Sadi Çilingir tarafından yazılmış tüm yazılar

Hepsi Gerçek: Anlatanadam İbrahim Türker’den Hafızanın İzinde Gülümseten Hikâyeler

Hikâyelerini sahnede anlatmaya alışkın olan İbrahim Türker, bu kez okurla sayfalar üzerinden buluşuyor. Türker’in gerçek yaşamından yola çıkan öykülerini bir araya getirdiği Hepsi Gerçek, Destek Yayınları etiketiyle yayımlandı. Çocukluk anılarından mahalle hayatına, yazlık kasabalardan aile içindeki unutulmaz anlara uzanan kitap; geçmişe mizah, ve hüzünle bakıyor. Türker, yaşandığı anda büyük görünen ancak yıllar sonra küçülen olayların bıraktığı izleri anlatırken, hafızanın gerçeği nasıl yeniden büktüğünü de hikâyelerinin merkezine taşıyor. Yazarın “artırılmış gerçeklik” olarak tanımladığı anlatım biçiminde anlatıcının dokunuşuyla yaşananların bıraktığı etki görünür hale geliyor.

Hepsi Gerçek: Anlatanadam İbrahim Türker’den Hafızanın İzinde Gülümseten Hikâyeler yazısına devam et →

Balyoz ve Özgürlük / Tavuk

György Pálfi’nin kategorilere sığmayan sıra dışı son denemesi ‘Tavuk / Kóta’yı izlerken ve yazarken gençlik yıllarımızda rol modelim olmuş rahmetli Onat Kutlar’ı anmadan edemedim. Yazının başlığı da onun 15 Ocak 1983’te kaleme aldığı ve daha sonra ‘Yeter ki Kararmasın’ adlı kitabında yer verdiği makalesinden alınmadır. Kutlar sözlerine, 70’li yılların devrimci gençlerinin ortalıktan çekilmesi ya da işkenceler altında trajik yok oluşunun ardından bir soruyla başlar ve bu soru eski Yugoslavya vatandaşı yönetmen Aleksader Ilić’in 1977 yapımı kısa başyapıtı ‘Balyoz / Malj’ ile buluşur.

Kutlar şöyle devam eder: “‘Balyoz’ bize çağdaş (!) yöntemlerle her gün çok sayıda civciv üreten bir işletmeyi gösterir. Üzerinden binlerce civcivin geçtiği geniş bir bandın iki yanında ‘kapo’ları andıran seçici kadınlar durur ve sağlam (!) civcivleri ayırırlar. Bozuk, sakat veya ölü olanlar bantta bırakılır ve az ilerde yumurta kabuklarıyla karışık olarak bir varile dökülürler. Bantın üzerinde sapsarı, birer küçük ışık yumağı gibi yavrular, yaşamak için seçilmeyi beklerken, birden bir kara civciv görünür aralarında. Sapasağlamdır ama kurala uygun değildir. Acımasız bir el iterek bant üzerinde bırakır onu. Yürüyen bant üzerinde uçuruma doğru sürüklenen yavru kurtulmak için geriye doğru hızla koşar. Eller yeniden iter onu. Bu umutsuz çaba küçük civciv yumurta kabukları ile birlikte varile düşene kadar sürer. Sonra üzerine, varilde çok yer kaplamasın diye, düzenli aralıklarla işleyen bir balyoz iner. Ancak filmin sonu umutsuz değildir: avluda, arabalara yüklenmek için bekletilen varillerden birinde kimsenin farketmediği bir kıpırtı görülür. Kara civciv, yumurta kabuklarının arasından başını çıkarır ve özgürlüğüne doğru hızla yol almaya başlar.”

Festival anılarımızda özel bir yeri olan ‘Hıçkırık / Hukkle’ (2012) ve ‘Taxidermia’ (2006) ile gönüllerimize girmiş olan Macar sinemacı, halen otokrat bir idareyle yönetilen Macaristan’da değil de, Almanya ve Fransa ile birlikte yapımı fonlayan Yunanistan’da, Yunan oyuncularla ve Yunanca çektiği yeni filminde, eski Yugovlavya’nın artık hayatta olmayan usta sinemacısından devraldığı bu kısa ancak benzersiz mirasın izinde hikâyenin sonrasını anlatıyor. Öykünün ana karakteri olan kara civciv yumurtadan çıktığında, bu defa nasıl olduysa gözden kaçıyor. Ancak nakliye tırında sürücünün ‘bizim patron bunu almaz’ diyerek, cin bakışlı kara tavuğu lezzetli bir çorba yapılmak üzere karısına götürmeye karar veriyor. Bir mola anında çöplükte yiyecek arayan

kuşların izini sürerken firar eden kahramanımız, önce üretim tesisindeki hapislikten, sonrasında kesilmekten kurtulmuştur belki ama dışarısı binbir tehlikeyle doludur. Onu marketin içine kadar kovalayan aç tilkiden son anda kurtulur ve gün doğduğunda ilk kez ayak bastığı uçsuz bucaksız yollarda dünya ahvali ile yüz yüze gelir. Bir gösteri yürüyüşü sırasında öfkeli protestoculara, copları ve kalkanları ile engel olmaya çalışan polisler arasında kalır. Mısır yüklü bir kamyonun kasasında karnını doyurur. Kırlık alanda solucanların peşinde tarla faresi ve tepedeki alıcı kuşla rekabete girer. Ve nihayetinde, siyah bir bekçi köpeğinin ağzında epeyce bir hırpalandığında sahile nazır mekânın sahibi yaşlı adamın (Yannis Kokiasmenos) koruması altına girer.

Kara tavuk burada yeni bir düzen içindedir. Hayati tehlikelerden uzaktır belki ama büyücek bir kümesin içine tıkılı kalmış durumdadır. Kümes sakinlerinin zorbalığına maruz kalır önce. Yumurtaları her sabah düzenli olarak toplandığından üreme arzusunu da ertelemesi gerekecektir. Lakin gözü hep dışarda, bir kez tatmış olduğu özgür hayattadır. Kümesten kaçma yolunu bulduğunda yine yakalanıp dört duvar arasına girmek zorunda kalır. Şaşkın bakışlarıyla mekanda yaşayanların kavgasına gürültüsüne; yaşlı adamın kızının (Maria Diyakopanayotou) işi beyaz eşya kaçakçılığından insan kaçaklığına döndürmüş olan sevgilisi (Argyris Pandazaras) ve ortaklarının kirli oyunlarına tanıklık eder. Sahilden botla alınan göçmenler ile kara tavuğun benzer kaderi arasındaki paralelliğe ise bizler şahit oluruz. Kara tavuğumuzun herkesin birbirinin kuyusunu kazdığı bu acımasız dünyada bir yudum mutlu olma şansı olacak mıdır, orasını da filmi izleyecek olanlara bırakalım.

Aradan geçen 20 küsur yıllık zaman içinde, özgürlük ateşinin sönmediği genç sinemasını hep korumuş olan, her eserinde daha iyi bir dünya özlemini dile getiren Pálfi, kategorilere sığmayan bu çizgi dışı denemesinde Hollywood’daki benzerlerinin aksine ‘robot modeller’, bilgisayar ya da yapay zekâ destekli bir müdahale olmaksızın gerçek tavukları oynatmış. Özel eğitmenleriyle çalışan ve son jenerikte adlarına da yer verilen 8 ayrı tavuğun performansı, usta görüntü yönetmeni Giorgos Karvelas’ın yakın planları, Ozu usulü öznenin göz hizasından çekimleriyle son derece gerçekçi kılınmış. Pálfi’nin müzik kullanımı da hayli çeşitli ve sürükleyici. Macar besteci Szabolcs Szöke’nin tınıları, mekân ile özdeşleşen Yunan popüler müziğinden ezgilere karışıyor. ‘Nilüfer’den ‘Ta Uzak Yollardan’ sözleriyle dinlediğimiz şarkının aslı olan ve özgün bestecisi Manolis Agelopoulos tarafından yorumlanan ‘Tu Mavra Matia Sou’ ya da Maurice Ravel’in ünlü ‘Bolero’sunun The Swingle Singers yorumu, tavukların ve tüm ezilen canlıların trajikomik hallerine eşlik ediyor.

(21 Eylül 2026)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Yapı Kredi Yayınları’nda Son Çıkanlar: 17 – 18 Eylül

Yapı Kredi Yayınları, 17 – 18 Eylül’de Alberto Manguel’in Homeros’un İlyada ve Odysseia’sı: Bir Biyografi, Christopher Isherwood’un Akşam Vakti Dünya, Burcu Pelvanoğlu’nun Halef Asaf: Türk Resim Sanatında Bir Dönüm Noktası, J. K. Rowling’in Potter Cep Kitapları: Dobby, ve Potter Cep Kitapları: Hagrid, ve Sibel Şengül’ün Beri Bak Çocuk adlı kitaplarını yayınlıyor. İlk kadın ressamlarımızdan Hale Asaf, Osmanlı’nın son dönemlerine ve Cumhuriyet’in ilk yıllarına rastlayan kısa ve sıradışı hayatında İstanbul’da, Paris’te, Berlin’de ve kısa bir süre de Bursa’da yaşadı, çalıştı, az sayıda ama etkileyici eserler üretti.

Yapı Kredi Yayınları’nda Son Çıkanlar: 17 – 18 Eylül yazısına devam et →

Ferhan Baran Yazıyor: Bilinmeyen / İçimdeki Yabancı

Mayıs ayında Cannes’da dünya prömiyerini yapan Arthur Harari imzalı ‘İçimdeki Yabancı / L’Inconnue’ fantastik sinemanın gözde ‘beden değiştirme’ teması üzerine inşa edilmiş. Film, 40’lı yaşlardaki fotoğrafçı David Zimmerman’ın (Niels Schneider) Paris sokaklarının dünü ve bugününü karşılaştıran antolojik çekimleriyle açılıyor. Aynı gece ressam arkadaşının maskeli balo partisi eşlikli resim sergisine katılan David’in, eğlencenin doruğunda peşinden … Devamı…»

Ferhan Baran Yazıyor: Derin Devletin Kanlı Oyunları: Saldırı

Adam Wingard imzalı ‘Saldırı / Onslaught’ bir western atmosferinde açılıyor. Issız çölün ortasındaki ilk sahnede, eski ordu mensubu keskin nişancı Celeste’i (Adria Arjona) içi boşaltılarak korkunç ve gülen yüzler şeklinde oyulmuş Halloween bal kabaklarına atış talimi yaparken izliyoruz. Derken tepede beliren askeri helikopterin silah seslerine karışan gürültüsü genç kadını Ortadoğu’da savaştığı dehşet anlarına … Devamı…»

Tarık Akan, 10. Ölüm Yıl Dönümünde Bakırköy’de Anılacak

Sinemamızın unutulmaz sanatçısı ve Özel Taş İlkokulu ve Ortaokulu’nun kurucusu Tarık Akan, 16 Eylül Çarşamba günü vefatının 10. yılında ailesi, öğrencileri, öğretmenleri, velileri, sanatçı dostları ve Bakırköy halkının katılımıyla düzenlenecek etkinliklerle anılacak. Sanat ve kültür hayatına kazandırdığı onlarca unutulmaz film, ilerici düşünceleri ve eğitim alanındaki öncü yaklaşımıyla hafızalarda yer edinen Akan’ın insani ve düşünsel değerleri, kurucusu olduğu Özel Taş İlkokulu ve Ortaokulu’nun kültür ve ilkelerinde yaşatılmaya devam ediyor.

Tarık Akan, 10. Ölüm Yıl Dönümünde Bakırköy’de Anılacak yazısına devam et →

Video Oyunu ile Sinemanın Parlak Evliliği / Resident Evil

Video oyunlarının sinema uyarlamaları ve bitmez tükenmez devam filmlerine pek sıcak bakmadığım bilinir. 20 küsur yıllık tarihi olan ‘Resident Evil’in yeni sürüm beyazperde uyarlamasını ilk duyduğumda burun kıvırdığımı da hatırlıyorum. Ancak yönetmenlik koltuğunda Zach Cregger adını görünce filme kayıtsız kalmam mümkün olmadı. Zira, 1981 doğumlu oyuncu ve yazar / yönetmenin sinema dünyasında ilgiyle karşılanan 2022 yapımı çalışması ‘Barbarian’ın, Hitchcock’un ‘Sapık / Psycho’sundan esinli ilk bir saatlik bölümünün usul usul yükselen gerilim duygusunu çok sevmiştim. Cregger, geçtiğimiz yıl adaylık listelerinde yıldızı parlayan ve Amy Madigan’ın parlak yorumuyla Oscar heykelciğine uzanan ‘Silâhlar / Weapons’ ile başarısının tesadüfi olmadığını da kanıtladı. Grimm kardeşlerin ürkütücü masallarının izini süren karmaşık yapıyı çoklu karakterlerin farklı bakış açılarından aktarma yolunu seçen ‘Weapons’, gecenin bir yarısında evlerinden çıkarak karanlığa karışan tam 17 çocuğun hikâyesinde, şeytani bir gücün elinde en masumların dahi öldürücü silâhlara dönüşebildiğini anlatıyordu.

