Küflenmiş Toplum Düzeni, Yıpranmış Birliktelikler

‘Başka Sinema’ programında yer alan ‘Hayatboyu’ ile tek kopyayla gösterim şansı bulan ‘Küf’, ülkemiz sinemasının bu yılki hasadı içinde öne çıkan, desteklenmesi gereken iki değerli çalışma. Her iki yapım da, ana akım örneklerin gişe garantili duygu sömürüsüne itibar etmeyen, ele aldıkları yakıcı öykülere mesafeli duruşlarıyla cesur ve önemliler öncelikle.

32. İstanbul Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ödülünü kazanan ‘Hayatboyu’, Aslı Özge’nin ikinci uzun metrajı. İstanbul, Ankara ve Adana Film Festivalleri’nde En İyi Film seçilen ‘Köprüdekiler’ (2009) ile İstanbul varoşlarında yaşayan, şehrin merkezinde varolma savaşı veren gençlerin belgesel tadındaki otobiyografik hikâyelerini bir ilk filmden beklenmeyen ustalıkla anlatan Özge, bu defa çok daha yakından tanıdığı yaşamlara çevirmiş kamerasını. Plâstik sanatların saygın ismi Ela ile başarılı mimar Can’ın uzun süreli evliliklerinin, dışarıdan bakıldığında mükemmel görünen, içerden ise yıpranmış, mesafeli birlikteliklerinin hikâyesi bu. Şehrin en seçkin semtlerinden birinde, mimar eşin tasarımı lüks konutu paylaşmakta olan çiftimiz, mutsuzluklarına rağmen değişime, yeniliğe, bilinmeyene yelken açmaya cesaret edemiyor. İlk filmini, maddi imkânsızlık ve eğitimsizlik gibi nedenlerle bulundukları yere sıkışmış insanların çıkışsızlığı üzerine inşa ettiğini ifade eden Özge, bu defa kontrollü yaşamlarında birbirlerine ve yaşadıkları topluma yabancılaşmış bireylerin iletişimsizliği üzerine yoğunlaşmış. Soğuk renklerin öne çıktığı görsel tasarımı, Emre Erkmen’in yine İstanbul Film Festivali’nde ödüllendirilmiş mükemmel görüntü çalışması ve kuşkusuz öykünün büyük bölümünün içinde geçtiği ev mekânı, Özge’nin anlatımına katkı sağlayan en belirgin unsurlar. Taş ve metâlden dört katlı, daracık merdivenleri ve klostrofobik yapısıyla yabancılaşma hissini aktarmada harika bir seçim olmuş söz konusu bu ev. İletişimsizliğin sinemacısı Antonioni’nin eserinden açık esinler taşıyor ‘Hayatboyu’. (Galeride sisler arasındaki açılışın ‘Bir Kadının Tanımlanması / Identificazione Di Una Donna’nın ünlü sis sekansıyla, ya da sondaki uzun plânın ‘Yolcu / Professione: Reporter’ın yedi buçuk dakika uzunluğundaki unutulmaz final sekansıyla akrabalığı gibi). Ve, sinemada ilk kez hacimli bir rol üstlenen deneyimli tiyatro oyuncusu Defne Halman’ın kusursuz performansından ustaca yararlanıyor.

Haftanın ilgiye değer ikinci filmi ‘Küf’, yönetmen Ali Aydın imzalı. İlk kez görücüye çıktığı geçtiğimiz yılın Venedik Şenliği’nde ‘Geleceğin Aslanı’, Selânik Şenliği’nde ‘Gümüş İskender’ ödüllerini kazanmış bu sıra dışı ilk film, daha sonra 32. İstanbul Film Festivali’nin FACE ödülü kapsamında ‘Sinemada İnsan Hakları Yarışması’ bölümünde izleyiciye sunulmuştu. Aydın’ın filmi gözaltında kaybolmuş evlâdı bekleyiş üzerine. İlk bakışta ‘Cumartesi Anneleri’nin simgeleşmiş direnişini akla getiren bu sarsıcı çalışma, başrole babayı yerleştirmiş bu kez. Demiryollarında yol bekçisi olarak çalışan Basri’nin 18 yıl önce üniversite öğrencisiyken gözaltına alınmış tek oğlundan aradan geçen uzun yıllar boyunca tek bir haber alınamamıştır. Oğlu kaybolduktan altı yıl sonra karısını da yitiren Basri yavaş yavaş toplumdan soyutlanmış, devlet erkanına yazdığı dilekçelerle umudunu ayakta tutmaya çalışmaktadır. Defalarca başvurduğu makamlardan herhangi bir yanıt alamadığı gibi hakarete uğrar, işkence görür. Buna rağmen bekleyişini inatla sürdürmeye devam eder. Yönetmen Aydın, yürek parçalayıcı hikâyesinin bir propaganda filmine, bir duygu seline dönüşmesini istememiş. Bu da bu filmin en büyük erdemi kanımca. Kendi deyimiyle ‘acının pornografisini’ yapmak istememiş Aydın. Bir saati aşkın çekilmiş materyali bu amaç doğrultusunda kesip atmış. Çürümüş, kokuşmuş bürokrasi ve adalet düzeninin suskunluğuna ve kayıtsızlığına inat bu arayış hikâyesini, ana motif olan bekleme temasından hareketle, seyirciyi usandırma pahasına uzun plânlar kullanarak anlatmayı yeğlemiş. Dünyanın tüm acılarını bir sandığın içine topladığı o sadeliği ölçüsünde vurucu final sahnesiyle belleklere kazınan çok güçlü bir film ortaya koymuş. Önümüzdeki ay ‘Yozgat Blues’ adlı güzelim filmle bir kez daha karşımıza çıkacak olan Ercan Kesal’ın unutulmaz performansı ve Murat Tuncel’in 35 mm görüntü çalışmasından büyük destek alan yılın en önemli çalışmalarından biri ‘Küf’.

Her iki filmi de kaçırmamaya çalışın.

(‘Küf’, Kadıköy Moda Sahnesi’nde -eski Moda Sineması-; ‘Hayatboyu’, Başka Sinema programı çerçevesinde İstanbul’da Beyoğlu Beyoğlu / Kadıköy Rexx / Altunizade Capitol Spectrum / Ankara’da Kızılay Büyülüfener Sinemaları’nda dönüşümlü seanslarda gösterilmektedir.)

(24 Kasım 2013)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir