Hayatımı Geri İstiyorum / Clayface

‘DC Comics’ kökenli serilerin sinema dünyasındaki tahtı sarsılmaya başladı derken, ikonik süper kahramanların yerini hikâyelerin yan karakterleri almaya başladı. Dünya sinemalarıyla birlikte bizde de vizyona giren ‘Clayface’ bu akımın son örneği. Televizyonun ünlü ‘Black Mirror’ serisinde çalışmış, korku – gerilim türünün uzmanlarından James Watkins’in yönettiği film, ‘Batman’ çizgi serisinin ‘Feat of Clay’ bölümünden ilham almış.

Öykünün merkezinde yer alan Gotham City’nin yükselen yıldızı Matt Hagen’ın (Tom Rhys Harries) hayatı, bir gecelik ilişki yaşadığı güzeller güzeli Mia Torrez’in (Joana Riberio) sahibi Macar asıllı mafyozo iş insanı Markos Szabo’nun (David Dencik) saldırısıyla kararır. Suç patronunun sustalı bıçak darbeleriyle bebeksi yüzü ağır bir şekilde deforme olan ve tanınmaz hale gelen genç adam, eski haline dönebilme umuduyla, rejeneratif yapılanma üzerine tıbbi deneyler yapan Dr. Caitlyn Corr’un (Naomi Ackie) kapısını çalar. Yapay zekâ ile yönlendirilen nanohücrelerin hasarlı dokuları yenileriyle değiştirdiği

mucizevi müdahale sonucunda cildi düzelen ve kaybettiği hayatına geri dönmeye hazırlanan Hagen’ın mutluluğu çok uzun sürmez ve yüzü beklenmedik bir biçimde eski haline dönüşmeye başlar. Umutsuzluğa kapılan genç adam, doktorunun tüm itirazına rağmen hücreleri yenileyen aşırı doz serumu bedenine enjekte eder. Cildi ve tüm bedeni başkalarının şeklini alabilen geri dönülemez bir yoldadır artık. Kil benzeri bir yapıya dönüşmüş yeni bedeni ile birlikte ruhsal durumu da alt üst olan Hagen, kendisini bu hale getiren mafya üyelerinden ve ihanetlerine tanık olduğu yakın bildiği dostlarından acımasızca intikam alırken, yavaş yavaş insanlığını ve kendi kimliğini kaybederek bir canavara dönüşecektir.

‘Clayface’ bir DC karakteri olmasına karşın, Todd Philips’in ‘Joker’i gibi bağımsız bir havada ilerliyor. Korku evreninin üstadlarından Matt Flanagan’ın senaryo ortağı olduğu yapım, süper kahraman evrenine ‘body horror’ dokunuşu taşırken, Hagen -Caitlyn yakınlaşmasına gotik romantizm ögeleri barındırıyor. Watkins ve ‘Zavallılar / Poor Things’ ile Oscar almış harika yapım tasarımcısı James Price, 70’li, 80’li ve 90’lı yıllardan taradıkları New York fotoğraflarından yola çıkarak yeni Gotham’ı inşa etmişler. Bu da klasik Amerikan sinemasına dair hoş bir nostalji rüzgârı estiriyor. Hagen’ın başkalarının kimliğini ödünç aldığı finale yakın hesaplaşma sahnesinde ise gerilim doruğa tırmanıyor.

Bazı yabancı yazarlar David Cronenberg imzalı ünlü ‘Sinek / The Fly’daki (1986) bedensel dönüşümden ya da Sam Raimi’nin yönettiği ‘Karanlık Adam / Darkman’ (1990) esinlerinden söz etmişler. Bunlara katılıyorum. Kişisel olarak daha da eskilere giderek, 70’li yılların başında Saray Sineması’nda izlediğim 1968 yapımı küçük bütçeli İngiliz yapımı ‘Dehşet Kasırgası / Corruption’ı anımsıyorum. Karısının yanıklar içindeki yüzünü eski haline getirebilmek için canlı doku peşine düşen ve sokak fahişelerini katleden bir seri katile dönüşen, efsanevi Peter Cushing’in canlandırdığı saygın cerrahın hikâyesi geliyor gözlerimin önüne.

DC evreniyle pek aram yoktur ama ‘Clayface’i sevdim. Farklı insanların yerine geçebilme yetisinin bir aktör için ne denli cazip olabileceği fikrine bayıldım. ‘En iyi intikam, hayatını güzel yaşamaktır’ düşüncesini savunan Dr. Corr ile ‘hayatım boyunca rüyalar içinde yaşamışım, kendimi kandırmak için duygularımı bastırmışım, ama senin için herkes olurum’ sözlerini sarf eden Hagen’ın tezat aşkları Frankenstein kıvamında yeni bir çizgide yol alacak gibi duruyor. Galler’den gelen yetenekli Rhys Harries’in, Hagen’ın trajik olaylar öncesinde rol aldığı filmden ‘hepinizin peşine düşeceğim, cehennem de benimle birlikte geliyor’ repliği bir devam filmini müjdeliyor.

(23 Ekim 2026)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Bir yanıt yazın