Cregger bu defa markalaşmış bir video oyununun küllerinden yepyeni ve yaratıcı bir evren yaratmaya soyunmuş. Oyunda temel öykü, hükümetle işbirliği halindeki tekinsiz Umbrella Corporation eliyle tehlikeli virüsler ve biyolojik silâh deneyleri yapılan Raccoon City’de beklenmedik bir biçimde ortaya çıkan zombi salgınları ve buna karşı verilen yaşam mücadelesini anlatır. Cregger serinin önceki bölümlerinde yer almış karakterleri bir kenara bırakmış ve yepyeni, özgün bir hikâye kurmuş.

Buz gibi bir gece yarısı St. George hastanesine gelen medikal kuryeye bölge dışındaki Raccoon City’ye acilen götürülmek üzere yeni bir sipariş öneriliyor. Gecenin geç saatinde sıcak evine dönmek varken karlı buzlu yollarda bir teslimat daha almaya gönlü olmayan ama iki misli ücret teklif edilince işi kabûl eden Bryan (Austin Abrams) giderek bastıran tipinin izinde yol alırken, kız arkadaşı ile mesajlaşmalarından derdinin büyük olduğunu anlıyoruz. Film boyunca yüzünü hiç görmeyeceğimiz Michelle hamiledir ve bebeği dünyaya getirip getirmemek konusunda ısrarla Bryan’ın fikrini öğrenmek ister. Bir yandan yolla cebelleşirken öte yandan hayati bir mesele karşısında çaresiz ve ürkek kalan genç adam gecenin ıssızında aniden yola çıkan bir kadına çarpar. Kaza sonrası olay yerinden uzaklaşmayarak karın üzerindeki kan izlerini takip eder ve yaralı kadını arabasına koyarak hastaneye götürmek için harekete geçer. Hiç konuşmayan yaralının bakışları ve davranışları bir tuhaftır. Derken devriye polis olaya el koyar. Bryan olayı anlatır, memuru ikna eder, ancak ikisinin de bilmedikleri, değişim geçirmekte olan yaralı kadının kurban değil çevresindekileri yok etmeye hazırlanan bir yaratık olduğudur. Bundan sonrası Bryan’ın tek başına hayatta kalma mücadelesi üzerinedir, ancak her ne olursa olsun kendisine teslim edilen yüksek öncelikli teslimatı adrese ulaştırmalıdır.

Zamanında ‘Resident Evil’ müptelâsı olduğunu ifade eden yönetmen Cregger, video oyununu kendi arzu ettiği biçimde oynamak istemiş. Buradan yola çıkarak Bryan karakterini, konsolun başına geçen şahsının oyun esnasında vermiş olduğu reaksiyonlar üzerinden geliştirmiş, serinin askeri donanımlı güçlü kuvvetli karakterleri yerine, ufak tefek, çelimsiz, kendi halinde vatandaş tiplemesini yaratmış. Üstelik, değişmekten, olgunlaşmaktan korku duyan genç adamın çocuk sahibi olma konusunda endişelerinin bir ölçüde kendi kişisel kaygılarıyla da örtüştüğünü itiraf etmekten de çekinmiyor. Daha öncesinde eline doğru dürüst silâh almamış genç kurye öylesine akıl almaz tuzaklara göğüs germek, öylesine ürkünç oluşumlarla mücadeleye etmek zorunda kalıyor ki, bir an şöyle bir dönüp olan bitenin gerçek mi ya da düş mü olduğu konusunda tereddüt etmekten kendini alamıyor.

Ve Cregger bu atmofer içinde, serinin kadim hayranlarının tepkisini de göze alarak, kendi olağanüstü evrenini kuruyor. Film bir an bile hız kesmiyor. Genç sinemacı tek gecede tam zamanlı geçen hikâyesinde, sadece 90 dakikalık bir süre içinde izleyiciyi bir hız trenine bindiriyor ve finale kadar indirmiyor. Fazla kan revandan rahatsız olanları uyarmak isterim ancak Cregger’in sinema duygusu sinmiş pırıl pırıl yaratıcılık içeren sahne düzenlemelerine, tıpkı ustası Hitchcock misali hınzır mizah unsurlarını başarıyla eklemlediğini belirtmek isterim. Radikal bir biçimde beyazperdeye yeniden aktarılan, korku – gerilim sinemasının son dönemdeki zirvelerinden biri olan ‘Resident Evil’, karla kaplı Prag sokaklarının kan gölüne dönüştüğü ya da Raccoon hastanesinin doğum koğuşundaki mahşeri sekanslarda ustalığını kanıtlayan Darius Wolski’nin CGI destekli dehşetengiz set tasarımları, Hays ve Ryan Holladay biraderlerin gerilimi tetikleyen tekinsiz müzik çalışmalarıyla sivriliyor.

