İçimdeki Ses, Çocuklar Gülsün Diye Galadan Vazgeçti

Engin Günaydın’ın senaryosuna imza attığı ve başrolünde oynadığı, komedi filmi İçimdeki Ses, gala yerine Çocuklar Gülsün Diye Derneği’ne bağış yapıyor. Filmin yapımcıları gala yapmayarak, gala gecesi için ayrılan bütçenin tamamını, başkanlığını Gülben Ergen’in üstlendiği Çocuklar Gülsün Diye Derneği’ne bağışlamaya karar verdiler. Yapılan bağış, Türkiye’de okul öncesi eğitimin yaygınlaştırılmasına katkıda bulunmayı amaçlayan dernek çalışmalarında kullanılacak.

TMMOB Mimarlar Odası Belgesel Sinema Kulübü, Kuş Evi Belgeselini Gösteriyor

TMMOB Mimarlar Odası Belgesel Sinema Kulübü’nün bu haftaki etkinliğinde 23 Ocak 2015 Cuma günü saat 17:00 ve 19:00’da Khoo Eng Yow’un yönettiği Kuş Evi adlı belgesel film gösterilecek. Malezya yapımı filmin konusu şöyle: Küçük Melaka kasabasında iki kardeş savaş öncesinden kalmış evlerini paylaşamazlar. Hua, evi kuş yuvasına çevirmek, kardeşi Keat ise antikacı dükkânı olarak kullanmak istemektedir. Ev gibi yaşlanan babaları konuşmasa da her şeyi hissetmektedir.

Peker Açıkalın: İntikam Almaya Gidiyorum, Akşama Bir Şey Lazım mı?

Peker Açıkalın, Kinyas karakterine hayat verdiği Polis Akademisi: Alaturka’da sinirli komik oluyor. Tek hayali, hayatını karartan Beton Haşmet’ten intikam almak olan seri katil, bu yolda emin ama talihsiz ve bir hayli komik adımlarla ilerlerken izleyenleri kahkahaya boğmayı da ihmal etmiyor. Bugüne kadar beşten fazla komedi filminde birlikte rol alan ve sinemaseverleri gülmekten kırıp geçiren Mehmet Ali Erbil ile Peker Açıkalın’ın, 2015 sürprizi Polis Akademisi: Alaturka oldu.

Annemin Şarkısı Bu Hafta Levent Kültür Merkezi’nde Gösteriliyor

Yeni Sinema Hareketi ve Beşiktaş Belediyesi tarafından düzenlenen, Her Cuma Yeni Sinema etkinliği kapsamında, Erol Mintaş’ın Annemin Şarkısı filmi bir hafta boyunca Levent Kültür Merkezi’nde gösteriliyor. 23 Ocak Cuma günü saat 19:00’da başlayacak gösterimin ardından yönetmen Erol Mintaş izleyicilerin sorularını yanıtlayacak.Etkinlikte 30 Ocak Cuma günü Maryna Er Gorbach ve Mehmet Bahadır Er’in Sev Beni filmi gösterilecek.

Nadia’nın Yolculuğu

Cezayir asıllı Kanadalı gazeteci Nadia Zouaoui, çocuk gelinler sorununa dikkat çektiği filmiyle bu ay Eskişehir ve Ankara’da. Zouaoui’nin yaşamından yola çıkarak çektiği Nadia’nın Yolculuğu adlı film 27 Ocak’ta Eskişehir Zübeyde Hanım Kültür Merkezi’nde, 28 Ocak’ta ise Ankara Cer Modern’de ücretsiz gösterilecek. Yönetmen, Kanada Büyükelçiliği ve Uçan Süpürge’nin ortak organizasyonuyla gösterimlerin ardından seyircileriyle bir de söyleşi yapacak.

Nadia’nın Yolculuğu yazısına devam et

Oğuz Oktay’ı Kaybettik

Dr. Siyami Ersek Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tedavi gören tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu, 76 yaşındaki Oğuz Oktay, 21 Ocak 2015 Çarşamba günü hayatını kaybetti. Sanatçının rol aldığı sinema filmleri arasında Seni Bekleyeceğim, Abdülhamit Düşerken, Kurbanlık, İncir Çekirdeği, Bir Medeniyet Rüyası, Mahpeyker: Kösem Sultan, Şenlikname: Bir İstanbul Masalı, Fetih 1453, İksir: Dedemin Sırrı gibi filmler var. Cenazesi, 22 Ocak 2015 Perşembe günü (bugün), Erenköy Galip Paşa Camii’nde öğle namazını müteakip kılınan cenaze namazı sonrasında defnedildi. Merhuma tanrıdan rahmet, kederli ailesine sabırlar dileriz.

