Filmekimi 2014’te Kaçırılmaması Gerekenler

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından 13. kez düzenlenen ‘Filmekimi’nin İstanbul ayağı 11 – 17 Ekim arasında gerçekleştiriliyor. 13. Filmekimi bu yıl Ankara, İzmir, Bursa, Diyarbakır, Urfa ve Trabzon’un ardından 02 – 09 Kasım tarihlerinde Gaziantep’te düzenlenecek olan Zeugma Film Festivali’ne de uğrayarak Sonbahar Film Günleri’ni daha geniş bir zaman dilimine yaymayı hedefliyor.

Ön programı yaz aylarında oluşmaya başlayan bu Sonbahar film şöleninin 40 kadar filmi bulacak nihai programının detaylarının önümüzdeki günlerde açıklanması bekleniyor. Etkinliğe ilişkin bu ilk yazımızda şenlikte gösterileceği ilân edilmiş olanlar arasından mutlaka izlenmesi gereken 10 filmlik bir listeyi duyurmak istedik. Geçtiğimiz Cannes ve Venedik Film Festivalleri’nde dünya prömiyerini yapmış ödüllü yapımlar bunların çoğu. Bu göz kamaştırıcı toplama yapılacak eklemeleri bir başka yazıda ele almak üzere Filmekimi 2014’te ilk önce izlenmesi gereken 10 filmi şöyle sıraladık.

1- İNSANLARI SEYREDEN GÜVERCİN / A Pigeon Sat On A Branch Reflecting On Existence

71. Venedik Film Festivali’nin Altın Aslan galibi olan yapım, az sayıda film çeken ve adı çoğu zaman Ingmar Bergman usta ile anılan Roy Andersson’un Yaşayanlar Üçlemesi’nin son halkası. İKSV festivallerinde ilk kez gösterilmiş 2000 yapımı İkinci Kattan Şarkılar ile hayran olduğumuz İsveçli sinemacı, çağdaş zamanların Don Kişot ve Sancho Panza’sı misali iki gezgin satıcının yolculuğu çerçevesinde günümüzün, geçmişin ve geleceğin karmakarışık evrenine bir bakış atıyor, varoluş sorunsalı üzerine kafa yoruyor.

2- LEVIATHAN

Dönüş / Sürgün / Elena üçlemesi ile sinemaseverlerin gözdesi haline gelen Andrey Zvyaginzsev’in geçtiğimiz Cannes Film Festivali’nde en iyi senaryo ödülünü almış bu son çalışması, günümüz Rusya’sında ahlâki yozlaşmayı cesurca irdelemiş, bu açıdan Kremlin’le polemiğe girmiş, ülkesinde gösterimi yasaklanmış. Eyüp Peygamber’in ‘dürüst insanlar neden acı çeker’ sorusundan yola çıkan yönetmenin, yoz bir belediye başkanının arsasını ele geçirmeye uğraştığı otomobil tamircisinin başına gelenlerle işaret ettikleri, ülkemizde yaşanmakta olan ahlâki ve vicdani çöküntüyle paralellik kuracak cinsten.

3- STILL THE WATER / Futatsume No Mado

Tanınmış Japon yönetmen Naomi Kawase’nin Doğu Çin Denizi’nde mercanlarla çevrili Amami Oshama adasının eşsiz ekosistemini fon alan son filmi, yaşam, ölüm ve yeniden hayat bulma döngüsünü romantik bir ilişki ekseninde masalsı bir bakış açısıyla ele almış. İngilizce ismini ‘Su Durgun’ olarak dilimize çevirebileceğimiz bu özgün yapıt, gelenekler ve yabancılaşma üzerinden Japon toplumunu mercek altına alıyor.

4- DİLE ELVEDA / Adieu Au Langage

Sinemanın yaşlanmayan ustası Jean-Luc Godard 84 yaşında yine formunda. Cannes Film Festivali’nde ilk kez gösterilen bu son filmi, farklı video formatları, cesur 3D denemeleri, sağlam bir mizahi bakış, edebi alıntılar ve kendine özgü kelime oyunlarıyla küreselleşmeden devlet şiddetine, klâsik müzikten aşka birçok konuya değinirken sinema dilinin sınırlarını zorlamaya devam ediyor. ‘Hayalgücü olmayanlar gerçekliğe sığınır’ tümcesiyle açılan bu benzersiz çalışma, ilk kez izleyici karşısına çıktığı Cannes Film Festivali’nde Jüri Ödülü’nü kazandı.