Bitirirken, ‘Silâhlar’da polisten kaçan uyuşturucu müptelâsı rolünde tanıdığımız Abrams, ana karakter Bryan’ın insani ölçekteki tüm şaşkınlığını başarıyla veren harika bir oyun çıkardığını es geçmeyelim. Bir Dustin Hoffman ışığı gördüğüm genç oyuncuyu, Ekim ayı içinde gösterime girecek olan ‘Balina Düşüşü / Whalefall’da babasının cenazesini okyanustan çıkarmak için dalış yaptığı sırada devasa bir balina tarafından yutulan, memeli deniz hayvanının karnında kısıtlı bir oksijenle yeni bir hayatta kalma mücadelesi veren dalgıç Jay Gardiner olarak izleyeceğimizi müjdeleyelim.

(18 Eylül 2026)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Bu Bir Film: Resident Evil

Genç kuşak, “Resident Evil”in bir oyun, hem de çok sevilen, neredeyse tüm seviyelerinin oynandığını biliyor. Benim kuşağım ise sinema üzerinden tanıyor. Gerek izlerken gerekse yazmaya başlamadan yaptığım kısa bir gezinti sonrasında hemen herkes “oyun” üzerinden yorumlamış.

Zach Cregger, tarzını tümüyle yansıtmış ve ortaya film gibi film çıkmış. Gerek kamera hareketleri, gerek ışıklandırma, gerek mekân kullanımı, gerek sessizliğin ürkütücü sesi, gerekse de oyuncu (gencecik Austin Abrams taşıyor filmi başından sonuna) çok başarılı. Hepsini bir araya getirince izlediğiniz, bildiğiniz “oyun”dan çıkıp bir beyazperde şölenine dönüşüyor: Hızlı, korkutucu, yalın ve bir o kadar sakin…

Gregger, filmi, gerçekten sürükleyici, merak ettiren, izleyiciyi bir an bile boş bırakmayan bir düzeye çıkartmış. Oyuncuların başarısı “sus”ları iyi oynayıp oynamadığıyla ölçülür, burada film sessizliğiyle gerçekten bir “sus”lar cenneti. Yetinmeyen bir yönetmen olduğunu (daha önce çektiği korku filmlerini hatırlarsanız) bilirsiniz. Titizliğini de katınca tam bir seyirlik film olmuş. Sahi, ben korku filmlerini sevmem, hele de böyle iğrenç yaratıklı olanları hiç, ama inanır mısınız, filmi büyük bir heyecan içinde (tamam, tırnaklarımı kemirmedim, bir iki kez koltuktan da sıçradım) izledim.

Bryan’ın (Austin Abrams) tıbbi kurye olarak uzak bir kente giderken, yolu aydınlatan far ışığında eşiyle yaptığı telefon konuşmasında yalnızlığın insanın içine saplanması çok etkiledi beni. Gerçekten telefonda eşiyle konuşuyor ama kafasında onlarca soru işareti geçiyor; onun yalnızlığı seyirciye geçiyor. Sonrasında zaten siz de filmdesiniz zaten.

(18 Eylül 2026)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com

Robu 404 Filminden Çocuklara Müzik, Neşe ve Dans Dolu Şarkı ve Klip: Deniyorum

Çocukların iç dünyasına, kendilerini keşfetme heyecanına ve dostluğun gücüne dokunan CB Medya imzalı Robu 404 filminden neşe ve coşku dolu yeni bir dans klibi yayınlandı. Film, eğlenceli şarkısı ‘Deniyorum’ eşliğinde çekilen ve müzik, ritim ile mutluluğun tavan yaptığı klip, çocukların Robu’yla ne kadar çok eğleneceğinin ve salonlarda yükselecek neşeli kahkahaların habercisi olacak. Film, 02 Ekim Cuma günü seyirciyle buluşacak.

