Viyana yer altı dünyasının önde gelen mafya babalarından Yılmaz ve benzeri gangsterlerin yanında uyuşturucu satıcılığı yapmış Ertan, öfkesini kontrol edemediği için bir insanı yumruklarıyla öldürmüş. Hapse girdiğinde kendisi gibi göçmen olan bir kadından Mikail adında bir oğlu olmuş. O hapse girdiğinde küçük bir çocuk olan Mikail babasını tanımıyor. Çocuğunun annesine yaklaşması da yasak olan Ertan, mafya lideri Yılmaz’ın yardımıyla Sosyal Hizmetler’de süren tamirat işine giriyor. Bunun da amacı var tabii ki. Oğlu oradaki kayıt stüdyosunda demo dolduruyor. Demosunu ünlü rapçi Azad’a ulaştırıp o sahnede yer almayı hayal ediyor Mikail. Ama hayat çetin ve hayale ulaşmak o kadar kolay değil. Okulu bırakmış Mikail’in evde annesiyle de sorunları var. Kız kardeşi de olan Mikail, babasının kaderini en başından yaşamaya başlıyor sanki. Kader değişmiyor ve filmi başa sarıyor. Mikail, geçmişte babasının yaşadıklarını yaşıyor. O da tıpkı babası gibi Yılmaz’ın çetesinin içine düşüyor, uyuşturucu satıyor ve hayallerine ulaşma hayalleri kuruyor. Mikail’n arkadaşları da Eski Sovyet Cumhuriyetleri’nden gençler. Onlar da Yılmaz’a çalışıyorlar. Ertan, usulca oğluna yaklaşıyor, onunla iletişim kurmaya çabalıyor. Ertan, kendisinin babası olduğunu bilmeyen oğlu Mikail’e yaklaşmasaydı, belki de trajedi daha derin olabilirdi. Elbette bir de Daria var. O da bir göçmen. Daria, Mikail’in eski okulunda okuyor. Elbette ona sırılsıklam âşık Mikail. Onu gördüğünde eli ayağına dolanıyor adeta Mikali’in. Kız da onunla ilgileniyor yanlış yolda olduğunu bile.

Bu kamera çarpıcı…

Yönetmen Umut Dağ, estetik anlamda çok az Haneke tadı verse de kullandığı kamera çok çarpıcı. Yönetmen, “steadicam” ve öfkeli hafif el kamera kullanımlarıyla Viyana’nın loş sokaklarındaki romantizmi silip atıyor. Yönetmen, babayla oğlun kaderlerini bütünleştirdiği anlarda, Ertan ve Mikail’i önden ve arkadan “steadicam” kamerayla izlemiş genelde. Kader gibi. Yönetmenin kurgusu da çarpıcıydı bu filmde. Babayla oğlun anları koşut kurguyla yansıyor perdeye hep. Gerilimi de yavaş yavaş yükseltiyor bu kurgu. Yönetmen, Haneke gibi uzun plan-çekimler yerine sıkça kamera açılarını değiştirerek “kesme kurgu” yapmış. Yönetmen bu filminde en az görünen karakter bile hikâyeye anlam ve derinlik katmış. Gerçekten ilham verici karakterlerin yansıyışı. Filmdeki tüm oyuncular övgüyü hak ediyor. Filmin geniş final bölümünün çarpıcı olduğunu da belirtelim. Filmin final bölümüne kadar polisler pek ortalarda görünmüyor, tıpkı Hollywood’un 1930’lardaki gangster filmlerindeki gibi. “Betondaki Çatlaklar” filminin finalinin açık uçlu olduğunu da belirtelim. Fonda usulca duyulan piyano tınılarına da kulak vermeli. Avusturya sineması, önemli ve değerli. Bu sinemanın içinde Umut Dağ ve filmleri umut verebilir. Bu film, Berlin ve İstanbul Film Festivali’nde de gösterilmişti.

(20 Ağustos 2014)

Ali Erden

ailerden@hotmail.com