C

Camilla Barnes

Annem (gazete okuyor): Steve McQueen’in yeni filmi gösterime girecek diyor. Doğru olamaz: O öldü.
Ben: Belki senin düşündüğün Steve McQueen değildir.
Annem: Steve McQueen The Magnificent Seven [Muhteşem Yedili]. Müziği şöyleydi: da da, dum di da da, da da, dum di da da. Senin yaşın yetmeyebilir. Ama öldüğünden eminim.
Ben: Senin o dediğin oyuncu Steve McQueen, yönetmen Steve McQueen değil. Bu başka. Bu film çekiyor, filmlerde oynamıyor. Amerika’daki kölelikle ilgili bir film çekti. Filmi adı Twelve Years a Slave [On İki Yıllık Esaret]. Kendisi siyahi. Ve hâlâ hayatta.
Annem: Saçmalama, Steve McQueen siyahi değil. En azından Muhteşem Yedili’de değildi. (Camilla Barnes, Her Zamanki O Öldürme Arzusu, Ayrıntı Yayınları, Birinci Basım 2026, Sayfa 26)
*****
La Forgerie’de akşamlar babamın belirlediği bir senaryoya göre ilerlerdi. (Camilla Barnes, Her Zamanki O Öldürme Arzusu, Ayrıntı Yayınları, Birinci Basım 2026, Sayfa 37)
*****
“Sinemanın içinde bir kafe vardı. O zamanlar sinemanın adı Ritz’di, Odeon değil. (Camilla Barnes, Her Zamanki O Öldürme Arzusu, Ayrıntı Yayınları, Birinci Basım 2026, Sayfa 42)
*****
Looley beraber sinemaya gidelim, dedi. Sanki ne olduğunu bilmem gerekiyormuş gibi West Side Story [Batı Yakasının Hikâyesi] oynuyor, dedi. Bilmiyordum ama sonuç olarak filme gittik. Arabayı gören Mrs Bilmemkim’in tasvip etmeyen bakışları eşliğinde beni bekçi kulübesinin önünden alıp George Street’teki Ritz’e götürdü, arabayı da sinemanın önüne park etti. Etkilenmemiş gibi görünmeye çalışsam da elbette çok etkilenmiştim; Looey’den değil, sinemadan. Daha önce içine hiç girmemiştim. Bir kafesi ve vestiyeri ve perdenin ne kadar büyük olduğunu sana anlatamam; kendini filmin içindeymiş gibi hissediyorsun. İkimiz de sinemada ne gibi şeyler yaşandığını biliriz; (iyi yürekli dayının dediği gibi; erkek zaten erkektir, iş ki kız, kız gibi davranmasın) orada, karanlıkta Looey’yle yan yana oturduk; perdedeki bütün o kızlar eteklerini savura savura dönüyordu, bacaklarını o kadar havaya kaldırıyorlardı ki neredeyse -hayır, resmen- külotları görünüyordu; içimi tatlı bir heyecan kaplamıştı, o an Looey beni öpmeye kalkışsa ona karşı koymazdım. İlk başta epeyce güldüm, ardından gözyaşlarına boğuldum; o müzik, o dans, benim için öyle yeni, öyle değişikti ki. HQ görse katiyen tasvip etmezdi.
Nihayet ışıklar yandı, Looey paltomu giymeme yardımcı oldu. sonra beni eve bıraktı; arabadan indiğimde etrafımda döndü, durdu. (Camilla Barnes, Her Zamanki O Öldürme Arzusu, Ayrıntı Yayınları, Birinci Basım 2026, Sayfa 66)
*****
Looey yarın beni yine sinemaya götürüyor. Bu defa David Niven ile Gregory Peck Akdeniz’de Almanları öldürüyor. Biri İngiliz, diğeri Amerikalı yani filmde ikimizin de tutacağı birileri var. (Camilla Barnes, Her Zamanki O Öldürme Arzusu, Ayrıntı Yayınları, Birinci Basım 2026, Sayfa 67)
*****
Sinemada ona yanaştığımda hemen panikleyip eli ayağına dolandı (halbuki normalde hiç paniklemez, eli ayağına dolaşmaz). (Camilla Barnes, Her Zamanki O Öldürme Arzusu, Ayrıntı Yayınları, Birinci Basım 2026, Sayfa 68)
*****
Seneler içinde kendi senaryomuzu oluşturmuş olsak da bütün detaylar konusunda hemfikir değildik. (Camilla Barnes, Her Zamanki O Öldürme Arzusu, Ayrıntı Yayınları, Birinci Basım 2026, Sayfa 88)
*****
Bir film için sözleşme imzaladığımı söylesem böbürleniyor olacaktım. İsmini bildikleri bir oyuncudan ya da yönetmenden bahsetsem ünlüleri tanıyor olmakla hava atmış olacaktım. Değer yandan, boşta olduğumu, ünlü hiç kimseyi tanımadığımı ve paramın olmadığını söylesem annem oyuncu olmayı istememin en başından beri bir hata olduğunu her zaman söylediğini bana hatırlatacaktı. “Doğru düzgün bir mesleğin eğitimini alsan çok daha iyi olurdu. Oyunculuğu daha sonra, emekli olunca yapardın. Gerçi ablanın da öyle aman aman bir meslek sahibi olduğu söylenemez…” Bir Hollywood yıldızı olmamıştım ama zaten bunu hiçbir zaman istememiştim. (Camilla Barnes, Her Zamanki O Öldürme Arzusu, Ayrıntı Yayınları, Birinci Basım 2026, Sayfa 89)
*****
Looey’le sinemaya gittiğimiz o akşamlara kesinlikle benzemiyordu. (Camilla Barnes, Her Zamanki O Öldürme Arzusu, Ayrıntı Yayınları, Birinci Basım 2026, Sayfa 101)
*****
Sonra Fısıldayan Şövalyeler, Looey ve Batı Yakasının Hikâyesi geldi aklıma. (Camilla Barnes, Her Zamanki O Öldürme Arzusu, Ayrıntı Yayınları, Birinci Basım 2026, Sayfa 109)
*****
“Büyük uykuya daldın, evlat” dedi babam Humpprey Bogard sesiyle. (Camilla Barnes, Her Zamanki O Öldürme Arzusu, Ayrıntı Yayınları, Birinci Basım 2026, Sayfa 137)
*****
Çoğunlukla operaya ya da konsere, nadiren de tiyatroya giderlerdi; sinemaya (Odeon Sineması’nda A Bridge Too Far [Uzaktaki Köprü]) sadece bir kere gitmişlerdi. (Camilla Barnes, Her Zamanki O Öldürme Arzusu, Ayrıntı Yayınları, Birinci Basım 2026, Sayfa 145)
*****
“Bunu sorman çok garip. Tuhaf bir rüya gördüm. Çok netti. Film gibi. …” (Camilla Barnes, Her Zamanki O Öldürme Arzusu, Ayrıntı Yayınları, Birinci Basım 2026, Sayfa 167)
*****
“… Elbette hem ebeveynlerinin hem de çocuklarının kendilerine ait A ve B senaryoları var.” (Camilla Barnes, Her Zamanki O Öldürme Arzusu, Ayrıntı Yayınları, Birinci Basım 2026, Sayfa 186)