  • Basın Bülteni
  • Klibi izlemek için tıklayınız.
  • Fragmanı izlemek için tıklayınız.
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

Robu 404 Filminden Çocuklara Müzik, Neşe ve Dans Dolu Şarkı ve Klip: Deniyorum yazısına devam et →

Night City’nin En Çılgın İkilisi Geri Döndü: Cyberpunk: Edgerunners Çılgınlığı

Dünya çapında büyük bir hayran kitlesine ulaşan Cyberpunk: Edgerunners evreni, Cyberpunk: Edgerunners Çılgınlığı ile Rebecca ve Pilar’ın geçmişine uzanıyor. Bartosz Sztybor’un hikâyesini yazdığı, Asano’nun çizdiği manga, iki kardeşin edgerunner olmadan önceki yaşamını Night City’nin tehlikeli sokaklarında anlatıyor. Rebecca ve Pilar’ın para, silahlar, çeteler ve tehlikeli işler arasında geçen hikâyesi; kardeşlik bağlarını, hayallerini ve Edgerunners dünyasında tanıdığımız karakterlere nasıl dönüştüklerini ortaya koyuyor. Rebecca’nın edgerunner olma hayali ve Pilar’la kurduğu ilişki, manganın merkezinde yer alıyor.

Night City’nin En Çılgın İkilisi Geri Döndü: Cyberpunk: Edgerunners Çılgınlığı yazısına devam et →

14. Boğaziçi Film Festivali’nde Yarışma Başvurularının Sona Ermesine Sayılı Günler Kaldı

Türkiye’nin prestijli festivali 14. Boğaziçi Film Festivali, sinemacıları ulusal ve uluslararası yarışmalarıyla buluşturmaya hazırlanıyor. 08 – 15 tarihleri arasında yapılacak festivalin yarışma başvurularının sona ermesine sayılı günler kaldı. 14. Boğaziçi Film Festivali, ulusal ve uluslararası yapımları farklı yarışma kategorilerinde sinemaseverlerle buluşturacak. Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda 01 Ocak 2025 tarihinden sonra tamamlanmış olan filmler değerlendirmeye alınacak. Yarışmada En İyi Film Ödülü’nün yanı sıra yönetmenlik, senaryo, oyunculuk, görüntü yönetimi ve kurgu dallarında da çeşitli ödüller takdim edilecek.

14. Boğaziçi Film Festivali’nde Yarışma Başvurularının Sona Ermesine Sayılı Günler Kaldı yazısına devam et →

Uluslararası Yapım Şirketi Rozam’ın Türkiye’deki İlk Projesi Soy Filminin Teaser’ı Yayınlandı

Geçmişten bugüne uzanan kadim bir lanetin izini süren Soy, Türkiye’nin güçlü oyuncularını karanlık ve gizemli bir hikâyede buluşturuyor. Farah Zeynep Abdullah, Barış Arduç, Mehmet Yılmaz Ak, Özge Özacar ve Tamer Levent’in başrollerini paylaştığı filme Tûba Büyüküstün konuk oyuncu olarak eşlik ediyor. Zaman ve hafıza temaları etrafında şekillenen mistik gerilim – korku filmi Soy, 09 Ekim 2026 tarihinde ülke sinemalarımızda gösterime girecek.

  • Basın Bülteni
  • Teaserı izlemek için tıklayınız.
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

Uluslararası Yapım Şirketi Rozam’ın Türkiye’deki İlk Projesi Soy Filminin Teaser’ı Yayınlandı yazısına devam et →

Charlie & Harper: Her Şeye Rağmen

Mac Eldridge ile Tom Dean’ın yönettiği ve Emilia Jones, Nick Robinson, Nicholas Cirillo ile Jessica Blackmore’un oynadığı Charlie & Harper: Her Şeye Rağmen (Charlie Harper), 25 Eylül 2026’da TME Films tarafından vizyona çıkarıldı.
Harper ve Charlie, yeni bir gelecek kurma umuduyla evlerinden ayrılıp yeni bir şehre taşınır. Harper şeflik kariyerinin peşinden tutkuyla giderken, Charlie belirsizlik yaşar ve giderek partnerinden kopmaya başlar. Hayatlarındaki dengesizlik, sağlam olan bağları üzerinde giderek baskı yaratırken, birbirlerinden uzaklaşmaya başlayan çifti, aşkın yaşanan her şeye rağmen yeterli olup olmadığını sorgulamaya iter.

  • Basın Bülteni
  • Fragman
  • IMDb
  • Korkut Akın Yazıyor

Charlie & Harper: Her Şeye Rağmen yazısına devam et →