Neşeli Hayat

Yılmaz Erdoğan’ın yönettiği ve Yılmaz Erdoğan, Büşra Pekin, Ersin Korkut ile Sinan Bengier’in oynadığı Neşeli Hayat, 27 Kasım 2009’da Cine Film dağıtımıyla BKM Film tarafından vizyona çıkarıldı.
Neşeli Hayat’ın çekimleri kış aylarında İstinye Park AVM ve Reşitpaşa Mahallesi ile İstanbul’un çeşitli mekânlarında gerçekleştirildi. Yılmaz Erdoğan’ın “küçük adamın, büyük hikâyesi” olarak tanımladığı filmde Rıza Şenyurt krismıs mevsiminin dünyadaki en sorunlu Noel babasıdır. Bir kere Noel babanın tam olarak ne olduğunu bilmemektedir. Sırtında dünyanın yükünü taşıyan Rıza sonunda işi öğrenir: Hayat dediğimiz şey, çocukların inandığı güzel yalanlardan daha da gerçek değildir.

Neşeli Hayat yazısına devam et

Ulusal Altın Karagöz Uzun Metraj Film Yarışması, Başvurularında Son 15 Gün

Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından ilk kez 2006 yılında organize edilen ve bu yıl dördüncüsü hayata geçirilecek olan Uluslararası Bursa İpek Yolu Film Festivali kapsamında düzenlenen Ulusal Altın Karagöz Uzun Metraj Film Yarışması’na başvurular, 10 Ekim 2009 Cumartesi günü sona erecek. Türk sinemasını desteklemek ve film üretimini teşvik etmek amacıyla düzenlenen Ulusal Altın Karagöz Uzun Metraj Film Yarışması’nda 12 film yarışacak. Yarışmaya katılması uygun görülen filmler, Ali Sönmez, Alin Taşçıyan, Ersan Çongar, İzzet Günay, Necip Sarıcı, Rıfat Bakan ve Ali Çalışır’ın belirlediği ön jürinin değerlendirmesine sunulacak. Ön elemeden geçen filmler ise 27 Ekim 2009 Salı günü yapılacak basın toplantısında duyurulacak.

  • Basın Bülteni
  • Web Sitesi
  • Yüksek çözünürlüklü görsellere haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Ulusal Altın Karagöz Uzun Metraj Film Yarışması, Başvurularında Son 15 Gün yazısına devam et
  • Mazi Yarası

    Mazi Yarası bir melodramın taşlamasıdır. Bir kasabadaki sosyal yaşamın da gözlemini içerir. Politik yapının, ilişkilerin hiciv diliyle anlatıldığı bir taşlamadır Mazi Yarası. Filmde, komedi ve dram bıçak sırtında bir yerde duruyor. Hikâyede hiç beklenmedik şekilde gelişen çok bildik olaylar var ve beklenenler hiç de beklendiği gibi olmuyor.

    Ersin Bey’in çok ince bir espri anlayışı vardır. Mazi Yarası’nın mizahında tedirgin edici bir yan var, çünkü, söz konusu olan insanların geçmişlerinden taşıdığı yaraları, yara izleri. Ersin Bey o kadar ince bir çizgide, o kadar düzgün ve emin adımlarla yürümüş ki keşke onu tüm saygı ve sevgimle kucaklayabilsem.

    Karakter analizlerini çok derinlemesine yapan biriydi. Oyuncudan ne istediğini çok iyi biliyordu. Bizler de onun ve Annie Hanımın yaydığı güzel enerjiye teslim olmuştuk. Bu durumdan çok mutluyduk. Rüya gibi bir çekim süreci geçirdik. Olağanüstü mekânlarda çalıştık. Filmimiz Kültür Bakanlığı desteği ile ve küçük bir bütçeyle gerçekleştirildi ama tüm olanaksızlıklar filmimizin lehine oldu. Zira istenen etki ancak bu şekilde verilebilirmiş.

    60’lı yılların melodramlarına yapılan bu taşlamada sahnelerin, kadrajların, kamera hareketlerinin hepsi yönetmenimizin atıflarını barındırıyor. Ersin Pertan repliklerden, mimiklere, duruşlardan, davranışlara kadar filmin her yanına yayılan bir mizahı filmine sindirmiş. Bu mizahın benim sevdiğim yanı hiç çaktırmadan yapılıyor olması. Bu yapıda bir filmin içinde oyuncunun işi genellikle çok zordur ama hepimiz Ersin Bey’e kayıtsız şartsız güvendik ve ne dediyse yaptık.

    Filmimizi bizle ve seyirciyle beraber seyretmek istiyordu. Filmi izledikten sonra bunun nedenini anladım. Çünkü çok farklı bir film yapmıştı ve ne yaptığını bilen insanlara özgü bir güvenle kimin neyi ne kadar anladığına bakacaktı. Mazi Yarası’nın mizahı tek kelimeyle bıçak sırtı. Bunu bilerek baktığınızda çok değişik, şaşırtıcı bir filmle karşı karşıya olduğunuz ortaya çıkıyor. Çünkü film, 60’lı yılların melodramlarına bir taşlama olarak tasarlanmış bir senaryodan yola çıktı ve amacı ‘hiciv’.

    Yönetmenimiz yaşasaydı yapmak istediklerini daha iyi anlatırdı ama filminde seçtiği her kare, her mimik, her davranış biçimi, her köşe, her kadraj, birebir istediği ve uygulattığı şekilde yapıldı. Tüm teknik buna göre tasarlandı. Oyunculuklardaki gerçek-gerçeküstü arasında ve yine bıçak sırtında duran yapıyı kurmak için bizlerle çok uzun karakter analizleri yaptı. Samiye ve Başkan’ın ilişkileri çevresinde, politik ve sosyal bir yapı da var. Bunlar da hiciv diliyle anlatılıyor. Filmin akışına bırakın kendinizi, eğlenmekten çekinmeyin. Bu film kesinlikle çok şaşırtıcı, baştan sona hızla ve merak uyandırarak akan ve her sahnede -melodramlarda olduğunun tersine- beklenmedik bir etki yaratan çok esprili, hoş bir film. Alışık olmadığımız türden bir film.

    (05 Ekim 2009)

    Nilüfer Açıkalın

    Son Veda

    Yojiro Takita’nın yönettiği ve Masahiro Motoki, Ryoko Hirosue, Tsutomu Yamazaki ile Kazuko Yoshiyuki’nin oynadığı Son Veda (Okuribito – Departures), 02 Ekim 2009’da Warner Bros. dağıtımıyla Avşar Film tarafından vizyona çıkarıldı.
    Karısı Mika ile memleketine dönen Daigo, cesetlerin yakılmadan önce törensel olarak ‘tabutlanması’ işinde çalışmaya başlar. Ölümün çeşitli biçimleriyle karşılaşan Daigo yaptığı işin bir çeşit hayata saygıyı ifade ettiğini anlamaya başlar. Kocasının işi bırakmasını isteyen Mika, red cevabı aldığında ailesinin yanına döner. Daigo yalnız kalsa da yaptığı işin değerine inanmaya devam eder.

  • Basın Bülteni
  • Fotoğraflar
  • Web Sitesi
  • Fragman
  • IMDb
  • Ali Ulvi Uyanık Yazıyor
  • Kusursuz Bir “The İmam” Kopyası Seyrettiremediğim İçin Seyirciden Özür Diliyorum

    Keşke vizyona yetişecek diye The İmam filminin negatif kurgusunun seyircinin bilinçaltına işleyen teknik kusurlarına göz yummasaydım.

    Keşke; yapımcımın, “110 kopya bastırdım, batarım… VCD, DVD ve televizyon kopyalarını doğru kurgudan yaparız” sözüne inanmasaydım.

    Keşke; dört ay uğraşarak kusurlarından arındırdığım kopyayı Adana Altın Koza’dan alıp mahkemeye, bilirkişilere kendi elimle teslim etseydim. Çünkü yapımcılar kusursuz kopyanın kendilerinde olduğunu inkâr ettiler.

    Manevi eser sahibi olarak verdiğim hukuk savaşı sonunda mahkemeden kusurlu kopyanın oynatılmama kararını çıkartmıştım. Keşke; bütün kusurlu kopyaların toplatılıp yok edilme-yakılma kararını da çıkartmış olsaydım.

    Keşke; filmin yapımcısının uymasa da devlet kurumu olan TRT’nin ve yöneticilerinin mahkeme kararlarını uygulayacaklarına, kusurlu kopyaları oynatmayacaklarına güvenmeseydim.

    Keşke; eser sahipliğinden, filmin yönetmenliğinden doğan haklarımı yapımcıya, yayıncıya çiğnetmeseydim.

    Keşke; Mahkemenin TRT’de doğru kopyanın oynatılması yönünde verdiği tedbir kararına karşın kusurlu kopyanın oynatılacağı ihtimaline karşı uyanık dursaydım.

    Keşke; kamuoyunu, sinema seyircisini, sanatseverleri bilgilendirmek için daha fazla haykırsaydım… Yazılar yazsaydım, duvar ilânları assaydım…

    Sinema perdesinde, VCD- DVD kopyalarında, televizyon ekranında yönetmenine, yapımcısına, TRT yayıncısına iyi niyetiyle güvenen, teknik olarak kusursuz bir eser zanneden seyirciye doğru kopyayı ulaştıramadığım için özür dilerim…

    Mahkeme kararlarını dinlemeyenlerden, tedbir kararlarına aldırış etmeyenlerden daha güçlü olamadığım için özür diliyorum…

    Anlamadıklarım:

    Neden bir yapımcı filmin doğru kopyası varken kusurlu kopyasını seyirciye ulaştırmak için sürekli SUÇ işleme ihtiyacı hisseder.

    Anlamıyorum.

    Neden bir devlet televizyonu olan TRT bütün uyarılarımıza ve mahkeme kararlarına rağmen kusurlu bir kopyayı oynatmak konusunda SUÇ işlemeyi kendine vazife kılar.

    Anlamıyorum.

    Mahkemenin birinci aldığı karar “kusurlu kopya yayınlanmasın” diyor. İkinci karar da ise “kusursuz kopya yayınlanabilir” diyor. Bu iki kararın da aslında aynı cümleyi kurduğunu, bünyesinde binlerce kişi barındıran bir kurumda bu iki cümlenin aslında aynı olduğunu anlayacak kadar Türkçe bilen biri bulunamadı mı?

    Anlayamadım.

    Neden TRT bu iki kararı yorumlarken Yönetmenin söyledikleri yerine Yapımcının söylediklerini esas aldı? Yapımcının doğru söylemek için menfaati var: Sözleşme şartları ve alacağı gösterim ücreti. Yönetmenin buradaki tek menfaati kusursuz bir kopyanın yayınlanmasıydı. Kusurlu bir kopyanın yayınlanmasında TRT’nin ne menfaati vardı?

    Anlayamıyorum.

    Neden uygulanmayacaksa, eser sahiplerinin manevi haklarını koruyan yasa maddeleri Fikir ve Sanat Eserleri Yasası’nın içinde yer alır.

    Anlamıyorum.

    Neden TRT Kurumu bütün sözleşmelerinde adı geçen “yasa”ya atıfta bulunur da aynı yasanın çok güçlü olarak tarif edilen manevi haklar konusundaki maddelerini görmemezlikten gelir.

    Anlamıyorum.

    Neden bir devletin meclisinin çıkardığı yasaları bir devlet kurumu olan TRT uygulamaz, uygulamamak için bir takım hukuki hüllelere başvurur.

    Anlamıyorum.

    Bir kopyanın kusurlu olup olmadığına kim karar verebilir? Para kazanmak derdinde olan yapımcı (işlerini düzgün yapanları kastetmiyorum) mı? Yoksa eserini en iyi ve doğru şekilde seyircisiyle buluşturmak isteyen yönetmen mi?

    Anlayamadım.

    Örnek:

    Bir mimar çizdiği ve uygulamaya geçirdiği projesinin yapımı sırasında çalışanların dikkatsizliklerinden oluşan bir kusuru Belediyeye bildiriyor. “Bu bina çöker” diyor. Belediye de “Bizim muhatabımız müteahhittir mimar değil.” diyor. Bina çöktüğünde sorumlusu kim? Kusurlu bir binayı teslim etmek isteyen müteahhit mi? Bütün uyarıları göz ardı eden Belediye mi?

    Sonuç:

    Ama her şey rağmen ben İsmail Güneş… The İmam filminin yönetmeni… Filmimin doğru kopyasını seyrettirmek için sanat, hukuk, vicdani mücadelemi sonuna kadar sürdüreceğime söz veriyorum… Kendilerini vazgeçilmez ve güçlü sananlara karşı bile olsa.

    (05 Ekim 2009)

    İsmail Güneş
    Yönetmen