5- MOMMY

Montréal, Kanada doğumlu henüz 25 yaşındaki oyuncu, yazar yönetmen Xavier Dolan’ın, 67. Cannes Film Festivali jürisinin hınzır kararıyla sinemanın yıllara meydan okuyan devrimci ustası Godard ile birlikte ‘Jüri Ödülü’ne ortak ettikleri bu yeni filmi, şiddete eğilimli sorunlu ergen oğlunu tek başına büyütmeye çalışan dul annenin hikâyesi üzerine. Çağdaş sinemanın yaramaz çocuğunun coşkun ödipal denemesi müzik, renk ve kurgu seçimleriyle de övgü topluyor ve birçok eleştirmen tarafından en iyi yapıtı olarak değerlendiriliyor.

6- MUCİZELER / Le Meraviglie

67. Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye için yarışan bu tek İtalyan yapımı, festivalin ikincilik ödülü anlamına gelen Jüri Büyük Ödülü’ne layık görüldü. Genç kadın yönetmen Alice Rochrwacher imzasını taşıyan film, geleneksel tarımcılık ve aile yapısını korumak için mücadele veren arıcı bir ailenin hikâyesini medya eleştirisiyle iç içe anlatırken, İtalya’nın değişen tahrip edilmiş doğasını hüzünle gözlemliyor. Rochrwacher bu kişisel filminin senaryosunu yazarken Toskana’da arıcılık yapan kendi ailesinin yaşantısından esinlenmiş.

7- MR. TURNER

Cannes’da daha önce ‘Sırlar ve Yalanlar’ ile Altın Palmiye kazanmış olan usta yönetmen Mike Leigh iki buçuk saat uzunluğundaki bu son çalışmasında 1775 – 1851 yılları arasında yaşamış, Kraliçe Victoria döneminin çizgi dışı romantik ressamlarından Joseph Mallord William Turner’ın yaşam öyküsüne odaklanmış. Empresyonist akımın ve yirminci yüzyılın soyut resminin ilham perisi olarak kabul edilmiş öncü ressamı canlandıran emektar İngiliz oyuncu Timothy Spall’in Cannes’dan en iyi erkek oyuncu ödülüyle döndüğü Mr. Turner, son yılların en görkemli ‘biopic’lerinden biri olarak tanımlanıyor.

8- TIMBUKTU

Afrika sinemasının en büyük isimlerinden Abderrahman Sissako’nun filminin dünya prömiyeri de yine Cannes Film Festivali’nde gerçekleşmişti. Burada Ekümenik Jüri Ödülü’ne layık görülen yapım, bu yılın en çarpıcı filmlerinden biri olarak gösteriliyor. Mali’nin kuzeyinde şeriat yasalarının geçerliliğinin ilânıyla birlikte futbol oynamak ve müzik dinlenmenin bile yasaklanması üzerine birçok ailenin yaşamının nasıl karardığını duygusal bir bakış açısıyla çobanlık yapan bir aile üzerinden anlatıyor deneyimli sinemacı.

9- İKİ GÜN, BİR GECE / Deux Jours, Une Nuit

Festivallerin gözdesi, iki Altın Palmiyeli Belçikalı usta sinemacılar Jean-Pierre ve Luc Dardenne’lerin son filmi. İlk kez bir yıldız oyuncuyla çalışan ve filmin başrolündeki Sandra için Marion Cotillard’ı seçen kardeş yönetmenler, artan maliyetler nedeniyle işçi çıkarma yolunu seçen küçük işletme işvereninin kararı karşısında, işini kaybetmemek için çalışma arkadaşlarını alacakları primden vazgeçirmeye çalışan fabrika işçisi kadının iki gün, bir gecelik mücadelesini soluk soluğa anlatırken, günümüzde sosyal dayanışmanın önemine parmak basıyorlar.

10- ONE ON ONE / Il-dae-il

Uzak Doğu’nun şiddet ve sertlikle özdeşleşmiş sinemacısı Kim Ki-duk’un geçtiğimiz Venedik Şenliği’nde dünya prömiyerini yapmış son filmi. Yine beklenmedik bir şiddet içeren bu yenilikçi politik sinema örneğinde, derin devlet terörüne benzer yöntemlerle kafa tutan eski komando erinin varoluşçu intikam hikâyesini, alamet-i farikası metafizik temalar üzerinden anlatmayı seçmiş Güney Koreli sinemacı.

(14 Eylül 2014)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir