Altın Karagöz Ödülleri Sahiplerini Bekliyor

Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen Uluslararası Bursa İpek Yolu Film Festivali, 14 – 22 Kasım 2009 tarihleri arasında Bursa’da dördüncü kez sinemaseverlerle buluşuyor.
Festivalin gelenekselleşerek devam eden Ulusal Altın Karagöz Uzun Metraj Film Yarışması’nda 10 Türk filmi yarışacak. Filmler, En İyi Film, Yönetmen, Senaryo, Kadın Oyuncu ve Erkek Oyuncu kategorilerinde değerlendirilecek. 2009 yılı yapımı veya 2009 yılı Eser İşletme Belgesi almış olan filmlerin başvurabileceği Uzun Metraj Yarışması için son başvuru tarihi 10 Ekim 2009 olarak belirlendi.

  • Basın Bülteni
  • Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Yüksek çözünürlüklü afişe haberin devamından üzerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Altın Karagöz Ödülleri Sahiplerini Bekliyor yazısına devam et
  • Olay Mahalli Temizliği

    Günışığı Temizleme Şirketi (Sunshine Cleaning)
    Yönetmen: Christine Jeffs
    Senaryo: Megan Holley
    Müzik: Michael Penn
    Görüntü: John Toon
    Oyuncular: Amy Adams (Rose), Emily Blunt (Norah), Alan Arkin (Joe), Jason Spevack (Oscar), Steve Zahn (Mac), Mary Lynn Rajskub (Lynn), Clifton Collins Jr. (Winston)
    Yapım: HanWay (2008)

    Yeni Zelandalı kadın yönetmen Christine Jeffs’in, filmin ardından düşünmeye başlayınca zihinde anlamlaşmaya başlayan ‘Günışığı Temizleme Şirketi’, Amerikan toplumundaki yalnızlığı ve boşluğu alttan alta hissettiriyor.

    Kadınların bir araya gelip ortaya koydukları bu iç burucu ve yer yer mizahın da olduğu “Sunshine Cleaning – Günışığı Temizleme Şirketi”, Amerika’nın geri kalmış ve yoksul bölgelerinden manzaralar sunuyor. Bu film, Amerika’nın varoşlarından yalnızlıkların sonuçlarını gösteriyor seyirciye. Sosyolojik olarak gerçekten öğretici ve güçlü bir film bu. Çoğunlukla yalnız başına yaşayan yaşlılar intihar ediyor filmde. Yönetmen, aslında çarpıcı ve beklenmedik bir açılışla seyircisini tam anlamıyla şok ediyor. Bir orta yaşlı bir adam, arabasında fişeği cebine koyuyor ve ardından silâh satan dükkâna giriyor. Tüfeği incelerken, fişeği tüfeğe birden yerleştiriyor ve elbette acı son gecikmiyor. Film, bu korkunç intiharın peşinden gideceğini düşünürken bambaşka yerlere gidiyor yönetmen. Filmin derinliğinde yansıyan tüm intiharlar yalnızlıktan, terk edilmişlikten ve buna benzer şeylerden oluyor. Lisede ponpon kız olan Rose Lorkowski’nin lisedeyken ve şimdi sevgilisi olan Mac, Rose’a “olay mahali temizliği” işini buluyor. İntihar etmiş insanların geride bıraktıklarını birilerinin temizlemesi gerekiyor. En azından dünyada böyle bir işlerin olduğunu da öğrenmiş oluyorsunuz. Mac, liseydeken oyun kurucuymuş. Ponpon kız Rose’u büyülemiş. Büyüdüklerinde o polis olmuş ve liseden başka bir kızla evlenmiş. Rose’un sekiz yaşında Oscar adında bir oğlu da var. Babası Joe ve bir işte dikiş tutturamayan kız kardeşi Norah da hayatında Rose’un. Norah, Oscar’a hayal gücünü zorlayan masallar anlatınca, Oscar o masalların etkisinde kalıyor ve masaldaki olayları okulda uygulamaya başlıyor. Annesi Rose da sık sık okula gitmek zorunda kalıyor. Oscar’ı devlet okulundan alan Rose, Oscar’ın eğitimi için işte bu olay mahali temizliği işine sarılıyor. Rose’un hayatına, Amerika’nın savaşlarının birinde kolunu kaybetmiş Winston da giriyor. Winston’ın temizlik malzemeleri satan bir dükkânı var. Rose ve Norah’nın da geçmişte zihinlerinde yaralar açmış travmaları var. Belki de bu yeni işleri travmalarının azalmasını sağlıyordur. Annelerinin intiharından en çok Norah etkilenmiş. Bunu da ilk işlerindeyken fark ediyorsunuz. Küçük bir çantanın içinde fotoğraflar bulan Norah, Lynn adında genç bir kadına ulaşıyor. Onunla dostluk kuruyor. Belli etmeden Lynn’in acısına ortak olmak istiyor. Ama, hiçbir şey düşündüğü gibi gelişmiyor Norah’nın. Ondan sonra da yaşlıların neden yalnızlğa terk edildiğini anlamaya çalışıyorsunuz bu filmde.