Kederli Timbuktu Şehrinde İslam

Timbuktu
Yönetmen: Abderrahmane Sissako
Senaryo: Abderrahmane Sissako-Kessen Tall
Müzik: Amine Bouhafa
Görüntü: Sofian El Fani
Oyuncular: Ibrahim Ahmed (Kidane), Abel Jafri (Abdülkerim), Toulou Kiki (Satima), Layla Walet Mohamed (Toya), Mehdi A.G. Mohamed (Issan), Hichem Yacoubi (Cihatçı), Kettly Noël (Zabou), Fatoumata Diawara (Şarkıcı Fatou), Adel Mahmoud Cherif (İmam), Mamby Kamissoko (Cihatçı), Yoro Diakité (Cihatçı), Cheik A.G. Emakni (Omar), Zikra Oualet Moussa (Tina), Weli Cleib (Yargıç), Djié Sidi (Yargıç), Damien Ndjie (Abu Jaafar)
Yapım: Les Films du Worso-Dune Vision (2014)

Abderrahmane Sissako’nun Afrika’nın antik şehrinde geçen filmi “Timbuktu”, İslamcı terörü tam kalbinin içinden yansıtıyor. Bu film, Cannes’da iki ödül birden kazanan değerli bir yapıt.

Moritanyalı yönetmen Abderrahmane Sissako’nun Mali’nin antik şehri Timbuktu’da halkın, İslamcı teröristlerin İslamcı kuşatması altında yaşadıklarını yansıtıyor. Kara mizah ve trajedi yüklü bu film. Onca acının ortasında gülünebilecek bir şeyler olabilir miydi? 21. yüzyılda, asırlarca öncesinin kurallarını uyguladığınızda ortaya ne çıkardı? İslamcı teröristler, renkli ve güzel Afrika halkları üzerinde İslamcı katı kuralları getirirken, günümüz teknolojisinden de bolca faydalanıyorlar. O teknolojiler, onların deyişiyle “kâfirler”in değil miydi? “Kâfirler”in son model pikap arabalarını, otomatik tüfeklerini, cep telefonlarını da kullanıyorlar bolca. Hayata hiçbir şey katmamış bu katı dinciler, katı kurallarıyla kara bulut gibi çöküyorlar bu güzel insanların üstüne. Avrupa’da Ortaçağ gerçekten karanlıktı. Engizisyon toplumlara neredeyse nefes aldırmıyordu. Ama bir şey oluyordu. O da, sanatın ve bilimin alttan alta gelişmesiydi. Rönesans aydınlanmasıyla beraber bu altyapılar yukarı fışkırdı ve Kilise’yi olması gereken yere itti. İslam Ortaçağı’nda, Hıristiyanlık Ortaçağı’ndaki gibi bir aydınlanma olma ihtimali var mıydı? Karanlıktan neyin çıkacağı hiç bilinmez. Ama bir şey fark ediliyor. İslam’ın asla Afrika’nın rengarenk ruhuyla buluşmadığı. İnsanlığın da doğduğu bu topraklar, renkli ve coşkulu insanlarıyla kendilerini nasıl mutlu hissediyorlarsa öyle yaşaması gereken topluluklar. Köle oldular, faşist yönetimler altında ezildiler, Batılıar tarafından iliklerine kadar sömürüldüler, katledildiler. Ama, hep renkli ve coşkulu kaldılar. İslam bile onların renklerini ve müziklerini bu yeryüzünden silemeyecek. Afrika, Ortadoğu’nun çölleri değil çünkü.

İslamcı katı kurallar…

Moritanyalı yönetmen Sissako, 1961 yılında Kiffa’da doğdu. Ailesi Mali’ye göç etti. Moskova’da sinema okudu. 1990’ların başından beri de Fransa’da yaşıyor. Sissako’nun 2014 yapımı sinemaskop “Timbuktu” filmi, 2014 Cannes Film Festivali’nde “Altın Palmiye” için yarıştı. Festivalden “Ekümenik” ve “Jüri” ödüllerini kazandı. Sissako’nun “Timbuktu” filmi ayrıca “En İyi Yabancı Film” dalında Oscar’a da aday oldu. Çok değerli bir film bu. Trajedenin içerisinden mizahı da çıkartan bu filmde zaman zaman korkudan titriyorsunuz. “Beni sokmayan yılan çok yaşasın” diyemiyorsunuz. Bu kara yılan çok yakınlarda.

Film, çölde bir antilobun korkudan kaçışı üstüne açılıyor. Sonra bir otomatik tüfek yerli halkın küçük heykellerine kurşun yağdırarak paramparça ediyor. Ardından kulağa aşina gelen müzik tınıları duyuluyor fonda. İslamcı terör örgütü, yerli halk ve çeşitli ülkelerden cihatçılarla Timbuktu’da İslamcı kuralları uygulamaya koymuşlar. Megafonlarla da ne yapmaları gerektiği sürekli haykırılıyor. Kadınlar asla çarçafsız ve eldivensiz sokağa çıkmamalı. İslamcılar kadınlardan niye bu kadar korkuyorlar? Bu korkularının nedeni neydi? Kadınlar, silgiyle silinen şey miydi? Kadınları eve hapsederek yaşamın dışında bırakınca faşizmlerini kolayca toplumun üstüne yağdırabilirlerdi. Kadınlardan korkuyorlar, çünkü onlar güçlü ve cesur. Kadınlar dört duvar arasından çıkmasın ve bebek doğurma fabrikasına, kuluçka makinesine dönüşsünler istiyorlar. Kadınlar güçlü oldukça başaramayacaklar. Sissako’nun bu filminde, balık satan kadınla şarkı söyleyen kadın Fatou hayat için umuttu. Kızların başörtüsününü savunmuştum üniversitede okuyabilsinler diye. Her şey başlarda yumuşak yumuşak mı geliyordu? İnsan hakları ve demokrasi her şeyden değerli değil miydi? İslamcılar futbolu bile yasaklıyorlar müzik gibi. Penaltı atışı sırasında eşek kalenin önünden geçiyor. Mizahın doruk anıydı bu. Bu eşek arada bir şehrin sokaklarında görünerek kendini hatırlatıyor seyircilere. Bir de Haiti’deki depremden sonra bu topraklara sığınmış “deli” kadın Zabou da var. Çatısız evde yaşıyor. Can yoldaşı da bir horoz.

Film hikâyesini, dincilerden uzakta duran sığır çobanı Tuareg Kitane ve ailesi üstünden anlatıyor. Kitane, çöldeki çadırda karısı Satima ve 12 yaşındaki kızları Toya’yla beraber yaşıyor. Kız babası olmaktan da mutlu Kitane. Bir de sığırlarını güden 12 yaşındaki yetim çocuk Issan var. Kitane ve ailesi bu yetimi çok seviyorlar. Kitane şehre indiğinde Ortadoğulu cihatçı Abdülkerim de hemen çadıra damlıyor. Abdülkerim, yanındaki cihatçı gençten araba sürmesini öğrenirken, yasak olan sigarayı da gizli gizli içiyor çölde. Abdülkerim, katı dini kurallar uygulayan bu örgütte zina bile yapmaya bile hazır. Satima ona yüz verirse eğer. Satima, bu filmdeki diğer kadınlar gibi güçlü ve cesur.

Öfke anından sonra…

Yoksulluğun ve geleceksizliğin sürdüğü bu toplumda bir sığır ve balık tutmak için bir ağ çok şey. Issan, sığırları nehirden geçirirken, hamile olan GPS adını verdikleri inek balıkçının ağına dolanıyor. Balıkçı mızrağıyla ineği boynundan yaralıyor ve çok geçmeden inek ölüyor. Issan koşarak çadıra geliyor ve Kitane’ye olayı anlatıyor. Tabancasını alıyor. Satima tabancasız gitmesini söylüyor, çünkü geride kızları var. Öfke trajediler yaşatıyor. Cihatçılar Kitane’yi tutuklayıp uyduruk mahkemelerinde yargılıyorlar.