Cemal Türker

Bu Şevkiye, bu Toto, şuradaki Nisa hanımlara aittir, diye. Anılar düşler ayaklanmıştı çoktan.
Birden yerinden kalktı Gülistan Güzey, yüzüme hiç bakmadan, fakat arkasından geleceğimden emin, sahneye doğru ilerlemeye başladı.
…
“Baştan alalım Cemal Bey, ne dersiniz?” dedi Gülistan hanım. (Cemal Türker, Teşrin Fırtınası / Ertesi Gün Diye Bir Şey Yoktu, Benseno Yayınları, 4. baskı, Haziran 2006, Sayfa 99)
*****
Cahit Irgat, eski, çoktan unutulmuş bir oyunda yitirdiği repliği bulmuştu. (Cemal Türker, Teşrin Fırtınası / Ertesi Gün Diye Bir Şey Yoktu, Benseno Yayınları, 4. baskı, Haziran 2006, Sayfa 100)
*****
Alev Sezer, Nisa Serezli, Hüseyin Kutman, Muazzez Kurtoğlu, Yüksel Gözen, Kerem Yılmazer, Duygu Ankara, Güzin Özipek, Ayfer Feray, Fatoş Balkır, Turgut Boralı, Kamuran Usluer, Birsen Kaplangı, Aliye Rona, Haluk Kurtoğlu… Hepsini tanıyordum. (Cemal Türker, Teşrin Fırtınası / Ertesi Gün Diye Bir Şey Yoktu, Benseno Yayınları, 4. baskı, Haziran 2006, Sayfa 101)
*****
Kulis kapısından Altan Erbulak ile Cahide Sonku’nun bana doğru yürümeye başladıklarını gördüm.
…
Ayşen Gruda, Uğur Yücel, Yalçın Otağ, Erol Evgin, Nükhet Duru, Hadi Çaman, Turgut Boralı, Adile Naşit bir ağızdan şarkıya başlamışlardı bile… Nükhet Duru elimin tuttu. (Cemal Türker, Teşrin Fırtınası / Ertesi Gün Diye Bir Şey Yoktu, Benseno Yayınları, 4. baskı, Haziran 2006, Sayfa 102)

Cemal Ünlü

Telefonda konuştuğu kimse tiyatro, sinema, balo kıyafeti kiraya veren, zengin bir gardırobu olan terzi Sedefciyan’dı. (Cemal Ünlü, Altın Post, Yapı Kredi Yayınları, 1. baskı: İstanbul, Ağustos 2026, Sayfa 135)

Bir yanıt yazın

Sinemacılık ve Filmcilik Yararına Bağımsız İletişim Platformu