    “Sylvia”nın yönetmeninden…

    Filmin hikâyesi New Mexico taraflarında geçiyor. Gerçekten bu bölgeler Amerika’nın geri kalmış çok yoksul yerleri. Filmde Latin kökenliler az yansıyor nedense. Daha çok beyazlar var hikâyede. Onlar da yalnız, yaşlı ve terk edilmiş. Bu yalnızlıkları da onları intihara götürüyor. Sosyal bir soruna dokunan kadın yönetmen Christine Jeffs, savaşlara giden paraların Amerikalıları yoksullaştırdığını ve yalnızlığa ittiğini söylüyor bu filmiyle alttan alta. Yönetmen Christine Jeffs, 1963’te Yeni Zelanda’nın başkenti Wellington’da doğdu. Sinemaseverler bu iyi yönetmeni, 2003 yapımı “Sylvia” filmiyle hatırlar belki. “Sylvia” filmi, Amerikalı kadın şair Sylvia Platt’ın hayatını anlatıyordu. 1974’te İtalya’da doğan bu filmin lokomotifi Amerikalı oyuncu Amy Adams, Steven Spielberg’ün 2002 yapımı “Catch Me If You Can-Sıkıysa Yakala” filmindeki Brenda performansıyla hatırlanıyor. Sessiz ve içine kapanık Rahibe James’i canlandırdığı 2008 yapımı “Doubt-Şüphe” en çok aklımızda kalan filmi bu güzel oyuncunun. “Şüphe”yi John Patrick Shanley yönetmişti. Başrolünü Tom Hanks’le paylaştığı Mike Nicholson’ın 2007’de yönettiği “Charlie Wilson’s War-Charlie Wilson’ın Savaşı”yla da hatırlanabilir Amy Adams. Bu filmde Norah’a hayat veren İngiliz oyuncu Emily Blunt, 1983’te Londra’da doğdu. Bu güzel oyuncunun, Pawel Pawlikowski’nin 2004’te yönettiği “My Summer of Love-Aşk Yazım” filmindeki Tamsin karakteri akla geliyor hemen. Hollywood’un emektarlarından 1934 New York doğumlu Alan Arkin de, bu filmde her daim girişimci ruh taşıyan Joe karakterinde. Hem mizahın hem de kederin olduğu bu filmde, Amerika’ya dair keşifler yapabilirsiniz belki. “Günışığı Temizlik Şirketi”ni gördükten sonra Amerikalıların birer uzaylı olmadıklarını anlıyorsunuz en azından. Bu filmin görselliğinin de iyi olduğunu belirtmeliyiz. Filmin girişinde öfkeli olan kamera, hikâyenin derinliğinde sakinleşiyor. Yönetmen, doğal ışığa yakın ışık düzenlemeleri yapmış mekânlarında. Dış mekânlarda, hatta gece atmosferlerinde bile bu estetiği fark ediliyor.

    (26 Ağustos 2009)

    Ali Erden

    Halkın Yoğun İlgisi “Abimm” Filminin Çekimlerinin Uzamasına Neden Oldu

    Abimm filminin başrol oyuncuları Levent Üzümcü ve Mustafa Üstündağ çekimler sırasında halkın gösterdiği aşırı ilgiden çok memnun oldular. Şafak Bal’ın yönettiği, Mustafa Üstündağ, Levent Üzümcü, Selen Seyven ve Haldun Boysan’ın başrollerini paylaştığı Abimm, yılın en iddialı filmlerinden biri olarak seyirci ile buluşmadan önce 46. Antalya Uluslararası Film Festivali’nde ödül kovalayacak ve aksilik olmazsa galasını Antalya’da yapacak. Abimm, 04 Aralık 2009′da da tüm Türkiye’de sinemaseverlerle buluşacak.

  • Basın Bülteni
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Hürmüz’ler ve Kocaları / Sinemacılar Yine Eksildi

    Tatildeydim. Gazete bayiinde gazetede bir başlık gördüm. “3 Hürmüz ve 21 kocası” hemen aklıma sinemamızdaki iki eski, bir de çevrilmekte olan Yedi Kocalı Hürmüz-ler geldi. Ama yanılıyormuşum. Sinemamızdaki Hürmüz-ler sırasıyla Suna Pekuysal (Yılmaz Atadeniz) ve Türkan Şoray (Atıf Yılmaz)’dı, yeni Hürmüz’ümüz ise Nurgül Yeşilçay (Ezel Akay). Ama gazetede Pekuysal yerine Ayten Gökçer vardı. Tiyatronun “ikinci” Hürmüz’ü, ondan öncesi Ayfer Feray’dı. Böylece 5 Hürmüz’ümüz olacak, koca-ların sayısı ise 35’e yükseldi.