Başka bir yerde başka bir trajedi yaşanıyor. Şarkı söyleyen kadın tutuklanıyor. Yargılanıyor ve kırbaç cezasına çarptırılıyor. Kırbaçlanırken şarkısını da söylemeyi sürdürüyor. Bu sahnede kadınlara saygınız çoğalıyor. Balık satan kadını da eldiven takmadığı için tutukluyor cihatçılar. Kadın onlara direniyor ve güçlü bir sesle kurallarının saçmalığını dile getiriyor. Sokakta cep telefonuyla konuşan kız da var. Onu uyaran cihatçı kıza göz koyuyor ve bir malmış gibi kızı annesinden istiyor. Haremini genişletecek herhalde. Filmdeki imamın bilge yaklaşımı Batı’ya karşı olumlu bir yansıma. Çünkü dindarla dinci çok farklıydı.

İlginç tesadüfler…

Kitane infaz edilmeden önce, motosikletli bir tanıdıkları Satima’yı infaz yerine götürüyor. İkisi de trajedilerini yaşıyorlar cihatçıların kurşunları altında. Geride kalan Toya ve İssan’a ne olacaktı? Filmde recm de gösteriliyor. Yani taşla infaz etme. Kuma gömüyorlar, başı da dışarıda bırakıyorlar. Halk da taş atıyor. Çok korkunç ölüm. Taşlamayla öldürme Yahudi geleneklerinde vardı. İsa, Maria Magdalena’yı Yahudilerin taşlarından kurtarmıştı. İnsanın kafası karışıyor. Yahudilerde olan bazı gelenekler Müslümanlara da yansımış sanki. Yahudiler, şabat günlerini, yani cumartesi günlerini kutsal sayıp hiçbir iş yapmıyorlar. Yapanlara da ceza veriyorlarmış kadim zamanlarda. Müslümanlarda da cuma günleri kutsal. Domuz eti yememe, oruç tutma, sünnet olma vs. ortak noktaları var bu iki dinin. İnsanın aklı epeyce karışıyor.

Filmin görselliği ve kurgusu, hem sade hem de çarpıcı. Sissako, filminin kurgusunu milimetrik yapmış. Her şey ölçüsünde. Sissako’nun bu filmindeki kurgu alıştırması ilham verici. Kamerayı hareketlerini de çoğunlukla sahnenin ruhuyla buluşturmuş. Bu filmindeki kamerayla ve kurguyla zihinsel sıçrama yaptırabiliyor yönetmen. Filmin müzikleri de muhteşem. Bu müzikleri ve şarkıları duyduğunuzda, Afrika müziksiz ve şarkısız kalmasın diyorsunuz. Sonda iki çocuğun belirsiz geleceklerine koşuşları da insanı gerçekten etkiliyor.

“Timbuktu” filmini gördükten sonra büyük Atatürk’e minnettarlığınız daha da çoğalıyor laik cumhuriyeti kurduğu için. Laiklik oksijendi. Bu değerli filmi görmeye çabalayın. Afrika’dan her daim filmler uğramıyor bu taraflara.

(29 Ocak 2015)

Ali Erden

ailerden@hotmail.com

* Kopenhag Kriterleri ve sol “Umut”, her zaman. Soylu Yunan halkına merhaba!…

İstanbul Modern’de 16 Ülkeden Video Sanatı ve Sanatçı Filmleri Sergileniyor

İstanbul Modern, 20 Ocak – 12 Mart 2015 tarihleri arasında güncel video sanatına odaklanan ve dünyanın dört bir yanından görsel sanatçıların hareketli görüntü, animasyon ve kısa filmlerini İstanbul’a taşıyan Uluslararası Sanatçı Filmleri’nin (Artists’ Film International) 2014 – 2015 yılı programına bir sergiyle yer veriyor. Küratörlüğünü Çelenk Bafra’nın yaptığı ve ekrandan izlenebilecek sergide 15 ülkeden sanatçıların son çalışmaları tematik seçkiler halinde gösteriliyor.

İstanbul Modern’de 16 Ülkeden Video Sanatı ve Sanatçı Filmleri Sergileniyor yazısına devam et