    Oyunu Sadık Şendil yazdı. Osmanlı döneminde geçen tam bir fantezi. Atadeniz 1964’de sinemaya uyarlarken, filmi biraz geri çekerek, filmin çekildiği günlere getirerek, tarihsel görünümünden uzaklaştırmış. Filmde, yılların oyuncusu Suna Pekuysal tek başrolünü oynuyor. Atıf Yılmaz 1971’de Türkan Şoray’ı Hürmüz yaparken konununda el vermesi ile, anlatım dili olarak geleneksel gösteri sanatlarına sinemada uyarlanabildiği ölçüde bağlı kalarak bir yönetim denemesi yapmıştı. Sinemamızda çok şey değişti, yönetmen kuşakları değişti, sinema teknolojisi, yapım anlayışı ve de biraz anlatım değişikliğe uğradı, yeni bir Hürmüz entresan olur. Bu arada eserin aslı tiyatro olduğu için Hürmüz’lerimiz üç tane değil beş tane. Türkan Şoray, Hürmüz’ü oynamadan önce o günkü deneyimli Hürmüz, Ayfer Feray ile görüşmeye tiyatrosuna gitmiş, misafirini karşılayan ve “işte kocalarım” diye oyun arkadaşlarını tanıştıran Feray, Şoray’ın “biraz” utanmasına neden olmuş. Bu gayet normal, birden “kocalar” olarak tanıtılan yedi kişi ve bunlar oyunun her gösterisinde “kocalık” yapıyorlar. Bereket Şoray’ın kocaları bir kez yaptılar ama bu görsel olarak her gösterimde yenilenen bir kocalık. Ne yazık ki Feray’ınkilerin yaptığı kaydedilmiş herhangi (benim bildiğim) bir “kocalık” yok. Bereket versin Hürmüz’ü tiyatroda oynayan Gökçer’in oyununun kaydedilmiş görüntüleri var da, hiç değilse Şoray’ınki (kopyası var mı?) ile birlikte Yeşilçay’ınki ile -karşılaştırmak değil- zaman içinde birlikte seyredebileceğiz. (Sanırım Pekuysal’ın oynadığının bulunması hayli zor.)

    [Yedi Kocalı Hürmüz’ün Feray ve Gökçer dışında başkalarınca -çeşitli Anadolu sahnelerinde- oynanmış durumu var mı bilemiyorum, onun için basına yansımış, büyük merkezlerde oynamış ve sinemalaştırılmış örneklerini sıralayabildim sadece. Bunlar dışında realize edilmiş örnekleri varsa, bunlar hakkında da bilgi edinmek, Hürmüz birikimimi geliştirir ve notlarıma eklememe neden olur.]

    *****

    Geç saatte TV.de haberleri izlerken öğrendim, Yücel Çakmaklı’nın vefatını. Yeşilçam günlerinin öne çıkmış isimlerinden biri daha aramızdan ayrılıyordu. Kendi tarzını (daha çok konular bakımından) koruyan birisi idi (çektiği uzun metrajlar açısından bakınca / 1970-1994.) Son filmini çekeli 15 yıl olmuştu, ama hâlâ sinema içinde idi, sinemadan kopmamıştı. Yeni projeleri vardır, bir sinemacının her zaman yeni projeleri vardır zaten. Haberin üzerinden iki gün geçti, sadibey.com’da hakkında yazılar çıktı. Tam “yeni bir şey yazmaya gerek yok” diyordum, gazetelerde ölümüyle ilgili haber yazılarını görünce, yüreğim acıdı. Ölümünün ertesi günü bir, sonraki gün iki farklı gazetede Çakmaklı’nın ölümü ile ilgili iki haberde, kendisinden bahsederken, sinema öncesi çalışmalarından, yönetmen, senarist ve yapımcı olduğundan, “milli sinema”dan, TRT TV’sine yaptığı dizilerden, son yıllarda geçmişteki çalışmaları nedeni ile aldığı ödüllerden söz ediliyordu da, sinemada yaptığı 15 filmin hiç birinin adı anılmıyordu. Sanatçı olan bu adam, 15 yıl süren faal (yönetmenlik) döneminde 15 film yapmıştı ama ölümünü haber yapan gazeteler filmlerden birinin adını bir yerlerden bulup haberlerine koyamamışlardı. Agâh Özgüç, Burçak Evren, yönetmenler üzerine hazırladıkları sözlükleri boşuna mı yapmışlardı? Ömrü sona eren bir yönetmen filmleri ile anılmalı değil mi?

    (26 Ağustos 2009)

    Orhan Ünser